Kilis İli Tarihi, Kültürel ve Doğal Güzellikleri
Ekleyen : Sermin Gür , 10 Haziran 2013 Pazartesi Beğen



KİLİS İLİ

 

Genel Bilgiler :

Kilis ilimiz Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Suriye sınırında bir serhat şehirdir.Komşuları Gaziantep ve Suriye'dir.3 adet ilçesi ve 1 adet beldesi bulunan ilimiz de mübarek topraklardan ilimize kadar gelip bura da şehit düşmüş yüzlerce sahabe türbesi bulunmaktadır.

 

  • İl Trafik Kodu : 79
  • Yüzölçümü : 1.521 Km2
  • Rakım : 680 m
  • Nüfusu : 87.939[1]

 


 İLİN COĞRAFİ YAPISI:


Kilis ili, Güney Doğu Anadolu Bölgesi’ nde, Hatay-Maraş oluğu ile Fırat ırmağı arasında uzanan Gaziantep Platosu’ nun güneybatı kısmında, Türkiye-Suriye sınırı boylarında 360 K enlemi ve 320 boylamı değerleri arasındadır. Bu konumuyla saha, Akdeniz ve Güneydoğu bölgeleri arasındaki geçiş kuşağı üzerinde bulunur.

Ortalama yüksekliğinin fazla olmadığı (680 m.) bu bu sahanın değişik kısımları arasında büyük yükselti farkları bulunmamaktadır. 1995 yılında il statüsüne kavuşan Kilis’ in sınırları, güneyden Türkiye-Suriye sınır, batı ve kuzey batıdan İslahiye, kuzey ve kuzeydoğudan Gaziantep merkez ve doğudan Oğuzeli ilçeleriyle çevrilidir. 

İl Alanı 1521 km2 kadardır. İlin merkezini oluşturan Kilis, Suriye sınırı yakınında (sınıra uzaklığı 5 km.) plato kenarına tutunmuş, Antep-Halep yolunun geçtiği eski bir yerleşme yeri; bağ bahçelik; sokakları dar ve dolambaçlı bir şehirdir.

Kilis Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Güneybatı bölümünde yer alan şirin bir sınır ilimizdir. Gaziantep'e 58 km uzaklıkta olan Kilis Suriye sınırına ise 10 km uzaklıktadır. Kilis'ten geçen yol Türkiye sınırlarının ötesinde Azez' den geçtikten sonra Suriye'nin Halep şehrine ulaşır. İl merkezi doğudan batıya doğru uzanan Resul Osman dağı eteklerinde kurulu olup güneye doğru inildikçe düz arazilere inen fazla engebeli olmayan bir sahada yer almaktadır. İlin kuzeyinde yer alan ve doğudan batıya uzanan dağlar arasında kuru dereler ve birkaç küçük akarsu bulunmaktadır. Genellikle kıraç arazilerin yer aldığı bu dağların etekleri ve üst kısımlarında tarıma elverişli araziler bulunmaktadır. İlimizin güneydoğu ve sınır şeridi boylarında özelikle bağcılık ve zeytincilik çok gelişmiş ve tarıma elverişli arazilerimiz bulunmaktadır. İlimizin kırsal kesiminde yaşayan insanlar geçimini tarıma dayalı olarak sağlamaktadır. İldeki başlıca çaylar; AFRİN çayı, SUNNEP çayı, Sabun Suyu Çayı, ve Balık Suyu Çayları olup bu çayların geçtiği arazilerde sulu tarım yapılabilmektedir. Kilis ilinin %12,2 si orman ve fundalık arazi %69,3 ü tarım alanı %7,7 si çayır ve mera arazisi %10,6 sı tarım dışı araziden oluşmaktadır.[2]

 

 

Dağlar: 

Gaziantep Platosunun batısı ile Hatay-Maraş Grabeni arasında uzanan ve Kurt Dağları olarak adlandırılan dağlık kuşak il sınırlarını, batı ve kuzeybatıdan sınırlandırmaktadır. Güney kısmında Suriye sınırı yakınında kuzey- güney yönlü olan bu dağlar, daha kuzeyde güneybatı-kuzeydoğu yönünü almaktadır. Güney ucunda Türkiye-Suriye sınırının üzerinden geçtiği Darmik Dağı’ndan başlayarak kuzeye doğru Hazil, Karruca, Kartal, Büyük, Arapdede ve Sof Dağları ile devam eden kuşağın yükseltisi 1250 m civarındadır. Kütlenin en yüksek noktasını teşkil eden Sof Dağı ise 1496 m yüksekliğindedir. Nispi yükseltileri Gaziantep Platosu tarafında 500 m kadar olduğu halde, Hatay-Maraş oluğu tarafında 750 m nin üzerindedir. Kuzey kısımları daha sarp olan kuşağın Suriye sınırına doğru olan güney ucu ise daha fazla aşındırılarak plato görünümü kazanmıştır.

Güneydoğu Toroslarının ön sıralarını oluşturan bu kabartıların yapısını tortullar ile karışık halde bulunan serpantinler ve bazaltlar oluşturur. Örneğin Darmik, Büyük, İkiz ve Karruca dağları bazaltik konilerdir. Daha kuzeydeki Arapdede ise lütesiyen kalkerlerinden müteşekkildir. Çevresine göre daha sert kütlelerden oluşan ve daha zor aşınan bu sahalar, Gaziantep Platosunun yüksek kısımlarını oluşturmuşlardır.

Bu dağlık alanın oluşmasında tektonik yükselmelerinde rolü vardır. Arabistan Bloku ile Hatay-Maraş Grabeni, jeolojik olarak orojenik filiş zonu olarak belirlenen bu saha doğudan ve batıdan sınırlanmıştır. Kütlenin Hatay-Maraş Grabenine bakan batı yamaçlarında yer yer asılı vadiler gözlenmektedir. Ayrıca dağlık alan içerisindeki bazı vadiler 15-20 yıl içerisinde daha geniş olan eski yatakları içine 3-4 m gömülmüşlerdir. Aynı şekilde Afrin Vadisi orta çığırında Belenözü Köyü yakınında daha dirençsiz olan paleosen-eosen marnlarını aşındırmış ve alttaki sert kretase kalkerlerine dalarak gömük menderesler oluşturmuştur. Mendereslerin çarpakları 8-10 m yüksekliğimde çok dik yamaçlar meydana getirmiştir. Böylece Amanos Dağları kadar belirgin olmamakla birlikte bu dağları bir horsi olarak değerlendirmek mümkündür.[3]

 


Platoluk Alanlar:

Kilis Ovası ve küçük ölçülü düzlükler dışında kalan çok geniş kısım, platolardan oluşur. Başka bir ifadeyle sahayı bir platolar alanı olarak değerlendirmek mümkündür. Bu platolar litolojileri ve dolayısıyla tarımsal değerleri bakamından farklı iki tipe ayrılırlar.

 

Bazalt Platolar : 

Bu platolar Afrin Vadisi doğusunda, Kilis Ovası ve daha doğuda Yavuzlu Köyü çevresindeki düzlükler ile Balık ve Sinnep Suları arasındaki dar alanlı düzlükler dışında sahanın tamamını işgal etmektedir. Dolayısı ile bu bölümde çok geniş sahalı ve bütünlük içinde dağıldıkları halde, Afrin Çayı batısındaki kısımda uzun sırtlar veya eşikler halinde ya da aşınmadan arta kalan tek tepelerin üzerlerinde örtü şeklinde parçalı bir dağılış göstermekte ve çok daha az bir saha kaplamaktadır.

Batıda Afrin Çayı, güneyde Kilis Ovası, doğuda Balık ve Sinnep Suları ile kuzeyde Afrin Çayı’nın küçük bir kolu arasında uzanan doğu kesimdeki geniş bazalt platosu, kabaca uzun kenarı kuzey-güney yönünde olan bir dikdörtgene benzer. Kuzey-güney yönünde yaklaşık 20 km kadarken, doğu-batı 10-15 km arasında değişir. Platonun Afrin Çayı tarafından derince yarılan batı yamacı oldukça dik ve üst kısımda kornişler oluşturduğu halde, doğu kısmı güneydoğuya doğru hafifçe eğimler tedricen alçalır. Nitekim batı kısmında Afrin Çayı ile plato yüzeyi arasında 1,5-2 km lik mesafede 450 m ye varan büyük nispi yükselti farkı bulunur ve Afrin Çayı’ndan aniden yükselen plato, 500 m yükseklikteki vadiden bakıldığında bir dağı andırır.[4]

Platonun kuzey kısmı genişçe bir sahada çok hafif engebeli, yeknesak bir topografya arz etmektedir. Bu yüzden kış mevsiminde, platonun bu kısmında sığ gölcükler oluşmaktadır. Buna karşılık platonun güney kısmı akarsular tarafından fazlaca parçalanmıştır. Bugün Kilis Ovasının bulunduğu kısmın doğu,batı  uzanışlı bir fayla çökmesi sonucunda platonun güney kısmı yükselmiş ve rölyef enerjisinin yükselmesine bağlı olarak Sinnep Suyunun doğu-batı yönlü kolları ve Kilis Ovası üzerindeki kuzeybatı-güneydoğu yönlü Akpınar Çayı tarafından derince yarılmıştır. Nitekim platonun kuzey kısmında yükseltisi 800-850 m arasında olduğu halde, güney kısmında 1.000 m nin üzerine çıkmıştır.

Platonun yükselmesine neden olan, buna karşılık Kilis Ovası’nın oluşumunu hazırlayan bu fay, platonun deformasyonuna da yol açarak, normalde kuzeyden güneye, doğru olması gereken eğimin, hafif de olsa her iki taraftan orta bölüme doğru yönelmesine neden olmuştur. Böylece orta kısımda doğudan ve batıdan akarsuların kollarını plato içerisine uzatarak alçaltmaları, bu kısımda plato yüzeyinin daralmasına yol açmışlardır.

Sahanın bu kesiminin şekillenmesinde büyük rolü bulunan bu tektonik olayda en geç formasyon olan pliyo, kuvaterner yaşlı bazaltların dahi etkilenmiş olması, faylanmanın muhtemelen kuvaternerde meydana geldiğine işaret etmektedir.[5]

 

Diğer Platolar : 

Bunlar parçalar halinde sahanın çeşitli kısımlarında bulunurlarsa da en geniş yayılışlarına Afrin ve Sabun Suları arasındaki alanda sahip olurlar. Hafif engebeli düzlüklerden oluşan bu platoluk alanlar, üzerlerindeki bazalt örtünün aşınması ile ortaya çıkmış eski aşınım yüzeyleridirler. Tektonik yükselmelerinde etkisi ile, üzerlerindeki vadilerin derinleşmesine bağlı olarak bazı kısımlarında parçalı bir görünüm kazanmışlardır. Afrin Vadisi batısında bunlar, üst kretase yaşlı ve çeşitli formasyonları kesen yüzeyler şeklindedir. Afrin Vadisi doğusunda bazaltlar tersiyerin çeşitli devrelerinde ( Palaosen, Eosen, Eosen-Oligosen ve Miyosen ) oluşan tortuları örttükleri halde, vadinin batısında direkt olarak orta ve üst kretase tortulları ve bunlarla karışık halde bulunan serpantinleri örtmüşlerdir. Vadinin doğusundaki tersiyer tortullarına bu kısımda hiç rastlanmaz. Bu formasyonlar muhtemelen bazaltlar ile örtülmeden önceki devrede aşındırılarak ortadan kaldırılmış olmalıdırlar.[6]

 

Düzlük Alanlar : 

Kilis Ovası daha öncede belirtildiği üzere tektonik kökenli bir ovadır. Kuvaternerde Afrin Vadisi doğusundaki platonun güney kısmının düşey atılımlı bir fayla çökmesi sonucu platodan aşındırılan malzemelerin bu kısımda birikmesi ile oluşmuştur. Ova yüzeyini örten bu materyaller, fazla taşınmadıkları için nehir alüvyonu karakterinde olmayıp, kil, kum ve çakıllardan oluşurlar. Kalınlıkları fazla olmayan (5-10 m) bu materyallerin altında bazaltlar bulunur.

