ESAS DER 2018 ANTOLOJİSİ BASKI ÖNİZLEMESİ

Anasayfa / ETKİNLİKLER / Kitap Dergi Yayınlar
Ekleyen : ESA , 01 Aralık 2018 Cumartesi Beğen
 
 
RENKLİ RESİMLİ WOLD GÖRÜNÜMÜ İÇİN YUKARIDAKİ LİNKİ  TIKLAYIN 
 
 
WORLD DOSYADA GÖZÜKEN BOŞLUKLARA VB ALDIRMAYINIZ BU GÖRÜNÜM BASKI ÖN İZLEMEDEN İBARETTİR. 
 
 
EDEBİYAT SANAT VE SANATÇILAR DERNEĞİ
 
 
 
 
ŞİİR
ANTOLOJİSİ
 
HAZIRLAYAN
HALİL GÜRKAN
NURCAN ÖREN
HAKAN SUNA
AYTÜL KAPLAN
MAHİR BAŞPINAR
 
 
 
                            ÖN SÖZ
Bu şiir kitabı, Edebî yâd ve Sanat Akademisi.com sitesi bünyesinde tanışan, kaynaşan şairlerin kurmuş oldukları  “Edebiyat Sanat ve Sanatçılar Derneği” Esas Der mensuplarının derlenmiş şiirlerinden oluşmaktadır.
2010 yılında basit ama iddialı bir site olarak açılan Edebî yad ve Sanat Akademisi.com birkaç kere ara yüz değiştirse de zamanla Türk Edebiyatının en önemli ve belli başlı kaynak sitelerinden biri haline gelmiştir. Büyük bir okur kitlesine hitap eden sitemiz, mütevazı bir şair ve yazar camiası oluşturmayı da başarmıştır.
Bu şiir kitabı, sıcak, sevecen ve özverili camiası ile birlikte birçok kültürel ve edebi etkinlik düzenleyen ESA ‘nın 2018 yılı içindeki faaliyetlerinden biridir.
Bu kitap Esas Der’in - Edebiyat Sanat ve Sanatçılar Derneği – İlk Kurşun ( 2017) ( Türk Dünyası genelinde yapılan şiir yarışmasından seçkiler) , Kardeşlik Şiirleri 2018 ( Batman Valiliği ile Edebiyat ve Sanat Akademisi. com ‘un ortaklaşa düzenlediği şiir yarışması seçkileri) kitaplarından sonraki üçüncü çalışmasıdır.
Esa ve Esas Der, bundan sonra da çalışmalarına devam edecektir, ayrıca pek çok hizmete imzasını atmaya, pek çok etkinlik düzenlemeye kararlıdır.
Antolojimiz, Esas Der yönetiminden Halil Gürkan, Nurcan Ören, Dr. Aytül Kaplan, Hakan Suna ve Mahir Başpınar’ın özverili çalışmaları ile meydana gelmiştir. Emeği geçen arkadaşlarımıza Esa ve Esas Der, şairleri, Esas Der yönetimi adına çok teşekkür ediyoruz.
Esas Der Başkanı
Şahamettin Kuzucular
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                ALİ  ATAR                                
1952 yılında Sivas / Zara’da dünyaya geldi. İlkokulu köyü Osmaniye'de, ortaokulu Zara'da, liseyi de Sivas'ta okudu. 1976 yılında Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümünden mezun oldu.
Matematik öğretmeni olarak yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Kader onu Adana’nın Ceyhan ilçesine çekti. 18 yıl görev yaptığı Ceyhan Lisesinden 2005 yılında emekli olarak çok sevdiği öğretmenlik mesleğinden ayrıldı.
            Sivaslı olup da şiirle ilgilenmemek olmazdı elbette. Ali Atar da her Sivaslı gibi şiire yakın ilgi duydu. Sadece okumak yetmedi. Yavaş yavaş yazmaya da başladı. Duygularını halk şiiri tarzında şiirleştirdi. Şiirlerinde “Kahyaoğlu” mahlasını kullandı.
            Adana’da çok sayıda şiir derneği ile ilişki kurdu, üye oldu. Bazılarında başkanlık dâhil yöneticilik yaptı.
Yazdığı şiirler 2006 yılında çıkanÂşık Kahyaoğlu- Hayatı ve Şiirleriisimli kitapla okuyucuya sunuldu.
             Halen Ceyhan' da ikamet ediyor. Yurt genelinde düzenlenen bazı şiir etkinliklerine katılıyor.
Adres: Ulus Mah. Yavuz Sultan Selim Cad. Bağ - Kur Petek Aprt. Kat: 5. D : 20        Ceyhan / ADANA
Tel          :     0505 759 63 35
e-posta  :     
 
 
KARACAOĞLAN'A ŞİKÂYET
Karac'oğlan sen dünyadan gideli
Dilimiz bozuldu, sözler değişti
Ağır oldu üstat bize bedeli
Pop müziği çıktı, sazlar değişti
Kimi gençler teke gibi kokuyor
Kimi Teksas kimi Tommiks okuyor
Bir bizim yörükler aba dokuyor
Kumaşlar sentetik, bezler değişti
Frenk aldı mor sümbüllü bağları
Erir oldu yüreğimin yağları
Şimdi delik deşik Gâvur Dağları
Yaylalar yok oldu, düzler değişti
Pastırmanın ham maddesi at oldu
Derdimiz katlandı sekiz kat oldu
Kaleler devrildi, şahlar mat oldu
Dengeler bozuldu, kozlar değişti
Televizyon denen bir alet çıktı
Bin bir türlü lanet melanet çıktı
Sanal âlem çıktı ihanet çıktı
Gelinler bir tuhaf, kızlar değişti
Köylü karıları sosyetik oldu
Yetmişine gelen estetik oldu
Ağız burun dudak sentetik oldu
Cerrah neşter vurdu, yüzler değişti
Erkeklerden küpe takar bazımız
Grip oldu tavuğumuz kazımız
Dinden çıktı koca için kızımız
Aşklar tarih oldu, pozlar değişti
Devlet malı deniz diye yediler
Kucaklarda köpek ile kediler
Bir cam çıktı adına lens dediler
Bakışlar haz vermez, gözler değişti
KAHYAOĞLU der ki dönmüyor çarklar
Suları çekildi, kurudu arklar
Hani nerde üçler yediler kırklar
Erenlerden kalan izler değişti
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ÜÇLÜ SOHBET
Ok geldi germişken hedefe yayı
"Gidersem geriye gelemem" dedi
Yâd yabana sordum bu muammayı
Düşündü taşındı "bilemem" dedi.
Aldı Ok.
"Eğer azmedersem delerim taşı
Önümde diz çöker başların başı"
Doğru söyle dedim kırıldı kaşı
"Yalanı yalana dolamam" dedi
Aldı Yâd Yaban.
"Dünyadaki bütün bayanlar baylar
Durmayın sefer var gerilsin yaylar
Savaş ile geçsin günlerle aylar
Bundan başka bir şey dilemem" dedi
Aldı Ok.
"Haydi, hücum derse bana bir amir
Anında yer bulur aldığım emir
Ucumda çelikten sivri bir demir
Asla eğri büğrü olamam" dedi
Aldı Yâd Yaban.
"Hiç sevmedim doğru yoldan gideni
El açıp Mevlâ'ya dua edeni
Niçin kan dökülmez nedir nedeni
Böyle boynu bükük kalamam" dedi
Aldı Ok.
"İster yağmur yağsın isterse dolu
Titremesin yeter ustamın eli
Islık çala çala alırım yolu
Koyun kuzu gibi melemem" dedi
Aldı Yâd Yaban.
"Yer yarılsın gök yırtılsın derim ben
Zaman zaman insan eti yerim ben
Oldubitti mazlumlara şerim ben
İyilerle çene çalamam" dedi
Aldı KÂHYAOĞLU.
KÂHYAOĞLU baş kor barış uğruna
Bu söz gitti yad yabanın ağrına
Ok yaydan fırladı battı böğrüne
"Artık bundan sonra gülemem” dedi
 
 
 
 
DEDİM - DEDİ
Dedim; güzel dön de bir bak ne hâldeyim gör beni
Dedi; âşık kara sevda ediverdi kör beni
Dedim; söyle niçin böyle inim inim inlersin
Dedi; bir dert var içimde için için yer beni
Dedim; ben de yaralıyım sürmedim bir saltanat
Dedi; âşık yâr olmazsa çekilmiyor bu hayat
Dedim; niçin ah eylersin nedir bu figan feryat
Dedi; terk-i diyar etti bir vefasız yâr beni
Dedim; kaşlar ya o gözler dedi kömür karası
Dedim; peki gönül köşkün dedi hicran yarası
Dedim; güzel pazar olsun iki gönül arası
Dedi; içim alev alev söndürmez ki kar beni
Dedim; acep bu gördüğüm hayal midir düş müdür?
Dedi; âşık peki senin muhabbetin hoş mudur?
Dedim; güzel söyle şimdi gönül bağın boş mudur?
Dedi; orda güller açtı demet eyle der beni
Kahyaoğlu der ki bir gün arabayla giderken
Uyku bastı uyumuşum üstelik yol darıken
Bir çığlıkla hanım dedi atla zaman varıken
Az kalsın ki biçiyordu sol yanımdan tır beni
           AYDIN ÇETİNKAYA   
                1954 yılında Tokat’ın Erbaa İlçesi’ne bağlı Kozlu köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Erbaa’da, liseyi de Tokat Ziraat Meslek Lisesinde bitirdi. İki yıl ziraat teknisyeni olarak görev yaptı.
            1975 – 1978 Eskişehir Eğitim Enstitüsünde okudu. Bu okulu bitirdikten sonra 1979’da öğretmenliğe başladı. Eskişehir’de çeşitli okullarda idarecilik ve öğretmenlik görevlerinde bulundu.
            1990’da şiir dünyasının kapısını önce yakın çevresine, sonra da bütün herkese açtı. Aşka, doğaya, gurbete, hasrete, neşeye, hüzne ve özellikle memleketine ait yazmış olduğu şiirlerini şiir severlerle paylaştı.
            Eskişehir Şairler Derneği bir mıknatıs gibi Aydın Çetinkaya’yı da kendine çekti. Orada Eskişehir’in ileri gelen şairleriyle tanıştı. Şiir Akademisi denilen bu yuvanın sıcaklığı şairin içini ısıttı, duygularını yoğunlaştırdı. O duyguları, Şiir Akademisinden edindiği teknik bilgi ile birleştirerek her kesimden beğeni toplayan kısa ve öz şiirler çıkardı ortaya.
            Memleket özlemiyle olsa gerek, özellikle memleketini, örf ve adetlerini anlatan şiirler yazdı. Eskişehir Şairler Derneği adına, yurdun çeşitli yerlerinde düzenlenen şiir etkinliklerine katıldı.Osmangazi Üniversitesi Fen Ed. Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü lisans öğrencilerince hakkında bitirme tezi hazırlandı.
Adres     :     Çamlıca M. Elçin S. No: 10     Tepebaşı-ESK.
Tel          :     0 535 867 97 88      
e-posta  :     aydincetinkaya54@mynet.com
 
 
 
 
 
 
 
DURAMAM

Ben miyim; 
Sen misin duyguların kaynağı.
Biz miyiz; 
Siz misiniz çağların sevdalısı.
Bir dimağ ağında ilmek,
Bir temas anında irkilmek,
Orada ben mi varım,
Sen mi yoksun anlamam...
Çağa uygun özgür damga 
VURAMAM.

Çağlar mı tarihe yük,
Tarih mi çağlara yük.
Zamana koşuyorum...
Yoruldum, yoğruldum
VARAMAM.

Gözüme kırpışan çağ,
İntizar eyleme bana,
Titrek elim hazin,
Dizlerim mağlup,
Yanarım utanırım
SARAMAM.
 
 
 
 

Benliğime çare sen; 
Sunma ahını.
Vurma derdime gem,
Telaşlara atma beni,
Karanlık girdabını
YARAMAM.

Tekerrür etmesin tarih,
Bin kez öldüm ben.
Yaşanır âlemler var.
Çıkmazlar serabında...
Kine zaman
KURAMAM.

Kardeş olmasın kurşunla demir,
Emir vermesin kızgın dil,
Sis altında kalmasın titrek yıldızın,
Kaymasın karanlığa körpe canın.
Sen olmazsan ben bu çağa sığamam...
Sana beni, sana seni 
SORAMAM.

Kemale ermiş günler ararım...
Günler lekesiz.
Cihana akıl kararım...
Sonsuz perdesiz.
İlme fikir yorarım...
Çağlar çaresiz.
Varışı olmayan yollar çekiyor,
DURAMAM.
 
 
 
ÇARIK

Ninemin çeyiz sandığı 
Baktım kapağı açık,
Çocuğum bilemem ki,
Aldım ordan bir çarık.

Ninem yanımda bitti,
Oğul o kalbimi çeldi,
On sekizimde deden,
Yüz akı bana verdi.

Yıllar geçti aradan,
Haber geldi sıladan,
Dedenle ninen tez gel,
Sayıklar ninen dilinde sen.

Ninemin elinde o çarık,
Gözlerinde fer yok yazık,
Oğuul bu dünyada ölüm hak,
Al sana mirasımdır bu çarık.

Seksen yıllık bir çarık,
Sevda yüklü, inanç yüklü, can yüklü.
Seksen yıllık bu çarık,
Seksen yıllık tek yastık.

Ninemin dündü öldüğü gün,
Dedem de bir önceki gün.
Çarıktır kalan miras,
Ne yas, ne ihtiras.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
BANA
 
Beni bana emanet edemeyen zamanın,
Geçmişte kalanları pişmanmış eyvah bana.
Emanet alıp canı güdemeyen zamanın,
Bu gün de olanları düşmanmış eyvah bana.
 
Beni bana emanet edemeyen zamanın,
Geçmişte kalanları pişmanmış eyvah bana.
Emanet alıp canı güdemeyen zamanın,
Bu gün de olanları düşmanmış eyvah bana.
 
Beni bana emanet edemeyen zamanın,
Geçmişte kalanları pişmanmış eyvah bana.
Emanet alıp canı güdemeyen zamanın,
Bu gün de olanları düşmanmış eyvah bana.
 
Beni bana emanet edemeyen zamanın,
Geçmişte kalanları pişmanmış eyvah bana.
Emanet alıp canı güdemeyen zamanın,
Bu gün de olanları düşmanmış eyvah bana.
NİHAYET *)(*

Dün yaşanan o günden cana davet ihanet,
Sanmıyorum bu günden ruha kement kehanet.
Kanmayanın halinden köze düşen hıyanet,
Bıkmayanın özünden hazzı aşan nihayet.

Hece + Özleşim
 

                     MUSALLAT *)(*

Toprakta damlayım kökler bana musallat,
Yaprakta candayım gökler bana musallat,
Çöllerde bekleyen açlar beni ararken, 
Bardakta gamlıyım toklar bana musallat.

Hece + Özleşim
 
 
UMMAN

Beklediğin âleme sanma ki umman sürgün.
Saklandığın damlanın içinde umman durgun.
Umman sensin damla sen, umulansın evrende.
Hayalinden damlayan inan ki umman vurgun.
 
 
VURULDUM  *)(*

Kendimi kendimde aşarken yorulmuşum.
Bendime fendimle kaçarken vurulmuşum.
Avcıyı gördüm de şaşırdım o benmişim.
Derdimi sırtımda taşırken görülmüşüm.
 
              AYFER YAZICI           
 
 
 
19.03.1961 İstanbul doğumlu, bir erkek ve bir kız çocuk annesi, özel bir hazır giyim şirketinden emekli. Şiire ilkokulda gönül verdi, ortaokul sonrası çalışma hayatı yüzünden bırakmak zorunda kalsa da şiir yazmaya devam etti.
Şiirlerinden bazıları çocukları tarafından okullarda okundu ve oratoryo oldu. “Yürekte yara olan her duygu bir gün gün ışığına çıkmaya meyillidir” düşüncesiyle beklediği fırsatı beş yıl önce yakalayabildi. Ciddi olarak iki yıldır yazdıklarını topluyor “Yüreğim Ellerimde” isimli bir aşk romanı  ile  “Yüreğimdeki  Kızıl Gül“ isimli şiir kitabını  halen yazıyor.
Düş Sarkacı olarak  Şiir FM de DJ’lik yapıyor.
 
Adres: Pasaoylu sok /Paris AP.50/9 Şirintepe TEPEBAŞI / ESKİŞEHİR 
Tel       :   0 554 504 9959
e-posta :    yaziciayfer790@gmail.com
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
BENDEKİ SENİ BİLİYOR MUSUN  EY SEVGİLİ?

Sensiz seni yaşarken
Çektiğim acıları, dile getiremediğim ,
Yürek yangınımı...
Senin için döktüğüm gözyaşlarını 
Biliyor musun?
Hayalinle yaşarken,
Her geceye, seninle sarılıp...
Sabaha sana uyandığımı;
Sensiz nefes bile alamadığımı...
Biliyor musun?
Yokluğunda nasıl üşüdüğümü?
Ellerim, elini aşikâre tutamazken...
Ruhumun derinliklerinde kopan
Feryadımı!
Biliyor musun?
Kaç kez kovdum sevda kuşlarını,
Gidin benden… Ne olur, gidin!
Başka yüreklere konun diye;
Kaç kez uğurladım onları,
Biliyor musun?
 
 

Ama gitmiyor , gitmiyor işte, her seferinde;
Geri dönüyor, daha büyük bir özlemle,
Tenimi ,dağlıyor yüreğimin yangını...
Kor alevlerde ,yanıyorum!
Biliyor musun?
Dermanı yok bu bende ki sensizliğin
Ben bir düşü sevdim, yâr bir düşü,
Ben sonsuzlukta ki seni sevdim seni,
Ben, çaresizliği seçtim yâr!
Biliyor musun?
Sevda kuşlarının gitmeyişini 
Çözemedim gülüm!
İlle de sen diyor ya, yüreğim
Ne yaptıysam olmuyor işte…
Yine seni sunuyor bana 
Sevda kuşları... 
Sana biçildi, bu kaftan...
Senin işte bu sihir...
Başka bedende can bulamaz,
İster giy sultan ol.
Ya da giyme! Zehrine soyun diye;
Seni bana sunuyor, beni de sana...
Biliyorum "GÜLÜM "biliyorum...
Ya , sen bendeki çaresizliği ,
Biliyor musun ?  
 
 
 
 
 
 
 
BEN ANNEMİ GÖRÜRÜM
 
Ne zaman yüreğimden al kızıl yaşlar aksa,
Başında  yazmasıyla  ben annemi görürüm.
Sırtımdan hançerlensem, ağrım tenimi yaksa.
Elinde zikir tespih ben annemi görürüm.
 
Öyle bir kucaklar ki dünyamı aydınlatır,
Gözlerimi sıvazlar, can suyundan damlatır.
Sanki gitmemiş gibi, sabr sırrını anlatır.
Dilinde  şükür dua, ben annemi görürüm.
 
Yüreğime akışı, sınavın bu der gibi,
Duymasam da sesini, o beni duyar gibi,
Gözlerime bakmadan yaşımı sorar gibi,
Bir melek edasıyla, ben annemi görürüm.
 
Önce başımı okşar, avcuma dua düşer,
Gül kokulu nefesi, yoluma güller döşer,
Bir acım daha biter, umut seherle coşar,
Her keder batımında, ben annemi görürüm.
 
 
 
 
 
 
 
 
BESBELLİ
 
Yine pusuya yatmış, gurbetin sokakları,
Gözyaşı bulutuyla, paklanacak besbelli.
Sevinci tutsak etmiş özlemin  kucakları,
Yüreğimde demlenip aklanacak besbelli.
 
Sezmeden görülmüyor, çığlığımın nefesi,
Hasret ateşi ile bülbül oldu  iç sesi,
Özlem kınası yaktı, sıla koktu hevesi,
Karlı dağ yamacında  saklanacak  besbelli.
 
Şu gurbet ne de arsız, sanki tunçtan bir kalem.  
Belli iki yüzü var, gülüşü nursuz… Selam.
İnanma  gelişine, sohbeti yersiz kelam.
Söz verip gelmese de, beklenecek besbelli.
 
Kavuşma hayaliyle tutuşsa da  kolları,
Bin yerinden kırılır hicran bakar halleri,
Külden güle dönse de  kavrulan  hayalleri,
Her gün yeni bir özlem eklenecek besbelli.
 
Muştu olur diyerek, sılayla gardaş olur,
Hicran  denizinde sılalar sırdaş olur,
Buselik al gül takar,  gülüş kanlı yaş olur.
Ayfer‘im seni  gurbet  saklayacak  besbelli.
 
 
 
 
 
 
 
 
 GEL!...
 
Bu ne uzun ayrılık, miadı dolmadı mı?
Sensizliğin öfkesi, bağrımı yakmadan gel.
Kahrolası gururun dersini almadı mı?
Yüreğimin çığlığı  bağrımı yakmadan gel.
     
Kör şeytan git dese de, nidem gönlüm tiryaki,
Yollarına bakmaktan, yüreğim yorgun saki,
 Gönlüm mahzun ve garip ömür değil ki baki,
Hasret gözyaşı olup çağlayıp akmadan  gel.
 
Şu meçhul karanlığı takma artık peşine,
Söyle bu hasretliğin aramızda işi ne?
Bir anlam veremedim sessizce gidişine,
Bağışladım çeşmini, can tenden bıkmadan gel.
    
 Çık da gel ne olursun dönüp bakma izine
 Sözünü yemin bilip öyle daldım közüne   
 Kanmadım dost görünen nadanların sözüne,    
 Elin dedikodusu, canımı, sökmeden gel.
 
Dileğin neyse söyle ram etmek mi gölge mi?
Vuslatı vaat  edip, azıya aldın gem ‘i
Demir ağları ördü Son Bahar’ın son demi,
Vademiz tükenip de, sin teni sıkmadan gel.
 
             ECİR DEMİRKIRAN      
            1957 yılında Siirt Kurtalan ilçesi Beykent köyünde doğdu. Batman Cengiz Topel İlkokulu, Batman Ortaokulu, Batman Lisesinde okudu. Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme bölümünü bitirdi.
Lise yıllarında çeşitli dergi ve gazetelerde şiirlerini yayınlama fırsatı buldu. O günlerdeki imkânlardan ötürü uzun bir süre şiir yazmaya ara vermek zorunda kaldı. Daha sonraki yıllarda şartlar oluşunca tekrar yazmaya başladı. Şiirlerini merhum Erdem Beyazıt ve merhum Necip Fazıl Kısakürek’e sunma imkânı buldu; yazmaya devam etme temennileriyle birlikte takdirlerini kazandı.
Şair Nurcan Talay Hanımefendi ve Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma Hocanın ısrarlı telkin ve temennileri üzerine Aralık 2016 da “Vurgun Yüreğim” adlı şiir kitabını yayınladı. Aynı kitabın 2. baskısını Mart 2017 de ve “Serzeniş “adlı 2. şiir kitabını da Şubat 2018 de yayınladı.
Halen Batman’da kültür hizmetleriyle birlikte yaşamını sürdürüyor.
 
Adres        : Gültepe Mahallesi Ömer Hayyam Caddesi Mereto Sitesi B Blok Kat:8 No:26   -    BATMAN
Tel           :    0(533) 331 55 57
e-posta     :    acirdemirkiran@gmail.com
 
 
 
 
 
 
 
 
 
EYLÜL
 
Her eylül hüzün başlar, yaprak dökülür daldan,
Sanki ölüme giden, bir matem çığlığı var.
Sararan her bir yaprak, rengini alır baldan, 
Bir uzun yolculuğun, sonuna geldik havar!

Tatlı bir esintidir, okşar ruhuma dolar,
Ey gençlik acelen ne,  bu rüzgâr gidişinde.
Mahşere gider gibi, kısalıyor bak yollar.
Hâlâ aklım almıyor, beden neyin peşinde?

Yaklaşıyor gün be gün, tüm âlem aynı yerde.
Bir gülün kaderinde, yol alır  tüm umutlar.
Hani nerde çocukluk, delikanlılık nerde?
Kayboldu birer birer, serde kara bulutlar.

Kurşunlar delip geçer, ufuk kan kırmızısı,
Bir çocuk gözlerinde, yaşam anlamsız bakış.
Canavar duygularda, dinmez hayat sızısı,
Başlamadan bitirir, bu umutsuzca yakış.

Geldi hazan mevsimi, mahzun ve buruk her yer.
Yıkılır üstümüze, neşemizden yok eser.
Hüznünde ne şarkılar yazıldı birer birer.
Kimi nihavent çalar, kimi hüzzamdan eser.
 
 
 
 
 
 
ESİNTİ
 
Rüzgâr eser, endamında yaprak nazlı titreşimler… 
Serinletir dört yanımı, boyu selvi dala benzer.

Feryadımı duymuyor bak, ellere maskara oldum.
Göğün rengi suya vurmuş, aşk şarabından bir yudum.

Yanağında açadursun, beyaz tende siyah benler…
Okşar beni serinletir dalga dalga esintiler. 

İçtikçe kanarım diye, bir ömür susuz gönlümü.
Buldum musalla taşında, beyhude geçen ömrümü.

Sokulur beynime gizli, çaresiz çırpınışlarım.
Zor geliyor yaban eller, beyhude geçer yıllarım. 

Derin duygulardan gelir, bendeki sevda yarası.
Kanadıkça akar gözden olduk aşkın müptelası. 

