ESERİN YAZARI KONUSU DÖNEMİ TÜRÜ HAKKINDA

Veda adlı roman Çağdaş yazarımız Ayşe Kulin’in ilk baskısı 2007 yılında yapılan ve Everest Yayınları’ndan çıkan bir romanıdır.  Yazarın bu romanı ailesinin biyografisini roman olarak kaleme aldığı roman üçlemesinin ilk cildi olmaktadır. Yazar bu nedenle Veda adlı romanını annesi Sitare Hanım ve dedesi Ahmet Reşat Bey’e ithaf etmiştir.  Yazarın bu yoldaki ikinci kitabının adı ise “ Umut “ adlı romanıdır.

 Veda  adlı roman  Mondros Mütarekesi  sonra romanı, İtilaf Devletleri’nin  İstanbul’u işgal ettiği işgali 1920’li yıllarda Osmanlı Devleti’nin son maliye nazırlarından Ahmet Reşat Paşa’ın konağında  yaşanan  aşk ve milli mücadele yıllarındaki İstanbul aktarılmıştır. Romanın arka planında İstanbul’da mili mücadele taraftarlarının mücadeleleri dile getirilmektedir.

Veda romanı “ Esir Şehirde Bir Konak “  alt başlığını taşımakta bu roman  yazar “Ayşe Kulin’in aile hikâyesini üç nesil öncesinden başlayarak yarı kurgusal olarak aktarmaya başladığı üçlemesinin ilk kitabı” olmaktadır.

İstanbul, işgal kuvvetlerinin kontrolü altında bir şehir haline gelmişti.
Daha sonra Maliye Nazırı da olacak olan Ahmet Reşat Paşa eşi, iki kızı, yaşlı teyzesi ve konak çalışanlarıyla kendi halinde bir hayat içindeydi. Ahmet Reşat, İstanbul’da olan bitenleri ailesine yansıtmak istemiyor,  Padişahın emirleri doğrultusunda hükümet işleriyle uğraşıyordu.

Ahmet Reşat Paşa ‘nın konağı büyük bir konaktı ve Ahmet Paşa, konağın çatı katında gizlenen ve Mehpare’nin bakımı ile ilgilendiği Kemal ‘in varlığını sonradan fark etmişti. Kemal, Sarıkamış harekatına katılmış o savaştan gazi ve hasta olarak dönmüş bir vatanseverdi.  Kemal hasta yatağında Kuva-yı Milliyecileri destekliyor arkadaşlarından gelen dergi kitap ve mecmuaları tercüme ederek onlara yardım ediyordu.

Kemal, ülkeyi işgalden kurtarmak isteyen gizli derneklere yardım ettiği için ve işgalci güçler tarafından arandığından sürekli olarak konağın çatısında gizlenmek zorundaydı.  Sarıkamış’tan döndüğü zamandan bu tarafa da hastaydı. Kemal’in bakımını yapan Mehbare ile Kemal arasında zamanla bir yakınlaşma başlamıştı. Ahmet Reşat bu durumdan haberdar olduktan sonra Kemal’in varlığından hiç de memnun olmasa da hem teyzesi Saraylı hanımın hatırı için ses çıkarmıyor, hem de içten içe vatanı kurtarmak isteyen Kuvvacılara yardım ettiği için memnunluk duyuyordu.  Lakin Mehpare ile Kemal’in aralarında süren aşk ilişkisinden dolayı Mehbare, hamile kalmıştı

Ahmet Reşat Paşa,  görevi gereği Osmanlı Hükümetinin emirlerine uymak zorundaydı. İstanbul’un işgal edilmesini içine sindiremediği halde ile yeğen Kemal arasında bir gerginlik yaşıyordu. Osmanlı kabinesinde Maliye Nazırı da olunca saltanattan yana olması ve davranması kaçınılmaz hale gelmiş, saltanat ve işgalcilerin güdümüne iyice girmek zorunda kalmıştı. Aslında kendisi de işgalci güçlerden hoşnut değildi.  Sokaklar işgalci kuvvetlerin askerleriyle doluydu. Meclis-i Mebusan da dağıtılınca işgalcilerin niyetleri iyice belli olmuştu.  Buna rağmen Ahmet Reşat Paşa, Anadolu’daki milli orduya gizliden maddi ve manevi destek sağlamaya çalışıyor; gizliden gizliye millicilere yardım ettiğini düşünüp rahatlıyordu.