Yaklaşık 100-110 km2 lik bir alana sahip olan ova ( sınırlarımız içindeki kısmı ), güneydoğuya doğru hafifçe eğimlidir (% 1.5-2). Ova üzerinde akan küçük akarsuların en önemlisi ve platonun güney kısmından doğarak güneydoğuya doğru Akpınar Deresi, aynı yönde uzanan bir birikinti yelpazesi oluşturmuştur.

Batıdan 750 m yükseltiye sahip hafif engebeli kalker yapılı tepelikler, kuzeyden 950-1.000 m yükseltideki bazalt platosu, doğudan Sinnep Suyu ve güneyden Suriye sınırı tarafından kuşatılan ova, kabaca uzun kenarı doğu-batı yönünde olan bir dikdörtgen şeklindedir. Ova daha doğudaki Elbeyli Ovasından Sinnep Suyunun doğu yamacı boyunca uzanana az belirgin bir bazalt eşiği ile ayrılır. Doğu-batı yönünde uzunluğu 12-15 m, kuzey-güney yönünde ise 6-8 m kadardır. Yükseltisi güneydoğuda Sinnep Suyunun sınırı aştığı kesimde 500 m civarındayken, kuzey ve kuzeybatıda 650 m kadardır. Ova ile kuzeydeki alanı arasında daha eğimli etek düzlükleri uzanır.

Kilis Ovası dışında sahadaki önemli sayılabilecek düzlüklerden birisi, Elbeyli Ovasının doğu kısmını oluşturan yaklaşık 70 km2 lik bir saha kaplayan Yavuzlu Köyü çevresindeki düzlüklerdir. Diğeri Balık ve Sinnep Suları orta çığırları arasında kabaca 60 km2 lik bir alana sahip olan Karamelik, Çörten, Kürtüncük, Yılanca ve Polatbey Köyleri arasında yer alan düzlüklerdir.[7]

 

 

Vadiler ve Düzlükler : 

Dağlık alan üzerinde yer alan yukarı çığırlarında dar ve derin vadiler içerisinde akan Afrin ve Sabun Suları, hafif engebeli sahalar içerisindeki orta çığırlarında daha geniş yataklar oluşturmuşlar ve yataklar içerisine daha az  gömülmüşlerdir. Aynı akarsular daha güneyde, Darmik Dağından başlayan ve kuzeydoğuya doğru Afrin Vadisi’ne kadar uzanan sırtlar kuşağını aşarken, araziye gömülerek dar ve derin vadiler oluşturmuşlardır. Daha önce de değinildiği üzere, kuzeyden ve güneyden faylar ile sınırlanmış olan ve bu nedenle bir horst karakteri arz eden bu sırtlar tektonik olarak yüksekliklerden, üzerlerindeki akarsularda yükselmelerine paralel olarak litolojiyi oluşturan sert orta kretase kalkerleri içerisine saplanmışlardır. Buna göre sözü edilen boğazların oluşumunda üstteki formasyon olan bazaltların aşındırılması nedeni ile epijeninin de payı bulunmaktadır. Bununla birlikte antesedans olayı etkili olmuştur. Epijeni Afrin Vadisinde daha belirgindir. Bu akarsu Koçcağız Köyü güneyinden itibaren orojenik fliş zonu ile Suriye Platosu arasında sınıra yerleşir ve doğu kesimdeki bazalt platosunu derince yararak, dirençsiz paleosen-eosen marnları arasındaki sert orta kretase kalkerlerine saplanır ve gömük menderesler oluşturur. Nihayet Suriye sınırına doğru her iki akarsuda daha alçak bir çöküntü alanı içerisinde geniş yataklar oluşturarak sınırı terk ederler.

Afrin Vadisi doğusundaki bazalt platosundan doğan Balık ve Sinnep Suları, yukarı ve özellikle çığırlarında, aralarındaki su bölümü sahasını aşındırarak alçaltmaları nedeni ile geniş tabanlı asimetrik vadiler içinde akarlar. Balık Suyunun batı yamacı, doğu yamacına göre Sinnep Suyunun doğu yamacı, batı yamacına göre daha alçaktır. Sinnep Suyunun doğu-batı yönlü yan kolları platonun yükselen güney kısmını parçalayarak kanyon şekilli vadiler oluşturmuşlardır. Sinnep Suyu orta çığırında hafif engebeli düzlükler ile aşağı çığırındaki Kilis Ovası arasındaki bazalt platosunu aşarken boğaz oluşturmuştur. Bu akarsular daha güneyde, düzlükler içerisindeki az derin, geniş tabanlı yataklar içerisinde akarak Suriye topraklarına girerler.   [8]

 

 


KİLİS İLİNİN İLÇELERİ:

 

Elbeyli:

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin güneybatı bölümünde, Kilis’e bağlı bir ilçe olan Elbeyli, güneyinde Suriye, kuzeyinde Gaziantep, doğusunda Gaziantep’e bağlı Oğuzeli ilçesi, batısında ise Kilis ili çevrilidir.

Suriye sınırında yer alan ilçe toprakları düz ova görünümündedir. İl merkezine 35 km., Gaziantep’e 55 km. uzaklıktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 650 m. olan ilçenin toplam nüfusu 7.950 dir.

İlçenin iklimi genellikle Akdeniz iklimine yakındır, yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılıktır. Yağışlar genelde yağmur şeklindedir.

İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünler, arpa, buğday, mercimek, fıstık, zeytin, üzüm, mısır, pamuk ve önemli miktarda biberdir. Mera alanlarının azlığı nedeni ile hayvancılık önemini yitirmiştir. Bununla beraber, büyük ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılmaktadır. İlçede sanayii kuruluşu bulunmamaktadır.

Eski ismi Alimantar olan Elbeyli, 1040-1157 tarihleri arasında Büyük Selçukluların hakimiyeti altına girmiş, bazı Oğuz boyları buraya yerleştirilmiştir. Daha sonra sırasıyla İlhanlılar, Dulkadiroğulları, Mısır Memlukları yöreye egemen olmuştur. Yavuz Sultan Selim zamanında da Mercidabık Savaşı (1516) ile Osmanlıların egemenliğine girmiştir.

Suriye’nin Carabulus ilçesine bağlı bir köy iken, Misak-ı Milli’ den sonra Carabulus Suriye sınırları içerisinde kalınca 1931 yılında köy olarak Kilis ilçesine bağlanmıştır. 1933 yılında nahiye olmuş, 1946 yılında ilçe olan Oğuzeli’ne bağlanmıştır. 6 Haziran 1995 tarihinde Kilis’in il olması ile Kilis’e ilçe olarak bağlanmıştır.

İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Güvendik Köyü’nde çatalhöyük, Geçerli Köü’nde Kulsurun Höyük, Taşlıbakar Köyü’nde Taşlıbakar Höyük bulunmaktadır.[9]

 

Musabeyli:

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin güneybatı bölümünde, Kilis İli’ne bağlı bir ilçe olan Musabeyli, kuzeybatısında İslahiye, kuzeydoğusunda Gaziantep, güneyinde Kilis, doğusunda Polateli ilçesi ile çevrilidir. İlçe toprakları engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Ovalık alanlar genellikle zeytinlik, bağ ve bahçeler, dağ kesiminde ise genellik meşeliklerve yabani meyva ağaçlarla kaplıdır. İlçenin nüfusu 13.675'tir.

İlçenin iklimi genellikle Akdeniz iklimine yakındır, yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılıktır. Yağışlar genelde yağmur şeklindedir.

İlçenin ekonomisi tarıma dayalıdır. Sulanabilir tarım arazilerinde bağcılık, zeytincilik ve pamuk üretimi yapılmakta, kuru tarım olarak da hububat üretimi yapılmaktadır.

Yörede yeterli arkeolojik kazı ve yüzey araştırması yapılmadığından tarihi konusundaki bilgiler kesinlik kazanamamıştır. Bununla birlikte ilçede bulunan Murat Höyüğünün eski bir yerleşime ait olduğu bilinmektedir. Bu nedenle de Hititlerin burada yaşadıkları ve yörenin MÖ.3000 yıllarında yerleşime sahne olduğunu ortaya çıkarmaktadır. İlçede rastlantı sonucu, temel kazılarında tarih öncesi çağlara ait buluntular ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle ilçe Kültür ve Tabiatı Koruma Kanunu gereğince koruma altına alınmış, 2. ve 3.’ dereceden arkeolojik sit alanı olarak ilan edilmiştir. Bugünki Musabeyli ilçesi Murat Höyük üzerine kurulmuştur.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Türklerin Anadolu’ya yerleşmelerinden önce yöre, büyük bir orman alanı olarak bilinmektedir. I.Dünya Savaşı’ndan sonra Fransızların Kilis’i işgalinden etkilenmiştir.

Uzun yıllar Gaziantep ’in Kilis İlçesi’ne bağlı kalan Musabeyli, 1995 yılı Kilis’in il olmasıyla birlikte kendisine bağlanan 46 köy ile ilçe konumuna getirilmiştir.

İlçede Belende Höyük, Murat Höyük Köyü’nde Murat Höyük günümüze gelebilen tarihi eserlerdir.[10]

 

Polateli:

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin güneybatı bölümünde, Kilis İli’ne bağlı bir ilçe olan Polateli’nin kuzeyinde ve doğusunda Gaziantep, güneyinde Kilis, batısında Musabeyli ilçesi bulunmaktadır. Hatay-Maraş oluğu ile Fırat ırmağı arasında uzanan Gaziantep Platosu’nun güneybatı kısmında, Türkiye-Suriye sınırında bulunan il toprakları Akdeniz ve Güneydoğu bölgeleri arasındaki geçiş kuşağı üzerindedir. İl merkezine 21 km. olan ilçenin yüzölçümü 238 km2 olup, toplam nüfusu 5.917’dir.

İlçenin iklimi genellikle Akdeniz iklimine yakındır, yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılıktır. Yağışlar genelde yağmur şeklindedir.

İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünler, arpa, buğday, mercimek, fıstık, zeytin, üzüm, mısır, pamuk ve önemli miktarda biberdir. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılmaktadır. İlçede sanayii kuruluşu bulunmamaktadır.

İlçede arkeolojik kazı ve yüzey araştırması yapılmadığından tarihi ile ilgili kesin bilgi bulunmamaktadır. Polatbey Köyü’ndeki Polatbey Höyüğü yörede MÖ.3000 yıllarında bir yerleşim olduğunu göstermektedir. Bundan sonraki dönemlere ait tarihi konusunda hiçbir belgeye rastlanmamıştır. Ancak Kilis yöresindeki diğer yerleşim alanları dikkate alınırsa, burasının da 1040-1157 tarihleri arasında Büyük Selçukluların hakimiyeti altına girmiş, bazı Oğuz boyları buraya yerleştirilmiştir. Daha sonra sırasıyla İlhanlılar, Dulkadiroğulları, Mısır Memlukları yöreye egemen olmuştur. Yavuz Sultan Selim zamanında da Mercidabık Savaşı (1516) ile Osmanlıların egemenliğine girmiştir.

Daha önce bir köy niteliğinde olan Polateli, 1935’te nahiye olmuş, 1995’te Kilis’in il olması ile birlikte, Kilis’e bağlı ilçe konumuna getirilmiştir.