An gelir her şey kaybolur, boşlukta dolaşır bakış. 
Esrarında akıl durur göğe yükselir haykırış.

Korkularım senden değil, hal hatır bilmeyen kuldan. 
Ahde vefa yerle yeksan, umut yok gidilen yoldan.

Bunca çekilen çilenin, hiç mi anlamı bulunmaz.
Bulunsa da kadir bilmez, gönüllere kalem yazmaz.
 
 
 
 
 
 
 
 
DAĞLARA ÇEKEN BİR YANIMIZ VARDI
 
Bizi yalçın dağlara çeken bir yanımız vardı
Kızıla çalan rengiyle sabah yeli esiyordu 
Keklikler sarp kayalarda ötüyordu
Melodik bir tat bırakarak
Ve sessizliğe hançer gibi saplanan seslerimiz yankılanıyordu
Her birimiz yaşanmamış hayaller savurarak vadilerden geçiyorduk 
Ve her birimiz yudum yudum zamanı içiyorduk
Bizim öyle büyük isteklerimiz yoktu 
Gelecekten ürkmeden yürümek istiyorduk 
Öylece keskin taşlarda törpülenen bir ömrümüz vardı
Hayallerin peşinde yeni hayaller yorduk
Zümrütten düşlerimiz, 
Elmastan gözlerimiz vardı
 
 
 
Bir şahin bakışında öylece uzuyorduk 
Bizim öyle eşkıyadan korkan yanımız yoktu
Oysa kurşundan sert sözlerimiz vardı 
Her gece talana uğrasak bile
Gelecekten korkan bir yanımız yoktu
Şarkın esrarında kıvrılan bir ömrümüz vardı 
Gem vurulmaz umutlarımız kopuyordu zincirlerinden
Oysa biz çetin bir iklime sevdalıydık 
Öylece yaşama meydan okuyan,
Bir ahdimiz vardı
Kar tanesi berraklığında 
Gönül güzelliğimiz vardı 
Bu yalın dünyamızda ayazdan titriyorduk 
Karanlıktan ürküyorduk 
Çünkü biz vadilerde yaşıyorduk
Ve hep zirvelere yürüyen 
Hasret taşıyorduk
Yorulmazdık umuda giden andımız vardı 
Karşı konulmaz sevda rüzgârında savruluyorduk
Ölümsüz aşkımızdı göğsümüzde taşıdığımız
Bulutlara yükselecek inancımız vardı 
Bizi biz yapan insanlık onurumuzdu 
Damarlarımıza sığmayan deli kanımız vardı.
Bizi yalçın dağlara çeken bir yanımız vardı.
 
 
BEŞİNCİ MEVSİME KALDIK

Yüreğimizde sancılar, anılar gölgeye tutkun
Yarınların hesabına, doğuştan akçe bıraktık.
Dehlizlerde saklanıyor, küfeler dolu gözyaşı
Kim bilir hangi annenin, gençlik çağına el attık.
 
Yaşantımız bir komedi, kaderimiz bize vurgun
Önümüzde kan cellâdı, sözü bir yokluğa attık.
Öyle bir geçti zaman ki, geleceğe gün kalmadı
Ömrümüz hep bir yerlerde, kandan bir balçığa battık.
 
Çapraz ateşe tutulduk, tasarlanan sokaklarda
Her on yılda bir yıkıldık, ardımız ıstırap seli.
Kiminin ömrü bahardı, kimi yazında besbelli
Yok edilen insanlığı, toprak altında bıraktık.
 
Sararan her bir yaprakta Hazanın izleri vardır
Kimi yerlerde çiğnenir, kimini rüzgârlar taşır.
Terazisi bozuk dünya, mahşerde mizan kurulur
Ömrümüz çok yaman geçti, beşinci mevsime kaldık.
 
Ecel vurunca cepheden, anılar arkaya düşer
O gölge hüsran közünde, gör nice yazgılar pişer.
Dört mevsimin beşincisi, bize diriliş muştusu
Evvel ahir, batın zahir, özde kader fevkalbeşer...
 
 
F.NAFİZ KILIÇALAN   
 
1958 yılında Bayburt'ta dünyaya geldi. Yani doğum tarihinden de anlaşılacağı üzere “78 kayıp nesil kuşağından”.  İlk ve orta, lise eğitimimi Bayburt’ta ikmal etti.   Kredi ve Yurtlar Kurumundan emekli ve İki evladı var. Gençliği daha ziyade Tiyatro sanatına hizmet etmekle geçti. İki  adet yayımlanmamış lakin sahnelenmiş üç perdelik (kostümlü) tiyatro oyunu var. Yayınlanmış iki şiir, “Altunay” ( 2015), “Sır Name” ( 2017) şiir kitapları ile  “ Ma’şeri Bayburt “ adlı biyografi kitabı mevcut. Üçüncü şiir kitabını bu yılın sonuna (2018)  doğru neşretmeyi düşünüyor.
Şiir geçmişi yeni sayılabilir. Daha ziyade 2012/2013 yılında neşide yazmaya başladı. 
 
Tel                   :  05383795938
e-posta             :  fnk5869@gmail.com

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
DİYLEN GEL
 
Ay doğmasın aman uca dağlardan
Giden gitmiş haber olmaz sağlardan
Bir eser kalmamış koruk bağlardan
Gam eleyip dilden dile söylen gel..
 
Kum doldurmuş katleylemiş nehrimi
Kuyruğundan hörelenmiş kahrını 
Nasıl arz edeyim bilmem dehrimi
Coşa coşa sızlayarak eylen gel
 
Gam bağrımda halelendi dolandı
Kum havuzu Çoruh havza kalandı
Hayalimde şikârlarım yalandı
Dam başında öfken dinip diylen gel
 
Beşir söyle yüreğinde kalmasın
Şen Bayburt'un zümrüt değer elmasın
Ağla ağla yaşlı gözün dalmasın
Bar başında sallan seyit teylen gel
 
 
 
 
 
 
 
 

GÜLENDAM
 
1
Hatıran yâd elde kaldı yadigâr
Pervaz içre ince, zarif gül endam
Kaşı kömür dideleri kehribar
Toy düğünde zil mi çaldın Gülendam
Kader bizi göç eyledi zar ile
Gönül niza öç eyledi har ile
Kor ateşin seç eyledi nar ile
Şol gönüle el mi saldın Gülendam
2
Şehla gözlerinden akan yaşların
Ok misali kıvrım hilal kaşların
Satenden esvabın şal kumaşların
 Leblerine bal mı bandın Gülendam
Tez gelen hazanın bâd-ı seheri
Virane hayatın pulsuz gideri
Feleğin habire dönen çemberi
Yamangile hal mi yandın Gülendam
Maşuk durur söyler sözün özünü
Yüreğinde küllenmemiş közünü
Sevmeyince arsız yârin yüzünü
 Zülfüyârı tel mi sandın Gülendam
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
YEMİN | KOÇAKLAMA
 
Bre erenler hemi cümle İblisler duysun!
Gayri suç bende kalsın ikbâli zevâl yıksın!
Saymam şimden kimseyi erlik meydane uysun!
“Dal”! De. Eğer dalmazsam gök girsin kızıl çıksın!
 
Cevr-ü cefâ gam gibi tene giren çelikse,
Yıkacak yar mı yok cep delik cepken delikse,
Vuslata hasret gönül yürek belik belikse ,
“Sal”! De. Eğer salmazsam gök girsin kızıl çıksın!
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Gökten yağsa taş dolu yinelense şer devam,
Niçin yaşarım söyle yok ise kutsal davam,
İnadına bu yer de gelse üstüme akvam,
“Kal”! De. Eğer kalmazsam gök girsin kızıl çıksın!
 
Dolmuşsa yüreğine ümitsizlik yeisi
Çağır gelsin uçmağdan Başbuğ namlı Reisi
Bakir vatan üstüne çöreklenmiş beisi
“Sil”! De. Eğer silmezsem gök girsin kızıl çıksın
 
Kuyruk acısı örter muhannetin kalbini
Kıskandırır vallahi sadık Kangal kelbini
Türk'e garez besleyen dahil/hariç sülbünü
“Bil”! De. Eğer bilmezsem gök girsin kızıl çıksın
 
Araftayız deyûben avaz eden yiğitlen
Horasan erlerinden Yunus geda mûritlen
Yesevi dergâhından yüz bin gazi şehitlen 
“Gel”! De. Eğer gelmezsem gök girsin kızıl çıksın
 
Beşir yürüsün yine yolların dar bükünden
Deme'm ağır olsa da gam kervanı yükünden
Şehit Halisdemir'len gam dağını kökünden
“Del”! De. Eğer delmezsem gök girsin kızıl çıksın
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
OLMAZ OLSUN
 
Al yanak üstünde hilal kaşları,
Çingene karası zil olmaz olsun.
Topuğuna değdi zümrüt saçları
Sürmene çakısı dil olmaz olsun.
 
Aradım gül çehre övgüye şayan,
Tersine tersine yürüdüm yayan,
Cepken pik cep delik her yanım üryan,
Bir yanıp bir sönen pil olmaz olsun.
 
Müptelâ eyledi başımda belâ.
Huzurum kalmadı her ânım fenâ.
Tövbesi olmayan büyük günaha.
Ahımla beslenen kül olmaz olsun.
 
Beşir halin avaz edip inledi.
Kahrını sabr ile tutup beledi.
Ne haşa ne paşa yoldaş dinledi.
Hazanda güldüren gül olmaz olsun.
        FİKRET GÖRGÜN       
1956 yılında Eskişehir İli, Seyitgazi İlçesi, Bardakçı köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitirdi. Daha sonra Eskişehir Osmangazi Ortaokulu, Atatürk Lisesi ve Eskişehir Eğitim Enstitüsünü bitirdi.
            1979 yılında Trabzon ili, Çaykara ilçesi Ataköy Ortaokulunda göreve başladı. Eskişehir’in çeşitli okullarında görev yaptı. 16 yıl müdürlük yaptı. Eskişehir merkez Adalet İlköğretim Okulundan 2008 yılında emekli oldu.
Lise öğreniminden sonra, şiir yazmaya başladı. Yazdığı şiirlerin bazıları çeşitli gazete, dergi ve antolojilerde yayınlandı. Şiir dışında hikâye çalışmaları da olan Fikret GÖRGÜN görev yaptığı okullarda dergiler çıkardı. Bazı şiirleri, çeşitli yurt içi ve yurt dışı dergi, gazete ve antolojilerde yayınlandı. Ülke genelinde düzenlenen bazı şiir yarışmalarına katılarak birincilik dâhil dereceler aldı. Osmangazi Ünv. Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü lisans öğrencilerince hakkında bitirme tezi hazırlandı.
Eskişehir Şairler Derneği (EŞAD), Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM)  ve Edebiyat Sanat ve Sanatçılar Derneği (ESASDER) üyesidir.
Evli, iki kız, bir torun sahibidir.
Adres  : Gökmeydan Mah. Dede Efendi Cad. No:39/4  -  ESKİŞEHİR
            Tel         :   0 536 667 72 19  
 
 
 
 
 
MEVLÂ’NIN AŞKIYLA
 
Ta zerreden küreye dek,
Döner Mevlâ’nın aşkıyla.
Melâike öbek öbek,
İner Mevlâ’nın aşkıyla.
 
Kozasından kelebeğe,
Nizam hâkim yerden göğe.
Arı çiçekten çiçeğe,
Konar Mevla’nın aşkıyla.
 
Kıyamdadır dağlar, taşlar,
Zikirdedir kurtlar, kuşlar.
Aşk ile tutuşur döşler,
Yanar Mevlâ’nın aşkıyla.
 
Gafiller unutur sini,
İster varlığın hepsini.
Ehli iman kör nefsini
Yener Mevlâ’nın aşkıyla.
 
Bu dünyaya gelen gider,
Etmemeli ömrü heder.
Nihayeti cümle keder
Diner Mevla’nın aşkıyla.
 
Allah diyen kalmaz nâçar,
İman servetiyle göçer.
Kevser havuzundan içer,
Kanar Mevla’nın aşkıyla.
 
 
 
 
Yedi iklim, dört diyar kuşatırken hayaller,
Altımızda dürüldü art arda çamlı beller.
Destanların şahidi dağlar, deryalar, çöller...
Mehmetçiğin son celbi, kur’ası Sarıkamış,
Burası gül bahçesi, burası Sarıkamış!
 
At sırtında doğmuşum, indiğim görülmemiş.
Ölümü öldürmüşüm, döndüğüm görülmemiş.
Tevhidin nûru bende, söndüğüm görülmemiş.
İman dolu kalplerin çırası Sarıkamış,
Burası gül bahçesi, burası Sarıkamış!
 
Yüreğimde yangın var, gökte hilâl üşüyor!
Kınalı ellerime yıldızlar üşüşüyor!
Sizlere firkat vakti, bize vuslat düşüyor.
Türk’ün cihana sessiz narası Sarıkamış,
Burası gül bahçesi, burası Sarıkamış!
 
Taş kesti ayaklarım, benden değil ellerim.
Bir ağaç kuytusuna sığınmış hayallerim.
Mahşerde gerçekleşsin ilâhî emellerim.
Tarihimin kanayan yarası Sarıkamış,
Burası gül bahçesi, burası Sarıkamış!
 
Düşünceler dumanlı, efkâr efkâr üstüne.
Gönülden süzülenler hep ilkbahar üstüne.
Bu benzersiz destanı yazmayın “kar üstüne”!
Nice altın sayfanın tuğrası Sarıkamış,
Burası gül bahçesi, burası Sarıkamış!
 
 
                     
 
Hüzünlenme deli gönül,
Dert ettiğin burda kalır.
İçin yansa, dışından gül,
Sabretmeyen zorda kalır.
 
Kulsun, yükseklerden uçma,
İnsana hizmetten kaçma,
Derdini ellere açma,
Bazı şeyler sırda kalır.
 
Ne dilersen, Hakk’tan dile,
Umut bağlama gafile,
Nefsin yolu tuzak, hile;
Peşindeki kurda kalır.
 
Dünyalıksa emellerin,
Bomboş kalacak ellerin,
Halisane amellerin,
Ol ebedî yurda kalır.
 
Sanma dünya küllî yalan,
Odur seni senden çalan!
Işığı yanına alan,
Ebediyen nûrda kalır.
 
Yürü Fikret haktan yana,
İzin kalsın şu cihana,
Söylediğin söz meydana,
Hisseleri merde kalır.
 
 
 
 
Yunus Emre gönüllerin sultanı,
Yunus Emre yüreklerde köz demek.
Bir yüce sevdaya vakfedip canı,
Hak yolunda hakkı gören göz demek.
 
Yoksulun hırkası, garibin aşı,
Öksüzün, yetimin okşanan başı,
Seher vakti seccadede gözyaşı,
Muhammed’e doğru giden iz demek.
 
Zulmün karşısında bükülmez bilek,
Eren sofrasında kutlu bir dilek,
Sevda yollarında bir yanık yürek,
Çilelerden duyulacak haz demek.
 
Ârif olan aşka bağlar özünü,
Âşık olan Hakk’a döner yüzünü,
Sevda eritirmiş gönül buzunu,
Yunus Emre zemheride yaz demek.
 
Gerçek âşıklara gurbet burası,
Vuslatla kapanır hicran yarası,
Ömür, umut ile korku arası,
Yunus Emre, Hakk’a niyaz, naz demek.
 
Fikret’im, dileğim birliğe çağrı,
Olmasın kimseye boynumuz eğri,
Ayrılıktan yandı milletin bağrı,
Yunus Emre, sen, ben değil biz demek...
 
 
 
“Her ne arar isen kendinde ara.”
Çoğa tamah etme, vardan olursun.
Altın bile olsan çıkma pazara,
Edepten, hayâdan, ardan olursun.
 
Olura, olmaza açma derdini,
Bel bağlama bulmayınca merdini,
Diline sahip ol, düşün ardını,
Dertleşeyim derken, sırdan olursun.
 
Sevda yollarında hoş gelir çile,
Deryada yüzenler, vurmaz sahile,
Arif ile bir ol, sorma cahile,
Karanlığa düşer, nurdan olursun.
 
Hayalleri bir bir öğütür “yarın”
Kar yağar başına, artar efkârın,
Geçer, yalan olur gençlik çağların,
Huzurdan, dermandan, ferden olursun.
 
Gerçek âşıkların gönüldür yeri,
Bin gönüle girer bir gönül eri,
Gün olur kapanır ömür defteri,
Anadan, babadan, yârdan olursun.
 
Fikret, bir gün acı şerbet içilir,
Kimse kalmaz, bu dünyadan göçülür,
Nasipse üç arşın kumaş biçilir,
Değilse bir karış yerden olursun…
 
 
 
 
        HAKAN SUNA
                21.02.1977 yılında Denizli’de doğdu. İlk ve ortaokulu Denizli’de okudu. Lise öğrenimini  Ankara’da Ankara Keçiören Adalet Meslek Lisesinde tamamladı. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği bölümünü bitirerek Edebiyat öğretmeni oldu.
2000 yılında Aydın’ın Çine ilçesinde öğretmenliğe başladı. Çine’de görev yaptığı süre içinde askerliğini yaptı. Askerlik dönüşü 2003 yılında evlendi. Akabinde müdür yardımcısı olarak Aydın’ın İncirliova ilçesine atandı. İki yıl burada görev yaptı ve bu dönemde oğlu dünyaya geldi. Arkasından mecburi hizmet kapsamında öğretmen olarak yine Aydın’ın Karacasu ilçesine atandı. Bir müddet sonra burada okul müdürlüğü görevine başladı. Halen bu görevi yürütüyor.
Lisenin son yılından başlayarak günümüze kadar yazdığı 200’e yakın şiiri, 5 adet de öyküsü mevcuttur. İdarecilik görevi her ne kadar şiir yazmasını yavaşlatsa da halen şiir yazmaya devam ediyor. Şiir yazmasına büyük ölçüde vesile olan eşi ve çocuğuna her zaman minnettar.
 
Adres               : Cuma Mh. Fatin Rüştü Zorlu Cd. No:1/4        Karacasu/AYDIN
Tel                   : 0 – 505 – 790 65 30
e-posta             : hakansuna77@hotmail.com
 
 
 
 
 
 
İNSANLIĞINI UNUTAN İNSAN
İnsana en ağır gelen şey şu yalan dünyada
Hakikatten ayrılmadan iz bırakmak hayata
Kolayı seçer her zaman âdemoğlu tercihen
Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyayı ister hepten
Yaradan’ı unutup da kula ram olur mahlûk
Dünyalık menfaatlerin kuklası olur kulluk
Çehrelerinden yok olmuş çiğ nursuz halleriyle
Duygusuzlukta yol almış fütursuz halleriyle
Korkularından da korkan sefiller sefili ins
Acziyetinden haberi olmayan garip bir cins
Farkında değil uçurum dibinde olduğunun
Gönül gözünü gerçeğe kapalı tuttuğunun
Şeytana bile pabucu ters giydiren nefsin kulu
Günahı bal şerbet sanıp hazmeden insanoğlu
Unutmuş iki kapılı handa konukluğunu
Düzeltmek için çabası da yok yamukluğunu
 
 
Her şey boş oysa nedir bu dünya mücadelesi
Anlaşılmaz bu beşerin dünyayla meselesi
Herkes tutturmuş bir kavga derdi maişet ismi
Kimin hakkını gasp etsem diye düşünür cismi
Doymaz zenginin gözü hep daha fazla ister
Fakirin rızkında dahi gözü vardır yetmez der
Aç gözüyle kardeşliğe bomba koyar kökünden
Birbirlerine düşürüp de beslenir küskünden
Parazit vampir gibi kan emerek devam eder
Ahirini düşünmeden ömre sanki yok mahşer
Dünyadaki cehennemin kaynağı bunlar oysa
Vicdan merhamet nedir bilmez ortaya koysa
Doğa kanununda güçlü daima haklı mıdır?
Güçlü olmanın altında zulüm hep saklı mıdır?
Dünyanın sonu yaklaştı hâla insanlık denen
Meçhul ne yazık ki gönül hanesinde yok aslen
Allah’ın adaletini unutmamak gerekir
Azabın şimşeklerini hiç tutmamak gerekir
İnsanlığını unutan insan Hakk’a havale
Topraktan gelip dönecek toprağa ektiğiyle
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
MELEĞİM
 
Sen benim en değerlim, ela gözlü dilberim
Gönül tahtımda sultan, hazinemde cevherim
Seni sevmekle dolsun, damarlarım, ciğerim
Müntesip sana bu kalp aşkla yanar yüreğim.

Yakarışımda hep sen, payansız isteğimde
Düşlerimde canlanıp yeşersin gerçeğimde
İlmek ilmek dokunsun göz nuru emeğimde
Her düğüm anı olsun, hayatım ol meleğim.
 
 
 
 
 

Delicesine sevdim ben seni Mecnun gibi
Gözlerinden sevdayı içerken gördüm dibi
Duygularımın ruhu, ruhumun tek sahibi
Gönlümün mabedinde el açtığım dileğim.
 
Sevgini kalbime ektim, arsız rüzgâra inat
Kök salsın tâ derine, bu fani olsun abat
Karanlıktan kurtulup güneşi görsün hilkat
Kanımla beslediğim, içimde açan çiçeğim.

Hayallerimi besler, sükûnet bakan gözler
Viran olmuş dünyamı imaret yapan sözler
Ruhum sürura erer, aşkımı harlatır közler
Dudağımdan kalbime kor sızdıran peteğim.

Savrulmuş parçalarım birleşti seninle bir
Girdaplardan kurtuldu içimdeki yoz şehir
Emrine amade kalp, duygular sende esir
Bereket müjdecisi gökte çakan şimşeğim.
 
Baharı soluklayan kalbim çiçek açan dal
Yeşeren umutlarla birlikte oldum abdal
Yandı, kavruldu aşkla yüreğim oldu hamal
Suya hasret giderken çölde manen desteğim.

Mahfî ne hallerde gel de gör ey mehru dilber
Sensiz, aşksız yaşamak ölümden daha beter
Dayanacak gücüm yok, gurbete artık yeter
Vuslat çalsın kapımı engel olmaz hendeğim.
 
 
 
 
 
AKIBETİMİZ HAYROLA
Gidiyorum anıların yanıp sönen ışığında
Mavi huzme ardındaki kapıları araladım.
Öylece ilerliyorum gökyüzü koridorunda
Meçhulü yazan kalemle kaderimi karaladım.
Ayaklarıma dikenler batıyor hep yürüdükçe
Kim demiş ki bulutların yumuşacık olduğunu;
Sinsice kurulmuş tuzak her tarafı bürüdükçe
Anlıyor insanoğlu o zaman vaktin dolduğunu.
Kılı kırk yararcasına incelikle düşünülmüş
Anladım ki kurtuluş yok bu araftaki tünelden.
Uzun uyku hakikatmiş, üstelik bir tekâmülmüş
Ebede intikal etmek, el uzatmakmış ezelden.
Ardında ne var bilmeden ilerliyorum, durmadan
Bana kol kanat gerecek özel ruhu bekliyorum.
Amellerime bakıp da arsız hayaller kurmadan
“Kalemim kırılacak mı?” sorusunu saklıyorum.
Merak ediyorum yolun sonunda ne var acaba
Sağdan mı uzatılacak defterim yoksa soldan mı?
Beklentimiz yüksek değil, mağfiretse tek intiba
Kevser’den mi geçeriz ya da Sırat denen yoldan mı?      
HALİL GÜRKAN        
                1954 yılında Eskişehir,  Mahmudiye ilçesi, Türkmenmecidiye köyünde doğdu. İlk ve ortaokulu Mahmudiye’de bitirdi. 1974’te Ankara Erkek İlk öğretmen Okulunu 1988 yılında da Anadolu Ün. İktisat Fak. sini bitirdi. Bingöl, Sakarya ve Eskişehir illerinde öğretmen ve idareci olarak görev yaptıktan sonra 2001 yılında Eskişehir Merkez Şeker İlköğretim Okulu müdürü iken emekli oldu.
            Kader, yolunu Eskişehir Şairler Derneğine düşürdü. Bu “Şiir Akademisi” ne gelip gitmeye başladı. Birçok şair gibi aşk, sevgi ve dostluk üzerine şiirler yazdı. Duygu ile gerçekleri bütünleştirdi.
Yazmış olduğu şiirler birçok gazete, dergi ve antolojilerde yayınlandı. 2007 yılında “GÖNÜL DAĞARCIĞI” 2011 yılında “KARANLIK SEHER” adlı şiir kitaplarını çıkardı. Türkiye’nin 81 ilinin ve ilçelerinin coğrafi özelliklerini ve kültürünü şiirle anlattı.  Katıldığı ulusal ve uluslararası şiir yarışmalarında çok sayıda ödül aldı. Yurt içinde ve Almanya, Hollanda, Belçika gibi ülkelerde şiir şölenlerine katıldı. Bazı şiirleri Azerbaycan ve Türkmenistan Türkçesi’ne çevrilerek yayınlandı.
Osmangazi Ün. Fen Ed. Fak. öğrencileri tarafından 2004 ve 2010 yıllarında hakkında bitirme tezi hazırlandı. Kültür Bak. Araş. ve Eğ. Gen. Müd. tarafından yapılan değerlendirme sonucu, HALK ŞAİRİ olarak kaydı yapıldı. 
Adres      :  Vişnelik Mah. Karatay  Sk. 20/2   -   ESKİŞEHİR
Tel           :   0 533 387 61 63      
e-mail     :   halilgurkan@gmail.com
 
 
 
 
 
 
GÖNLÜMÜN DÜĞÜNÜ
 
Silinirken düşlerden ayrılığın korkusu,
Yaşanacak gün çaldık zamanın heybesinden.
Rüzgâra eşlik etti hüzünlerin tortusu,
Mestaneydi yürekler sevdanın busesinden.
Nefes nefes soludu gözlerim gördüğünü,
Seyreyle kalp gözünle, gönlümde gör düğünü.
 