 

Mehbare Kemal Bey’i aşırı derecede seviyor, onun bir dediğini iki etmiyordu. Bir gün Kemal Bey’in , Kuvacılara bir belge iletmesi gerekmiş hasta olduğu halede daha güvenli olacağından dolayı kendisi götürmek istemişti. Fakat Mehbare buna razı olmamış, belgeyi teslim etmiş ama yenilerini almak için beklerken işgalci kuvvetler o evi bombalamışlar, Mehbare zor kurtulmuştu.  Kemal’in yakın dostu Mahir Bey olanı biteni Kemal’e anlatmış, o saatten sonra Kemal,  daha dikkatli olmaya çalışmış ama Mehbare de çok korkmuştu.

Reşat Bey artık Maliye Nazırı olmuş, Kemal dışında evdeki herkes buna çok sevinmişti. Çünkü artık dayısı padişahın kabinesine girmiş kesinkes Padişah yanlısı olmuş demekti.  Fakat Nazır olduktan sonra Reşat Bey konak halkına vatanın çok kötü durumda olduğunu ellerinden bir şeyin gelmediğini işgalcilerinde çok kötü ve küstah olduklarını anlattı. Bu konuşma üzerine Kemal de dayısının vatan sevgisi ile dolu olduğunu kovacıları haklı bulduğunu anlamıştı.

Kemal dayısının da vatanın savunmasında etkin bir rol üstleneceğini anlamıştı.İşgal kuvvetleri Meclis-i Mebusan’ı dağıtmış , şüphe duydukları her yeri aramaya başlamışlardı.  Bu nedenle kemal ‘Bey’in Nazır’ın konağında kalması çok riskli bir hale gelmişti.  Bu nedenle Kemal ile Mehpare aile dostları Azra Hanım’ın konağının daha da güvenli bir yer olacağını düşünmüşler ve Paşa’nın konağından taşınarak Azra Hanım’ın konağına geçmişlerdi.

Böylece Kemal daha güvenli bir yer olarak düşündüğü bu konakta saklanmaya başlamıştı.  Fakat Azra Hanım’ın konağı, işgalci askerler tarafından basılmış, baskından çok özre kurtulan baskınına uğrayınca Kemal ile Mehpare tekrar Ahmet Reşat Paşa’nın konağına kaçmayı başarmışlardı.

Bu baskından sonra Azra Hanım konağını terk ederek Anadolu’daki milli mücadeleye katılmak için Anadolu’ya geçmeye karar vermiş ama Anadolu’ya geçmeyi başarana kadar Ahmet Reşat Bey’in konağına yerleşmişti.  Reşat Beyin hanımı Behice Hanım’ın hamile olduğu ortaya çıktığında Saraylı Hanım Mehbare’nin de hamile kaldığı anlaşılmıştı. 

Ankara’da işgalci kuvvetlere karşı direnen hükümetin düzenli bir ordu kurması için Mustafa Kemal’e görev verdiği haberleri geliyordu.  Kemal de artık hasta olmasına rağmen etkin bir görev almak için arkadaşı Mahir’in yardımıyla Anadolu’ya geçmiş ama geçmeden önce de dayısından izin alarak Mehpare ile evlenmişti.

Kemal, Anadolu’ya geçip millicilere katılmayı başardı. Kemal Telgraf ağı kurmak görevi ile Eskişehir’e gitmiş ama konağa gelen haberler Kemal’in Anadolu’ya geçer geçmez öldüğü şeklindeydi.  Bunun üzerine Mehbare delirmiş gibi olmaya hatta erken doğum yapıp intihar etmeye bile kalkışmıştı. Lakin Kemal’in dostu ve konağın doktoru Mahir Bey,  delirmek üzere olan Mehbare’yi teskin etmeye çalışıyordu.

Kemal, Anadolu’ya geçtiğinde Azra Hanım’da Antep dolaylarına gitmiş ve orada bir Fransız subayına gönül vermişti. Fakat bir işgal askeri olduğu için onunla evlenmeyip aşkını kalbine gömmek zorunda kaldı.

Milli mücadele,  başarılı olmuş,  ülke işgalden kurtulmuş,  Sultan Vahdettin Han’da General Harrington’un himayesinde hazırlanmış bir kaçış planıyla ülkeyi terk etmişti. Lakin savaş esnasında milli ordunun yanında yer almayanlar Ankara hükümeti tarafından vatan haini ilan edilmişti.  Bu nedenle Ahmet Reşat Efendi de vatan haini ilan edilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığından o da ve kaçmak zorundaydı.  Ahmet Reşat Bey, gitmeden önce konak halkını Mahir’e emanet etmiş Mahir Bey de Ahmet Reşat’ın büyük kızı Leman Hanım ile evlenmek için izin istemişti. Mahir ile Leman’ın nikâhı hemen kıyılmış ve Ahmet Reşat Bey, bir İtalyan vapuruna binerek  ülkeyi terk etmişti.