İlçede günümüze gelebilen tarihi eser olarak Polatbey Höyüğü’nden ve Ravanda Kalesi’nden başka eser bulunmamaktadır.[11]

 

 


KİLİS İLİNİN ADI NEREDEN GELİYOR:

Kilis adı Yukarı Mezopotamya da Pellada Cyrrhus denen bir kent ile aynı adı taşıdığı ve Osmanlı kaynaklarında Kilis kalesi olarak geçtiği görülmektedir. Bu sözcüğün okunuşu “Kiris” olup “Kilis” sözcüğüne fonetiği bakımından büyük benzerlik göstermektedir.[12] Grant Dictionier’de Cyrrhus’u “Kiris” anlamı da “Efendi” olarak yazmaktadır. Büyük olasılıkla 8. yy. da bölgeye gelen Türkmenler tarafından Kiris, Kilis diye söylenmiş ve bugünkü yeri Kilis olarak isimlendirilmiştir.[13]

 

 



http://cepyol.com/rehber/sehir/kilis

 

KİLİS İLİNİN TARİHÇESİ

 

MİLATTAN ÖNCESİ 

   
Milattan önce, kentin Orta Tunç Çağı'nda bir Asur tabletinde Ki-li-zi adı ile geçtiği görülür. M.Ö.1525'te Hitit Kralı I.Hatusil, Toros geçitlerini aşarak Kilikya üzerinden Karkamış'a kadar bir bölgeyi egemenliği altına almıştı ve bu yöreye bu ada verilmiştir.

 Mezopotamya’dan Filistin’e kadar uzanan  bereketli toprakların kuzeybatı kısmında yer alan Kilis ve yöresi; Küçük Asya’yı Ön Asya’ya bağlayan yollar üzerindedir. “ Verimli Hilal Bölgesi” aynı zamanda neolitik, kalkolitik kültür katmanlarının (Tell Halaf / Tel Halaf / Halaf ve Tel-el Obeyd Kültürleri) da yayılım alanı içerisindedir.

    MÖ 1450'de Mısırlılar da bölgeyi işgalleri allına almışlar, I.Tıglat Plaser'in krallığı döneminde Asurlular Akdeniz'e kadar sınırlarını genişletmişlerdi. Kentin adının o zamandan şimdiki Kilis'e isim olarak verildiği kabul edilebilir.[14]

M.Ö.356'da Makedonya'dan yola çıkan Büyük İskender, 40 bin yaya, 5 bin atlı askerle, kuzey batıdan, güneydoğuya doğru bütün Anadolu topraklarınıele geçirmiş Amanoslara kadar dayanmıştı. .

    İskender, İssos’ta (  Hatay- Dörtyol) [15] Daryüs ile yaptığı savaşı kazanmış, İskenderun'u kurmuştu. Buradan doğuya ilerleyerek, Kiris' e geldi.(Büyük bir olasılıkla Kiris mevcuttu) bu kente, Makedonya'da aynı İsmi taşıyan kentin adını vererek, buradan Mısır'a doğru yoluna devam etli. İskender'in adlandırdığı kente, Türkler KİLİS dediler.

    İskender M.Ö.323'te 33 yaşında öldü. Kurduğu imparatorluk, üç generali arasında paylaşıldığında, Kiris çevresi ile birlikte general Selefki'nin payına düştü. Bu nedenle, M.Ö.281 yılında kurulan devletin adına Selefkiler Devleti adı verildi. Başkenti Antakya olan devlete, Kilis, 227 yıl bağlı kaldı[16]

  


MİLATTAN SONRASI VE İSLAMİ DÖNEMDE KİLİS

    Selefkiler Devleti, M.S.64 yılında Romalıların gelişi ile ortadan kalktı. Yöre bir Roma eyaletine dönüştü. Kentin şimdi bulunduğu yerde Kilis adıyla gelişmesi, Mısır-Türk Kölemen Devleti zamanında,1250 yılından sonra başladı. Fakat Kölemenler döneminde ancak, köy-kent konumundaydı.

    Balazuri, "Fütuh’ul Büldan" adlı kitabında M.S.63S yılında Kiris'in, KURİS (Adıyla) fethedildiğini yazar. Hazreti Ömer zamanına rastlayan fetih ise, savaşsız başarılmıştır. Hicretin daha ilk yıllarında (622 sonrası) İslam egemenliği altına giren kent, Bizans a karşı bir sınır karakolu niteliğini sürdürmüştür. Bu yıllarda, Halep ili merkez san-cağına bağlı olan Kilis'te 5000'i çeşitli dinlerden olmak üzere 20.000 nüfusun yaşadığı bilinmektedir.[17]

 


b) YÖREYE TÜRKLERİN GELİŞİ

 

    Türklerin gelişi VIII. yüzyılda başlar. Harun Reşİt, El-Mehdi Horasanlı Oğuz boyları,  Bizanslıların elinden alınan, Antakya, Cullap, Rakka, Halep ve Çukurova’ya yerleştirilmeye başlanmıştı. Anazarba Kadirli Anavarza, Seyhan ve Ceyhan ırmakları amik ve İskenderun ovasına doğru yerleştirildiler.  [18]  

787'de Harun Reşit, Tarsus'a 3.000 Horasanlı er göndermişti. Halife El-Mütevekkil Alallah döneminde, uç kentler tümüyle Türkleşmiş, Türkler Anadolu içlerine sızmış, Bizans egemenliğindeki yerlerde küçük küçük yurtlar oluşturmuşlardı. Abbasilere bağlı yöredeki Türk hakimiyeti, 97o yılına kadar devam etti. Bu tarihte Abbasiler yıkılmış ortaya çıkan karışıklıkta Bizanslılar Çukurova ve Antakyay kadar ilerleyerek bölgedeki İslam ve Türk hâkimiyetine son verdiler. Fakat yöredeki Bizans hâkimiyeti ancak 1077 yılına kadar devam etti. Süleyman Şah bu yıllarda yöreye hakim olarak Bizans varlığını bölgeden atmış ama çok kısa süre sonra da Haclı Seferleri başlamıştı. Haçlı Seferleri zayıflar zayıflamaz.

1151'de, Atabek Nureddin Mahmut' Kiris, Azez, Telbaşar, Ayıntap, Telhalit, Ravanda, Dülük, Maraş, Besni'yi zaptetti.

Türkmenler tekrar bu yerleri Haçlılardan geri aldı. Selahaddin-i Eyyubi'nin Mısır'daki Valiliğini bir devlete dönüştürüp, bölgeyi de bu devlete kattığı, 1250'den sonra, bölgenin Halep'le birlikte Mısır-Türk Kölemen Devleti egemenliğine geçtiği görülür.

    1260'la Mısır-Türk Kölemen Devltii Sultanlarından El-Melik-üz-Zahir Baybars zamanında, Moğol istilası durdurulmuş, bu devletin sınırları içine katılmıştır.

 


c) TÜRK KÖLEMENLER DÖNEMİ

 

    Merkezi Kahire olan, Mısır-Suriye Türk Memluk imparatorluğu Kilis'in de içinde bulunduğu Avasım veya Süğur denilen Anadolu'ya açılan bölgeye kadar uzanıyordu. Güçlü ordusu,Türk-Arap karması olarak oluşturulmuştu. Fakat asker çoğunluğu Türklerdeydi. Adana ve İçel’i de içine alan Hasan Keyf’e kadar uzanan Maraş ve çevrensin de dahil olduğu bölgeyi kontrol ediyordu.  Bu bölgeler Memluk devletin egemenliği altında olmakla beraber; Dulkadiroğullan ve Ramazanoğulları beyliği idaresi altındaydı.  Ramazan oğulları, Amik, İskenderun ve Çukurova bölgesine, Maraş, Halep Antep ve Diyarbakır’a kadar uzanan bölge ise Dulkadiroğulları idaresi altındaydı. .Dulkadiroğulları, bölgede Memluklülerle Anadolu Selçuklu Devleti arasında bir tampon beylik oldu.  Dulkadiroğullan Beyliği, 1250-1516 yılları arasında 266 yıl Kilis'i yönetiminde tutmuştu.

    Şıhlar Mahallesi'nde, Ulu Cami ile Eşref Kasteli Çarşısı arasındaki çeşmenin, Memluklu Hükümdarı Melik-ül Eşref Kayıt Bey tarafından veya Melik-ül Eşref Canbolat tarafından 1468-1496 tarihlerinde yaptırıldığı ve bu adı aldığı ileri sürülmekledir..[19]

XV. yüzyıla yeni bir Türk Devleti olarak giren Osmanlılarla Kölemenler arasında tampon bölge haline gelmişti.

 

 

 


KİLİS YÖRESİNDE TÜRK BOY VE OYMAKLARI

 

Mısır-Suriye Türk Kölemen Devleti zamanında, Kilis ve çevresi Oğuz boylarından oluşuyordu. Ayrıca Selçuklulara muhalif kalan, hatta Selçuklulara isyan ederek sultanlarını dahi savaşta öldüren Horasan’daki Üçoklara mensup büyük bir Türkmen kitlesi Moğolların önünden çekilerek Önce Diyarbakır’a daha sonra da Halep Rakka, Cullap Irmağı ve Antakya yakınlarına kadar gelmiş ve Memluklara tabi olmuşlardı. Güney Anadolu’yu Bizanslılardan Alarak Mardin’den Mersin’e kadar ele geçiren Memluklar bu toprakları Ramazan oğulları ve Dulkadiroğluları beyliği idaresinde bu Türkmenlere bırakmıştı.[20]  13. Yy başında kitleler halinde bölgeye yerleşen bu Türkmen boy ve aşiretleri yörenin kaderi üzerinde bir hayli etkili oldu.

 


KİLİS'TE BAŞLICA TÜRKMEN BOYLARI

 

1) BEYDİLİLER:

    Bunların orukları (cemaatları) da şunlar; Taşbaş, Bozkoyunlu Şimdanlı, Kuzacaklu, Başıbüyük veya Karahasanlı, Süleli, Otamışlı Mahmudhacılı, Sıcanlu, Beymeşelü, Hacı güzel, Seyhlu, Göneç,Tatalu Emenekli Döğeri, Bayınlu, Emenlüklü, Haliceli, Kaazlu, Cumalu, Bekillu, Büyükkaracalu, Yağrıcı (Beydiliye bağlı), Necmeddinlii, Gülen, Kürdler, Çakırlu, Dimleklu, Kayas, Alagözlü, Ulaşlu, Arablar, Yozlu, Borluklu, Kolanlu (Beydiliye bağlı), Budaklar.Yüzlü veya Yozlu, Çakırlar, Karaşeyhlu, Karlu, Borkoyunlu, Döğerlu, Gidikler, Selaheddinlü, Başıbüyüklü, Sulay. Güneç, Karahasanlu, Büyükkaraçlu, Halilcalu, Cummalu, Kövadlu Yalvaç)

 

2) BAYATLILAR:

    Orukları; Pehlivanlı. Ödemişlu, Beyadlu, Melekhacılu,Toğanlu, Kırkapulu, Kemeklu, Yusufhacılu, Salavatlu. İldeliklu, Reyhalu,Yeleklü, Karakoyunlu, Kevaklu, Çalışlu, Meleklu, Adetlu, Gödiylu, Pürçüklü, Kınık, Lalalıı, Şereflüler, Bahadırlar, Eyuplu. Aşıklu, Kabaağaçlu, Attaş, Ödbey, Şeyhhamzalu. Portük, Şecelü, Tostemurlu, Budeğir, Karkınarslanlu, Cebgirlu.

 

3) BEYLÜKLÜ:

    Orukları; Avsarlı Kethüda, Maksut Kethüda, Devlethocalu, Kethüda, Oruçlu.

 

4) HARBENDELÜ:

    Orukları; Kayatlu, Kurtulmuşlu, Cadılu, Kozatlu, Bayalu, Burhünhacılu, Eymirlu, İbrahimşamalu, Uzunkaracalu, İlmisin, Kolathı, Bağlugez, Kasımhacılu, İlya fakihlu, Bostanlu,Tanışıklu.

 

5) İNALILI:

    Orukları; İsahacılu, Kıratlu, İnallu, Boranin, Çasbasbasmazlu, Umranlu, Bayraklu, Emirali Obası, Sadelinlu (İnallıya bağlı bunlar şimdiki Zadeli köyü halkının atalarıdır) Yasmakozatlu,

 

6) GÜNDÜZLÜ AVŞAR:

    Orukları; Boynukısalu, Bönderluavşarı, Oşad, Humatlu Ödemişin.