Yarınları dinledik umut satan falcıdan,
Dilinden dökülenler zamanı yumuşattı.
Kurtulunca fincanlar çektikleri acıdan,
Mutluluğun kızılı akşamları kuşattı.
Açıldı aşk kapısı, ardındaki sürgü ne,
Vuslat sevinci geldi, hasret gitti sürgüne.
 
Karanlık dövülürken bir şafağın örsünde,
Aydınlandı şavkınla yosun tutan sabahlar.
Aşkımız dile geldi kelebeğin süsünde,
Düş ikindilerinde meze oldu tüm ahlar.
Aşk bulutundan yağan, çölde bir yudum susun,
Susadım Kerem gibi, bana bir yudum su sun.
 
Seni muştuladı yel kutsanmış kuşluklarda,
Seninle şebnem oldu güllerin gözyaşları.
Yaşadım sevdamızı tılsımlı hoşluklarda,
Sevgimizdi kazanan yaptığı savaşları.
Başımdaki saçlardan geceye saç akları,
Gümüş rengine dönsün seherin saçakları.
 
 
 
 
 
TUTSAK SEVDA
 
Gönül gülistanda bülbül tüneği,
Sevda tutsak bir kafeste.
Uçuşur gözlerde hayal beneği,
Umutlar umulan seste.
Mahremlerin örtüsü yüzdeki masum iffet,
Ne doğmamız beyhude, ne de yaşamak külfet.
 
Zamanın zülfünü tararken takvim,
Akrebi taşır yelkovan.
Kimimiz öksüzdür, kimimiz yetim,
Uzak bize tahtırevan.
Başımızda nemli tül, yüreklerde merhamet,
Ne doğmamız beyhude, ne de yaşamak külfet.
 
Bedenler üşürken kalpler kızıl kor,
Düş artığı uykularda.
Sığıntı akşamlar geceye dekor,
Korkulmayan korkularda.
Yaradan’ın lütfüdür yaşanmayan her afet,
Ne doğmamız beyhude, ne de yaşamak külfet.
 
Mahcup tebessümler gamzeye mahkûm,
Yusuf’uz birer kuyuda.
Ağartır sükûtu bir efsunlu mum,
Musa bekleriz kıyıda
Gözlerimiz miraçta, libasımız zarafet,
Ne doğmamız beyhude, ne de yaşamak külfet.
 
 
 
NAR MİSALİ
 
Yıkarım düşlerimi hakikat ırmağında.
Dağılır hayallerim çatlayan nar misali.
Mahpustur yarınlarım bir örümcek ağında,
Kadim acılarımdır dizilen bar misali.
 
Geceler bıçak sırtı, gündüzler sanki çelik,
Ne son ayrılıktır bu ne de yaşadığım ilk,
Öğütleyip günleri örerim belik belik,
Kızarır gurup vakti yüzlerde ar misali.
 
Tutuşturur zamanı sükûtumun çıngısı,
Acıların alevi sürer alnıma isi,
Bilemedim şair kim, büyük şiir hangisi,
Üşütür kof beyitler mecalsiz nar misali.
 
Ahraz bir geceden çekilirken kör siyah,
Kandillerin diliyle aldatır nefsi günah,
Züleyha’dır gönüller, Yusuf bekler her sabah,
Yakup’un gözyaşları akar pınar misali.
 
Takip ederken gönlüm bahtımın imlecini
Belirir penceremde bir posta güvercini,
Tazeler duyduklarım kalbimdeki perçini,
Umudum salkım salkım uçar buhar misali.
 
Susuzluğum şahlanır, yudumlarım ateşi,
Güneştir yangınımın akla gelen tek eşi,
Ayrılıkmış vuslatın meğer ikiz kardeşi,
Hüzünler bulut bulut ağar efkâr misali.
 
 
 
BEN
 
Dolanırım avare düşlerimin peşinde,
Bazı zaman amelim, bazen da niyetim ben.
Saklanırken masumca bir damlanın içinde,
Denizleri köpürten isyankâr hiddetim ben.
 
Hüzün dolu gönlümden sağarım gözyaşımı,
Dertlerimin içinde boğarım gözyaşımı,
Üşüdükçe yüreğim giyerim gözyaşımı,
Geçmişten geleceğe sırlı emanetim ben.
 
Ne ölüyüm kabirlik ne de dünyalık sağım,
Dostu bekler kendince gönül denen otağım,
Kendi kendini yakan alevden bir ırmağım,
Ana baba yanında öksüz benim, yetim ben
 
Ne sondur batan güneş, ne bu karanlık ilktir,
Geceler cirit atar, günler güne yeniktir,
Sırat misali hayat uzundur, inceciktir,
Ne dolan vade ne de bir nefes sıhhatim ben.
 
Peşimden ayrılmayan yorgun gölgemdir kader,
Bahtımın kirpiğinden düşen şebnemdir kader,
Beslenen arzulara vurulan gemdir kader,
Vücut denen sılada kendime gurbetim ben.
 
Mantığım çözemeden dilini yangınların,
Bir meçhul yel üfürür külünü yangınların,
Hayallerim devşirir gülünü yangınların,
Tövbelere yönelten masum nedametim ben.
 
 
 
SON DURAK
 
Toplar yolları kader ayağımın altından,
İndikçe yere bir bir yıldızlar göğe küsüp.
Şafaklar kurtulamaz semanın üst katından.
Gönlüm nefsime uyar sabrı duvara asıp,
Unutturur kendini yorgun çığlığım susup.
 
Her gecenin sonunda değişir dilde ezgi,
Yarım kalan rüyalar tanışamaz sabahla.
Elemlerim yerleşir alnıma çizgi çizgi,
Vurulur hülyalarım zaman denen silahla,
Gezer durur kol kola tövbelerim günahla.
 
Gönlümün sükûtunda güvenim yaralanır,
Katılır bir yılkıya yorgun sadakat atı.
Hayatın defterinden satırlar karalanır,
Yıkılır ihanetle sevdanın saltanatı,
Sevgisiz bir hayat ki esaretten de katı.
 
Hüzünlü kuşluklarda güneş günü yuyunca,
Sürüklerim kendimi gölgemin üzerinde.
Nefsim kendi nefsimin karşısında durunca,
Seyrederim geçmişi aynanın her yerinde,
Seyrimeler sıklaşır içimde en derinde.
 
Ağladıkça sessizce yaşanmayan günlerim,
Islanır yanakları gözyaşıyla toprağın.
Bu günüme dert taşır sitem dolu dünlerim,
Bağı kopar zamanla takvimde her yaprağın,
Yolcusuyum besbelli yaklaşan son durağın.
            HALİT YILDIRIM           
 
1968’de Çorum’un Uğurludağ İlçesinde doğdu. Atatürk Ün. Ziraat Fak. Zootekni Böl. bitirdi. Bir müddet öğretmenlik yaptıktan sonra Tarım Bakanlığına mühendis olarak atandı. Halen Çorum Tarım İl Müdürlüğünde mühendis olarak görev yapmaktadır.
Lise yıllarından beri edebiyatla uğraşan Yıldırım halen “Aşkın E Hali “ edebiyat dergisi yayın koordinatörlüğünü, “Edebiyat Bülteni” ve “ESA E Dergi” Genel Yayın Yönetmenliğini, Açıkkara Mizah Dergisinde de yayın kurulu üyeliğini yürütmektedir.
İlk müzik bilgilerini Atatürk Ün. TSM  almaya başlayan şair 2001 yılında Çorum TSO korosuna katılarak Şef Eczacı Enver Leblebicioğlu'ndan Ud, solfej ve nazariyat dersleri almıştır. Üniversite yıllarında “Milliyet Müzik Magazin” dergisinde yayınlanan "Bir Mecnun Olmuşum Seni Ararım" isimli şiiri Samsunlu Bestekâr Erdal şahin tarafından Segâh makamında bestelenmiş ve TRT Repertuarına girmiştir.
            Çeşitli öykü, şiir ve güfte yarışmalarında ödül alan Yıldırım’ın şiirleri birçok bestekâr tarafından bestelenmiştir. Amatör olarak beste çalışmaları vardır.
Kitapları: Yarına Ağıt Düne Gazel (şiir) 2010, Anahtar (Hikâyeler) 2013, Gökçekimi (şiir) 2014, Mahrem ve Münzevi Hüzün (İnceleme) 2014, 15 Temmuz Darbesinin Ruhumuzdaki İzleri (Derleme) 2017
Adres      : Tarım İl Müdürlüğü     -      ÇORUM  
Tel          :   0 544 524 65 90
e-posta    :   halityildirim@msn.com
 
YARINA AĞIT DÜNE GAZEL
 
Nehirlerim kanıyor, dağlarım yanmış benim
Damarlarım kurumuş, ateşim donmuş benim
 
Parıl parıl parlarken tarihteki günlerim
Yıldızlarım kararmış, güneşim sönmüş benim
 
Aya merdiven kurmuş yamyamların torunu
Yolum yolsuza çatmış, tersine dönmüş benim
 
Güldüğüm günler geçmiş, ağlamak vakti gelmiş
Gökyüzünden gönlüme karanlık sinmiş benim
 
Adamdan sayılmazken dünkü sürgün nesiller
Göz bebeği, kan değer mülküme konmuş benim
 
Adalet dağıtırken güçlülerin elleri
Milletim uyutulmuş, milletim kanmış benim
 
Atime puslar çökmüş, halimi anlatamam
Mazim küsmüş düşüme, gerçeğim dünmüş benim
 
Yarına ağıt yanar, düne gazel okunur
Yaşadığım anlara hüzünler binmiş benim
 
Gelen gün dünden beter, gidenler hep aranır
Takvimlerim geleni bir Mehdi sanmış benim
 
Süslerken bir zamanlar medeniyet burcunu
Bayrağım kaç basamak geriye inmiş benim
 
Devir açıp kapatan şanlı kılıç kırılmış
Meğer elde tuttuğum bomboş bir kınmış benim
PAYIMA DÜŞENLER
 
Sureti vechinizden bir katre huzur düştü
Canlandı can kırığı, gönlüme sürur düştü
 
Ben kalmadı silindi benliğimin içinde
Ayağının altına bendeki gurur düştü
 
Aydınlattı dünyamı gözlerinin şulesi
Sönük kalan güneşe sayende bir nur düştü
 
Bir dem yaşattın bana rüya gerçek arası
Ruhumdaki çöllere sağanak yağmur düştü
 
Elvan elvan gül açtı harap gönül bağımda
Şarkıma makamlardan rast düştü, mahur düştü
 
Bir fecri kazip imiş vuslat sandığım bu dem
Ayaklarım mukadder hicrana mecbur düştü

Kelimeler yetmedi arz etmeye halimi
Sükût galebe çaldı, gölgeler mehcur düştü 

Kayboldu suretinle gönlüme gelen bahar
İçimdeki çöllere Mecnunlar mağdur düştü
 
Şimdi güler halime üstüme sinen hüzün
Misk-ü amber yerine ruhuma kâfur düştü

Yine başladı şarkı hüzzamdan, hicazdan
Elime ud yerine kırık bir tambur düştü 

Kimi aşk dedi, kimi cünun, bendeki hâle
Ne yazar akıl gitti, serimden şuur düştü
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
VAR MIDIR?
 
İnsanlık libasın soyunan kişi
Hayvandan âlâ bir yönün var mıdır?
Ne günahlar yıkar bilsen gözyaşı
Her günün ziyanda sonun var mıdır?
 
Yolun yol değil ki sarpa sarmışsın
Yürüdüm sanmışsın amma durmuşsun
Ne bir rehberin var ne yol sormuşsun
Issız bir çöldesin hanın var mıdır?
 
Uymuşsun nefsine batıp gitmişsin
Sağına soluna çatıp gitmişsin
Eğriyi doğruyu katıp gitmişsin
Kayıpsız geçen bir günün var mıdır?
 
 
 
 
 
Terazin olmamış tartın olmamış
Ardan soyunmuşsun örtün olmamış
Hep eksidesin hiç artın olmamış
Güzel denecek bir yanın var mıdır?
 
Sen testini doldur akarken suyun
Yok mu kabirlerden bir ibret payın
Hayat senin için eğlence oyun
Farkında olduğun ânın var mıdır?
 
İşte geldin sürdün sende bir fasıl
Sona yaklaşmışsın bak usul usul
Şu mezar taşları solmuşlar nasıl
Silinmez bir adın sanın var mıdır?
 
Bir nefese sığmış koskoca hayat
Mevsimlerin bir de kışı var heyhat
Ayrılık dediğin kimine vuslat
Bundan daha âlâ cünun var mıdır?
 
Her dem huzurdasın imtihan yaman
Faydasızdır mal mülk zenginlik sâman
Ömrünü eritir tüketir zaman
Beyhude verecek canın var mıdır?
 
Sanma ki sorulmaz ettiğin zulüm
Son bulur bu devran biter bu filim
Sen de dersin elbet ne olur halim
Ateşe dayanır tenin var mıdır?
 
 
 
GÜVENME
 
Gitmeden bir dinle beni son defa,
Sevdiğim sakın ha ele güvenme.
Acırım, versen de bana bin cefa,
Her tatlı söyleyen dile güvenme.
 
Hayat acımasız, kırılma sakın,
Benim sözlerime darılma sakın.
Çok güzel diyerek sarılma sakın,
Dikeni can yakar, güle güvenme.
 
Zamanla her şeyi silerim sanma,
Her zaman ağlatıp gülerim sanma,
Ben sana mutluluk dilerim amma,
Kış olur mevsime, yıla güvenme.
 
Seneler ömründen hevesin alır
Tatlı hatıralar tek dostun olur
Düşersin gözlerin kapıda kalır
Fanidir paraya pula güvenme
 
Ayakta kalmaktır her işin başı
Her yerde geçmez ki gözünün yaşı
Var ise tırnağın başını kaşı
Ömrü sayılıdır kula güvenme
 
Azrail gelince adını sormaz
Hesap günü kimse kimseyi görmez
Hiç kimse kimsenin sualin vermez
O zaman sen bana bile güvenme
 
 
 
 
 
 
 
 
       
HAMİT HAYAL
 
Gümüşhane Demirören köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Gümüşhane’de tamamladıktan sonra  Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsüne girdi. Buradan mezun olarak öğretmenliğe başladı. Halen tarih öğretmeni olarak bir anadolu lisesinde görev yapmaktadır.
            Mesleki uğraşısının yanı sıra şiirle de meşgul olmuş, özellikle çoklu tarih alanındaki çalışmalarından edindiği birikim onu ‘şiir okuyuculuğundan şiir yazıcılığına’ yöneltmiş, hece vezninde ayrılık, hasret, ölüm, sevgi, tarih ve tasavvuf konulu şiirleri kaleme almıştır.
             Basıma hazır üç kitabının yanı sıra, dördüncü kitap çalışmalarını da sürdürmektedir.
Bir edebiyat topluluğunun açtığı ve katıldığı ilk şiir yarışmasında ‘Diyorlar’ şiiri ile birinciliğe layık görülmüştür.
Balıkesir – Gönen’de ikamet etmektedir.
 
Tel                   :  0 532 225 4355
e-posta            : h_ayal8@hotmail.com
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
YALAN GÖZLERİNLE BİR HÜKÜM YAZDIN
 
Ateş dudağından bir gül tonuna
Olan gözlerinle bir yüküm yazdın.
Sen benim ömrümün baştan sonuna
Dolan gözlerinle bir hüküm yazdın.
 
Bir tadımlık ömür, kısa bir cüzden
Aşk umma bahtımla karılan güzden?
Rengin bir simadan, engin bir yüzden
Kalan gözlerinle bir hüküm yazdın.
 
Senden bir nişane engin hülyama
Nice mevsimleri kattın dünyama.
Körkütük sarhoşken bir gün rüyama
Dalan gözlerinle bir hüküm yazdın.
 
Ayrılık yenilmez, hasret yaman da
Sevmek insafsızdır, vermez aman da.
Sevdamız yetimdir. Öksüz zaman da
Kalan gözlerinle bir hüküm yazdın.
 
Ben hâlâ bağlıyım sevda ahtıma
Başımda taç oldun, kondun tahtıma.
Sen benim kadersiz, yorgun bahtıma
Yalan gözlerinle bir hüküm yazdın.
 
Gönen / 18.12.2013
 
 
 
 
 
 
BİR YABANCI GİBİ GEÇER GİDERİM
 
Dinmeyecek belki elem-i aşkın
Bir yelin önünden kaçar giderim.
Hep hasret taşırım gönlümde taşkın
Kalbimde bir yara, naçar giderim.
 
Sultanlar yenilir, yıkılır dev de,
Düşünmüştüm aşkı hep başka nevde.
Bir gönül ver bana, bir ömür sev de
Sonunda dünyandan göçer, giderim.
 
Hiç farkı var mı bu aşkın zehirden
Gözlerimde çağlar bir sel nehirden.
Bir günde el olup, ben bu şehirden
Bir yabancı gibi geçer giderim.
 
Verilmiş bir sözüm, belki ahtım var
Bilsem ki gönlünde yerim, tahtım var.
Yanarım, neden bir kara bahtım var
Bir kanadım kırık, uçar giderim.
 
Manasız anladım hicran da, haz da
Cevrine hoş dedim, yakmadı naz da.
Şu bahar ardından beklenen yazda
Bir gönül kapısı açar giderim.
 
Gönen / 07.12.2014
 
YÜREĞİMDE EYLÜL DÜŞLÜ BİR HAZAN
 
Bin yıl geçse yüreğimden silinmez,
İz bıraktın, geldin geçtin ömrümden,
Aşk bir gönle nerde düşer, bilinmez,
Giz bıraktın, geldin geçtin ömrümden.
 
Seni sevdim bir tarifsiz biçimde,
Bir manam yok ve belki ben hiçim de,
Bir girdapta dertle döndüm içimde,
Öz bıraktın, geldin geçtin ömrümden.
 
Bu dünyada gerçek değil her zahir,
Çekeceğim kader olmuş bu kahir,
Bir sanattan öte yüce ve mahir,
Söz bıraktın, geldin geçtin ömrümden.
 
Anlardın sen beni sevgi farkından,
Geçmek zormuş şu feleğin çarkından,
Seller dolup boşalacak arkından,
Göz bıraktın, geldin geçtin ömrümden.
 
Bir yangın ki, üflendikçe hep azan,
Belki böyle ferman etti dert yazan,
Yüreğimde eylül düşlü bir hazan,
Güz bıraktın, geldin geçtin ömrümden.
 
Hayal bitti, vazgeçtim her emelden,
Yıktın sen bu aşkı gittin temelden,
Ah sevgili! Hüzünlü bir cemalden,
Yüz bıraktın, geldin geçtin ömrümden.
 
Gönen / 14.10.2014
 
 
Bu aşk yaktı beni, döndürdü küle,
Bir açılmaz kapı çalmış gibiyim.
Nicedir düşmüş de hüzün bir güle,
Kendimi boşluğa salmış gibiyim.
 
Günah bana ait müsterih olun,
Zihnimde bir resim misali solun,
Adına aşk denen en uzun yolun,
Daha en başında kalmış gibiyim.
 
Altından ne çıkar bir gör kazınca,
Hasret böyle bir şey, zordur azınca,
Şimdi anladım ben kader yazınca,
Hayattan dersimi almış gibiyim.
 
Yıkılır bir gamdan her gönül eri,
Meçhulsün gittiğin o günden beri,
Hüznümde gölgesi olan ey peri,
Dillerim söylemez, lalmış gibiyim.
 
Her şey geldi geçti, kaldı kaç anı,
Yanmaz mı insanın sevince canı?
Bu aşkın belki de bugün zor yanı,
Her şeye yabancı olmuş gibiyim.
 
Seni sevmek kader hükmünde ise.
Neden yollarımız büründü sise?
Kalbimde bir hüzün, gözümde çise
Eski bir hayale dalmış gibiyim.
 
Gönen / 04.04.2016
 
 
 
 
 
 
 
Ruhumda kalmadı o eski huşu,
Sevenler de bir gün güler sanmıştım.
Sanki sevmişim de bir çalı kuşu,
Neler bilsen güzel neler sanmıştım.
 
Neden hüzün taşır aşkta her tema,
Çözümsüz besbelli yüzünde lema,
Kalbini sevdaya açınca sema,
Yağmurlar bu yüzden çiler sanmıştım.
 
Aşkın zamanında, belki bir anda,
Hâl tarumar olur, yanarmış canda,
Bir yanda yollar var, çağlar bir yanda,
Her Ferhat bir dağı deler sanmıştım.
 
İmana döndürür merhamet taşı,
Yaban bir gönülde tutmuyor aşı,
Sonunda hicran var, ayrılık başı,
Benimle bir murat diler sanmıştım.
 
Çözülmez bir hâl bu, hissim yoğunca,
Aşkın akşamları hüzün çoğunca,
Bir gün gözlerinde güneş doğunca,
Zaman acıları siler sanmıştım.
 
Gönen / 18.10.201
        HASAN AKAR            
 
           1957 yılında Tokat’ta doğan AKAR, aslen Sivaslı’dır. İlk ve ortaöğrenimini Tokat’ta tamamladı. Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünden mezun olup (1979) Türkçe ve Edebiyat öğretmeni olarak mesleğinin ilk yıllarında Erzurum ve Artvin’de görev yaptı. Anadolu Üniversitesinde lisans tamamladı. Niksar (1985-2005) ve Tokat’ta da (2005-2017)  yöneticilik ve edebiyat öğretmenliği yapan AKAR, 2017’de emekliye ayrıldı.
           Yazıları ve şiirleri yurt içi ve yurtdışında pek çok dergide yayınlandı. Türkiye Yazarlar Birliği, Çocuk Edebiyatçıları ve Sanatçıları Birliği, Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği Başkanı, Mehmet Akif Ersoy Düşünce Derneği kurucu üyesi, Kümbet Dergisi Genel Yayın Yönetmeni, İLESAM Tokat İl Temsilcisidir.
            Konferanslar vermek için Almanya ve Azerbaycan’a giden AKAR’ ın yurt içinde ve dışında gazete ve dergilerde yayınlanmış beş yüzü aşkın yazı ve makalesi bulunuyor.
Ülke ve il genelinde pek çok kültür programının yapımcılığını sürdüren Araştırmacı Yazar, Şair; ”Tarih ve Kültür Kenti Niksar”,”Tokat Bey Sokağı “belgesellerini yapan Akar’ın çok sayıda basılı eseri bulunuyor.
 
Adres          : Yeşilırmak M. Mevlâna Sit.4.Blok 5.Kat-TOKAT        Tel            : 0533 557 1654
            e-posta     :  HasanAkar58@hotmail.com
 
 
 
ISSIK’TAN ARAL’A VATAN
                   “Türk Dünyasına …”
 
Manas’ın destanından, Çakıp Han’ın soyundan,
Kana kana içerdim, Issık Göl’ün suyundan,
Tanrı Dağları’ndanım, Kırk Oğuzlar boyundan,
Kırgızistan vatanım, yüreğimdedir benim.
 
Karakurum Çölü’nden Turan’a esen yeller,
Aşk şehri Aşkabat’ta vursun kopuzda teller,
Tecen, Murgop, Karasar, Daş Oğuz bizim eller,
Türkmenistan vatanım, yüreğimdedir benim.
 
İbn-i Sina, Biruni nerde kaldı o çağlar?
Aral Gölü ses vermez geçmişine mi ağlar?
Buhara, Taşkent’iyle İpek Yolu’nda bağlar,
Özbekistan vatanım, yüreğimdedir benim.
 
Ural-Altay Dağları Nugay Han’ın illeri,
Hoca Ahmet Yesevi tasavvufun dilleri,
Anadolu’ya göndermiş Türkistan’ın pirleri,
Kazakistan vatanım, yüreğimdedir benim.
 
Pamir-Alay Dağları Düşanbe’ye bakmaz mı?
Sır Derya, Amu Derya hazin hazin akmaz mı?
Karategin, Tuldar’a bu hasreti yakmaz mı?
Tacikistan vatanım, yüreğimdedir benim.
 
İki devlet bir millet olmuşuz ta derinden,
Bağlanmışız kopmayız oynasa yer yerinden,
Ankara’dan Bakü’ye selam Türk neferinden
Azerbaycan, Türkiye yüreğimdedir benim.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
PLEVNE’YE MERSİYE
 
Ne ümitlerle Tokat’tan sana geldik,
Evlad-ı Fatihan’ın şanı nerede?
Senin uğruna binlerce şehit verdik,
Toprağında Mehmed’in kanı nerede?
 
Allah diye camiler seda verirdi,
Minarenin tuğlası, taşı nerede?
Böyle miydi Plevne ahdimiz seninle?
Osman Nuri Paşa’nın sanı nerede?
 