 

7) KÖPEKLİ AVŞARI:

   Bunların orukları; Balabanluavşarı, Şekeravşarı, Gökcelu, Çobanbeyli, Karık, Çatalyuva, Halebdöğeri, Demüriler, Karagözlü Eymir, Acurlu, Büğdür, Uççepni, Mahli, Dimeşkli, Arablar,

Faydasızlu, Yasımkaranlu, Oyranlu, Osmanlu, Kızıliymürlü, Sotyanlu, Karayuvalu, Köseclu, Manuska, Sulucasalur.

 

8) PEÇENEK :

    Orakları; İsahacılu, Hızırhacılu, Ekherler, Peribenlu, Şahmeleklu.

Bu Türkmenlerin XVI.yüzyılın ilk yarısı ve Mısır-Suriye Türk Kölemenleri zamanında ödedikleri vergileri;798,574 akçedir.

 

   

OSMANLI DÖNEMİNDE KİLİS

Timur kısa bir süre bölgeyi hâkimiyeti altına almış anacak bu hâkimiyet çok kısa sürmüştür.  Safevilerin bölge üzerinde hakimiyet kurma çabaları Çaldıran Savaşı ile bertaraf edilmiş, Rıdaniye ve Mercidabık savaşları sonrasında Bölge Dulkadıroğulları idaresi altında iken Memlukları yıkan Yavuz Selim zamanında Dulkadıroğulları ve Ramazanoğulları Yavuz’a bağlılıklarını bildirdiler.

Yavuz Sultan Selim Türk Kölemen devletini ortadan kaldırdıktan sonra Kilis’in kentleşmesi süreci de başlamış oldu.

Yavuz, 1514'te Çaldıran'da Şah ismail'i yendikten sonra, Dulkadiroğlu Beyliği resmen Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştı. Padişah zaten Dulkadir hanedanı ile akrabaydı Kölemen topraklarına sınırdaş olan bir beylik, Yavuz’un üssü konumuna girmişti. Yavuz  Rıdaniye Savaşından sonra Antep ve Halep’e  girdiğinde  Memlükler zamanında Kilis'te yerleşmiş bulunan  Canbolat aileside Yavuz’a bağlılığını bildirdi.   Kilis, köy-kent olmaktan çıkmış 16.yüzyıl boyunca hızla kentleşmiş, bayındır eserlerle donanmıştır. Yavuz Halep’e girdikten sonra Halep Valiliğine Karaca Paşa, Kadılığına da Çömlekçizade Kemal Çelebi getirildi.

    Bölge, böylece Osmanlı sınırları içine girdi ama halkın günlük yaşamında, değişiklik söz konusu bile olmamıştı.    Osmanlılar gelir gelmez mevcut vakıfların saptamasını yapmışlar yöre hakkında bir defter tutmuşlardı Bu deftere göre Dulkadiroğulları'ndan birçok kimsenin Kilis'te vakıfları olduğu da anlaşılmaktdır. Bu deftere göre: AZEZ, 64 köyün yönetim merkezidir.

  Canbolatlar'ın Kilis yöneticiliği, Canbolat Bcy'in Kilis'e, yaşam boyu Sancak Beyi olarak geldiği kesindir.  Merc-i Dabık Savaşı sırasında,  Canbolat ailesi gizlice Osmanlı Padişahına yardımcı olmuş bu nedenle de Kilis  bu aileye " Ocaklık" veya yurtluk olarak verilmiştir. [21]



KİLİS'İN İMARI

     Canbolat Bey, Kilis'i imara koyuldu.Kilis çağın tekniğine uygun koşullarla kentleşmeye başladı.Kentin tarihi dokusu, yukarıda bir ara açıkladığımız üzere; Eskihamam-Cüneyne Camisi-Odunpazarı kompleksi, daha dedelerinin Türk Kölemenler hizmeti zamanında oluşmaya başlamıştı

1516 yılından sonra Dulkadiroğulları Beyliği de ortadan kaldırılmış yöre Osmanlılar eline geçmişti Sonraki Yüzyıllarda zaman zaman yöre Canpolat Ailesinin ve Com Kürtlerin isyanına sahne olmuşsa da hâkimiyet sağlanmış Osmanlı idaresi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nı oğlu İbrahim paşa’nı yörede kısa bir müddet hükümran olmasına şahit olmuştur.

1919’ I. Dünya savaşından sonra Yöre Fransız İşgaline maruz kalır. Mustafa Kemal'in Samsun'a ayak basması ile yörede Fransızlar karşı bir direniş başlar. Kuvayı Milliyeciler'in bir grubu da Kilis ve yöresinde faaliyete geçmiştir.     Kentin batısındaki zeytinlik ve bağlarda üstlenen Kuvayi Milliyeci'ler gece baskınları ile işgalcileri şaşkına çevirmeye başlamışlar çete harpleri ile Fransızları yıldırma ve püskürtme mücadelesini sürdürmüşlerdir.  Başta Şahin Bey ve arkadaşlarını direnişi Şahin Bey’in ölmesine rağmen sonuç vermiş. Kuvayı Milliyeciler'in giderek artan hücum ve baskınları, Çukurova, Antep ve Maraş direnişlerinin Fransızları sürekli taciz etmesi sonrasında Fransız'lar Kilis'i terk etmek zorunda kalmışlardır. 1922 yılında yapılan Ankara Antlaşması ile Fransızlar bölgeyi TBMM Hükümetine teslim etmek zorunda kalırlar.

 

 

Kilis’te Yapılan Arkeolojik Çalışmalar

Kilis’te biri arkeolojik diğeri kentsel olmak üzere iki tane “SİT” alanı ve toplam “290” adet tescilli taşınmaz kültür varlığı bulunmaktadır.

Bu mirastan günümüze kadar ulaşanların başında geçmişin yerleşim birimi olan “höyükler” gelmektedir. [22]

Kilis ve yöresinde 1968 yılında başlayan arkeolojik incelemeler 1987, 1988 yıllarında arkeolojik yüzey araştırmalarına, 1989’da da arkeolojik kazı çalışmalarına dönüşmüştür.

2000-2003 yıllarında gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında bölgede toplam 147 adet arkeolojik merkez (62 höyük, 8 tepe yerleşmesi, 22 yamaç yerleşmesi, 16 düz mekan, 11 kale, 17 paleolitik buluntu, 6 kaya oyuğu mezarı, 6 mezarlık, 3 doğal mağara, 2 kireçtaşı ocağı, 1 su kanalı, 1 su kemeri) saptanmıştır.

Yüzey araştırmalarında 39 Geç Kalkolitik Çağ, 47 Eski Tunç Çağı, 38 Orta Tunç Çağı, 39 Geç Tunç Çağı, 40 Demir Çağı yerleşimi belirlenmiştir.

Bugüne kadar yapılan tüm arkeolojik çalışmalara göre yörede Geç Kalkolitik Dönem’den (M.Ö:3500 - 3000) Roma İmparatorluğu Dönemi’ne kadar (30 - 395) süren stratigrafik bir süreklilik söz konusudur.

 

 

 

KİLİS İLİNİN TARİHİ VE TURİSTİK MEKÂNLARI:

 

Eski Hamam:

Meşetlik Mahallesinde bulunan hamam Osmanlı İmparatorluğunun çöküş devri başlarken birçok eser gibi bu hamam da ihmal edilmiştir.Mimari değeri çok yüksek olan hamam meyilli bir arazi üzerindeydi. Kilis’in dar sokaklarından sel halinde akan  yağmur suları, sürüklediği taş, kum ve toprakla hamamı doldurup altına almıştır.Daha sonra açıldığı ve meydana çıkartıldığı için “Eski Hamam” denilmiştir.Hamamın kapısı, devrinin şaheser mimari örneklerindendir.[23]

 

Tuğlu Hamamı:

Kilis Şeyhler Mahallesi, Efeler Sokağı’nda bulunan Tuğlu Hamamı, Daltaban Paşa Hamamı olarak da tanınmaktadır. Hamamı Kilis’in yönetimini 1782 yılında ele geçiren,  ve 1788 yılında da Antep Olayları’nda öldürülen Daltabanoğlu Mehmet Paşa yaptırmıştır.

Tuğlu Hamamı, Kilis’teki diğer hamamlar gibi soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Tek hamam olarak dört eyvanlı, köşeleri halvet hücreli haçvari bir plan şemasına göre yapılmıştır. Portal geometrik geçmeler ve silmelerle hareketli bir görünümdedir. Ayrıca tek sıra halinde mukarnaslar cephenin saçak kornişini meydana getirmektedir. Giriş kapısı sivri bir kemerden olup, üzeri düz atkılıdır. Burada kitabe ve renkli taş süslemelere yer verilmiştir.

Girişin üzerinde dört beyitli sülüs yazılı kitabesi bulunmaktadır. Giriş kapısından beşik tonozla örtülü bir dehlize, oradan da soğukluk bölümüne geçilmektedir. Kubbe köşelerdeki sivri kemerli dört ayak tarafından taşınmaktadır.[24]

 

Hasanbey hamamı:

İnşâ kitabesi bulunmamaktadır ancak 1599 yılında ölen Tanrıverdi oğlu Kilis Zabiti Hasan Bey tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Yol seviyesinden aşağıda olduğu için Çukur Hamam olarak da anılır. 

Kuzeydeki giriş kapısından merdivenli bir dehlizle soğukluk bölümüne inilir. Bu mekân büyük sivri kemerler üzerinde dört payeye oturan büyük bir kubbe ile örtülüdür. Tepede külahlı bir aydınlık feneri vardır. Sekilerle çevrili soğukluğun zemini kırmızı, beyaz ve siyah taşlarla döşelidir. Ortada sekizgen fıskiyeli bir şadırvan vardır. 

Dehlizle geçilen ılıklık bölümü basık bir kubbe ile örtülüdür. Sıcaklık bölümü haç şeklinde dört eyvanlı olup köşelerde halvet odaları vardır. Sekizgen göbek taşı kırmızı ve beyaz mermerden yapılmıştır.

 

 

HOCA HAMAMI:

Kim tarafından ne zaman yaptırıldığı kesin olarak bilinmeyen yapı Kilis’in en eski hamamıdır. Halk arasında Koca Hamamı olarak da anılmaktadır. Kitabesinde 1545 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde Canbolad Bey’in izniyle Hoca Gökçezade tarafından onartıldığı yazmaktadır. 1554 tarihli vakfiyesinde ise Hasanoğlu Hoca Ramazan tarafından vakfedildiği kaydedilir. Bu bilgilere göre ilk inşasının Memluk dönemine uzandığı söylenebilir. 

Hamam ‘L’ biçimli olup soğukluk kısmı ana kitleden yana doğru çıkmaktadır. Dar uzun bir dehlizle girilen soğukluk mekânı kubbeyle örtülüdür. Kubbe altındaki mozaikli şadırvan sonradan yapılmıştır. 

Sıcaklık bölümü haç şeklinde dört eyvanlı olup köşelerde halvet odaları vardır. Sekizgen göbek taşı sarı, kırmızı, beyaz ve siyah mermerden yapılmıştır. [25]

 

KİLİS MERKEZ CÜNEYNE CAMİİ

Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan eser 17. yy.da yapılmıştır. Onarımı tamamlanan yapı ibadethane olarak kullanılmamaktadır.

 

NEŞET  EFENDİ  KONAĞI

Neşet Efendi Konağı, merhum Neşet Topaloğlu tarafından O Yıl1arda kendisi "Mimar'us Sultan"  lakabı  ile anılan Halepli Mimar Hacı Ahmet Usta ve kalfalarına yaptırılmıştır. Bu usta aynı zamanda,  Kilis Hükümet Konağını da yapmıştır.Bina bir bodrum ve 2 üst kattan oluşur. Birinci kat 6 oda, salon, mutfak, banyo ve tuvaletten oluşmaktadır.

Tam kargir olarak inşa edilen konakta, Kilis’in meşhur Kesmelik taşları kullanılmıştır. Bu taşlar Kilis’teki ustalar tarafından işlenmiştir. İç duvar sıvaları Kilis’te kullanılan kireç ve kendirlerle hazırlanan malzeme ile sabun sıva olarak sıvanmıştır. Binanın mermer ve fayansları İtalya'dan deniz yoluyla İskenderun üzerinden Kilis'e getirilmiştir. Birinci katta bulunan odalar fayans, büyük oda kırmızı ve beyaz İtalyan mermerleri ile mutfak ve banyonun bulunduğu ufak salon ise Gaziantep mermeri ile döşenmiştir. Merdivenler Gaziantep mermerinden yapılmıştır. Söz konusu binanın yapımına 1925 yılında  başlanmış olup, 1927  yılında tamamlanmıştır              

Konak özellikle 1930’lu ve 40’lı yıllarda Türkiye Suriye sınır Valileri görüşmelerine ev sahipliği yapmış, Gaziantep Halep Valilerini konuk etmiştir. Binanın  sahibi Neşet Topaloğu öldükten sonra çocuk1arı söz ko­nusu binayı  satılığa çıkarmışlardır. Yıkılmakla yüz yüze kalan binayı 1979 yı­lında  Kü1tür  Bakanlığı  5.000.000 TL ye  kamulaştırmıştır. Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü (Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü) o yıllarda 13.000.000 TL. Harcayarak binayı restore ettirmiştir

1986-2008 Yılları arasında İl Halk Kütüphanesi olarak hizmet vermiştir. Kilis’in 1995 yılında il olmasıyla 1. Kat İl Kültür Müdürlüğüne tahsis edilmiş, 2. Kat Kütüphane olarak devam etmiştir.2008 Yılında bina müze yapılmak için boşaltılmış. Bina Müze yapılmak üzere 2009 yılında Kültür varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne tahsis edilmiştir.20 haziran 2012 Tarihinde de Kilis Etnoğrafya Müzesi olarak hizmete açılmıştır.[26]

 

AKINCI KONAĞI

Asıl adı 'Hacı Muhammed Efendi Konağı'dır.1895 yılında eşi vuslat hanım için yaptırmış olup,sonradan ayrılan bitişik yapı 'selamlık;bu ana binada haremlik olarak kullanılmıştır.Şimdi ki malikleri (sahipleri), Akıncı ailesi olduğundan dolayı Akıncı Konağı olarak anılmaktadır.Konakta 12 oda, 2 mutfak, 2 büyük salon, 2 mağara ve 2 su kuyusu bulunmaktadır.[27]

 

 

KİLİS TÜRBELERİ

 

Canbolat Paşa Türbesi (Merkez) :

Kilis Tekke Mahallesi, Cumhuriyet Meydanı’nın güneyinde bulunan Canbolat Camisi’ni ve türbesini, caminin kitabesinden öğrenildiğine göre; 1552 tarihinde Canbolat Paşa yaptırmıştır. 

Canbolat Paşa Camisi’nin avlusunda kıble duvarının önünde bulunan türbe, cami ile aynı, sarımtırak taştan yapılmıştır. Duvar işçiliğinde yer yer siyah taş ta kullanılmıştır. Türbe altıgen planlı olup, üzeri tuğladan yapılmış bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbeye geçiş mukarnaslarladır. Türbenin doğusunda basık kemerli kapısı ve altıgen gövdeli her cephesinde de birer pencere bulunmaktadır. 

Türbe içerisinde üç ahşap sanduka vardır. Türbe kitabesi bulunmamaktadır. Canbolat Paşa 1571’de Kıbrıs’ta şehit düşmüş ve oraya gömülmüştür. 

 

Şeyh Mansur Türbesi (Merkez) :

Kilis’in 3 km. güneyinde, bahçeler arasında bulunan bu türbeden Evliya Çelebi “Şeyh Mansur Türbesi” diye söz etmemektedir. Ancak şehrin kıblesinde, Hz.Peygamber’in sofrasını hazırladığından ötürü Simati denilen Şeyh Mehmet Simati’nin bir dergahı ve yanında da türbesinin olduğuna değinmektedir. Bu türbelerin ne olduğu bilinmemektedir. Büyük olasılıkla bunlar Şeyh Mansur Türbesi’nin çevresinde bulunuyorlardı. 

Günümüze gelen ve kitabesi bulunmayan bu türbenin kime ait olduğu bilinmemekle beraber, halk arasında Şeyh Mansur Türbesi olarak tanınmaktadır. Türbenin mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır. Üzeri kubbe ile örtülü, yuvarlak kemerli giriş kapısının iki yanında yuvarlak kemerli iki penceresi vardır. 

 

Şeyh Ahmet ve Şeyh Muhammet Türbesi (Merkez): 

Kilis Abdioymağı Mahallesi, Sabri Bey Sokağı ile Cüneyne Cami Sokağı arasında bulunan bu türbenin yanında Şeyh Ahmet Zaviyesi’nin bulunduğu vakıf kayıtlarından öğrenilmektedir. Ancak bu dergah günümüze ulaşamamıştır. 

Türbenin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber Evliya Çelebi bu türbeden söz etmiştir. Buna dayanılarak da türbenin XVI.yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır. Türbede Şeyh Ahmet ve Şeyh Muhammet’e ait olduğu söylenen iki sanduka bulunmaktadır. Bu sandukaların üzerinde herhangi bir yazı olmadığından hangisinin şeyh Ahmet’e, hangisinin Şeyh Muhammet’e ait olduğu bilinmemektedir. 

Türbe kare planlı, moloz taştan yapılmış, üzeri kubbe ile örtülmüştür. Kubbenin ağırlığını dört köşedeki gömme ayaklar taşımaktadır. Kubbeye geçişte pandantiflerden yararlanılmıştır. Türbenin güney duvarında mihrap, batı duvarında da küçük bir pencere bulunmaktadır. Türbe içerisinde herhangi bir bezemeye rastlanmamıştır. Günümüzde türbenin dışı betonla sıvanmıştır. 

 

Şeyh Muhammet Ensari Türbesi (Merkez) :

Kilis Yenimahalle’de İslam Bey Parkı içerisinde bulunan bu türbenin kitabesi bulunmamaktadır. Kilis Hurufat defterlerinde 1807 tarihli bir kayıttan türbe yanında bir de tekkenin bulunduğu öğrenilmektedir. Arşiv kayıtlarından öğrenildiğine göre türbe, XVIII. yüzyılın sonlarına doğru yapılmıştır. Kare planlı, moloz taştan yapılmış olan türbenin üzeri kubbe ile örtülüdür. Güney cephesinde yuvarlak kemerli bir girişi, doğu cephesinde bir penceresi bulunmaktadır

 

Şeyh Muhammed Bahaeddin ve Muhammet Şahabeddin Türbesi (Merkez) :

Kilis Yenimahalle’de, Cumhuriyet Caddesi ile Dolappazarı Sokağı arasındadır. Türbenin kuzey cephesindeki Şeyh Mehmed Şehabeddin ile Şeyh Mehmet Bahaeddin Bağdadi’nin h.644 (1246) yılında şehit düştükleri belirtilmiştir. Ancak kaynaklarda bu kişiler ile ilgili bir bilgiye rastlanmamıştır. Türbenin XIX.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. 

Sultan II.Abdülhamid dönemine ait albümlerde bu türbenin bir resmi bulunmaktadır. Bu resme dayanılarak türbenin kubbe ile örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Bugünkü durumu ile dikdörtgen planlıdır. Türbe kesme taştan yapılmış, üzeri tromplu yarım bir kubbe ile örtülmüştür. Türbenin kuzey ve batı cephesinde iki küçük penceresi bulunmaktadır. Batı cephesinde girişi vardır. Türbe içerisinde iki sanduka olup, bunların kimlere ait olduğunu belirten bir ibareye rastlanmamıştır. 

 

 

Şeyh Muhammed Bedevi Türbesi (Merkez) :

Kilis’in batısındaki Kalleş Dağı’nın güneyinde bir tepe üzerinde bulunan bu türbenin kitabesi bulunmamaktadır. Evliya Çelebi’nin “Burada sahabe-i kiramdan Şeyh Muhammed Arabi ve Rıttali denen meşhur bir kişi yatar” sözünden yola çıkılarak bu türbenin Şeyh Muhammed Arabi ve Rıttali denilen bir diğer sahabeye ait olduğu düşünülmektedir. 

Türbe XIV. yüzyılın ikinci yarısında, buradaki bir mezarın üzerine yapıldığı sanılmaktadır. Türbe dikdörtgen planlı, kesme taştan yapılmış üzeri de kubbe ile örtülmüştür. Türbenin üst örtüsüne palmetleri andıran dendanlar sıralanmıştır. 

 

 

Şemûn Nebi Türbesi (Merkez) :

Kilis Nureddin Mahallesi’nde, Medrese Sokağı ile Hasırcı Sokağı arasında bulunan türbenin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir. Doğu cephesindeki kapının sağ üst köşesinde talik yazılı dört mısralı bir onarım kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabeye göre Polo’lu Muhammed Efendi tarafından 1885 yılında, 1958’de de yerel dernek tarafından onarılmıştır

Türbenin üç tarafı evlerle çevrili olup, yalnızca doğu cephesi açıktadır. Düzgün kesme taştan yapılan türbe kare planlıdır. Doğu cephesindeki düz lentolu bir kapıdan içerisine girilen türbe, mescit ve sandukaların bulunduğu iki bölümden meydana gelmiştir. Buradaki sandukalar üzerinde yazı olmadığından kimlere ait olduğu bilinmemektedir. 

 

Bekir Dede Türbesi (Merkez) :

Kilis Karaali Mahallesi’nde, Türbeler Sokağı’ndaki bu türbenin içerisindeki sandukada yazı bulunmamaktadır. Türbenin kuzey cephesindeki kitabede ise Türkçe olarak “Erenlerden Köfteci Bekir Dede” yazılıdır. Köfteci Bekir Dede’nin kim olduğu ve türbeyi kimin yaptırdığı bilinmemektedir.

Türbe kare planlı ve kesme taştan yapılmıştır. Üzeri basık bir kubbe ile örtülüdür. Türbedar Sokağı’ndaki basık kemerli bir kapıdan türbe içerisine girilmektedir. Kapının solunda basık kemerli bir pencere, onun da solunda sivri kemerli bir niş vardır. [28]

 


İBŞİR PAŞA ÇEŞMESİ İPŞİR PAŞA KASTELİ:

şEHİT SAKIP Mahallesi Dikdörtgen planlı, önÜ sundurmalı bir kasteldir. İki girişİ sivri kemerli olup, kemerler ayaklar üzerine oturtulmuştur. Kastelin ana girişini sağlayansivri kemerin tepesinde çevresi zincir biçimli bir motifle süslenmiş bir delik ve bunun iki yanında bitki desenli motiflerle süslenmiş birer rozet vardır. Döneminin özelliklerini yansıtan,tipik bir Osmanlı çeşmesidir. Günümüzde suyu akmayan kasteli 1654 yılında sadrazam Mustafa Paşa (İpşir Paşa) yaptırmış ve suyunu da İlizi yöresinden getirtmiştir. 

 

Nemika çeşmesi:

Deveciler Mahallesi Üzerindeki kitabeye göre Davudağazade Abdurrauf Efendi'nin torunu Nemika Hanım için 1911 yılında yaptırılmıştır. Sonradan yapılan onarım vemüdahalelerle özgünlüğünü

yitirmiştir. Kastelin görünümü etkileyen süslemeler, yuvarlak kemerler ile bunların oturduğu mukarnaslı konsollardır. [29]

 


Kilis - Ravanda Kalesi:

Kilis'in en önemli tarihi kalıntılarından biri olan Ravanda Kalesi, Afrin Çayı'nın kenarında yer almaktadır. Kale hakkında en eski tarih 11. yüzyıla ait bulunmaktadır. Kalenin içinde bu gün görülebilen ve batısında bulunan tonozlu yapı, güneydeki şapel, ortasında yer alan küçük yuvarlak kule, sarnıç ve burçlar ortaçağdan günümüze ulaşan bir köprü gibidir.