Olmaz böyle toprak, maziyi düşün,
Alî Osmanların hanı nerede?
Bir kin müzesi koymuşsun bağrına,
Sormaz mı tarih vefanın yanı nerede?
 
Ağla Plevne ağla, Tuna Nehrince,
Türk’e bu ayrılığın başı nerede?
Gönlüm almıyor, yüzüm gülmüyor artık,
Sana döktüğüm hasretin yaşı nerede?
               
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
SEVGİ
                                                      
Pir-i Türkistan’dır Asya’da aşkın ocağı
Anadolu Türk’ün-İslam’ın ana kucağı
Alperenler fethetmiş imanla dört bucağı
Ahmet Yesevi’nin yolunda söylenir sevgi
 
“Yaratılanı hoş gör, Yaradan’dan ötürü”
Onunla yaşar hâlâ tasavvufun közleri
Sevmek-sevilmek değil mi Yunus’un sözleri
Dergâha giden odunlarda korlanır sevgi,
 
 
 
 
 
Tevhit ordusunu kuran o mübarek zat
“Elini, belini, dilini” felsefene kat
Horasan’ımı, Karahöyük Dergâhı’nda tat
Hacı Bektaş Veli nefesinde tellenir sevgi.
 
“Gel, yine gel” diyor semazen dönüşleri
“Olduğu gibi görünmek” Mevlâna düşleri
Şeb-i Arus’ta İslam bülbülün ötüşleri
Kubbe-i Hadra’da Şems’inle dillenir sevgi.
 
Ahilerin açıktır daim eli, kapısı
Gözü, beli, diline kapalıdır yapısı
Gülşehri’ne emanettir tapusu
Ahî Evran-ı Veli ile beslenir sevgi.
 
Beyazıd-ı Bestâmi’den feyzini aldı
Hacı Bayram Velî ile ummana daldı
Hasan Dağı’nda yandı, Şam yollarında kaldı
Somuncu Baba’nın odunda korlanır sevgi.
 
Görmedi ki hiç şu fani dünyada gözleri
Sazıyla okuyordu o kalplerdeki özleri
Uzun ince bir yol Koca Veysel’in sözleri
Nevruzla Beserek’te her yıl yeşerir sevgi.
 
Akar’ım sevgisiz, dostsuz insan hiç olur mu?
Coşku ile çağlamayan bir nehir durur mu?
Sevgiden gayri bu dünyada miras kalır mı?
Bilmezsen değerin bilin ki küllenir sevgi.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
TOROSLARDAN GEÇERKEN
 
Yolların yolcusu yek pare yollar,
Depreşen aşkımı o yâre yollar.
Toroslar vermezse vuslata izni,
Ayırır bizleri hep hâre yollar.
 
Unut dersin derde dert ekler yollar,
Çiseli yüreği hep bekler yollar.
Maziye dalınca dağlar ardında,
Ağaran saçlara gam yükler yollar.
 
Ben gel derim yâre o selam yollar,
Belki sevdiğinden beni de kollar.
Kaç hasreti doğar kaç günü boğar,
Beklerim yıllardır gül yâri yollar.
 
Bir gün bizi mutlak götürür yollar,
Yâre kavuşturur bu taşlı yollar.
Kaybolup gideriz göç günümüzde,
Toprak bizi bekler o yâre yollar.
 
             İBRAHİM SAĞIR          
 
1936 yılında Balıkesir, Gönen ilçesi Paşaçiftlik köyünde doğdu. 1957 de Hv. Asb. olarak Türk Hava Kuvvetlerinde göreve başladı. İzmir, Eskişehir, Malatya, olmak üzere toplam 27 yıl hizmet ettikten sonra 1984 yılında kendi isteği ile emekli oldu.
            Şiir yazmaya ortaokul ikinci sınıfta başladı. Türkçe öğretmeni Haşim Nezihi Okay’ın teşvik ve yardımını gördü. İlk şiirleri 1953 yılında 20.Asır Dergisinde, Behçet Kemal Çağlar’ın yönettiği “GENÇ ŞAİRLER” sayfasında yayınlandı.
            1992 tarihinde 7 arkadaşı ile birlikte 25 yıl aralıksız başkanlığını yaptığı  “ESKİŞEHİR ŞAİRLER DERNEĞİ” ni kurdu. Ünü yurtdışına yayılan pek çok şair yetiştirdi. Çeşitli üniversitelerin Edebiyat fakülteleri hakkında tezler hazırlattı. Çok sayıda şiiri Türk Sanat Müziği formatında bestelendi.
            Ulusal ve uluslararası yarışmalarda çok sayıda ödül aldı. Azerbaycan’da edebiyat kuruluşlarınca ”Fahrı Üye” yapılarak çeşitli ödüllerle taltif edildi.
            “Duygu Kervanı” ve “Bir Kapıdan Bir Kapıya” isimli iki şiir kitabı olan şairin şiirle anlattığı “Türk Destanları” kitaplaşmayı bekliyor.
            Adres      : Emek M. Halit Ziya Uşaklıgil S. Ölce E-9/11 Odunpazarı - ESKİŞEHİR
Tel          : 0 536 386 74 55    
e-mail: e-posta    :  sagir.ibrahim@gmail.com
 
 
 
 
 
ŞİİR
Şaire hüzün gerek, şiire vezin gerek,
Şiir söylemek için Allah’tan izin gerek.
Haddini bil ey şair kem kelama bulaşma,
Kâşane-i edebin asil kızıdır şiir,
Elin yoz bahçesinde ibret için dolaşma,
Duyguların bestesi, dilin nazıdır şiir.
Yunus’tan, Fuzuli’den, Mevlana’dan ibret al,
Hikmet ile yoğrulmuş sözün özüdür şiir.
Kimseler işitmesin, seher vakti selam sal,
Seyrine doyum olmaz yârin gözüdür şiir.
Kelimeleri okşa, sev öyle koy yerine,
Sevgi gülistanının her dem yazıdır şiir.
Efkâr bassın içini ta derinden derine,
Nağme nağme inleyen gönül sazıdır şiir.
Vefasız sevgiliden şekva ise niyetin,
Firkat sahralarında ince sızıdır şiir.
Düşerse girdabına amansız acziyetin,
Kulun Allah katına has niyazıdır şiir.
Asırların ardından berrak, saf, duru, temiz,
Türkçenin kendine has bir avazıdır şiir.
İncitme onun ile tamam, olur bestemiz,
Asaletine değme senden razıdır şiir…
 
ŞAİRİM
Şairim, Kaf Dağ’ı sırtımda yüküm,
Sırların tahtına kurulan benim.
Böylesi verilmiş ezelden hüküm,
Kurşunsuz, silahsız vurulan benim.
İçimde tufana döner gözyaşı,
Söndürür yanardağ olsa ataşı,
Yaya benzetirken incecik kaşı,
Gizli bir el ile gerilen benim.
Gökyüzünde burçtan burca gezerken,
Yıldızları yâr boynuna dizerken,
Beynimi mantığın örsü ezerken,
Fikrin yokuşunda yorulan benim.
Mevlana’da fikir, Yunus'ta sevi,
Bir sözüm indirir tahtından devi,
Sevgiyle dolarken gönlümün evi,
Çağlayan, köpüren, durulan benim.
Sebepler mülküne sermişim postu,
Sezerim en gizli hileyi, kastı,
Zalimin hasmıyım, mazlumun dostu,
Adalet tığıyla örülen benim.
Kalemim kılıçtır, şiirim kalkan,
Köleyle köleyim, hakanla hakan,
İçimde kaynarken binlerce volkan,
Tasasız, kedersiz görülen benim.
 
 
 
 
DÜŞER
Gecenin koynunda uyurken mehtab,
Yıldızlardan yıldızlara renk düşer.
Sabahları gülümserken âfitâb,
Yeryüzüne sırlı bir ahenk düşer.
Sürer gider hayat denen gaile,
Ömür yelkenlisi hasret sahile,
Söz kâr etmez hâl bilmeze, cahile,
Bahtımıza bir amansız cenk düşer.
Eser durur başımızda sam yeli,
Duygular avare kalpler yareli,
Okşamadan saçımızı yâr eli,
Kader canibinden bir mihenk düşer.
Dünyanın bin türlü şeraiti var,
Eksik olmaz bahçemizden rüz-i gâr,
Uğramadan semtimize ilkbahar,
Yollarımız zemheriye denk düşer.
Elinde olsa da Âsâ-yı Mûsa,
Çürütür insanı gam, kasvet, tasa,
Böyledir dünyada ilahi yasa,
Kabrimize iki garip senk düşer.
 
 
 
 
 
 
BEYİN SANCISI
 
Uğursuz günlere gebe geceler,
Sülükler emiyor beyin zarımı.
Çözümsüz kafamda tüm bilmeceler,
Çaldılar cadılar yıldızlarımı.
 
Hoyrat rüzgârlara açtım yelkeni,
Bulutlar gem vurdu mesafelere.
Işığı emerken şeytan üçgeni,
Zühal’i indirdim burcundan yere.
 
Meydanlar maddenin sefil pazarı,
Mekânlar ruhumu eriten kezzap.
Nereye atfetsem, dönsem nazarı?
Aklıma işkence, mantığa azap.
 
Bir forsayım, bağlı elim, ayağım,
İçimde dehlizlerin küf kokusu.
Sesimi denize fırlatacağım,
Duysun hicranımı can evinde su.
 
Kozamı örmeye yetmiyor ipim,
Aklım ki; kınından sıyrılmış kılıç.
Beni benden böyle çekip alan kim,
Sen söyle başımda uçan kırlangıç
 
 
 
 
 
 
 
 
İFRAT TEFRİT ARASI
 
Avare bir yıldıza sattım kaygılarımı,
Deli gönül dünyayı hele harman ede gör.
Aklımın imbiğinden süzdüm duygularımı,
Yorgun düşüncelerin tahammülü zordur zor.
 
İfrat tefrit arası savruluşlarım oldu,
Bazen nefsime bazen ruhuma tabi oldum
Ne gönlüm huzur buldu, ne ruhum sükûn buldu
Gâhî bigâne kaldım, gâhî hayrete daldım
 
İçimde fırtınalar koparken zaman zaman
Mor dağların ardına sürdüm hayal atını,
Açınca sırlarını seher vakti asuman
Geçtim şimşek hızıyla hasretin sıratını
 
Beklemedim kimseden ne bir paye ne himmet
Kıstı tüm hatıralar yavaş yavaş sesini
Dost bellediklerimiz ağyar çıktı ne hikmet?
Dinlerken yosun kokan denizin bestesini.         
 
Umut seraba döner hüsran vadilerinde,                
Çok eski baharlardan bir hatıra seslenir.
Gençlik denen cevherin yeller eser yerinde
Yorgun beden her adım bir lahza nefeslenir.        
 
 
           İLHAMİ BULUT             
 
1956 tarihinde Elazığ’ın Pelte köyünde doğdu. İlkokulu Pelte köyünde, ortaokulu Elazığ ortaokulunda, liseyi Elazığ Ticaret Lisesinde tamamladı.1979 yılında Elazığ Adliyesine Z.Katibi olarak girdi, aynı yıl evlendi. 1987 yılında Fırat Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne kayıt yaptırıp tahsiline devam etmek istedi. Ancak hem çalışıp hem okumakta zorlanınca, söz konusu okuldan ayrıldı.
 1991 yılında icra müdürü olarak atandı. Sırasıyla; Erzurum/Narman, Kayseri/Sarız, Malatya/Yeşilyurt, Kahramanmaraş ve Elazığ İcra müdürlüklerinde bulundu. Bu arada Ankara H.F.Adalet Yüksekokulu’nu bitirdi. 2012 yılında Çağlayan/İst. İcra müdürlüğüne tayin oldu, 2013 yılı Haziran ayında emekliye ayrıldı.
             2011 yılında basılmış “Sır Sızıntısı” isimli bir şiir kitabı mevcut olup Elazığ’ın mahalli gazetelerinde köşe yazarlığı yapmaktadır. .
            Şiirleri bazı gazetelerde ve Türk Edebiyatı, Bizim Ece, Bizim Külliye, Kümbet, İlesam Dergisi, Bekir Abi, Hece Taşları gibi dergilerde yayınlandı.
            İlesam üyesi olan ve birçok antolojide şiirlerine yer verilen İlhami Bulut’un bestelenmiş iki eseri bulunmaktadır
            Elazığ MANAS Yayınevi müdavimlerinden biri olup, her yıl Elazığ’da düzenlenen “Hazar Şiir Akşamları“ programına 2016 yılında şair olarak katılmıştır.
            Tel            :  0 505 483 03 85
            e-posta    :  ilhamibulut23@hotmail.com
 
 
 
 RİNDANELER MECLİSİ
Baygın düşer rindâneler herkes kendini arar durur
Teganniler gök kubbede şol semayı sarar durur
Son gece ben de icabet ettim o şuara meclise
Aşktan şikâyet sadır olmaz herkes derdine yanar durur
Her peymânede sıcak bir kalp izi tam meyhane ahvali
Ne saki var ne de mey; herkes için için sızar durur
Tevellüt sorulmazmış hepsi Âdem’den önce doğmuş
Ervah-ı ezelden beri, dedi; bu devran böyle döner durur
Elinde birer kalem başımızdan eksik olmaz çift kâtip
Çökmüşler omzumuza; her melameti yazar durur
Son nefesten sonra açılırmış aşk orucunun iftarı
Meğer anın içün Mecnun-Leyla ol mahşeri bekler durur
Hangi sırra ermiş ola ki şu kara gözlü kelebekler
Şem-i rûşende mütevelli ateş üstüne konar durur
Ters giydirir pabucun aşkla cebelleşme İlhami
Görmez misin rindâneler bilâ-fasıla ağlar durur.
 
 
 
 
 
 
SÜMMANİCE
Acep; bir bülbül inadına mı; bu gül-ü zâra yazdılar
Yoksa ervâh-ı ezelden mi benim bu bahtımı kara yazdılar
Bir fısıldaşma başladı bir ara o sır meclisinde
Demek dönüp dolaşıp beni bu aşk-ı nâra yazdılar
Tam da kapanmak üzereydi ki bu gizli istişare
Sordular arz-u halimi tutup bir rüzgâra yazdılar
Bir tecelli mi? Yoksa mahsus mudur nedir! 
Velhasılı beni alıp bir küfrü inat yara yazdılar
Mühlet mühlet dağıtıldı bütün hayatlar
Benim bu fani ömrümü de külli zarara yazdılar
Fani İlhami ile Aşık Sümmani bir olur mu hiç
Gerçi ikimizi de aynı sayfada bir kenara yazdılar.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
DİYAR-I HARPUT
Dedem derdi ki oğul; HARPUT eski kaledir.
Taşı topraktan fazla, aslında yek paredir.
Kat kat olmuş kayalar, her katı ayrı çağdır,
Bir mihraptır kurulmuş, dağ üstünde bir dağdır.
Güneşten evvel doğar minare alem alem; 
Tarihe ilk besmele; çekmiş kudretli kalem.
Mayası sütten hâsıl, tarihe derc olmuştur.
Bin kavim bu kalede acep; nice olmuştur...
 
'Beyzade'ler metfundur, dönersin türbe türbe
Hâşâ! Ayandır ona, geri dönmez bir tövbe.
'Arap Baba' cam türbe, besmeleyle girersin; 
Ayrılırsın gövdenden, başın alıp dönersin.
Tarih kaplar kimliğin, meğer âdemoğlusun;
İlk görüşte sanırsın, doğuştan HARPUTLUSUN.
Sekiz köşe şapkalı; selam alır derinden,
'Buzluk'taki temmuzun; farkı yok zemheriden
Subaşı duman olmuş; çökmüş Mastar dağına.
Dirilir  'Hazar Baba', yaslanır şakağına…
Sert eser 'Kaya Başı'. Koca çınar el sallar.
Kuşak bağlar gardaşı. Gelin giderken ağlar...
Sarı yün didilerek, başlar; bizim tamzara.
Diz vurur halay başı, gakkoş atar nağara.
Elips döner çıralar, şamdanda yana yana
İkrar kalır kubbede; nikâh kıyar Vatana
Göllü bağın bülbülü şimdi bir şiir oldu.
Hey gidi hey payitaht 'eski bir şehir' oldu.
HARPUT göbek adım, kimlikte Anadolu’yum
Hüviyetim ay-yıldız, ben de bir HARPUTLU’YUM.
 
 
 
 
 
 
 
 
BÜLBÜLCE
Ters çırpar kanatların, bu ne kasvet ey bülbül! 
Aşk aşikâr olunca; yaprağı kopar gülün…
Dar çizersin kavisi bu ne inat hey bülbül! 
Hicran bizim yazgımız aşka minnet say bülbül! 
Gülkurusu heybemde gel biraz öt ay bülbül! 
Ters çırpar kanatların bu ne kasvet ey bülbül!
Kalbi gurbette atar turnalı bir türkünün,
Aslına bak masaldır; mutlu biten öykünün,
Derler ki; gül dalında sonu gelir bülbülün,
Aşk aşikâr olunca; yaprağı kopar gülün…
 
         İSMAİL GÜL                
                Şiire geç başlayıp çok hızlı ilerleyen İsmail GÜL 1959 yılında Eskişehir ili, İnönü ilçesi Aşağı Kuzfındık köyünde dünyaya geldi. İlkokulu, köyünde bitirdi. Ancak öğrenimine devam edemedi. Babası Küçük İsmail’i Eskişehir’e götürdü ama okumak için değil, çalışmak için. Babaya göre İsmail, bir an evvel çalışıp para kazanarak ailenin yükünü azaltmalıydı.    Askere gidinceye kadar çırak olarak çalıştı, asker dönüşü kendi işini kurdu. Bu sefer de ekonomik kriz duvar gibi önüne çıktı İsmail Gül’ün. Ticareti bırakarak muhtelif işler denedikten sonra Paşabahçe’nin Eskişehir’deki fabrikasına girdi. 2008’de emekli olarak ayrıldı.
            Küçük yaştan beri okumayı, özellikle şiir okumayı çok seven şairin böyle dalgalı bir yaşam içinde şiir yazmaması düşünülemezdi. Öyle de oldu. Yoğunlaşan duygular şiir şiir dökülmeye başladı.
            Zaman içerisinde Eskişehir Şairler Derneğine üye oldu. Şiir hakkındaki bilgisini geliştirdi. Tanıdığı usta şairlere şiirlerini okudu. Onların teşvik ve destekleriyle şiir ufkunu genişletti.
            Şiirlerin bazıları gazete, dergi ve antolojilerde yayınlandı. Ülke genelindeki şiir yarışmalarına katıldı ödüller aldı. “Gül Diyarı” 2014, “Yağmur yüklü Yüreğim” 2016, “Demek gidiyorsun” 2018 isimli şiir kitaplarını yayımladı. Eskişehir Şairler Derneği yönetim kurulu üyesi olarak şiir yazmaya devam ediyor.
Adres       :  Akarbaşı M.. Akyıl S. No: 78/8  - ESKİŞEHİR
            Tel            :  0 542 471 11 84 
e-posta     :  yolcu_1959_26@hotmail.com
 
 
 
             YAZIK ETMEYİN!

Ey bu cennet vatanın münevver insanları,
Bozalım ezberleri unutalım zanları,
Hoşgörü perdelesin varsa nahoş yanları,
...Yem olmadan hepimiz tek dişi kalmış kurda
...Gelin birlik olalım yazık olur bu yurda.

Omuz omuza verip tek yürek olmalıyız,
Acıyı paylaşmalı, beraber gülmeliyiz,
Kinden, nefretten uzak huzuru bulmalıyız,
...Açamasın bir gedik vatan haini surda,
...Gelin birlik olalım yazık olur bu yurda.

Üç kıtaya hükmetmiş ecdadımız, aslımız,
Bizler ki varisiyiz, sahip bizim neslimiz,
Derde çare bulalım tükenmeden faslımız,
...Hâlâ ibret almadık şanlı Osmanlı nerde
...Gelin birlik olalım yazık olur bu yurda.

Tefrika girer ise orada huzur olmaz,
Birliğe kastedenin ebedi yüzü gülmez,
Toz duman olur her şey, sığınacak yer kalmaz,
...Bak da gör Suriye’yi, al işte Irak orda
...Gelin birlik olalım yazık olur bu yurda.

Atalardan armağan bize bu cennet vatan,
Kahrolsun bölünmeye bilerek çanak tutan,
Hakkını helâl etmez yerde kefensiz yatan,
...Söz konusu VATAN’SA ölünür bu uğurda,
...Gelin birlik olalım yazık olur bu yurda.
 
 
 
 
DAHA NE OLSUN!
 
Ben TÜRK Askeriyim Mehmetçik adım
Türkmen’im, Çerkez’im, Kürdüm var benim.
Üç kıtada at koşturmuş ecdadım
Nizamı Âlem’dir; derdim var benim.
 
Başkomutan haykırınca “ileri”
Kıyamet kopsa da dönmeyiz geri
Dönmedim ki Orta Asya’dan beri
Destanlarla dolu ardım var benim.
 
Cengâverlik bize Hak’tan hediye
Çağ kapayıp açtık, Hak diye diye
Resülullah övmüş “Ne güzel” diye
Dengi bulunmayan ordum var benim.
 
Bu Millete huzuru çok gördüler
Dört yanını tuzaklarla ördüler
Bölmek için ne planlar kurdular
Kurtlar sofrasında yurdum var benim.
 
Vatansız neylerim ekmeği aşı
Canımızdan aziz toprağı taşı
ULUBATLI HASAN, SEYİT ONBAŞI
HALİSDEMİR gibi merdim var benim.
 
Türk İslam sevdası, birliğe maya
Hedef belli, haydi; kızıl elmaya
Bayrak; ezan için şehit olmaya,
Hazır milyonlarca ferdim var benim.
 
 
 
               
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
VELET

Şu bizim oğlanla belada başım,
Hep iğreti dala konuyor velet!
O medeni, bense geri kalmışım,
Arsızca sırıtıp kınıyor velet!
 
“Kanka” diyor bana, ne demek ise,
Dalga mı geçiyor, bu aklı kısa?
Meraklı takıya, meraklı süse,
Kıt olan sabrımı sınıyor velet!
 
Kendine yok, ele akıl veriyor,
Parfüm diye, bulduğunu sürüyor.
Kart teke kokusu, evi sarıyor.
Altı ayda bir kez yunuyor velet!
 
 
 
 
 
Eli iş tutunca, kanlandı biti,
Gel gör ki giyimde tercihi kötü,
Dilenciler giymez, giydiği kotu,
Moda sevdasıyla yanıyor velet!
 
Babam neslimizi çokça överdi.
Oğlumu görseydi, beni döverdi,
Hızını alamaz, köyden kovardı,
Söyledim de, şaka sanıyor velet!
 
İyice şaşırmış gittiği yolu,
Şapkayı ters giyer, düşük pantolu.
Kime çekti bilmem, dürzünün dölü,
Gittikçe maymuna dönüyor velet!
 
Mıh vardır ya, nala çakılır hani,
Kaşını deldirip taktırmış onu.
Yapma etme derim, dinlemez beni,
El âlem ne derse, kanıyor velet!
 
Her hafta değişir, gelin adayı,
Altmışa ulaştı, belki de sayı,
Herif sanki safkan İngiliz tayı.
Tepe aşıp dere iniyor velet!
 
Saçını boyatmış limon sarısı,
Resim tuvaline dönmüş derisi,
Denecek şey çok da, kalsın gerisi.
Ekmeği kanıma banıyor velet!
 
 
RÜYA İŞTE!
 
Dün gece rüyamda annemi gördüm,
“Çok özledim seni” bil dedi bana.
“Gelenden geçenden hep seni sordum,
Akan gözyaşımı sil” dedi bana.

Dermanım kalmadı artık yoruldum,
Ne huzuru buldum, ne de gün gördüm,
Yollara bakmakla geçti şu ömrüm,
“Var mı benim gibi kul” dedi bana.

Meftunu olmuşum tatlı hülyanın,
Mekânıyım keder ile cefanın,
Vefası yok imiş yalan dünyanın,
“Gözümde değeri pul” dedi bana.

Yüce Allah’ımdan tek istediğim,
Dünya gözü ile son kez göreyim,
Hasretinle yanan yorgun yüreğim,
“Okyanusta çürük sal” dedi bana.

Aklımdan bir türlü atamıyorum,
Seni düşünmeden yatamıyorum,
Ağzımda lokmayı yutamıyorum
“Azrail’den önce gel” dedi bana.

Yılmadım, direndim zalim yıllara,
Çektiğimi sezdirmedim kullara,
Vakit geçirmeden düş de yollara,
“Namazımı bari kıl” dedi bana..
 
             KADİR KAYA                
 
Eskişehir ili, Çifteler ilçesi, Kadıkuyusu köyü,1951 doğumludur. İlkokulu köyünde, Makinist Okulunu Konya Sarayönünde bitirdi. Ondan sonra tahsil hayatıma devam edemedi. Çalışmaya başladı.
Belediye, Cici Şekerleme, Tarım Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı gibi kuruluşlarda bir dönem çalıştı. On iki yıl, otobüs işletmeciliği işi ile uğraştı. 1998 yılında emekli oldu.
Bir arkadaşının vesile olmasıyla, Eskişehir Şairler Derneğine üye oldu. Burda tanıştığı şairlerin yol göstericiliği ve teşvikleriyle dostluk, sevgi, sevda üzerine şiirler yazmaya başladı.
2004 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi öğrencisi Elçin Öntuğ, kendisi hakkında bitirme tezi hazırladı.
Eskişehir Sanat Derneği, ESAB Derneği üyesi. Şiirlerinin bazıları gazete ve dergilerde yayınlandı. Şiir yarışmalarında çeşitli ödüller aldı. 2014 yılında Eskişehir Şairler Yazarlar Ozanlar Derneğinin kurulmasına katkıda bulundu. 
Saklı Düşler”, “Duygu Seli” İsimli iki kitabı var.
 