Belenözü Köyü sınırlarındadır. Oldukça geniş bir açısı olan kale yüksek konik bir tepe üzerine kurulmuştur. Kaleye ait yapılar zirvedeki düzlüktedir.

Surlar ve birbirinden farklı uzaklıkta köşeli ve yarım yuvarlak biçiminde olan burçlarının bir kısmı hala ayaktadır. Kalenin içinde iki büyük su sarnıcı ile büyük bir yapıya ait olduğu sanılan kalıntılar vardır. Yörede arkeolojik bir çalışma yapılmadığından aidiyeti hakkındaki bilgiler tahmine ve yörenin ilk sahiplerine dayanmaktadır. Yesemek yerleşimi yöreye yakın olduğundan Hitit yapısı (İ.Hakkı Konyalı’ya göre kalede Hitit mimarisine ilişkin izler vardır) ya da Hititler tarafından kullanıldığı görüşü oldukça yaygındır.

Kaleye ait kesin bilgiler XI.Yüzyıla ve bu yıllardaki Seferleri’ne dayanmaktadır. İslam kaynaklarında “er-Ravendan” , Haçlı kaynaklarında “Ravendel/Ravandal/Ravenel” , Ermeni kaynaklarında da “Aréventan” olarak geçen kale, tarihsel süreç içerside bölgeye egemen olan tüm devletlerce kullanılmıştır. Özellikle VII. Yüzyılın ortalarında bölgede yaşanan Hıristiyan-Müslüman çatışmasında “Avasım,Sügur” adı verilen bölge içersinde bulunan Ravanda Kalesi İslam Devletlerince Hıristiyan Bizans’a karşı verilen savaşlarda önemli bir askeri olmuştur. 1097 yılından itbaren adından sıkça söz edilen kale, I.Haçlı Seferi’ne katılan Baudouin’le öne çıktı ve ünlendi. XII.Yüzyıldan XVI.Yüzyılın başlarına kadar çeşitli beylik ve devletlerce (Selçuklu,Artuklu,Eyyübi,Memluk) kullanılan Ravanda Kalesi 1516 yılından sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçti.[30]

 

 

Oylum Höyük:

Kilis coğrafyasında (10.521 km2) da taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilen ve her biri 

“arkeolojik sit” olan toplam on sekiz adet höyük vardır. Arkeolojik araştırma sonuçlarına göre, bunların içinde en önemlisi Geç Kalkolitik Dönem’den (M.Ö:3500-3000) bu yana sürekli iskan yaşayan Oylum Höyük’tür. Oylum Höyük biri 22, metre diğeri 37 metre olmak üzere iki farklı yüksekliği; 460 metre uzunluğu ve 370 metre genişliği ile Anadolu’nun en büyük höyüklerindendir. Oylum Höyük’te 1989 yılında Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Engin ÖZGEN’in başkanlığında başlayan kazı çalışmaları, Cumhuriyet Üniversitesi’nden Yard. Doç. Dr. Atilla ENGDN, Yard. Doç. Dr. Erdal ESER, Yard. Doç. Dr. Meryem Acara ESER’in danışmanlığında her yıl kesintisiz olarak sürmektedir. Kazı sonucu ele geçen buluntular Kilis’te müze olmadığı için Gaziantep Müzesi’nde sergilenmektedir. [31]

 

 

Kilis Mevlevihânesi:

Kilis Tekke Mahallesi’nde, Hükümet Konağı’nın doğusunda bulunan Mevlevihane giriş kapısı üzerindeki kitabesinin son satırı Ebcet hesabına göre Mevlevihane’nin1894 yılında yapıldığını göstermektedir. İbrahim Hakkı Konyalı ise, kitabe tarihinin 1525 olduğunu belirtmektedir.

Evliya Çelebi’nin burada asitane olarak söz etmesi dikkate alındığında Mevlevihane’nin şeyh ve derviş yetiştiren büyük bir dergah olduğu da anlaşılmaktadır.

      Mevlevihane’nin yapım kitabesi bulunmamaktadır. Günümüze gelebilenler ise onarım kitabeleridir. Canbolat Paşa’nın Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde bulunan arşivindeki 1553 tarihli vakfiyesinde sözünü ettiği ve cami ismi verilen tekkenin bu Mevlevihane olduğu sanılmaktadır. Mevlevihane’nin 1535-1553 yıllarında yapıldığı anlaşılmaktadır. 

      Mevlevihane’den günümüze yalnızca semahanesi gelebilmiştir. Mevlevihane’nin semahane çevresindeki diğer yapıları günümüze ulaşamamıştır. Semahane muntazam kesme taş, beyaz ve sarımtırak taştan yapılmıştır. Bu nedenle de buraya halk arasında “Ak Tekke” ismi verilmiştir. 

       Semahane kare planlıdır. Batı cephesinde biri kapı olmak üzere, altta dikdörtgen çerçeveli dört, üstte de yuvarlak kemerli dört alçı pencere bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerine de alçı şebekeli yuvarlak bir pencere yerleştirilmiştir. Alt sıra pencereler ile giriş kapısı siyah ve beyaz taşların alternatif olarak kullanılması ile hareketli bir görünüm sağlanmıştır. Alt sıra pencerelerin üzerlerine sağır kemerlerden oluşmuş birer alınlık yerleştirilmiştir. 

       Semahanede  bezemeye yer verilmiştir. Özellikle batı ve güney cephede siyah ve sarı renkli taşlar kullanılmış ve nişlerin üzeri mukarnaslarla doldurulmuştur. Günümüzde bezeme olarak kubbede kasnağı çepeçevre dolanan mukarnaslı bir friz bulunmaktadır. 

      Mihrap sivri kemerli olup, üzeri koyu mavi, açık yeşil, sarı ve koyu yeşil renkte boyanmış, üzeri de mukarnaslarla doldurulmuştur. Mukarnasların bitiminde palmet, dal ve yaprak motiflerinden oluşan bitkisel bir friz bulunmaktadır. Bu bezeme XVIII.yüzyılın başlarına ait barok ve rokoko intibaını vermektedir. [32]

 

 

KUZEYNE

Kilis’in 7 km. kuzeybatısında yer alan bugünkü Kuzuini Köyü, antik Kuzeyne kenti üzerine kurulmuştur. Yerleşmenin Hitit, Roma, Bizans ve İslam döneminde de yerleşim gördüğü kalıntılardan anlaşılmaktadır.

 

KORUS-KİRİS ŞEHRİ

Kilis’in 20 km batısında yer alan Korus Şehri, Roma döneminin önemli merkezlerinden biridir. Antik kentte tiyatro, kilise kalıntıları izlenebilmektedir.

 

 

KİLİS MÜZESİ:

Kent merkezinde, tarihi Neşet Efendi Konağı'nda hayat bulan Kilis Müzesi 20 Haziran 2012'de kapılarını araladı.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından açılışı yapılan Kilis Müzesi'nde, kentin tarihi ve kültürel zenginlikleri tarih ve arkeoloji tutkunları için sergilenmektedir.

900 eserin muhafaza edildiği müze, iki bölümden oluşmaktadır. Ziyaretçilerin hayran kaldığı tarihi Neşet Efendi Konağı'nın giriş katı Arkeoloji Seksiyonu olarak tanzim edilmiştir. Oylum Höyük kazılarında ele geçen buluntular bu bölümdeki üç oda ve bir salonda kronolojik olarak sergilenmektedir.

Kilis'in kültürel zenginliklerinin sergilendiği Etnoğrafya Seksiyonu ise müzenin 1. katında yer almaktadır. Bu katta eyvanla birlikte, bir hole açılan altı mekanda geleneksel kıyafetler, Kilis'e özgü el sanatları ve çeşitli aksesuarlar mankenler eşliğinde teşhir edilmektedir.[33]

 

 


KİLİSTEKİ ÜNİVERSİTELER:

 

 Kilis 7 Aralık Üniversitesi:

1987 yılında Kilis Meslek Yüksekokulu’nun kurulması ile eğitim-öğretim faaliyetlerine başlamıştır. 

Üniversitemiz 29 Mayıs 2007 tarih ve 26536 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5662 no.lu kanunla kurulmuştur.

1998 yılında Muallim Rıfat Eğitim Fakültesi, 1997 yılında Yusuf Şerefoğlu Sağlık Yüksekokulu, 2003 yılında Fen-Edebiyat Fakültesi, 2007 yılında İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Fen ve Sosyal Bilimler Enstitüsü,  2010 yılında Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu (BESYO), 2012 yılında İlahiyat Fakültesi’nin kurulması ile öğretim faaliyetlerine devam etmiştir.

Fen-Edebiyat Fakültesi, Muallim Rıfat Eğitim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi ile İlahiyat Fakültesi’nden oluşan 5 fakülte, Yusuf Şerefoğlu Sağlık Yüksekokulu ile Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu olmak üzere  2 yüksekokul, Meslek Yüksekokulu ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu olmak üzere 2 meslek yüksekokulu, Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler Enstitüsü olmak üzere lisansüstü eğitimin verildiği 2 enstitü; ayrıca eğitim uygulama ve araştırma merkezleri ile gelişmekte olan bir eğitim kurumudur.

Merkez ve Karataş Yerleşkesi olmak üzere 2 yerleşkede faaliyetlerine devam eden Üniversitede, ön lisans, lisans ve  yüksek lisans düzeyinde yaklaşık 6.000 öğrencinin eğitim görmektedir. Okulda 223 akademik, 164 idari personelin görev almaktadır.

 

 

   

 

 

KİLİSTE İNANÇ KÜLTÜRÜ.

 

Kentleşmeye başladığı yıllardan beri Kilis'te, cami, kilise ve havra yan yana derin bir hoşgörü ile yaşamıştır. Değişik inançların nasıl bir kardeşlik içinde kaynaşıp bir arada yaşadığı, 16 Haziran 1920 tarihinde Kilis Ermenilerinin T.B.M.M. Başkanı Mustafa Kemal Paşa'ya çektikleri bir telgrafta da görülmektedir. 

 

MAHSERE KÜLTÜRÜ:

       Kilis, zeytinin ilk kültüre alındığı bir kuşakta, "mikroklima" bir iklim adasında bulunmaktadır. Bir Akdeniz bitkisi olan zeytini, denizden yaklaşık 150 km. uzaklıkta kendine özgü bir yöntemle yetiştirmektedir.

       Dünyada nadir bulunan ve yumrudan üretilen zeytinlerimiz, tanede yağ oranı açısından en zengin bir çeşittir. Zeytinyağı, "Mahsere" denilen ilkel mekanik bir biçimle sağlanmaktaydı. Mahsereler, taştan ve çoğunlukla "Kab" denilen tonozlar üzerine oturtulmuş yapılardan oluşurdu. Birli, ikili, üçlü, pek az olarak da dörtlü "Mahsere Taşı" birimlerine ayrılır, biri sabit diğeri onun üzerinde hayvan gücü ile döndürülen taşlar arasında ezilip "aş", küspe haline getirilerek, ağaçtan yapma "şedde", denilen mengenelerde sıkılırdı. Mahserelerin işletme yöntemi başlı başına bir işletme kültürü oluşturmuştu.

Zeytin sahiplerinin getirdikleri tane zeytinler yağ haline getirilerek; müşteriden, küspe artıkları ücret olarak alınırdı.Bu küspeler,zeytin mevsimi sona erince "Acı işleme" denilen bir yöntemle yeniden sıkılarak elde edilen "Acı zeyt" değerlendirilirdi. Mahserelerin mengenelerinde "Şedde" olarak kullanılan saz örgü, "Zembiller" yalnız körlerin çalıştığı bir yan sanayiyi de geliştirmişti. Bu da ayrı bir özgün kültürümüzdü. Mahserelerin ortadan kalkması ile bunlar da artık yok olmuştur.

       Mahsereler ayrıca, çağımızda adına "Öz Yönetim" denilen bir işletme biçimi geliştirmişti."Mahsere Ağası" sabit sermayeyi, işçi de emeğini koyarak elde edilen geliri paylaşırlardı.[34]

 

 

 

Din, İnanış ve Töresel Yapı

Beddualar (İlençler)

“Ağzına yuyucu parmağı gire!” ; “Alın, yeşilin üstüne atıla!” ; “Allah seni mezar mezar gezdire!” ; “ Babanın sinine ataş yağa!” ; “Boynuna boy ipi ölçüle!” ; “ Gözüne boz düşe!”; “Büngül büngül kan kusasın!” ; “Cin çala da ölet süpüre!” ; “Cin çala şeytan götüre seni!” ; “Kuzzul kuzzul kurt, kara kara dert kemire!” ; “Ölüm seni sitir eyliye!” ; “Tıskit ala seni!” ; “Yiğit iken yıkıla, aşkın iken devrilesin!” ; “Yüzüne yüz evin karası sürüle!” ; “Çenen çekile!” ; “Dert gele suratına!”

 

Dualar

“Allah münafık şerrinden emin eyleye!” ; “Allah sana ağ(ak) baht, altın taht vere!” ; “Allah sana ciğer ateşi göstermeye!” ; “Allah sana gişi (insan) kızı nasip eyleye!” ; “Allah seni dallandıra, budaklandıra!” ; “Allah seni, ocağına kadim eyleye!” ; “ Göğsünde ak tüyler bite!” ; “ Sakalın saçın ağara!”

 

Yağmur Duaları

Kuraklık zamanında, bulutların arasında gizlendiğine inanılan yağmur damlalarının yere inmesi için dualar edilir. Dualar kabul edilirse; Tanrı, meleklere emreder, yağmur yağmaya başlar.


Yağmur yağması için yörede adet olmuş bazı davranış ve eylemler şunlardır:

İki karısı olan bir adamın damının çörteni (su oluğu) çalınıp kuyuya atılır.

Ağaca kaplumbağa asılır.

Başı yıkanan bir merkebin üstüne yaşlı bir kadın ters bindirilir, köyde dolaştırılır.

"Gelin gok" oyunu oynanır. Buna bazı köylerde "çömçe gelin" de derler .

 

 

Batıl İnançlar, İnanışlar

 

Yere ateş dökerken (meleklerin yanmaması için) “Melekler, elinizi kolunuzu çekin!” diye seslenilir. Aksi halde canı yanan melekler, ateş döken kişiyi çarpar.

Güzel bir evi olan, evini nazardan korumak için dış duvara “at kafası” ; ”eski bir pabuç teki” ; “beş parmak resmi” ; “ iğde dalı” asar.

Damında baykuş öten evden “cenaze çıkar.”

Cuma günü çamaşır yıkanmaz..

Geceleyin - akşam ezanından sonra - tırnak kesilmez.

Yüzü koyun yatan kişinin üzerine şeytan, arka üstü yatan kişinin üzerine kebbus (kabus) çöker.

Eşikte (eşiklikte) ters dönen ayakkabı uğursuzluk getirir ve hemen düzeltilir.

Loğusa kadını “al basar”. Şıhı (şeyh) bulunmazsa; şeytan, loğusanın ciğerini suya çalar ve kadın ölür. Şıhı bulunur ve şeytan ciğerini suya çalmadan yetişilir, afsunlanırsa loğusa kurtulur.

Nazarı önlemek yani kötü nazarlı kişilerin bakışından korunmak için; göz boncuğu, tazı boncuğu, iğde çöpü, kurt derisi, kurt dişi, şap gibi avadanlıklardan biri takılır.

Çeşitli konu ve amaçlar için muska, hamail (hamayil), mushaf taşınır. Bunlar balmumu emdirilmiş beze yedi kat sarıldıktan sonra takılır.

Attarlar, ilim-irfan sahibi hocalar (şıh,afsuncu,tarikat ehli) ve türbeler halk tababetinin önemli unsurlarındandır.

Kilis’te Attar Nabi, Attar Hacı Hüseyin Efendi ile Şıh Efendi olarak tanınan Mehmet Vakıf Efendi, Küt Küt Dede (göz kapağında arpacık çıkan, Küt Küt Dede’nin mezarından toprak alıp gözüne sürer) ve Hulk Dede Türbesi (sinir hastası olan kişi Cuma selasından sonra bu yatırın çevresinde üç kez döndürülür. Daha sonra yatırda bulunan zeytinyağından bir parmak alınıp hastanın alnına sürülür) bu konuda sıkça başvurulan kişi ve mekânlardır.

Ruhsal bozukluklarda, sıtmada, iltihaplı yaralarda “dağlama” yapılır. Dağlama, ateşte kızdırılmış demir parçası (iltihaplı yaranın üstü, diğer rahatsızlıklarda boynun arkası dağlanır) ile yapılır.

İştahı kesilen kişiye “tiksinik” olmuş denir. Bunun tedavisi için paryavşan otu (pelin otu) sabunla hastanın karnına sürülerek ovuşturulur; eli-yüzü yıkandıktan sonra, üzerlik tütsüsü yapılır, kurşun dökülür ve kurşun parçası bir iple ev kapısının üzerine asılır.

Sarılığın tedavisi için hastanın burnuna cırlatan acırının (acur) suyu damlatılır.

Kişi rüyasında bir kuduz köpek tarafından ısırıldığını görürse “kuduz kınası” yapılır. Gördüğü gecenin kırkıncı gecesinde eğlence (düğün dernek) düzenlenir ve sabaha kadar (amaç, rüya göreni uyutmamak) eğlenilir.

Tüm bunların yanında şifa bulmak için “kurşun döktürmek” , “şifa tasından su içmek” gibi inanışlar da vardır.

 

 


Destanlar (Anlatılar) - Efsaneler 

Kilis ve yöresinde (özellikle Tilhabeş,Yavuzlu ve Aşağı Çakallı köylerinde) pek çok halk öyküsü anlatılır. Başlıcaları: “Firuz Bey, Firuz Beyin oğlu Mahmut Bey (Horasan’dan gelen Collab’a oymakları), Bumuçlu İlbeyoğlu, İlbeyoğlu ve amcasıoğlu Ali Kadı, İlbeyoğlu’nun Elbübenne Arap aşireti üstüne gidişi, lbeyoğlu Kul Haydar’ın maceraları, Mahımihri ile Hurşit, Kerem ile Aslı, Aşık Garip, Şahmayıl, Kılınçoğlu adlı halk öyküleri olup; bunları en iyi anlatan da Hafız Mehmet Ağadır. Hatta Aşağı Çakallı Köyünde masal, destan anlatımında ustalaşmış yetkin kişilerden bile söz edilir.

Döşek: Kilis’te uzun kış gecelerinde anlatılan haketlerin başlangıç kısmına Kilis'te "Döşek" denir.

"A! alanını, vur vuranın, destursuz bağa girenin zoppa yemesi çok olur. Gönlü bürüdü, efkar yürüdü. Kalk gez çarşı pazarı, yıkıver nazarı. Elbet bulursun bir kapı, şöyle münasip bir yapı. Fiske taşını atağın zaman, kapının ardındaymış sevdiğim civan, dedi dur aman, merdiveni çıktık bir aman, aşağıda koptu figan.

Arkada mahalleli, önde bir imam. Kapıyı çevirdiler, çamları devirdiler. Baktık bir karı, gözleri sarı. Dedi yavrum teslim ol yoktur zararı. Biçare yakayı verdik ele, girdik mapushaneye. Mapusane tamam, içinde yok doğru kelam. Tahta kehlesinden ağladı anam, bu ad benim kaderim mis tamam.

Hak rahmet eylesin Hacı Cambaz'a düştük yeniden naza niyaza. Bize bir at verdi, doğrudur deyi. At bir tekme savurdu geri dur deyi. O yalan bu yalan, fili yuttu bir yılan. Eşşeğe binip deveyi kucağına alan, bu da mı yalan! Ağır yapıaysan himiden başla, göçebelerden isen dibinde hşla. Zengin olmak istersen hiç durma çalış, istif et papelleri karış karış. Ben züğürtlüğü yatmakla buldum, boş hedefe fişek atmakla buldum. Zenginlik istersen çalış, işle gelir; yatağın tadı güzel bir eşle geUrKasaplardan alırlar, eve gelirler çoluk çocuk çöküşürler kelleye. Kedilerle köpekler, kovsan gitmez reziller. Karınım haşlayın, yumasına başlayın, sineği kişleyin, çöküşürler kelleye.

Bulgur atsak hoş olur, bak içinde daş olur. Bir kellelik aş olur, çöküşürler kelleye. Ya düğmenin suçu ne, pirinç atak içine, yeter külfetin üçüne, çöküşürler kelleye. Görüm gitsin işine, nerden geldi başıma. Değdi ocak daşına, devirdiler kelleyi, çöküştüler başına.

Geldi sevgi zamanı, sever insan yabanı, dört teneke bir eşek, çıkar suyun dumanı, eşek gidip gelmeden akşam yemez samanı. Soğuk, sıcak der isen çadır onun zamanı, sinek bilmez amanı. Avrat başlar karmaya, herif başlar sermeye, parlak üzüm istersen patos onun dermanı, dinleyin sergiciler, var mı bunun yalanı. Demem odur ki efendim evvel zaman içinde bir padişah varmış..."

Bu tekerlemeden sonra masala geçilir.

Yörede iyi bir haketçi olarak tanınan Saraç Ahmet'in söylediği bu alıntı oğlu Duran Kale'den alınmıştır.[35]

 

 

 

KİLİSTE EL SANATLARI:

 

Her toplumun elleri ile oluşturup geliştirdiği, birlikte olgunlaştırdığı el ürünlerine ve bu konudaki "Yaşam biçimi" ne "El Sanatları Kültürü" denilmektedir. Kilis'in bu konuda oldukça eski bir geçmişi olduğunu Evliya Çelebi'nin 17. yy.'daki Kilis izlenimlerinden, "Kilis Halkı Ehli Hireftir" sözlerinden anlıyoruz [36]

Şimdilerde Kilis, estetik el sanatları değerlerini şu iki biçimde ortaya koymaktadır. "El işi", "Makine işi", El işleri eskiden "Gergef' veya" Kasnak" denilen, küçük el tezgahlarında yapılırdı. Kasnak, tek kişi; gergef ise birden fazla kişilerce ve birlikte kullanılabilirdi. Bunların çarpıcı örnekleri olarak; "Ciğerdeldi", "Mercimek", "Kartopu", "Filitre", "Cemaliyan", "Örümcek" denilen adlar altında örülmüş ve zaman zaman da sırmalarla zenginleştirilmiştir. Bu işlernelerin "Tel Çekicisi", "Yazıcısı", kenar dikişleri yapan. "Antikacı" lığını uzmanlık haline getirmiş olanlar vardı. Kasnak işlerinde çoğunlukla, bitki motifleri, insan figürleri yer alırdı. Kumaş olarak, adına "Jorjet" denilen krepdemur kumlanılıyordu. Bunlara örnek olarak şunlar gösterilebilir: "Karanfilli", "Marullu", "Çengel", "Yıldız", "Bebekli"... 

Kilis'te yorgancılık sanatı, başlı başına bir geçim kaynağını oluşturmaktadır. Ancak teknolojinin gelişiminden o da payını alarak elle yapılan, göz nuru dökülerek üretilen yorganların yerini fabrikasyon yorganlar almıştır. 

 

Çulhacılık (Dokumacılık) 

Kilim dokumacılığının yanında ham iplikten bez , aba, maşlah , şal , çarşaf, yastık kılıti... vb. dokunması günümüzde varlığını koruyamamıştır. 

 

Saraçlık 

Meşinden at arabası koşumları, cüzdan , semer , kürtün, kuburluk , hurç kenarı vb. şeylerin yapıldığı meslek dalıdır. 

 

Semercilik - Kürtüncülük 

Yöreye has bir stilde geliştirilmiş olan semercilik bugün tamamen yok olmuştur. Bir iki kürtüncü kalmıştır ama onlar da yavaş yavaş yok olmaktadır. 

 

Hallaçlık 

Ellerinde yaylan ve tokmaklarıyla pamuk atarak, pamukların kabartıldığı zanaat dalıdır. 