Tel                   :  0 538 410 43 31
            e-posta            : sessiznur@gmail.com
 
 
 
 
 
 
 
YUNUS NEREDE
 
Sevip de sevilmek ne güzel duygu,
Tertemiz sevgide var olur Yunus.
Bütün insanlara duyalım saygı,
Sevenin gönlünde yar olur Yunus.
 
Sabırla, tevazu yürüsün bizle,
İmanla, hoşgörü buluşsun özle,
Kalpler ısınmalı ilahi sözle,
Gerçek dostluklarla bir olur Yunus.
Karanlık geceye bir ışık yakmak,
Saçını okşayıp öksüze bakmak,
Bir dost yüreğine isterim akmak,
Bu günden yarını gör olur Yunus.
Varlıkta benliğe olmasın heves,
Alıp da verdiğin sayılı nefes,
Bir gün can kuşunu zapt etmez kafes,
Manevi âlemde sır olur Yunus.
Haline şükredip zorluğa dayan,
Küçüğü gözetip büyüğü sayan,
Ömür çiçeğimiz solmadan uyan,
Özleme, hasrete yer olur Yunus.
Tatlı konuş, aksın ağzından ballar,
Çokça meyve versin, büyüsün dallar,
Güler yüzlü olsun her zaman haller,
Hoş sohbet, nasihat ser olur Yunus.
 
 
 
 
 
 
HÜZÜN LİMANI
 
Mutluluk yaşayan hazdan dört köşe,
Biraz kuşku, sitem başlar endişe,
Bir gurur uğruna kaybolur neşe,
Umutları oklar hüzün limanı.
 
Hislerin çekilmiş, sevgiler suskun,
Göz göze gelsen de bakışı küskün,
Seviyorum diyen nerede aşkın,
Tebessümü bekler hüzün limanı.
Gönüller hasrettir nice hoşlara,
Yürekler siperdir bunca taşlara,
Ayrılık hükmeder gözde yaşlara,
İsyanları saklar hüzün limanı.
Duygular kırgınsa sevdalar mahcup,
Gönlünü almalı sevgiyle uçup,
Müjdemi vereyim aşkıma koşup,
Özlemleri ekler hüzün limanı.
 
 
 
 
VUSLAT
 
Sevdiğini ele verir sözleri,
Bin dereden geçsen nazlanır vuslat.
Sanki hadi gel der gibi gözleri,
Gülüşün ardına gizlenir vuslat.
 
Al yanaktan masum buseyi verir,
Tene dokunuşta ruhun ürperir,
Manalı gülüşe yağların erir,
Tatlı bir bakışla izlenir vuslat.
Muhabbet ballanır özlemler taşar,
Hayal düş arası duygular şaşar,
Sevdalar yürekte kor olur pişer,
Hasrete sarılır sözlenir vuslat.
Sevenler buruktur veda zamanı,
Ayrılıkta tüter aşkın dumanı,
Gurbette yolların yoktur amanı,
Yaralı kalplerde sızlanır vuslat.
Bir yudum mutluluk yaşamak amaç,
Sevene sevgili sesidir ilaç,
Sevdası dinler mi dağ tepe, yamaç,
Gecede gündüzde özlenir vuslat.
 
 
 
 
 
SANMA SAKIN
 
Hasret buram buram tende fısıltı,
Aşkın yüreğimde nurdan ışıltı,
Göz bebeklerime resmin asıldı,
Suskun durduğuma bakma sen sakın.

Cümle cümle hece hece sözümsün,
Soluduğum nefes, canda özümsün.

Gönül bağımdaki tomurcuk gülüm,
Hazlara dalarım, dokunsa elim,
Sevdama dermanım, şifalı balım,
Özlem sardığıma bakma sen sakın,

Nağme nağme aşkı çalan sazımsın,
Özümde kor ateş, yürek sızımsın.

Gülüşün gönlüme güzellik saçar,
Umudum sevdama kapıyı açar,
Sevincim göklerde mutluluk içer,
Hayal kurduğuma bakma sen sakın,

Sevgin yudum yudum düşte nazımsın,
Gündüz gecem bekler alın yazımsın.
 
ANA YÜREĞİ

Canında can alıp verince nefes,
Sevgisiyle pişer Ana Yüreği.
Yavrusu doğunca duyarsa bir ses,
Sevincinden şaşar Ana yüreği.

Dokuz ay çekti binlerce zahmet,
Sabırla çoğaldı onda merhamet,
Mevla’dan sevgiyle sunuldu rahmet,
Zorlukları aşar Ana yüreği.

Sarar, kar beyazı sütüyle besler,
Yavrum, kuzum, canım diyerek sesler,
Sırtını sıvazlar ninniyle süsler.
Bebeğiyle yaşar Ana yüreği.

Çocuğa güvendir ana kokusu,
Sarınca ısıtır tenin dokusu,
Hastalansa bekler kaçar uykusu,
Yorgunluktan düşer Ana yüreği.

Sevginin pınarı, şefkat zengini,
Sevdası verirken aşka rengini,
Yavrusuna feda eder kendini,
Okyanustan taşar ana yüreği.

Evladının oğlu, kızının kızı,
Mutluluk kapısı onların nazı,
Büyük anne olup yaşıyor hazı,
Torunuyla coşar Ana yüreği.
 
 
            MAHİR BAŞPINAR     
 
Kahramanmaraş’ın Göksün ilçesine bağlı Çardak beldesinde 1961 de dünyaya geldi. Altı çocuklu bir işçi ailesinin beşinci ve tek erkek çocuğu…
2015 yılında bir kamu kuruluşundan emekli oldu. Evli; biri kız, üç evlat sahibi. Elbistan’da ikamet etmekte…”Talan Oldu Hayaller” (Mahirce Şiirler 1) isimli şiir kitabının yanı sıra birçok antoloji, dergi ve gazetede şiirleri yayınlandı.
     Elbistan’ın Sesi gazetesinde şiir ve makale yazmaya devam ediyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı somut olmayan kültürel miras taşıyıcısı olarak Halk Kültürü Bilgi ve Belge Merkezine “Halk Şairi” olarak kayıtlıdır.
İLESAM ( Türkiye İlim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Birliği) ve ESAS-DER (Edebiyat, Sanat ve Sanatçılar Derneği) üyesidir.
 
            Adres: Yunus Emre M. Hacı Esat Efendi Cd. Şahan S. No;3/4                Elbistan/ KAHRAMANMARAŞ
Tel           : 0 543 869 80 16
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
EMMİ NE YAPSIN
 
Kaçışı yok, kırbaç puştun elinde,
Vurdukça vuruyor emmi ne yapsın
Gelmişi geçmişi küfür dilinde
Sordukça soruyor emmi ne yapsın
 
Su üstüne saman gibi çıkanlar
Yürekleri acı ile yakanlar
Kafasını kuma gömüp bakanlar,
Yordukça yoruyor emmi ne yapsın.
 
Boş bulup meydanda kül savuranlar
Menfaati için kıyam duranlar
Kitaba uydurup vurgun vuranlar
Durdukça duruyor emmi ne yapsın.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Dünü başka olan bugün tam tersi
Keşke çıkartsaydık geçmişten dersi
Kardeş kardeşine artırıp hırsı
Yerdikçe yeriyor emmi ne yapsın
 
Ağız küfür dolu sövülür dümdüz
Utanmak bir yana kızamıyor yüz
Kanatıp kanatıp yaralara tuz
Sürdükçe sürüyor emmi ne yapsın
 
Bırak ağlamayı gözüne yazık
Bu yalan dünyanın düzeni bozuk.
Hangi yana dönse sivrilmiş kazık
Gördükçe görüyor emmi ne yapsın.
 
İster salla gitsin ister geri al
Yukarda bıyık var aşağı sakal.
Bir değil her yanı sürüyle çakal
Sardıkça sarıyor emmi ne yapsın.
 
Mahir’im benim de yüreğim buruk
Yüzler gülümsemez hevesler kırık
Boğazlara düğüm olan hıçkırık
Burdukça buruyor emmi ne yapsın.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
      VAH  VAH
 
Bütün emekleri kenara atıp
Kutsal davasından geçene vahh vah.
Perde arkasında kukla oynatıp
Bu milletle dalga geçene vahh vah.
 
Fakir fukaranın akarken kanı
Çıkarcı kaplamış hem de her yanı
Öteleyip gerçek hakkı olanı
Kendi yandaşını seçene vahh vah.
 
Yetkisini kötü yönde kullanan
Her geçen gün daha fazla dallanan
Kime gücü yetse ona çullanan
Yetim malı yiyip içene vahh vah.
 
 
 
 
 
Fakir babasıydı, kimdi o sahi
Eser savururdu hani o ahi.
Kim olursa olsun ben olsam dahi
Hainlere kucak açana vahh vah.
 
Acıtır içimi inceden ince
Onulur mu sızım, durur mu sence
Azıcık sıkışıp zora gelince
Ardına bakmadan kaçana vahh vah.
 
Güneş yeni doğdu dönüp batmadan
Yeşeren ümitler henüz bitmeden
Dallar çiçek açıp başak tutmadan
Daha gelişmeden biçene vahh vah.
 
Kadını, erkeği, oğlanı kızı
Birlikte yaşarız baharı yazı
Kutsalımla dalga geçen yobazı
Yerde sürünene uçana vahh vah.
 
Geçtiği her yere fitne ekerek
Kurulu dostluğu tek tek yıkarak
Kardeş kavgasına körük çekerek
Topluma ikilik saçana vahh vah.
 
Mahir der, bu kadar kin nefret neden
Vatanıma kurban olsun bu beden
Yediği ekmeğe nankörlük eden
Gelip yurt kurana, göçene vahh vah.
 
 
 
 
 
 
 
 
SAÇLARIN
 
Köpük köpük olmuş akar omuzdan,
Gönlüme can suyu verir saçların.
Atmış kancasını yaz günü buzdan,
Takmış tellerine sürür saçların.
 
Yürüdükçe eşlik eder ritimle,
Sanki sevişiyor dolaşmış simle,
Tarifi imkânsız yetmiyor cümle,
Bağrımın başında yürür saçların.
 
Bazen tel tel, bazen belik, tül ile
Bazen sümbül, nergis, bazen gül ile
Her an hayalimde düşümde bile
Gözümün önünde durur saçların.
 
Başka bir duyguyla titretir teni,
Ruh ile birlikte bütün bedeni.
Sureti olmayan bendeki beni,
Sımsıcak duyguya bürür saçların.
 
Saçlara takılmış Mahir’in aklı,
Sarı, siyah, kumral renkleri farklı
Âleme yasaklı, kendimden saklı,
Gizli sırlarımı görür saçların.
 
      
        MEHMET DEMİREL  
 
01.03.1958 Tarihinde Hatay-Hassa/Amanoslar’ın zirvesi Mığır tepesi eteğinde, söğüt beldesinde dünyaya geldi. İlk, orta ve lise eğitimini sırasıyla Kayseri- Hacılar, Nevşehir, Ankara -Şereflikoçhisar ve son sene Ankara Keçiören Lisesini bitirerek tamamladı.
 1976-77 döneminde Osmaniye Teknik Bilimler MYO ya kaydolup 1977-78 Döneminde mezun oldu. 1977 yılında İsdemir (İskenderun Demir Çelik Fabrikaları)de iş başı yaptı. 1981 Mart celbinde 4 aylık kısa dönem, Erzincan'da vatani görevini tamamladı. İzinli ayrıldığı İsdemir'e dönerek 2009 yılı Mart ayı sonuna kadar 32 yıl çalışmanın sonunda emekliye ayrıldı.
Hatay, Dörtyol'da ikamet ediyor ve lise yıllarından beri devam eden şiir yazma tutkusuyla şiirlerine yeni şiirler ekliyor. Üç öğretmen kızı bir de sağlık çalışanı oğlu var. Edebiyat Sanat ve Sanatçılar Derneği kurucu üyesi ve yönetim kurulu sekreteri.
 
Tel                   :   05462231348
e-posta             :   m.demirel1958@hotmail.com
 
 
 
 
 
 
 
KANAR İSLAM COĞRAFYASI
 
Kan revan içindeyken İslam’ın toprakları,
Dağ olsa sarp ve yokuş heybetiyle duramaz.
Kuvvetli rüzgâr esmiş dökülmüş yaprakları,
Hak güçlüde değil de yarasını saramaz.
 
Can yakan çığlıklarla yakılırken Arakan,
Yamyamları bin fersah geçti Hindu vahşeti.
Cılızca kem küm edip yardımları bırakan,
Bir sefer düzenleyip görsün vahşi dehşeti.
 
Görmek istemezsiniz parçalanmış ülkeyi,
Biz güçlüyüz diyenler üs kurmuşlar bölgeye.
Adaletle hikmetle oluşturmaz ilkeyi,
Sarılıyor hainler sahte olan belgeye.
 
Âleme nizam vermek ecdadımın işiydi,
Atını sürer idi görünmez buutlara.
Ümmetin ün değeri en baştaki kişiydi,
Zalimlerle harp edip savurmuş bulutlara.
 
Mazlum coğrafyalarda kır atları koşturur,
Hesabı yanlış olan çölde vaha bulamaz.
İman öyle bir güç ki insanları coşturur,
Dağdaki çam gibidir mevsimlerle solamaz.
 
Ölü toprağın atıp silkinmeli yerinde,
Birlikte tek güç olup kovdurup zalimleri
Kanayan atlasların tarihleri derinde,
Uyandırsın ümmeti, uyarın âlimleri.
 
 
 
AYNALARLA SÖYLEŞİ 
 
Aynalar dünyaya geldiğim günden,
Sırına yansıyan bir resim olsun.
Zaman akıp geçti gündüz geceden,
Muştulu haberler, veremem size...
 
Kırışmış cemalim, ruhuma uymuş,
Geçen yıllar teni emerek soymuş.
Neşeden kederden yiyerek doymuş,
Aynalar masumdur kıyamam size…
 
Nerede o tarak geçmeyen başlar,
Göze değer oldu uzayan kaşlar.
Yıllar eskitiyor, akıyor yaşlar,
Aynam yaşlı yüzle bakarım size…
 
Aynalar kırılsın, çerçeven camın,
Kimlere bulaştı dermansız gamın.
Harabat evidir, düşkünler damın
Virane haneler yakışır size...
 
Aynalar, nazarı sırında paklar,
Göze gelme diye yakalar saklar.
Eğer maveraya kalmışsa haklar,
Masumiyet gözü yapışır size...
 
Alımlı çalımlı hep sana bakar,
Güzeller cemali çok canlar yakar.
Bu hayat ezelden ebede akar,
Suya aksedince gülüşür size…
 
 
 
 
 
 
 
 
ANI ZİYAN ETMEYİN
 
Ey insan düşün fikr et şu zemheri âlemin,
Buzuna dokunmadan, ısınma beklemeyin.
Cinan’ına bark olsun yaşayışın, söylemin,
Nefesler sayılıdır, anı ziyan etmeyin.
 
Atinin tasasıyla günü heder olana
Hüznünün kuyusu kör, acıyla dem dolana,
Hayat cidal diyerek, manaya şek salana
Yaşam teavün deyin, anı ziyan etmeyin.
 
Deruni kıvam ile anın içini doldur,
Zaman mahşere giden, kumlu çakıllı yoldur.
Şeytani vesveseyi, nurlu ziyayla soldur.
Çakır keyfe dur deyin, anı ziyan etmeyin.
 
Her nefes ömürdendir, yekûnu hayat eder,
Nereye sürer isen, beden oraya gider.
Şen şakrak oyunlarla, Gülbahar olur heder.
Sermayemiz kar deyin, anı ziyan etmeyin.
 
Her ramazan iklimi, Rahman kulunu sınar,
Affetmeyi çok sever, yoktan sebepler sunar.
Eşref vakit hederse, ömürlük ecir yanar,
Allah bize yar deyin, anı ziyan etmeyin.
 
 
 
CEVHERİMLE İNSANIM
 
Ten şevk ile mutedil menzilde yol alırken;
Can içeri cananın hayaliyle yaşarım.
Âşıklar dergâhında boynu bükük kalırken;
Hiçten gelen sevincin neşesiyle taşarım.
Cevherimle insanım, yolcu gibi yaşarım.
 
Hayatıma kitaptan özlü cümleler düşer,
Halimi edvarımı anlatsın aydın beşer
Nurun elmas ucuyla mümin hazine deşer,
Buhurdan gibi tüter sol yanımla yaşarım.
Cevherimle insanım, yolcu gibi yaşarım.
 
Dirayet köprüsünün tahtaları düşerken;               
Yelkenleri yırtılan denizci paniklerken;
Âşık meşk kıvamında ciğerleri yanarken
Alnım açık başım dik özgünlüktür başarım,
 Cevherimle insanım, yolcu gibi yaşarım.
 
Bulutlar sağılmazsa toprak tava gelemez,
Zulmün kıskacındaki mazlumlar hiç gülemez,
Merhamet deryasını yoksun olan bilemez.
Dünyada ukbasını yakanlara şaşarım,
Cevherimle insanım, yolcu gibi yaşarım.
 
Cenneti cehennemi insan ruhunda taşır,
Hakikat zannederek şerri zihninde taşır,
Heyula gündemini yorgun hayata taşır,
Nurani caddelerde yorulmadan koşarım.
Cevherimle insanım, yolcu gibi yaşarım.
 
 
 
 
 
 
 
 
HAYATIN SON YILLARI
 
Çalışma hayatında, yavaş geçen yıllarım,
Emekli oldun dedi, birden depara geçti.
Siyahlıktan usanmış, başımdaki kıllarım,
Üçer beşer döküldü beyaz kalmayı seçti.
 
Teselli arıyorum, defterimden kalemden
Söz etmek istiyorum, geçmişteki çilemden.
Can evimde saklanan, dil bestesi söylemden
Nameler döktürerek, ozan olmayı seçti.
 
Hayatın bu deminde, can dostunu gözlüyor,
Muhabbet ortamında, gönül sohbet özlüyor
El olan hısım olup, evlatları sözlüyor.
Gelin güvey olanlar, ayrı yuvayı seçti.
 
Yaşam ertelenince, tekaüt günlerine,
Hasretlik duyuluyor, mazinin dünlerine.
Gençlikten alınan haz, diz çökse önlerine,
Geçti gençliğim diye, nadim durmayı seçti.
 
Ömür iple bağlanmaz, bırak salıver gitsin,
Sağlıkla mutlulukla hızlanan yıllar bitsin.
Gök kubbede hoş seda, dileyen talep etsin,
Şahadeti tadanlar, diri olmayı seçti.
 
 
                MURAT ÖLMEZ           

           1 Temmuz 1982’de Adana’nın Saimbeyli ilçesinin Cumhurlu köyünde doğdu. İlk, orta, lise öğrenimini Dörtyol'da tamamladı. 2003 yılında Yakın Doğu Üniversitesi, Fen Ed. Fak. Türk Dili ve Ed. Bölümünde üniversiteye başladı. Yazı hayatına günlük yazarak başlayan şair şiir ve öykülerle devam etti. Yakın Doğu Üniversitesinin düzenlemiş olduğu üniversiteler arası öykü yarışmasında ‘’ILGIN ÖĞRETMEN’’ adlı öyküsüyle üçüncülük ödülü aldı. 2007 yılında mezun olan şairimiz Adana'nın çeşitli ilçelerinde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği görevine başladı. 2013 yılında ilk şiir kitabı "Yorgun Sandalcı" yayımlandı.
2014 yılında Adana Sarıçam Belediyesinin düzenlemiş olduğu "Portakal Çiçeği edebiyat ödülleri” şiir dalında "Adana Güzellemesi" şiiri ile mansiyon ödülüne layık görüldü. 2015 yılında Osmaniye Şairler ve Yazarlar Derneğinin düzenlemiş olduğu 18. Ekmek ödüllü şiir yarışmasında "Türkiye Güzellemesi" adlı şiiri ile Gazeteci Ahmet Birgül özel ödülünü kazandı.  Birçok antolojide şiirleri yayımlanan şairimiz hem meslek hayatına hem de yazın  hayatına halen Adana'da devam etmektedir.
Adres   : Yüzüncü yıl Mh. Fazlı Meto B. S.Pl. A Blok zemin kat no: 2     Çukurova/ADANA
Tel         : 0507 057 09 41
 
 
 
ÂŞIK
 
Beklerken umudu, loş bir gecede
Sevdayı türküye yakındır âşık
Kalbinin ateşi, yanar hecede
Nehirler misali, akandır âşık

Güzel için ağlar, düşer çöllere
Görmezse güzeli, küser güllere
Yârin kokusunu, sorar yellere
Mecnunun tâcını, takandır âşık

Dilinde nağmeler, gezer diyarı
Adamış ömrünü, budur şiarı
İşlemeli saza, verir ayarı
Sesiyle dağları, yakandır âşık

Aklına gelirse, sürmeli gözleri
Sürmeli gözleri her şeyden özel
Hiç çıkmaz aklımdan, sevdası ezel
Aşk için zirveye çıkandır âşık

Geliyor ovadan, sazı elinde
Azığı belinde, aşkı dilinde
Ağlatır güzeli, türkü selinde
Vuslata ermeden, çökendir âşık

Aklıyla yüreği, aynı dizede
Aşk uğrar elbette bir gün size de
Ölmez'im son verir içli söze de
Aşkın acısını çekendir âşık
 
 
 
 
 
 
 
 
NEREDE
 
Üstüne türküler yakılan gözler
Türküler yazacak ozan nerede?
Bu divane gönül güzeli özler
Güzele nâmeler yazan nerede?

Beni benden alır endâmı boyu
Bir başkadır onun düğünü toyu
Peygamber Yusuf'a dayanır soyu
Mâşuğu anlayan izân nerede?

Yalan hilaf bilmez sözünde duran
Korkuya meyletmez attığın vuran
Kalleşçe vurandan hesabı soran
Yüreği közlenmiş kızan nerede?

Çalışır didinir vazgeçmez aştan
Helal ekmeğini çıkarır taştan
Of demez ter döker kaçmaz hiç işten
Emeği aş yapan kazan nerede?

İnsan üzerine oynanır oyun
Yanlışa düşmeyin gerçeği duyun
Haksızlığa asla eğmeyin boyun
Oynanan oyunu bozan nerede?

                                         
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ADI SEVDA, ADI AŞK
   
Tut ki, bahar
Çiçeğe durmuş  ağaçlar
Yıldız yıldız açılmış dallarda 
Bahçelerde güller gonca gonca şımarmış
Bir taraftan güneş gülümserken
Bir taraftan, bahar saçılmış
Üşümüş toprağa

Ne ayrılık  kalmış ne hüzün
Ne soğuk esen rüzgâr ne zemheri
Umut başakları yeşermiş 
Kıraç topraklarda
Alıp başını gitmiş yalnızlık

Tut ki, sevda
Pırıl pırıl sabahlar
Sevdadan sevdaya uçan martılar
Tabiat ana renkten renge bürünmüş
Bir haz damlası  dudaklarda
 
 
 
 
 
Bir heyecan
Bir sevinç
Her tarafta bir mutluluk tınısı
Şehvet kokmuş dört yanda

Sarmaş dolaş sevdalar
El ele sevdalılar
Bütün dudaklarda
Bütün yüreklerde
Bütün dillerde
Yanık sevda  türküleri
Âşıklar  adına
Umutlar adına
Güzellikler adına

Ne gözyaşı  ne hazan
Ne ayrılık ne de gurbetlik
Dinmiş yalnızlık yağmuru
Tükenmeye yüz tutmuş özlem

Tut ki, aşk
Yakamozlar şavkırken sonsuz mavilikte
Umutla beslenen ağaçlarda
Sevinç kuşları ötüşür
Dallarda al al aşk çiçekleri
Baharla birlikte gülüşür
Adı sevda olur
Adı aşk olur...
 