 

Postal ve Haydacılık 

Kilis yöresine özgü bir stilde dikilen postal, düğmesiz ve koncu haydaya göre kısa olan bir ekinci ayakkabısıydı. Alt kısmı kalın camız derisinden olurdu. Haydanın koncu ise dize kadar uzun, önden çapraz olarak bağlanan, düğmeli, yerel ekinci ve ziraatla uğraşanların giydiği dayanıklı ayakkabısıydı. [37]

 

Köşkerlik 

Eskiden Kilis'te çok sayıda köşker vardı ve yemeni dikerlerdi. Kırmızı, siyah, gülrengi, şeftali renginde boy boy yemeniler yaparlardı. "ulu, orta, ges" diye adlandırdıkları kalıplarda yemeni dikilirdi. Küçük çocuklar için dikilenlere de "kelik" denirdi. Kilis yemenileri yurdun bütün yörelerine gönderilirdi. Bugün daha çok folklorik amaçla üretilmektedir. [38]

 

Nacarlık ve Sabancılık 

Hayvancılık ve tarımda gerekli olan araç ve gereçler ile saban, meses, değnek, sırık, yayık, yemlik, kazma, kürek ve bel sapları vb. gibi araç ve gereçleri yapanlar "Sabancılar Çarşısı" denilen yerde çalışırlardı. [39]

 

Tenekecilik 

İdare lambası, fennüs (fanus), resim çerçevesi, kadüs (kova), şapşak, kutu, mangal vb. gereçler ile soba yaparlardı. 

 

Kalaycılık ve Bakırcılık 

İşlemeli havanlar, baharat değirmenleri, kazanlar, tepsiler, siniler, çeşitli mutfak gereçleri bakırdan yapılırdı. Bu sanat, turizme yönelik olarak çalışan birkaç kişinin dışında plastik, alüminyum ve çelikten yapılan gereçlerin piyasaya hakim olması nedeniyle varlığını koruyamamıştır. 

 

Arabacılık 

Eskiden Kilis'te Bursa arabaları kadar güzel ve zarif araba ve yaylılar yapılırmış. Günümüzde bu işle uğraşan kalmamıştır. 

 

Tabaklık (Debbağlık) 

Köşker, postalcı, çizmeci, semerci saraçlara ve koşumculara deri işlerlerdi. Bu iş eskiden ilkel araçlarla yapılırmış. Deriyi işlemek için zırnık ve köpek dışkısından yararlanılırmış. 

 

Helvacılık 

Bir zamanlar Kilis'te helvacılık da yaygınmış. Taa Antep'ten bu mesleği öğrenmek için çıraklar gelirmiş. [40]

 

 

 

 

KİLİS MUTFAĞI:

 

Kilis yemekleri, zengin Türk mutfağının özelliklerini taşımakla birlikte Halep mutfağı özelliklerini de yansıtır. Ön planda yağlı, baharatlı yemekler olduğu gibi zeytinyağlı yemeklerde Kilis mutfağının vazgeçilmez türlerindendir. 

 

Zeytinyağı, yörede yetiştirilen kaliteli zeytinlerden elde edilir ki, hemen her Kilislinin mutfağında bulunan vazgeçilmez bir besin maddesidir. 

 



Kilis mutfağının özgün örnekleri şunlardır: 

 

Çorbalar 

  • 1- Tatlı malhıta 
  • 2- Ekşili malluta 
  • 3- Kölük aşı 
  • 4- Kelle paça 

Çiğ Yapılan Köfteler 

  • 1. Çiğ köfte 
  • 2. Kıymalı-zeytinyağlı karma katma 
  • 3. Mercimekli köfte 
  • 4. İç katması 

 

Kızartılarak Veya Pişirilerek Yapılan Köfteler 

  • 1. İçli köfte (kıymalı köfte) 
  • 2. Oruk 
  • 3. Kübbülmüşviyye 
  • 4. Fırın yapması 

 

Dolmalar 

  • 1. Acir dolması (firikli-bulgurlu-pirinçli) 
  • 2. Kabak dolması (kösesefer-heylan) 
  • 3. Şıhılmahşe 
  • 4. Yaprak sarması (etli ve zeytinyağlı) 
  • 5. PatlıcanKilis mutfağı domatesKilis mutfağı biber dolması 

 

Pilavlar 

  • 1. Buğulama (otlu aş) 
  • 2. Bulgur Pilavı (bulgur aşı) 
    • - Domatesli zeytinyağlı bulgur aşı 
    • - Etli bulgur aşı 
    • - Şehriyeli bulgur aşı 
    • - Zeytinyağlı bulgur aşı 
    • - Çıtırlı bulgur aşı 
  • 3. Simit aşı 
  • 4. Mercimekli bulgur pilavı (Müceddere) 
  • 5. Firik pilavı (firik aşı) 
  • 6. Keşkek (etli) 

 

Musakkalar 

  • 1. Domates musakka 
  • 2. Alanazik 
  • 3. İmam bayıldı 
  • 4. Karnıyarık 
  • 5. Patlıcan musakka 
  • 6. Silkme 
  • 7. Teşrübe 
  • 8. Kabak musakka 
  • 9. Patates musakka 
  • 10. Acur musakka 

 

Fırın İşleri 

  • l. PatatesKilis mutfağı patlıcan üstü kıyma kebabı 
  • 2.Kilis tava 

Hamurlu Fırın İşleri 

  • 1. Lahmacun 
  • 2. ÇökelekKilis mutfağı peynirKilis mutfağı lor semirseği 
  •  

Sulu Yemekler 

  • 1. Bastırma (kabakKilis mutfağı patlıcan) 
  • 2. Sarımsak aşı 
  • 3. Ekşili yahni 
  • 4. Yoğurtlu köfte 
  • 5. Şişbörek 
  • 6. Orman 
  • 7. Mıkla (çılbır) 
  • 8. Lebeniye (kel ve kekilli) 
  • 9. Ekmek aşı (tirit ve çürütme) 
  • 10. Kızartma 

Zeytinyağlı Kızartmalar 

  • 1. Bazlama veya bazlambaç 
  • 2. Et ba1ığı 
  • 3. Öcce 
  • 4. Tava semirseği 
  • 5. Mekmur 
  • 6. Patlıcan döğmesi 

 

Kavurmalar 

  • 1. Topaç 
  • 2. Pürçüklü kavurması 
  • 3. Kömeç kavurması 
  • 4. Pancar kavurması 

 

Salatalar 

  • 1. Koruk salatası 
  • 2. Aşkın salatası 
  • 3. Zahter salatası 
  • 4. Pirpirim salatası 
  • 5. Peyvaz (kabaklıKilis mutfağı patlıcanlı) 
  •  

Tatlılar 

  • 1. Bulamaç 
  • 2. Omaç 
  • 3. Şıllık 
  • 4. Künefe 
  • 5. Gerebiç 
  • 6. Bayram kahkesi 
  • 7. Belluriye 
  • 8. Gurabiye 
  • 9. Memuniye helvası (irmikliKilis mutfağı unlu) 
  • 10. Züngül 
  • 11. Katmer 

 

Kurutmalar 

  • 1. Acur kurutması 
  • 2. Kabak kurutması 
  • 3. Patlıcan kurutması 
  • 4. Musakkalık acir kurutması 
  • 5. Musakkalık kabak kurutması 
  • 6. Çarpana patlıcan kurutması 
  • 7. Bamya kurutması 
  • 8. Çarpana domates kurutması [41]

 

YAPMADAN DÖNME:


  • Kilis pekmezinin ve yöresel kebap çeşitlerinin tadına bakmadan,
  • doğal güzellikleri ile ünlü Kilisin mesire yerlerini gezmeden,
  • ilde bulunan tari höyükleri camileri ve ravanda kalesini 
  • ziyaret etmeden dönmeyin[42]




KAYNAKÇA



  • [1] http://www.kiliskulturturizm.gov.tr/belge/1-33959/genel-bilgiler.html
  • [2] http://www.uslanmam.com/turizm-amp-gezi-amp-tatil/157939-kilis'-cografi-ozellikleri.html
  • [3] http://kilis.ormansu.gov.tr/Kilis/hizlierisim/ilimiz.aspx?sflang=tr 
  • [4] http://kilis.ormansu.gov.tr/Kilis/hizlierisim/ilimiz.aspx?sflang=tr 
  • [5] http://kilis.ormansu.gov.tr/Kilis/hizlierisim/ilimiz.aspx?sflang=tr 
  • [6] http://kilis.ormansu.gov.tr/Kilis/hizlierisim/ilimiz.aspx?sflang=tr 
  • [7] http://kilis.ormansu.gov.tr/Kilis/hizlierisim/ilimiz.aspx?sflang=tr 
  • [8] http://kilis.ormansu.gov.tr/Kilis/hizlierisim/ilimiz.aspx?sflang=tr 
  • [9] http://www.elbeyli.org/kilis-elbeyli-ilcesi-genel-bilgi
  • [10] http://www.kenthaber.com/guneydogu-anadolu/kilis/musabeyli/Rehber/genel-bilgi/musabeyli-genel-bilgi
  • [11] http://bayburtkoyleri.blogcu.com/polateli-genel-bilgi/13234001
  • [12] http://www.kilis.bel.tr/
  • [13] http://www.e-sorgu.org/kilis-ismi-nereden-geliyor-kilis-sehir-ismi-hikayesi.html
  • [14] Engin Özgen."IV. Araştırına Sonuçlan Toplantısı" 26-30 Mayıs 1986)
  • [15] Şahamettin Kuzucular, Dörtyol Hatay Çukurova Tarihi ve Türkmenleri  , Color Ofset, İskenderun 2012
  • [16] http://www.kilis.org.tr/tarihce.php
  • [17] http://kilis.freeservers.com/tarihce.html
  • [18] Şahamettin Kuzucular, Dörtyol Hatay Çukurova Tarihi ve Türkmenleri  , Color Ofset, İskenderun 2012
  • [19] http://www.kilis.org.tr/tarihce.php
  • [20] Şahamettin Kuzucular, Dörtyol Hatay Çukurova Tarihi ve Türkmenleri  , Color Ofset, İskenderun 2012
  • [21] http://www.kilis.org.tr/tarihce.php
  • [22] http://www.kiliskulturturizm.gov.tr/belge/1-65115/tarihsel-ve-etkinsel-kulturel-degerler.html
  • [23] http://www.kilis.bel.tr/Tarihi.yerler/Hamamlar/eskihamam.asp
  • [24] Kaynak: http://www.estanbul.com/tuglu-hamami-298020.html
  • [25]  http://www.gaziantepkilishalep.com/tr/41-eser/110-hasanbey-hamami.html
  • [26] http://www.vgm.gov.tr/sayfa.aspx?Id=25
  • [27] http://www.kilis.gov.tr/?page=detay&dataID=298
  • [28] http://www.turkish-media.com/forum/topic/177066-kilis-turbeleri/
  • [29] http://www.guneydogumirasi.org/pdfs/kilis.pdf
  • [30] http://www.turizmtrend.com/turkiye/kilis/kilis-ravanda-kalesi-6315.html
  • [31] http://www.tmo.gov.tr/Upload/Images/SubeHarita/Kultur/Antepoylumhoyuk.pdf
  • [32] http://muze.semazen.net/content.php?id=00081
  • [33] http://www.kilismuzesi.gov.tr/
  • [34] http://www.kilis.pol.tr/Sayfalar/ilimiz_kultur.aspx
  • [35] http://www.kiliskulturturizm.gov.tr/belge/1-66480/destanlar-anlatilar---efsaneler.html
  • [36] http://kilis.org.tr/kultur2.php
  • [37] http://kilis.org.tr/kultur2.php
  • [38] http://kilis.org.tr/kultur2.php
  • [39] http://kilis.org.tr/kultur2.php
  • [40] http://kilis.org.tr/kultur2.php
  • [41] http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=107575
  • [42] http://www.gezimanya.com/SehirDetaylari/kilis

 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...