 
 
YİTEN SEVDA
 
Yittin aynalarda, yok oldu yüzün
Kalbimi alevde, yakışım ondan
Solumda sızılar, didede hüzün
Hüzünlü perişan, akışım ondan

Yittin ya içimde başladı sancı
Artık sensiz odam bile  yabancı
Gözlerinde saklı yaram ilacı
Bomboş gözler ile bakışım ondan

Yittin boyun büktü aşk kokan güller
Gördüm cehennemi esmiyor yeller
Şakımıyor artık lal oldu diller
Dayanılmaz acı çekişim ondan

Yittin ya karardı mavi aydınlık
Yittin ya şimdi bak cihan karanlık
Kahpe felek bana  gülmüyor artık
Böyle erken erken çöküşüm ondan

Seni düşünürüm sensin endişem
Sen olmazsan sevdam tükenir neşem
Kara kışa yenik, düşer menekşem
Tekrar tekrar güller ekişim ondan

Şair Ölmez artık kör sağır dilsiz
Yaşayamaz güller susuz sevgisiz
Güller susuz ölür ben ise sensiz
Ebedi hayata göçüşüm ondan
 
 
MUSTAFA BERÇİN    
         03.01.1959 Malatya- Darende- Akçatoprak köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, orta ve liseyi Malatya Akçadağ Öğretmen Lisesinde tamamladı.  1981 yılında Ankara Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdi. 2003 yılında Çanakkale Lâpseki ÇPL den meslek dersleri öğretmeni olarak emekli oldu. Yüksek Lisansını Çanakkale 18 Mart Üniversitesi İşletme Anabilim Dalında yaptı.
        Yayınlanmış Eserleri:
       1. “Oğlum Giderken” , Şiir    Kültür Ajans Yayınları
       2.” Dilara” ,   Şiir    Kültür Ajans Yayınları
       3. “Penceremin Pervazına Ay Konmuş”, Göl Yayınları   
       4. “B/Aşka Zaman Yok  "     Berikan Yayınları
       5. “ Askerin Mektubu ”, Hikâye,  Göl Yayınları
       6. “Çöpçatan” , Berikan Yayınları
       7. “Aşka Adanmış Mektuplar”, Mektup , Akçağ Yayınları
        Evli olan şairin , Kutalmış ve Dilara isminde iki çocuğu var.
        Akademi Şiir Ailesi Kültür ve Edebiyat Derneği başkanı, Çanakkale Merkez ve ilçelerinde "Uluslararası Çanakkale Şiir Akşamları" etkinliğinin mimarıdır.
 
Tel                        :  0 505 681 06 70
e-posta                 mbercin@hotmail.com
 
 
 
 
 
 
A SEVGİLİ
 
A Efendim göz nurum ezel ebet ışığım
Ben benlikte eridim yalnız sana aşığım.
 
A sevgili, gönlümüz gözümüz yolda kaldı
Ufukları izlerken cananla can sağaldı.
Katran karası afak demek ki şafak yakın
Ötelerden melekler geliyor akın akın
Kanser hücresi gibi küfür sarmış her yanı
Bir bebek gülüşünde bekleriz nûrlu anı.
Rahmetin tez erişsin, canlar safalar bulsun
Sen ki misk-amber kokan gülden daha güzelsin.
Mübarek elinizin okşadığı baş olsam
Ayağının altında toprak olsam taş olsam.
 
 A sevgili, karanlık zamanın zırhını del
 Varlığınla ışıyan umudun içinde gel.
 Kavrulsun ateşlerde inkâr la bilenenler
 Sonsuza dek mest olsun Ya Muhammed diyenler.
 İzin ver beşeriyet gölgende gölgelensin
 Kana kana içilen rahmet pınarı sensin.
 Duyuyordur muhakkak öteler meramımı
 Gönül borcu kabul et gönderdim selâmımı.
 Umarım asuman'da asılı kalmaz sözüm
 Kimim sensin, kimsem sen hem yetim hem öksüzüm.
 
 A Efendim, göz nurum ezel ebed ışığım
 Ben benlikte eridim yalnız sana aşığım.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ADRES SORACAK YÜZ
Baykuşlar tünemeden süyüklerin üstüne
Gönlümü katık eyle, ekmeğine dür beni.
 
Bulmak için arama, adres soracak yüzü
Haylaz gülüşümü al, mavzerine sür beni.
 
Esmer çehresi vardır burada akşamların
Gel  aydınlık yüzünle birazcık güldür beni.
 
Gökyüzüyle komşudur dağımız toprağımız
Bir mekâna sığdırmak hayli müşküldür beni:
 
Can kuşu kanat çırpar tutmaya teleğinden
Hilalin gölgesinde olmazsa öldür beni.
 
 
 
 
 
 
 
 
KARA KAZANLARDA HEDİK PİŞERDİ
 
Sırt üstü uzanıp harman yerinde
Gece gökte yıldızları sayardım.
Yarım ayın arkasına sinerek
Gizli gizli peşi sıra kayardım.
 
Yıldızdan yıldıza bir adımlık yol
Ayın çengeline elim ererdi.
Yamalı bohçada öğlen azığı
Anam bazlamaya kaymak dürerdi.
 
Arpa harmanını sevmezdim oysa
Terli bedenimi kılçık yakardı.
Atlar huysuzlanır öğlene doğru
Döven arkasında gâhî kaçardı.
 
Her öğlen Tohma'nın serin suyunda
Atlarla çimmekti keyifli anım.
Bitmesin isterdim bitti ne yazık
Her an köyde yaşar bu çocuk yanım.
 
Dedem çöp şiş yapıp domatesleri
Odun ateşine atıp közlerdi.
Karpuzların ortasını biz yerken
Döşümüze akmasını izlerdi.
 
 
 
 
 
Ebem söylenerek harar yamardı
"La Havle" çekerdi dedem uzaktan.
Derenin ağzına çivi kurardı
Giren balık kurtulmazdı tuzaktan
 
Bakır bir leğende bulgur pilavı
Yanında borani, tahta kaşıklar
"Bismillah"la başlar, "şükür"le biter
Soğuk suyla yunar hep bulaşıklar.
 
Yunahta yunardı bulgurluk buğday
Kara kazanlarda hedik pişerdi.
Küslük olsa bile her lokma aştan
Komşudan komşuya bir pay düşerdi.
 
Ocağın başında dedi-kodunun 
Belini kırardık kavurga yerken
Göz göze, diz dize iletişimiz
Yine de kalkardık şafaktan erken.
 
Şimdi şehirdeyim yıldız yok, ay yok
Sırra kadem basmış hepsi firarda.
Gözümde canlanır masmavi gökler
Hayallerim ara sıra uğrar da.
 
Mevali sözüne nişan ver artık
Köy deyince aklın şaşar bilirim.
Dedem, babam derken gaipten bir ses
"Sıra sende" dese koşar gelirim.
 
 
 
 
                              
 
GECE TELAŞA DÜŞTÜ
 
Yorgan diye örterken karanlığı üstüme
Usulca yastığıma iki damla yaş düştü.
 
Kurşun gibi havada boğulurken yıldızlar
Ay sakladı kendini geceye telaş düştü.
 
Bir sebep var mı diye kendi kendime sordum
Ellerimin içine zonklayan bir baş düştü.
 
Ham hayaller kurarken gidenin arkasından
El deliye hasretken payıma ayyaş düştü.
 
Üç kıtaya yayılan Al-i Osman Sancağı
Burçlardan sökülürken öz yavaş yavaş düştü.
 
Çanakkale her Türk’ün kanla sınandığı yer
Mehmet’in hissesine danesiz hoşaf düştü.
 
Sütçü İmam haykırdı; “Karayılan nerdesin?”
Uyuyan dev uyandı sandılar Maraş düştü.
 
Kursaklarında kaldı Ebrehe’nin düşleri
Ebabil kuşlarından başlarına taş düştü.
 
Pencereden düşerken ışık ışık üstüne
Usulca seccademe iki damla yaş düştü.
 
                 
 
             NECİBE  ÇETİNKAYA   
Eskişehir 'de doğdu, büyüdü. Aslen Trabzon - Çaykara'lıdır. İlk ve orta tahsilini Eskişehir'de, lise tahsilini ise Kütahya Öğretmen Lisesinde tamamladı. Üç yıl ilkokul öğretmeni olarak görev yaptıktan sonra istifa ederek üniversite sınavlarına girdi. Amacı mimar olmaktı. Puanı tutmasına rağmen babasının ısrarıyla Eskişehir Eğitim Enstitüsü FKB bölümüne girdi. Eskişehir Anadolu Üniversitesinde kimya dalında lisansını tamamlayarak kimya öğretmeni oldu.
Eskişehir İmam-Hatip Lisesinde göreve başladı.23 yıl aynı okulda görev yaptıktan sonra emekli oldu. Eskişehir'de yaşıyor. Evli olan şair,  iki erkek evlat annesidir.
            Edebiyata olan ilgisi ilkokul yıllarında başladı. Bu ilgi artarak devam etti. Lise ve üniversite yıllarından sonra şiir yazmaya uzun bir ara verdi. Daha sonra eşinin teşvikiyle tekrar yazmaya başladı.
            Hemen hemen her konuda; eski, yeni hemen her nazım şekli ile şiirler yazdı. Aruz,  hece ve özleşim ölçülerinin hepsi ile şiirler yazan şair, bazı şiirlerini bu üç ölçüye de uyacak şekilde yazmayı başarmıştır. Necibe Çetinkaya, Eskişehir Şairler Derneği ( EŞAD), Edebiyat Sanat ve Sanatçılar Derneği (ESAS-DER ) ve İLESAM üyesidir.
Adres     : Çamlıca Mahallesi Elçin Sokak No: 10 ESKİŞEHİR
Tel         : 05423252134
e-posta  : necibecetinkaya54@gmail.com
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
-- . -- -- /-- . -- -- /-- . -- -- /-- . --                      
                   GAZEL (TAŞTİR )
 
(Nâbi'nin  "görmüşüz" redifli gazeline )
 
Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz.
Mâh ziyâsın görmeden yârin izârın görmüşüz.
Aşk deyû gülzâra râm olmuş hezârın görmüşüz.
Câm-ı zerrinden içip közsüz bimârın görmüşüz.
Biz neşâtın da gâmın da rüzgârın görmüşüz.
 
Çok da mağrur olma kim meyhâne-i ikbâlde.
Sanma sensiz dünya bir hiç incelirsin haddede.
Sonra nefsin zor tutarsın hep yaşarsın arbede.
Bir bakarsın kimse kalmaz görme kendin âbide.
Biz hezâran mest-i mağrurun humârın görmüşüz.
 
 
 
Top-ı âhı inkisara pâydâr olmaz yine.
Münkesir-ül kalp yorulmuş sözle dağlanmış sine.
Buğz eder ağlar sehaib ah ederken her güne.
Târumâr olmuş gönüller istiyorsan bak düne.
Kişver-i câhın nice sengin hisârın görmüşüz.
 
Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest.
Perperîşan âhüzârdan girye -perverd şimdi mest.
Kimse yok derken umutsuz ol Habîbim canda dost.
Hikmetinden sorgu olmaz işte bündar işte post.
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisarın görmüşüz.
 
Bir hadeng-i can-güdâzın ahdır sermâyesi.
Yengi ister yok hezîmet üstün olmak gâyesi.
Cevr ederken hep kazansın üste çıksın pâyesi.
Bî-nevâ bîtap düşerken âhüzârdır bünyesi.
Biz bu meydânın nice çâpük-süvârını görmüşüz.
 
Bir gün eyler dest-beste pây-gâhı câygâh.
Kande hodbin kande agnâ işte yoksul vah ki vah.
Bendegân dîvânda bekler her duruş sessiz izah
Kalb-i nâ-şâd iç huzursuz ah içinden taştı ah.
Bi-aded mağrûr-ı sadr -ı i'tibârın görmüşüz.
 
Kâse-i deryûzeye tebdil olur câm-ı murâd.
Dil-i nâşâd cümle canlar siz sürerken keyf-abâd
Câm kırılmış mey dökülmüş bitti şöhret esti bâd
Bâb-ı hikmet dinle Taşkın sen de Nâbî eyle yâd
Biz bu bezmin Nâbîyâ çok bâde -hârın görmüşüz.
 
ARUZ : fâilâtün / fâilâtün / fâilâtün / fâilün
 
 
 
 
 
 
 
 
-- . -- -- /.  . -- -- /. . -- -- / -- --
 
              GAZEL
 
Aç sükûtun kapısın çığlığı mihman eyle.
Gönlümün bendini yık lütfunu umman eyle.
 
Aşkının nârına yak kahrını lütfet cânâ
Bin elekten geçirip derdime derman eyle.
 
Kimbilir kaç gecenin nûrunu zâyî ettim
Mürşidin yoldaşı kıl kalbimi rindân eyle.
 
İhtiras yağmaladım benliğimin hırsından
Sersefil nefsimi ez yer ile yeksan eyle
 
Bak kebâir yağıyor ruhlara sağnak sağnak
Rahmetinden sağarak hışmını pinhan eyle
 
İştiyâkınla harâb dil-i pür âteş ey yâr
Ab-ı âteş sunarak sînemi külhan eyle
 
Şol melâlim süzülür aşk-ı derûnumdan ah!
Cânı cânân yakıyor vuslatı ferman eyle.
 
ARUZ : fâilâtün / feilâtün / feilâtün / fa'lün
 
 
 
NEYE YARAR  (Yedekli koşma)
 
Aczini bilip de yaşarsın amma,
Secdeye varmayan baş neye yarar.
Durmadan menzile koşarsın amma,
Hedefi bulmayan taş neye yarar.
 
Mahlûkata rahman sen.
Dertlilere derman sen.
Sensiz ruhum zulmette,
Kalbimin gümanı sen.
 
Umur-u dünyaya etmeden meyil,
Kebâir içinde olsan da ayıl.
Erenler ehliyle kalsan da kırk yıl,
İhlâssız yaşanan yaş neye yarar.
 
Rahmetteki umman sen.
Nefisteki feyman sen.
Senden dileriz aman,
Elestteki peyman sen.
 
Gönlüne umutla yağsa da rahmet,
Boşuna uğraşır çekersin zahmet.
Ummanın içinde bulsan da nimet,
Ateşin olmadan aş neye yarar.
 
Sığındığım liman sen.
Özümdeki iman sen.
Sensiz huzur bulamam,
Âlemlere ferman sen.
 
 
 
 
 
 
 
 
GAZEL *)(*
 
Şerha olan kalbimin mesulü hicran imiş.
Dil-dara ok saplayan gözdeki müjgân imiş.
 
Bağbanı mestan eden gülşen-i elvan iken,
Bülbülü efsunlayan güldeki reyhan imiş.
 
Sırlara ket vurmadan gönlünü har dağlasın,
Aşka ulaşmak için dil cana mihman imiş.
 
Geçti ömür oldu hiç leyl-ü nehar hem-ayâr,
Vasl-ı canan isteyen günlere düşman imiş.
 
Gerçeğe üryan bakıp ah ile od yakmayan,
Gaflete düşmüş kulun vah diye pişman imiş.
 
Beklediğim yer araf gör nice ahvaldeyim,
Vuslatı şah eyleyen firkate isyan imiş.
 
Damlayı umman gören kendini dağ sanmasın,
Taşkın'a ilham veren ol yüce Süphan imiş.
 
müfteilun / fâilun / müfteilun / fâilun
 
ARUZ -ÖZLEŞİM - HECE
 
         NURCAN ÖREN                                         
 
1969 Adana-Kozan doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Kozan’da tamamladı. Üniversitenin ilk yılında Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğrenime başladı; ikinci yıldan itibaren Konya Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesine devam etti.
Üniversiteden sonra Türkçe veya Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak yurdun çeşitli okullarında görev yaptı. Aynı yıllar Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eski Türk Edebiyatı Anabilim dalında Yüksek Lisans eğitimi gördü. Bu süre içinde Kemal Ümmi’nin “ Kırk Armağan Risalesi’ni “inceledi. Tez olarak da Lale Devri şairlerinden “ Neylî’nin, Hayatı, Edebi kişiliği ve Divanı’nın Tenkitli Metni’ni “ yazdı. Bu araştırması, İslam Ansiklopedisi Neylî maddesinde kaynak olarak kullanıldı.
Evliliği dolayısıyla öğretmenlikten istifa ederek İsviçre’ye yerleşmek zorunda kaldı. Bu yıllarda İsviçre’de İkinci el eşya mağazası işletiyor. Helen gurbetteki hayatını üç çocuklu gurbetçi bir ailenin annesi rolünde devam ettirmektedir.
Esas Der ve Edebiyat ve Sanat Akademisi yönetiminde olan şair, aile sıcaklığıyla beraber, içindeki derin boşluğu doldurmasına yardımcı olan ve kendisine aktif görevler veren ESA camiasına teşekkür ediyor.
 
Adres :Militarstr.14 4410 Liestal-SCHWEIZ
Tel :0041764952969
e-posta :Nurcan.oren146@gmail.com
 
 
 
 
 YARIM YARIM

Bir sabah uyandım ki ne göreyim yanımda
Umutlar yarım kalmış yanımdaydı yarım da
 
İçimde hüzünleri taşırdım her adımda
Keşke unutsaydım da kalmasaydın yâdımda
 
Küçücüktüm o zaman ıslandım gözyaşımda
Neden acımadın ki bana o genç yaşımda
 
Yine de gözlerimden dökülen elmasımda
Yalnız sen vardın inan, o bitmeyen yasımda
 
Dedim şu yaraları biraz dağlayalım da
Yaktığım ateşlerde gözlerin her yalım'da
 
Sanki ölmüşüm ama yok ki ağlayanım da
Bütün dostlar terk etmiş bulamadım yanımda
 
Saklanmış yaşıyorken kendi iç diyarımda
Arıyorum kalmamış yârim de ağyarım da
 
Her biri acıtıyor sızı var isyanımda
Umutlar paramparça dağılmış dört yanımda
 
Hayaller yarım kalmış hepsi yarım yarım da
Yanımda uyuyormuş benim öbür yarım da
 
 
AŞKIN RENGİ*)(*
 
Güpegündüz açıverdin gülizardan elime
O güzel güller içinden gülüverdin hâlime
 
Açılan gülleri görmem ışığım ol bana sen
 Gülüm olsan elem olmaz batırırsan da diken
 
O güzel çehrene baksak kamaşır gözlerimiz
Bu nasıl aşk acısıymış sararır yüzlerimiz
 
Hazanın rengi mi kaplar dalı yaprakları ah
Düşürür saçlara hüznüm bu yaman akları ah
 
Sarı gülden seni buldum sarı günlerde bahar
Yüreğimden kopuyor bak nice gözyaşları var
 
Görünen her sarıdan bak ışığın yükseliyor
Bu güzel güz güneşinden alevin har salıyor
 
Sarışınsın sarısın gül dilerim sen benim ol
Bana gelsen seni bir an bırakırsam beni sil
 
Savururken saçı her dem geliyor son baharım
Gülüşünden tutuşur can yanıyor şah damarım
 
Sarı dallar sarı yaprak sarı güller sarı saç
Görünen her sarıdan kap ışığından bize saç
 
Not: Özleşim ölçüsü, 8+7 Hece Ölçüsü ve
 
Fe i lâ tün Fe i lâ tün Fe i lâ tün Fe i lün kalıbıyla aruz ölçüsünde yazılmıştır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ÇENTİK
 
Bütün o yaşananlar artık mazi olsa da
Yine aşkım senindir, yeter ki bir kez iste.
Sevda dedikleri şey kalpte simsiyah nokta
Pişmanlıklar duyarım içimdeki o seste.
 
Bazen hayallerimle baş başa kalıyorum
Görmediğim düşleri düşünüp dalıyorum
Sonra o hayalleri güzelce siliyorum
Ümitlerim nerede toplasam deste deste...
 
Eski aşk acıları atmış kalbime çentik
Tam unuttum der iken kanıyor her bir çizik
Her gamzeden ok yedim bağrım da delik deşik
Şimdi uçarı gönlüm mahzundur ten kafeste...
 
 
BASEL, REN ve IHLAMUR
 
Ren'in karşı tarafına bakar durur gözleri
Uzansa ah yetişir mi titriyorken dizleri
Yeni bir yol açabilse keşke ayak izleri
Firkatiyle yanan kalbi her atışta kavrulur
Bil ki Basel'de, bu mevsim aşk'ın adı ıhlamur...
 
Asırlardır umutlara hayat verirken nehir
Savaşın toz bulutundan akıtmış dolu zehir
Bir de zorla ayrılınca sevgilisinden şehir
Gözyaşları acı ile dökülür, yağmur yağmur
Bir kıyıda çınar kalmış, bir kıyıda ıhlamur...
 
Annesinden koparmışlar körpecik kuzusunu
Boş kalınca yanık bağrı, aramış yavrusunu
Her nefeste doya doya çekmiş de kokusunu
Hangi aşkın mayasını taşıyor bilmem hamur?
Yâr mi yoksa evlat mıdır kucağında ıhlamur?
 
Sarılmayı ister gibi açmış da kollarını,
Tutamamış, kırıvermiş o narin dallarını
Koynunda mı saklıyormuş misk kokan güllerini
Kavuşunca ayrı kalpler, bulacak yine huzur
Basel'in zafer nişanı; göğsündeki ıhlamur
 
Beni de sar sarmala bak, ben de öksüz kalmışım
Hasretimi, feryadımı ufuklara salmışım
Bu hayatta nasibimi gurbet elden almışım
Sinemdeki kor ateşi dindirecek su, budur
Basel'de merhamet Ren'dir, şefkat ise ıhlamur...
 
 
DOSTUM   *)(*

Vuslatın kutupta güneş, çölde yağmurdu inan
Hasretinle çarpar iken kalp de pür nurdu inan

Ben mi yanlış anlamışım sen mi yanlıştın acep
Yoksa tutmak ister iken sert mi itmiştin acep

Ben düşünce ah ederek yerde kaldım acizim
Bekledim gelir diyerek gelmedin ey azizim

İttiğinde kırdın aman kol-kanat kalmadı hiç
Bir de bastın üstüme bak güç takat kalmadı hiç

Senle dolmuş işte yürek bak atarken anıyor
Gönlümün kırıkları hep kalbe batmış kanıyor

Her nasıl ki annesinin kızmasından yakınan
Bir çocuk gider yeniden şefkat ister anadan

Ben de sözlerin için ah küskünüm derbederim
Şimdi özlemimden inan çok gelir bak kederim

Dil yaran derinde fakat em olur ver de zehir
Bil ki açtığın yaradan dem gelir derde zehir

Hem benim can arkadaşım tek bağımsın kopamam.
Hem yanımda olmaz isen bil ki bir şey yapamam.
 
( Bu şiir, 8+7 hece ve Özleşim ölcüsü  ile yazılmıştır )
                    
 
 
ORHAN ÖZER             
 
           15.07.1980 Kars/Selim doğumlu olup ilköğretimi kendi köyü olan Bayburt İlkokulunda, ortaokul ve lise eğitimini ise Selim Lisesinde tamamladı. 2016 yılında Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun oldu.
          2005 tarihine kadar Kars/Selim Bayburt köyünde ikamet edip çiftçilik ve hayvancılıkla uğraştı. 2005’te Bursa’nın İnegöl ilçesine yerleşti. Halen burada ikamet ediyor. Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve Nato Pol Tesislerinde güvenlik görevlisi olarak görev yapıyor. Dekorasyon işlerine meraklı, ata binmek, kitap okumak, şiir ve edebi yazılar yazmak hobileri arasındadır.
          Bir kız üç erkek toplam da dört kardeşin üçüncüsü olan şair evli olup dört erkek çocuk babasıdır.
 
            Adres     : Baykoca Mahellesi Çamlıca Sokak Toki Evleri (1.Etap) C-5 Blok Daire:08               İnegöl / BURSA                                                                                     
Tel          :   0 536 565 41 80
e-posta   :   orhanozer_1980@hotmail.com
 
 
                
 
 
 
 
YEŞİLBAŞLI ÖRDEK
 
Keşke büyümeyip de kalsaydın sübyan,
Tüylerin yolununca olmuşsun üryan,
Birileri oynamış üstüne ganyan,
Yazık olmuş sana yeşilbaşlı ördek.
 
Sığmayıp gölüne ummana açıldın,
Bir avuç kum gibi yerlere saçıldın,
Hele de ne diye sürüden seçildin,
Yazık olmuş sana yeşilbaşlı ördek.
 
Öterdin tatlı tatlı kanarya gibi,
Sığmazdın kabına Sakarya gibi,
Uçtuğun yaban el palikarya gibi,
Yazık olmuş sana yeşilbaşlı ördek.
 
Yakut-elmas gibi parlardı yeşilin,
Güneş vurdukça kanadında nakışın,
Cihanda bulunmazdı benzerin eşin,
Yazık olmuş sana yeşilbaşlı ördek.
 
Yıllar tükense de tükenen gün gibi,
Mazi hatırımda  yaşıyor dün gibi,
Sararıp solmuşsun yel vurmuş gül gibi,
Yazık olmuş sana yeşilbaşlı ördek.
 
Özer aldanma bu fani dünya yalan,
Gördün mü dünyaya daimi kök salan,
Bağın, bahçen her bir şeyin olmuş talan,
Yazık olmuş sana yeşilbaşlı ördek.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
YAZIK KOCA ÖMRÜ BOŞA GEÇİRDİK
Yarın diye diye geldik bu güne,
Şöyle dönüp de bir baksak geriye,
Koyacak hiçbir şey yoktur heybeye,
Yazık, koca ömrü boşa geçirdik.
Şu yalan dünya ki dönüp duruyor,
Kimi göz açıyor kimi göç ediyor,
Çarkına kapılan sarhoş oluyor,
Yazık, koca ömrü boşa geçirdik.
Kendince umutlu herkes yarına,
Aşk tohumu ek gönül bağına,
Herkes takılıyor felek ağına,
Yazık, koca ömrü boşa geçirdik.
Kime sorsan yaşı hep on beşinde,
Ne ar kalmış ne de vicdan döşünde,
Ölümü unuttuk heves peşinde,
Yazık, koca ömrü boşa geçirdik.
Kalpten alıp dile verdik sevdayı,
Unuttuk selamı, bir merhabayı,
Tükettik dost ile tüm akrabayı
Yazık, koca ömrü boşa geçirdik
 
 
 
 
 
 
 
 
NEFES NEFESE
 
Kapıldım boş bir hevese,
Kaldım bak nefes nefese.
Uydum içimde ki sese,
Kaldım bak nefes nefese.
 
Üzerimde eser yeller,
Yoruldum geçtikçe yıllar,
Tükenmek bilmeyen yollar,
Kaldım bak nefes nefese.
 
Bak şu feleğin işine,
Darılmış kumru eşine,
Düştüm ceylanım peşine,
Kaldım bak nefes nefese.
 
Seherlerde öter bülbül,
Kokular saçar mor sümbül,
Dermek için bir demet gül,
Kaldım bak nefes nefese.
 
Ömür dediğin bir nefes,
Dünya ise altın kafes,
Ne Nuh kaldı ne de Yafes,
Kaldım bak nefes nefese.
 
 
 
GÖRDÜM GÖRMEZ OLAYDIM
 
Pamuk ellerini nasır bağlamış,
Ak gerdanı ter kana bulanmış,
Görmeyeli yare ne haller olmuş,
Gördüm, görmez olaydım ben o yari.
 
Dalga dalga saçlar kıvırcıklaşmış,
Çözsen çözülmüyor düğüm bağlamış,
Güneş kavurmuş da teni kararmış,
Gördüm, görmez olaydım ben o yari.
 
Ne gecesi belli ne de gündüzü,
Dört mevsimde görmüş sadece güzü,
Nerede kahkahayla gülen yüzü,
Gördüm, görmez olaydım ben o yari.
 
Gamzeli yanaklar yaş ile dolmuş,
Hazan vurmuş sanki gül rengi solmuş,
Gencecik yaşında yaşarken ölmüş,
Gördüm, görmez olaydım ben o yari.
 
Felek mi ayırdı yoksa kader mi?
Dertle dolmuş gönlü, yaslı kederli,
Tükenen seneler geri gelir mi?
Gördüm, görmez olaydım ben o yari.
 
ÖZER’in ahı hiç kalır mı yerde,
Yüzü gülen var mı hiç yaban elde,
Koca kambur çıkmış incecik belde,
Gördüm, görmez olaydım ben o yari.
 
 
 
 
 
 
 
 
AKLIMA GELDİĞİN ZAMAN
 
Senden ayrı geçen her günüm bana,
Bedeldir inan ki yıla, asıra,
Deli gönül der ki başın al düş yola,
Her seher aklıma geldiğin zaman.
 
Ne gecem bellidir ne de gündüzüm,
Gönlüm eğlenmez ki gülse de yüzüm,
Çürütür mendili yaşlarla gözüm,
Her seher aklıma geldiğin zaman.
 
Yüce dağ başına bir duman çöker,
Eteğinde bitmez özlemim kokar,
Ateşler dokunmaz, hasretin yakar,
Her seher aklıma geldiğin zaman.
 
Başı vardır sevdanın, yoktur sonu,
Aşk bağı sararmış çiçekle dolu,
Ayrılık sürecek bir ömür boyu,
Her seher aklıma geldiğin zaman.
 
Ekinler yetişip başağa durmuş,
Bazı poyraz, bazı sam yeli vurmuş,
Senden ayrı kalmak ne de zormuş,
Her seher aklıma geldiğin zama
 
SAADET RZAYEVA                      (Saadet Gerip)
 
            Azerbaycan’ın Goranboy ilçesine bağlı   Delimemmetli kasabasında  10 Haziran 1970 yılında dünyaya geldi. İlkokul ve ortaokulu çocukluğunun geçtiği bu şirin kasabada bitirdi.
Müziğe olan tutkusu nedeniyle Gence şehrindeki Kamber Hüseynli Müzik Kolejine girdi. Başarılı bir öğrencilik hayatı sonunda piyano bölümünü 1990 yılında bitirdi. Okulu bitirdikten sonra Rusya’ya giderek Moskova’ya yerleşti. Halen orada yaşıyor.
Müzikle uğraşmaya başladığı ve ondan keyif aldığı yıllarda bir başka güzel sanatlar dalı olan şiir de ilgisini çekti. Önceleri büyük ustaların yazdığı şiirleri okuyarak bu ilgisini devam ettirdi. Zamanla şiir hakkında edindiği bilgi ve bu konuda Mevla’nın vermiş olduğu yetenek Saadet Rzayeva’yı şiir yazmaya itti.
“Saadet Gerip” mahlasıyla yazdığı şiirlerin beğenilmesi cesaretini artırdı. Yazdığı şiirleri yerel ve ulusal basında çokça yer buldu. Çeşitli şiir yarışmalarına katıldı. Ödüller aldı. Bunlardan en anlamlısı 2016 yılında Edebiyat ve Sanat Akademisi.com ile Dörtyol Belediyesinin birlikte düzenlediği 1. Türk Dünyası Şiir Yarışması’nda aldığı 5. lik ödülüdür.
            Şair evli 2 oğlan 1 kız olmak üzere 3 çocuk sahibidir.
 
            Tel           :    +7 925 441-01-21
            e-posta     :   SEADET.RZAEVA70@MAİL.RU
 
 
 
 
 
EŞQİN DÜNYASI
 
Ey mənim qanıma hopmuş məhəbbət,
Cismimi yandır ki, yaşıya bilim.
Görüb ruh halımı çıxma qəlbimdən,
Əbədi eşqimi daşıya bilim.
 
Şirin xatirələr məşuqun olub,
Bir an ayrılmasın mənim yanımdan.
Həsrətin kök salsın damarlarımda,
Ruhumla çıxartsın səni canımdan.
 
Ey mənim qanıma hopmuş məhəbbət,
Sənsiz bu dünyanın nədir mənası?!
Dünyanın içində neçə dünya var-
Ən gözəl dünyadır eşqin dünyası!
 
 
 
GÖZƏL SEV MƏ
 
Gərək sevəndə də gözəl sevəsən,
Hər sevən bilmir ki, sevgi nə demək.
Sevgi ülviyyətdir, sevgi cəsarət,
Allah! Nə gözəldir gözəl sevilmək.
 
Sevmək istəyirsən ruhun ilə sev,
Saflığı könlünə dilə , sev məni.
Məsələn, söyləyim necə sev məni-
Kərəmtək alış- yan, belə sev məni.!
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Sev məni, göldəki sonalar kimi,
Çünki bir- birindən ayrılmır onlar.
Sev məni, dənizdə balıqlar kimi,
Çünki səssiz eşqdə firtınalar var.
 
Sev məni, sərçənin gözyaşları tək,
Bilirsən, sərçələr  ağlasa  ölər.
Sev məni, qurdların məhəbbəti tək,
Cəsarət Boz Qurda sevgidən gələr!
 
Dərdləş mənimlə sən, aç ürəyini
Eşqin yollarında duraq bərabər.
Hörmet et sevgimə  əvvəlki kimi,
Ömrü birgə başa vuraq bərabər.
 
Nəfəstək sev məni , gözucu deyil,
Bu eşqin bir anı getməsin hədər.
Sev məni, bağçada min bir həvəslə,
Bir bağban gülləri sevdiyi qədər.
 
Bilmirəm, çox şeymi istəyirəm mən,
Əgər səhvim varsa, keç günahımdan.
Bilirsən, kimdəndir bu eşq diləyim?
Əzizim, bir səndən, bir Allah’ımdan!
 
 
GÖZLƏDİM YUXUMA QONAQ GƏLƏSƏN.
         
Çəkilib bir yana, qısılıb küncə,
Hicranın odunda yandım gizlicə,
Bircə arzu ilə yatdım bu gecə,
Gözlədim yuxuma qonaq gələsən.
 
Gözlədim ümidlə, min bir diləklə,
Düşündüm gələrsən əsən küləklə,
Axı, səni sevdim təmiz ürəklə,
Gözlədim  yuxuma qonaq gələsen.
 
Ürəyim həsrətə dözməyir daha,
Bu eşqin acısı gəldi çox baha,
Gümanım qalıbdır təkcə-Allah’a,
Gözlədim yuxuma qonaq gələsən.
       
Kaş ki qismətimdə qala biləydin,
Məni bu həsrətdən ala biləydin,
Barı, yuxularda gələ biləydin,
Gözlədim yuxuma qonaq gələsən.
 
Çarəsiz, əlacsız qaldıq ikimiz,
Kimsələr bilmədi nədir dərdimiz,
Qalsın qəlbimizdə böyük sevgimiz,
Gözlədim yuxuma qonaq gələsən.
 
Nakam eşqimizin kədər, qəmisən,
Nisgilli könlümün tək məlhəmisən,
Təkcə yuxularda sən həmdəmimsən,
Gözlədim  yuxuma Qonaq gələsən.
Nə olar, yuxuma qonaq gələsən…
 
 
 
 
 
 
 
 
ÜMİD YAĞIŞI 
 
Doğan Güneş ile oyandım bu gün ,
Yatmış arzular da, menle oyandı.
 Unutdum kederi, unutdum qemi ,
Gözümde tebiet  nura boyandı .
 
Quşların neğmesi aldı könlümü ,
Bir ümid yağışı yağdı gözümden .
Sanki heç olmamış, yazım, baharım ...
Ömrümün amansız qışı üzünden .
 
Derinden ah çekib, çekdim içime 
Baharın etrini, susamış kimi .
İllerdi hesretem gözelliklere, 
Mehbesde bir ömür yaşamış kimi .
 
Uzaqdan bu anda bir neğme duydum ,
Bir sevda neğmesi meni sesleyir .
Bir sevgi ateşi doldu qelbime ,
Yeniden sevmeme ümid besleyir.
 
Yarebbi her kesin ömrüne yagsin !
Bir inam yağışi, güven yağışı...
Ele bir yağış ki lap leysan olsun!.. 
Yağsin dolu kimi "ÜMİD" YAĞİŞİ"
 
 
 
 
 
 
 
 
MEN EŞQİN ÖZÜYEM
Bir boş qelbim vardı,
Onu da sevda oduna atdım,
Qelbim senle yaşamağa başladığı anda
tebiet gözellesdi,
gözlerimde.
Arzular aşdı, daşdı ,
heyat da başqalaşdı.
Sevgi sarıdı her yanı,
qorxunc gecelerim yox oldu,,
Yatmış duyğularım
qeflet yuxusundan oyandı.
Ulduzlar parladı gözümde,
Ulduz kimi parladı sözüm de.
Bir tek senle dünyam gözelleşdi,
deyişdi.
...Ve sen bir gün getdin,
üreyimin xeberi yox gedişinden..
Her gün yalanlarla ovundurdum onu.
El açtım göylere,
yalvardım Rebbime,
Yalanımı üreyim bilmesin deye.
Axı bilse qehrinden öler hemen an,,
Çünki o eşqin özü-
Sen ise yalan!
 
 
            SAİT EDİP AKDAĞI     
1964 yılında Konya’nın Yörük kasabasında doğdu. Konya Teknik Lisesinden sonra Hukuk Fakültesini bitirip avukat oldu. 1994 ‘ten beri Avukat ve Huk. Müşaviridir. 2013’ten beri “Arabulucu”; 2018 Ağustos’tan beri özel ofisinde  “Uzlaştırmacı” olarak çalışmaktadır. 2014-2016 yılları arasında Konya Barosu Yönetim Kuruluna Konya Barosu Türkiye Barolar Birliği(TBB) Delegesi seçilmiştir.
Lisede, “Öğretmenler Günü” şiir yarışması birincisi olmuş, ilk şiiri,1984’te Türkiye Çocuk Dergisi 73.sayısında “Dilek Taşı” başlığıyla yayınlanmıştır.
1990-1993 yıllarında “Tepe Edebiyat Dergisi” kadrosunda olan şairin şiirleri Konya Barosu Eylül Dergisinde;“Türk Dünyası Şairler Antolojisinde yayınlanmıştır.“Özleşim” ekolüne dâhil olan şairin bu tarz şiirleri Özleşim(2018) kitabında çıkmıştır. Konya Hâkimiyet Gazetesinin “Ömür Konuğu” köşesinde yazıları çıkmış,TBB’nin “Hukukçular Arası Şiir Yarışması” ve “Hukukçu Şiirler Şiir Seçkisi” antolojilerinde yer almıştır. Şairin, “Aşina Şevk Kıvamı”, “Aşk Burcu” , “ Mevsimler Boyu Aşk”, Gönül Yarısı”, “ Ruhum Gök Çizgili” adlarında basılmış şiir kitapları vardır.
Evli olan şairin “boncuklarım” diye vasıflandırdığı üç yavrusu vardır. Hüsn-ü hat, kaligrafi, vitray ve fotoğrafla ilgilenen şairin Reiki’de ikinci aşama sertifikası bulunur.
 
Tel        : 0 505 320 56 86 - 0 332 350 82 64
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
YAKUTİ KIRMIZILI GELİNCİK FAR
 
Cemreli mevsim muştuları menevşe diyarının
Safalı niyetlerine coşku köpürtüsünde aşk sergiler.
Cemre kıvılcımlarının yeşerttiği lale bahçelerinden
Hüsnü sevda edasında nisan yağmur damlaları
Zarifleşerek tazelik devşiren sunuma iner.
 
Bu bir gönül çekimidir, gülümseyişler tadında
Yürek kıvamının yıldız cazibeliğinde keyif vermesi.
Kibarzade kalp ritminin yankılarının gökçül rutuşta
Yalımlanarak sevgi sarhoşluğunda bir muhatap bulması.
Gül renkli yüreğin menevşe zarafetinde
Coşup köpüren sadeliktedir,
Aşk bahçesinde yol alışın alası.
Ateşböceklerinin yaz gecelerine attığı imzalar
Yıldızlar gibi lacivert karanlığa göz kırparlar,
Gönül goncası hale hale olmuş sevgide ışıklar.
Hudutsuz ekin tarlalarında meltemsi bahar,
Berekete katıktır estirdiği yemyeşil dalgalar.
Bu dalgalara karışmış yakuti kırmızılı gelincik far
Korumsu dirilişlere eşlik eder şafağa kadar.
Mücevherce ışıltılarda tahammül ötesi hüsnün var.
 
Kalyonlardan hep yamaç paraşütü yapan
Pır pır yürekli bir perisin sen.
Bulutların kâkülünü tararken aniden düşüp yaralanan
Bir sevimbaz yaramaz gökkuşağına taht kuran.
Tan ışırken yelpaze ışıltılı yüreğinin
Göz süzen kehribar parıltılarında hep şahlanan.
Kardan daha beyaz umutlarda Hızırlı bir heyecan,
Tüm mevsimleri kucaklarsın baharca iklimleri kuşanan.
Gövel kıpırdanışlara pey süren bir sevgili civan…
Mücevherce ışıltılarda tahammül ötesi hüsnün var.
 
Bir mum ışığının ceylan ürkekliğiyle
Telaşlı duygulara göz kırpıp soluk soluğa
Badem çiçeklerinin aşk ötesi derinliklerinde
Kıyıları öpen dalgaların gizli perisel düşlerine
Şiir yazdırmaya azmettiren sakin bir potansiyelsin.
Taptaze sevda yakamozlarının
Türkuaz ferahlığa şal atan endamıyla
Sitayişkâr boşlukları dolduran nedimelerin
Dudak kıpırtılarına görkemlice şavklar dizişindesin.
Zevk avaresi mi, yoksa aşk divanesi mi?
Şafak yelinin mutluluk bestesine
Çok ebruli dikey pikelerle martı süzülüşlerinin
Ay düşleriyle ömürleşmesisin.
Mücevher ışıltılarında tahammül ötesi hüsnün var.
 
 
 
 
ULU MABETTE ULU VAKİT/ULU CAMİİ
 
Papatya gün batışına gülerken daüssıla,
Gülümseyerek sezgiler sıraya girer yüreklerde güllü fasıla...
 
Günbatımının morumsu renklere buladığı gökyüzü
Yerini dolunaya terk eder geceye dönük munis yüzü
Gece boyunca yanım sıra arkadaşlık ederken dolunay
Yekpare bir huzura limandır Ulucami’de zaman.
Ve yüzüncü yıl armağanıdır cihan devletinden
Yüzlerce yıl yüzlerce nesil, yeşil Bursa’dan…
 
Güneşin hülyamsı sıcaklığına suyun hayatsallığını ekleyen,
Bahçesinde ebruli güzelliğe can katan çiçeklere su veren
Piri fani Haşmet Dede, mabedin haşmetinin kıblesinde gülümseyen
Mütevazı endamıyla asra yaklaşmış bereketli ömründen
Çehresiyle bir ayna yansıtıyor, saygıyla cilalanmış sevgi cennetinden…
 
Uhreviliğe açılan kapı tokmağında yıldızsı izler Yıldırım’dan.
Aynı şemsten izler taşıyor dünya coğrafyasından yüzlerce insan.
Kapılarının her bir nakışına sinmiş ebediyet tazeliğiyle ulu mekân,
Gönül ferahlığına buyur ediyor gönlü yıkanmışları her kapıdan…
Zaman bir devrandır bu eşikte, sonsuzluğa kanat çırpan.
 
Ulu mabette ulu vakit,
Doluyor gönlümün sırlarına huzurdan nakit.
 
Kırmızı sükûtun lalliğine kıvrılmış sevginin ayyenisi
Ulu mekânın ortasına yakın yerde fısıldıyor sabrın zirvesi:
 
“Men sabere zafer”(1) hattı şahanesinin ferahlatmış gölgesi
Ve özetlenmiş asırların yarınlardaki efsanesi.
 
Sarılarla süzülürken yüreğimde tebessüm çiçekleri
Buharlaşan su zerreciklerinde huzur fısıltılı, kımıl kımıl benekleri…
Şadırvan havuzunda yakarırken lafzai celal haşmetleri
Sonsuzluk muştusuyla nakşediyor ab-ı hayatın feri.
Ve meylediyor gönül iklimine kırkikindili rahmet taneleri…
 
Beyazın duayenliğinde kıvrılmış aşkların tüm albenisi
Yürek aydınlığının hasadının verimkâr iklimleri gibi
Her yeri kuşatıyor canlar canının sütunlardaki simkar busesi
Mihrabın eşiğinde yuvarlanan minik Ayşe’nin neşesi
Mihrimah sultansı bir cimcimeye dönüşüyor, yaramazlık ilavesi..
 
Ulu mabette ulu vakit,
Dağlaşıyor gönlümün sahalarında huzurdan nakit.
 
Kızılın katmerliğiyle kutsanmış şafak muştuları burada
Zarif ve taptaze bir menekşe gibi bütün mevsimlerde
“Hu” nidası kılı kırk yaran zerafetle kucaklaşmış mavera ötesinde.
Hatların naif görüntüsünün kehribarlığına yüklenmiş şiirsel tınılar
Tevhid aydınlığı çiçeklenmiş her bir ayetin her bir hecesinde.
 
Soylu beyazlarla kaynaşmış arlı siyahlar
Her bir harfin kıvrımında ölümsüzlüğün şavkı parlar
Nokta nokta hüsnün dengesine kurulmuş ayar
Her değişik besmelenin miminden şelaleler gibi nur akar
İlahi hendese hatlarda canlaşıp, canlara can katar…
 
“Ve ize hakemtüm beynennesi yahkümü bil adli” (2)
Bu köşe vicdanları aydınlatıyor şuleler demetiyle, adaleti.
Beşikten mezara; gün yüzlülüğün ilk şartı ve ebediyet alameti;
Gül yüzlü şahsenemden mülkün temelini muhkemleyen söz azameti.
Ahenkli hayat için sonsuzlukta yankılanıyor: Devlet, ebet ve müddeti…
 
Ulu mabette ulu vakit,
Dağılıyor gönlümün surlarına huzurdan nakit.
 
Zarif bir kürsü, aynalı “Ya, Hafizu!” nidasının gölgesinde ferahlamış,
Hıfzedilen ayetlerin rahmeti kalp iklimini daim baharlatmış
Haki yeşil zeminde yaldızlı mermerden kabartma iki cümle,
Mana aleminin sırları yüzyıllarca buradan fısıldanmış.
Vavların edasına kurulan azamet, ulviliğe kıvrım kıvrım halkalanmış.
Ulu Camii, muhteşem hakandan ulu dine ilelebet adanmış
 
Tekbir sesleri dualara karışıyor burada gönül şöleninde buluşuyor
“Kalplerin doyması ancak Allah’ı zikretme makamında oluyor.”
Beş vakit beş kandile hiç bitmeyecek nur akışının nakışları
Yaldız yaldız mihrabı donatarak ayetlere sinmiş akışları
Meydanların zaferinin vücut iklimine yansımışlığının üstünlüğü
Sonsuzluğun sahibinin ismiyle taçlanmış mabedin zirve süsü
Sevgi doyumsuzluğunun vakur albenisi vitraylarda rengarenk
Ömürlere ömür katan ferahlığın şifaları kubbelere denk
Aşk kehkeşanları yaldızların pırıltılarında hayat ötesi hayat
Asil ruhlara ötelerden haber sıralanıyor sütunlar sanki sırat
Şiirsel potansiyelliğin uhrevi meltemi yürekleri öpüyor
Doğan her an muştularla menekşe narinliğinde tazelik sürüyor
Gün ve güneş yoldaş oluyor pencerelerden süzülen ışıklarla yüzlerde
Unutulmayacak hazlarda bir fincan kahvenin kırk yıl hatıralığında…
 
 
 (1) “Sabır, zaferdir.”
(2) ”İnsanlar arasında adaletle hükmet.”
 
 
            SALİH ÖZEL (EVRENİ)  
 
1965 te Gümüşhane’nin Şiran ilçesine bağlı Evren köyünde dünyaya geldi. Çocukluğunu ve gençliğini burada geçirdi. Gümüşhane’nin makûs talihi onu da gurbete gitmeye mecbur etti.
Yoksulluk içinde yaşadığı hayat onu pişirdi, geliştirdi ve olgunlaştırdı. Hayat okulundan mezun etti.
Şiirlerinde EVRENİ mahlasını kullandı. Yazdığı şiirler koşma, hiciv, memleket, aşk ve güncel olaylara objektif bakış olarak sıralanabilir
Şair ilk kitabı olan “KIR ÇİÇEKLERİ”' ni 2013 yılı mayıs ayında yayınladı. “KIR ÇİÇEKLERİ” inde bazen kırlarda çiçeklerle dertleşmiş, bazen seher yelleriyle dost olmuş, bazen de günümüz şehir hayatına karışarak milli kültür ve geleneğimizin nasıl tahrif edildiğini şiirlerle anlatmıştır.
Âşıklık geleneğini usta âşıklardan öğrenen Evreni içinde yetiştiği toplumun dertlerini, hüzünlerini, özlemlerini sade bir dille anlatmış onların hallerine tercüman olmuştur.
 
Tel                   :   0 536 216 67 39
e-posta             :   Salihozel.evreni@gmail.com - hakaninsaat@hotmail.com
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ON ÜÇ ŞEHİT
 
On üç can düştü toprağa, toprak utandı halından.
Kan verdiler al bayrağa, güller utandı alından.
 
Şehitliğe susamışken, sunuldu cennet şerbeti.
İçip kandılar tadına, arı utandı balından.
 
Dağ tabuta sığmaz elbet, nihayeti sığmadılar
Taşındılar omuzlarda, insan utandı salından
 
Esti bir hoyrat rûzigar, kırıp döktü yaprağını
Meyvesiz soldu çiçeği, ağaç utandı dalından
 
"Yolumuz hak yolu" deyip, Bismillah’la yürüdüler
Eriştiler menziline dünya utandı yolundan
 
Meyletmediler varlığa sevdaları vatan idi
Amansız can pazarında tüccar utandı malından
 
Giyindiler libas diye, ak hilalli al bayrağı
Şehide kefen biçilmez, terzi utandı şalından
 
Binip uçtular cennete, MUHAMMED’in bineğiyle.
BURAK taşıdı onları, kısrak utandı nalından
 
 
 
 
 
 
 
 
 
GÜMÜŞHANE’YİM
 
Alperenler otağı oğuz boyu yurduyum.
Yurda ihanet eden Çakal boğan kurduyum
Konu vatan olunca hazır kıta orduyum
Sanmayın ki yurduma ilgisiz bigâneyim
Vatan aşkıyla mecnun dertli Gümüşhane’yim
 
Dağların avucunda ücra bir köşedeyim
Bunca vefasızlıkla ben nasıl başedeyim
İçim dışım dert dolu el sanır neşedeyim
Âşıklara mey sunan badeli meyhaneyim
Vuslata meftun gönlüm dertli Gümüşhane’yim
 
Para babalarımız yapmasa da yatırım
Ne gönlüm hüzünlenir ne de kalır hatırım
Vakarım engel buna mihnet yazmaz satırım
İnsanlık yarışında mükemmel, şahaneyim
Dost derdiyle dertlenen dertli Gümüşhane’yim.
 
Derindir vadilerim yürek yarama emsal
Bu güne dek dinledim hep hikâye hep masal
Yine de isyanım yok fiillerim hep yasal
Gülmez makûs talihim kederli gam haneyim
Dost elinden yaralı dertli Gümüşhane’yim
 
 
 
YENİDEN BÜYÜT
 
O engin gönlünde merhamet ile
Hakkımda hayırlı dualar dile
Kenarı oyalı kundağa bele
Ekmeği ak süte doğra ban ana
Sen beni yeniden büyüt can ana
 
Kundağıma toprak ele höllük sar
Mamanın ne tadı ne de tuzu var
Ağlayınca bez içine helva sar
Emince damarım dolsun kan ana
Sen beni yeniden büyüt can ana
 
Yine tut elimden gidelim bağa
Mor sümbül kokulu o yüce dağa 
Severken derdin ya, paşa, bey, ağa
Bunlar ile dolu her bir yan ana
Sen beni yeniden büyüt can ana
 
Öğüttü ömrümü çarkı devranım
Bana yar olmadı geçen her anım
Vuslat yollarında bitkin kervanım
Yorgun kervanıma olsan han ana
Sen beni yeniden büyüt can ana
 
Yine karlar yağsın çıksın fırtına
Al beni, bez ile bağla sırtına
Üç İhlas bir Elham oku kırkına
Şimdi tat vermiyor geçen an ana
Sen beni yeniden büyüt can ana
 
 
 
 
 
 
 
 
ŞÜKRET
 
Pişman olup geri döndüğün zaman
Bıraktığın gibi bulursan, "Şükret"
Biçare gönlüme vermedin aman
Yorgun yüreğimde kalırsan, "Şükret"
 
Onca dert kederi üstüme yıkıp
Sen çekip gittin ya boynumu büküp
Yaşları tüketip alkanlar döküp
Solan gözden ışık alırsan, “Şükret”
 
İndirdin tahtından yürek şahını
Yaptığın zulümle aldın âhını
Bundan böyle sende çek günahını
Rahat döşeklerde ölürsen, “Şükret”
 
Ben oldum sevdanın yorgun hamalı
Pörsüdü sevgiler tam kırk yamalı
Elden ele düştüm bir orta malı
Bundan sonra senin bilirsen, “Şükret”
 
Evreniyim artık dönme boşuna
Benim bu hallerim gitmez hoşuna
Kendini hazırla ecel kuşuna
Aklını yitirip delirsen, “Şükret”
 
 
 
 
 
 
 
 
AŞKIN İNFAZI
 
İnşasında harcadık seneyi, günü, ayı
Duvarına harç diye koyduk kara sevdayı
Bu temeller üstüne kurduğumuz binayı
Acımadan devir, yık köşke enkaz sayılsın.
 
Ağzına sakız edip döndürdün klişeye
Belli umut kalmadı; aşkta, zevke, neşeye
Şöyle kuytu bir yerde kıstırıp bir köşeye
Enseden tek kurşun sık aşka infaz sayılsın.
 
Konu komşu toplanıp kılsınlar namazını
Namazında saf tutup yükseltsen avazını
Melekler de duymasın gönlünün niyazını
Çektiğin o ahların halka vaaz sayılsın.
 
Omuzlayıp tabutu kabire kadar taşı
Mahrem'e el sürdürme, kendin defnet naaşı
Ayın, Şın, Kaf harfiyle yazılsın mezar taşı
Okunurken dillerde Hakk’a niyaz sayılsın.
 
Bundan sonra nafile nasıldır nerdelerin
Kan ağlasa gözlerin çekilse perdelerin
Diz üstü toprağında ettiğin secdelerin
Ne vakit, ne de kaza başka namaz sayılsın.
                                  
 
 
 
 
 
 
 
SONGÜL ÖZEL
 
Sivas’ta doğdu. İlk, orta, lise ve üniversite tahsilini Sivas’ta yaptı.  Cumhuriyet Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Aynı üniversitede Eski Türk Edebiyatı alanında yüksek lisans yaptı. Ayrıca 2015 yılında Anadolu Üniversitesi Felsefe bölümünden mezun oldu. Yine Anadolu Üniversitesi İlahiyat önlisans okudu. Halen Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapmaktadır.
Şiir yazmaya küçük yaşlarda başladı. Çeşitli dergi ve internet sitelerinde şiirleri yayımlandı. 2016’da “Süveyda Hece Hece” adlı bir şiir kitabı yayımladı. Ayrıca “Şairler Seçkisi 10” adlı şiir antoloji kitabında yer aldı.
Şiir yazma çalışmaları devam etmektedir.
 
Tel                   :  0 530 798 8170
e-posta            : songul-ozel@hotmail.com
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
SİVAS’A ŞİİR
 
Sivas’ım ben seni nasıl anlatsam
Âşık Veysel’e mi saza mı sorsam
Pir Sultan ile şu dârda mı kalsam
Sivas’ım ben seni nasıl anlatsam
 
Divriği Ulu Cami ruha şifadır
Kangal kaplıcası derde devadır
Zara’da arılar cana sefadır
Sivas’ım ben seni nasıl anlatsam
 
Kızılırmak coşup taşar toprağa
Gürün Gökpınar’da huzuru ara
Hele o Tödürge Gölü de var ya
Sivas’ım ben seni nasıl anlatsam
 
 
 
 
 
Paşabahçe’yi hiç gezip geldin mi
Çermiğinde kalıp suya daldın mı
Şifalı suyunda huzur buldun mu
Sivas’ım ben seni nasıl anlatsam
 
Kalbura bastıyla tatlıya doydum
Madımak pişirip sofraya koydum
Kelecoş yiyerek âdete uydum
Sivas’ım ben seni nasıl anlatsam
 
Mert oğlu merttir hep, Sivas insanı
Misafire boldur cümle ihsanı
Kuş sütü eksiktir budur noksanı
Sivas’ım ben seni nasıl anlatsam
 
Abdülvahab Gazi olmuş sancakdar
Şemsi Sivasi’dir aşka mihmandar
Yukarı Tekke’de çok evliya var
Sivas’ım ben seni nasıl anlatsam
 
Zaralı Halil var söyler türküler
Ruhsati Baba var aşk diye inler
Veysel sazı ile deyişler söyler
Sivas’ım ben seni nasıl anlatsam
 
Sivas halayıyla coşulur  her an
Cümbüş çalar bol bol oynar kız oğlan
Davul zurna sesi çok duyar insan
Sivas’ım ben seni nasıl anlatsam
 
 
 
 
 
 
 
 
DEĞİL
 
Hangi derdimi ben sana anlatsam
Hiçbiri aşk gibi azılı değil
Mutluluk nedense bizden uzakta
Belki de kaderde yazılı değil
 
Gözyaşım derdinden bugün sel olmuş
Yanarım aşkından bağrım kül olmuş
Kader de elem de bize kul olmuş
Leyla da mecnun da sızılı değil
 
Efkârım dillendi sevdiğim sana
Eğil de kulak ver biraz da anla
Hâlimi arz ettim sorma bir daha
Mutlu olduğum gün sayılı değil
 
Vefasız bir kulun yâr oldu bana
Gülle dolu bağım hâr oldu bana
Gönlümdeki bu aşk zâr oldu bana
Tenim Hakk yolunda dizili değil
 
Gam çekmek âşığa derman verirmiş
Gönül padişahım ferman verirmiş
Aşk şehidine Hak gılman verirmiş
Cennette şaraplar acılı değil
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
KALP SEĞİRMESİ
 
Kalbim seğiriyor yaşıyormuşum meğer
Güller, çiçekler içiyor mutluluk demlerini kana kana
Gönüller tahtırevan olmuş bir o yana bir bu yana sallanıyor 
Yüzler kıpır kıpır 
Ay ufukta eğlencede
Yıldızlar vuslat şarkılarıyla inletiyor Süreyya’yı
Gönüller aşka demlenmiş

Itri besteleri ‘ney’e vermiş zevkini
Her yerde meşk her yerde aşk
Kalplerin çerağıyla nurlanmış dideler
Kulaklarda güneşin sevgi çığlıkları
Yeryüzü semada, sema yüreklerde bugün
Kalbim seğiriyor yaşıyormuşum meğer
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ERBAİN
 
Bir akıl çıkmazında kaderi örseledim
Kelimeler, harfler, sesler cellât bana ezelden
Kendi kaderimde öldüm öldüm dirildim
Ne akıl kaldı bende ne düzenbâz kederim
Kabrimde kendimi görmeden enseledim
Canım ten ülkesinde şerha şerha yatmakta
 
Yürek çile yeridir erbainde kalana
Ne derviş azığı var heybemde ne melâmet postum
Kırkikindi yağmurumsun  şubatta çiseleyen
Lâ mekân gönlümde durak durak beklenen
Gönül  erbainde kalmış çile çile yanmakta
 
Yatırdım nefsimi bir musalla taşına
Kibir elbisesini çıkardım usulca gövdesinden
Yıkadım beş vakit kirlenen tenini
Kalbine  giydirdim  en güzel cennet fistanını
Yolladım ebrâr ülkesine mutmain olan nefsi
Bir üveyik olmuş ten nağme nağme uçmakta
 
   ŞAHAMETTİN KUZUCULAR    
1961 de Sivas’ta doğdu. İlk ve ortaöğretimini burada tamamladı. Ailesiyle birlikte 1980 yılında Hatay Dörtyol’a yerleşti.     Yükseköğrenimini Ankara DTCF’nde yaptı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde “Eşref Bey Hikâyesi Üzerinde Mukayeseli Bir Araştırma “ adlı teziyle Yüksek Lisansını tamamladı.
Kars, Sivas ve Hatay’da Edebiyat Öğretmenliği yaptı. 2007 yılında Özleşim şiir veznini bularak, Özleşim şiir sistemi ile şiirler yazan Özleşim Topluluğunu kurdu.
2017 yılında Edebiyat Sanat ve Sanatçılar Derneği  (ESAS- DER) in kurulmasına ön ayak oldu. Şu anda ESAS-DER in Yönetim Kurulu Başkanıdır.
Türk Halk, Türk Divan, Batılılaşma ve Cumhuriyet dönemi şair ve yazarları, İslamiyet öncesinden bu güne kadar kayda değer tüm eserlerimizin özetlerini ve haklarındaki detaylı bilgileri antolojiler, bölümler ve kategoriler halinde hazırladı.
Özleşim (2008), Dörtyol Hatay Çukurova Tarihi ve Türkmenleri  (2012), İlk Kurşun ( 2017), Alaçıktan Gökdelene (Roman) (2018),  Çukurova Gavurdağı Tarihi ve Türkmenleri ( 2018) ,
Eşref Bey İle Zühre Han (2018) gibi basılmış kitapların yanı sıra çok sayıda basıma hazır ve basılacak çalışması bulunmaktadır.
 
            Tel                   :  0 530 3241185
            e-posta            :  s_kuzucular@hotmail.com
 
 
 
 
 
 
) (*GÜL ÇÜRÜR BEN ÇÜRÜRÜM*) (*
 
Beni zehreylediler; gam çöker, ben sürürüm.
Ağu gark eylediler; kan kurur, ben kururum.
Mezârım üstü ekin, ot biter ummayasın.
Zehirim oldu kabir; gül çürür, ben çürürüm.
 
Belâlar saf dizilir, yan durur, arka tutar.
Kılıçın kırdı sular, ay gider ben kalırım.
Hayalet gölge kusar,
..........................Cin yağar, dert kürürüm.
 
Dönerek gökle dolan ah eder yankılarım...
Çiseler dökse bilin, gök yağar, ben bürürüm.
 
Talihin fendi kadim ustadır, ilmi bilir.
Kobayın etti kader; test çözer, ders görürüm.
 
O hazin nağme düşer, gam okur şarkıların.
Bu yolun gölgesi çok, gün yürür, ben yürürüm.
 
Mezarım üstü ekip, gül biter ummayasın.
Zehirim oldu hayat, gül çürür, ben çürürüm.
 
Zehirim oldu kabir;
....................... gül çürür ben çürürüm.
 
“Bu bir Özleşim Şiiridir.”
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
PLAZALI GAZEL *)(*
 
Ellerin  l ‘si  çift tower  ben diksem ne’cik gözükür
bAyların  A ‘sı bir Ceops, dağ dizsem küçük  gözükür.
 
El öpüp,   dile bal döküp; süs yapmakla  uğraşamam
Gün gelir  yılışık tavus,  bir kuzgun cücük gözükür.
 
Dil döküp  beye koşturan, yal  yutmakta şanlı fakat
Tez vakit  marifette boş,  hav yapmış  enik gözükür.
 
Yıldızın harı yüz güneş  şavkından da narlı iken;
Devri  akla  izah değil bir  mumdan minik gözükür.
 
Ey Şahap, şu siyah çul mu, gök kevgir mi böyle delik? 
Her ahım, nice  gök delen, ok vurmuş, ışık gözükür. 
 
Bu gazel,  Özleşim ölçüsü
 _  V _    V  /  V _  V   _   /   _    _   _      V  /  _ V  V  _  ile
Ve 8+8 hece ölçüsü ile yazılmıştır.
_   sessiz ile biten heceyi V ise  sesli  ile biten heceyi gösterir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
KÜFLÜ SAYFA OTELİ
 
Bendeniz şu dutun gamlı bülbülü,
Keder hüzün çalan korobaşıyım.
Denizle dağların ara yerinde,
Tuz, keder ve limon bulaşığıyım .
 
Bu köhne bahçenin salaş evinde,
Atak görünsem de yatay yaşarım.
Üvey kula ikram arsız yazgımla,
Hayat savaşının manga başıyım.
 
Benim şairliğim derin dalgıçlık,
Anlam denizinde gömü ararım.
Çoğunca bulduğum defineleri,
Müflis tüccar gibi ucuz satarım.
 
Özümün neyleri üflensin diye,
Dizelere can kokumdan banarım.
Gün olur ya yâran bulası diye,
Ruh tozum şiirler...mahzun yatarım.
 
 
 
BİLMEZMİŞİZ!
 
Mavi gözünde yüzüp taşırdık Süheyla’yı,
İnciler dökmüş bize bakmayı bilmezmişiz.
Züğürtlere çiğ meze bıraktık Hümeyra’yı
Evi, barkı uğruna yakmayı bilmezmişiz.
 
Kırk katır kahrı çektik, her binen sövdü, saydı.
Mermerdir deyip bastık, tuttu buz gibi kaydı.
Koca koca deryada hamsi tutmadık haydi.
Çayda zıpkınla inek çakmayı bilmezmişiz.
 
Her ota yardan uçtuk, her yeme böyle koştuk.
Kaz gibi yolunmaktan cıs cıbıl zorla düştük.
El etek öpme bırak, yüz sürmek için coştuk.
Kırk kamyon yağ yakacak bir dayı bilmezmişiz.
 
Çeneye çalma verdik, kör gözü böyle yorduk.
Dertlere kazma vurduk, maziye öykü kurduk.
Her tren geldi geçti, otlağa tekme vurduk.
Bir parti şapkasından çıkmayı bilmezmişiz.
 
Ağzımızla kuş tuttuk, avcılar ortasında.
“ Deryada semah etti”k roketten kaçmasında.
İnci seçmeye kalktık timsahlar deryasında
Bir zatın kuyruğunda sekmeyi bilmezmişiz.
 
Nerde gördüysek geçtik ahmaklar köprüsünden.
Çaput gibi düzüldük feleğin ütüsünden.
Çelebi çıkarırdık ağanın keçisinden
Armuttan, baldan geçtik, kim ayı bilmezmişiz.
 
 
 
 
 
 
 
 
GEL ŞAİR İRONİ DOKU
 
Şair gel halime bir şiir doku
Nakışı çözgüsüz bir çul diye yaz.
Halimi  bozarmış resmimden oku
Sureti karışmış bir kul diye yaz.

Yaslı çizgilerde buruşan hüzün
Alın ortasında çok daha hazin
Yâd elde ufanan yaprağı güzün
Tadı tuzlu gelen bir bal diye yaz.

Kevser’i olmayan yeşil çöl gibi
Balçık zannedilen derin göl gibi
Ayazda  don tutmuş bahtsız gül gibi
Çiçek açamayan bir dal diye yaz.

Bir başka cihandan dünyada tutsak
Çelik kozasından çıkması yasak
Kartaldan  yüksekse yerde kırkayak
Beyhude bir gayret ahval diye yaz.

Okkası kosterler yüzdüren bir koy
Kem gözün gördüğü bir tıfıl bir toy
Üstüne yapışan kabuğu bir soy
Mendili balıklı bir göl diye yaz. 
 
       ŞAHİN TEBERİK           
 
1955’te Hatay’ın   Erzin ilçesinde doğdu. İlkokulu ve ortaokulu Osmaniye'de okudu. 1970 yılında Mersin Öğretmen Okulunu kazanarak kaydını yaptırdı. Kısa süre sonra rotasyonla Akçadağ Öğretmen Okulu’na nakledildi.
1974 yılında  Akçadağ Öğretmen Okulunu bitirerek öğretmen oldu.  2 yıl Çorum İskilip'te  öğretmenlik yaptı. Daha sonra Hatay Dörtyol'da görevine devam etti. 34 yıl sınıf öğretmenliğinden sonra 2008 yılında emekli olup çok sevdiği görevinden ayrıldı.
Öğretmen okulundan mezun olan pek çok öğretmen gibi Şahin Teberik de edebiyata ve şiire  ilgi duydu. Öğrencilik yıllarından itibaren şiir yazmaya başladı. Ancak yazdığı şiirleri başkalarıyla paylaşmadı. Onları birer değerli anı olarak sakladı.
Gün geldi kendini Hatay Dörtyol’da sanat faaliyetlerinin içinde buldu. Özellikle şiirle yakından ilgilenmeye başladı. İlçede yapılan etkinliklerde görev aldı. İşi bir adım daha ileriye götürerek kurulma aşamasında olan (ESAS-DER) Edebiyat, Sanat ve Sanatçılar Derneği’nin kuruluş çalışmalarına katıldı. ESAS-DER’in kurucu üyesi oldu.  Şu anda Yönetim Kurulu Üyesidir.
Halen Hatay ili Dörtyol ilçesinde ikamet etmektedir.
 
Tel                   :  0 505 986 3926
e-posta             :  teberik1955@hotmail.com
 
 
BİR AŞK HİKÂYESİ
 
Bu bizim hikâyemiz gülüm.
Nerden başlasam  bilmem?
Mayıs güneşi altında
Kanı kaynarken insanların.
Üstünde mavilerin en güzeli…
Güzel gözlüm, ay yüzlüm.
Ürkek korkak bakışlar arasında
Takılıp kaldığım,
Zindan karası gözlerin…
Ve hüzün… Kahrolası hüzün...
Baharda solan çiçeğim, kadersizim...
Nerden çıktı bu kalp ağrısı, gönül sızısı ansızın.
Avuçlarımdaki terlemeler
Ve daha neler neler...
Uykularımın katili.
Bir kalbin tam orta yerinden
Yarısının sahibi.
Ay teninde raks ederken gümüş ışıklarıyla.
Zindan karası gözlerinden
Yıldızlar kayar her gece.
Bir kadın çığlık çığlığa şarkılar söylerken
O eski meyhanede.
Islık çalarak trenler geçer.
Bu kentin orta yerinden,
Uykularım bölünür ve sen gelirsin aklıma.
Bir bıçak saplanır sol yanıma apansız.
Sular buz tutar çeşmelerde.
Boğazımda düğümlenir sözcükler.
Ay yüzlüm, güzel gözlüm
İyi ki varsın bu şehirde...
                        23 Mayıs 2008
 
SON CEMRE
 
Sonsuzluğa kanat çırptı martılar.
Yüreğime son cemre düşerken.
Avuçlarımda ellerinin sıcaklığı.
Güzel gözlüm masum bakışlım.
Çocuksu pembe dudaklarından
Dökülen o tek sözcük
Aşkım.
Gel gitme diyesim geliyor.
Kal böyle sonsuza dek.
Zaman dursun.
Sadece bakışalım bir tanem,
Gözlerimiz konuşsun.
Sese söze gerek yok, her şeyi unutalım.
Üzüntüye kedere yer yok.
Başkaları ağlasın bizim yerimize.
Uçalım masmavi sonsuzluğa
 Beraberce.
Yine bahar geldi bir tanem.
Yüreğim kıpır kıpır.
Delice şeyler geçiyor içimden.
Haykırmak seni seviyorum diye.
Aşk bu olsa gerek bebeğim.
Çılgınlığın ta kendisi.
Sarhoşluğun   ötesinde bir yerde.
Şarap tadında bir şey.
Seni sevmek bir tanem,
Bir lütfu olsa gerek tanrının .
Korkum yok hiç bir şeyden 
Ömrümün son etabında
İyi ki varsın.
                                 2 Mart 2008
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
UMUT 
 
Sükût  et gönlüm.
Boşuna değil bu kuş cıvıltıları,
Bu çocuksu telâşlar.
Tenimi okşayan rüzgar, 
Ve gözlerimdeki mahmurluk.
Hüznü kov yüreğinden,
İnadına gülümse.
Çünkü ;
Sabaha en yakın olan zamandır,
O en koyu karanlık.
Öyleyse;
Nedir bu sebepsiz kaygılar,
Bu sebepsiz telâşlar.
Sükût et gönlüm;
Güneş birazdan doğar
Çiçekleri okşar.
                           26.05.1972
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
İMKÂNSIZA DAİR
 
Gümüş rengi bir ay ışığıdır
Saçlarından dökülen.
Şuh dudaklarının kıvrımında
Bir parça hüzün..
Bakışlarında
Şeytani arzularla parlayan
Bir gün batımıdır
Aşka dair ne varsa.
Kan rengi bir gülün kokusudur
Nefesin.
Teninde ıtırlı bir bahar
Uzak akşamlarında
Başka iklimlerin.
Ve ben tutukluyum
Tek kişilik hücremde…
Umutsuzca seni beklerim
                          13.03.2002
 
 
 
 
 
 
TURUNCU  ŞEHİR
 
Turuncu akşamlarında bu kentin,
Bir yalnızlık dolaşır sessiz sedasız.
Kâğıt toplar yoksul çocuklar kirli elleriyle.
Sessiz çığlıklar yükselir yoksul hanelerden.
Çaresizliğin pençesinde ölümü beklerken,
Yorgun bedenleriyle hastalar.
Karanlık bir sokağın kuytu bir köşesinde,
Umutsuz, çaresiz seni bekledim.
 
 
GECE
 
Bu gece
Düşüncelerimle başbaşayım yine. 
Şerit şerit bir yalnızlık uzanıyor bulvarda.
Alabildiğine...
Lambaların hüzünlü yanıyor
Bu gece de.
Gecen ne tatlı Osmaniye'm…
Çimenlerinde parlak bir ıslaklığın
İzleri var.
Bir yağmur başladı inceden
İnceye.
Gölgeler uzandı bulvarına,
Aklım gölgelerde...
                      9 Eylül 1973
 
             ŞERİFE GÜNDOĞDU  
 
1955 yılında Afyonkarahisar ili Emirdağ ilçesi Kırkpınar köyünde doğdu. İlkokulu Kırkpınar köyünde bitirdi. Çok istemesine rağmen tahsiline devam edemedi. 1972 yılında evlenerek Eskişehir’e yerleşti. Tahsil görme arzusunu çocuklarında gerçekleştirdi.
Şiir okumayı ve yazmayı çok sevmesi nedeni ile duygularını şiir ile dile getirdi. 1987 yılında şiir yazmaya başladı. Hemen hemen her konuda şiirler yazmaya devam etti. Zaman içerisinde çeşitli şiir yarışmalarına katıldı ve ödüllere layık görüldü.
2011 yılında Eskişehir Şairler Derneği ile tanıştı. 2014 yılında Eskişehir Şairler Derneği Yönetim Kuruluna seçildi. Şiirlerinin bir kısmı antoloji ve çeşitli dergilerde yayımlandı.  Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat Bölümü lisans öğrencileri tarafından hakkında bitirme tezi hazırlandı. Çeşitli radyo ve televizyon programlarına katıldı. “VUSLAT” isimli şiir ilk şiir kitabı yayımlandı.
İLESAM üyesi de olan Şerife Gündoğdu’nun şiir kitabının 200 adedi, Kültür Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünce, 81 ildeki kütüphanelere dağıtılmak üzere satın alındı.
Tel                    :  0 505 31970 85
e-posta            :   gundogduserife@gmail.com
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
HOŞ DEĞİLİM
 
Şol gönlümden gözlerime ırmak gibi çağlayanım,
Dökülürüm ummanlara damla damla yaş değilim.
 
Ömrümü serdim yoluna merhamet eyle kuluna,
Meyletmem dünya malına ayak oldum baş değilim.
 
Nasıl anlatayım, Kani aşkından çırpınan canı,
Sen hep baki her şey fani ben beşerim taş değilim.
 
Aşkın sığmaz şu gönlüme dokundun gönül telime,
İlhamlar gelir dilime yazıyorum boş değilim.
 
Yar seninle bir dem sürsem, zerre didarını görsem,
Senin için canım versem bil ki sensiz hoş değilim.
 
Senden gayrı yok minnetim sanadır bütün gayretim,
Halisane şu niyetim uçuyorum kuş değilim.
 
Yar bilirsin kendi özüm yaşla dolar iki gözüm,
Senindir hep oğlum kızım her dem unutmuş değilim.
 
Şerife'yim kendine gel ilmin ile eyle amel,
İşte böyle garip bir kul ben nefsime tuş değilim.
 
 
 
NAAT
Kutlu bir rüya için kaç gece seni andım,
Gördüm o gül yüzünü elbet nuruna kandım.
Ol rahmet rüzgârıyla savrulup gelsem sana,
Kokladığın havayı koklasam kana kana.
Çağlayıp yüreğimde taşarken sevgi seli,
Burcu burcu getirir kokunu seher yeli.
Uyarım sünnetine daima yokluğunda,
Selam olur hasretim bir dua saflığında.
Senin aşkın olmadan haramdır bana gülmek,
Senin aşkın olmadan neye yarar ki ölmek.
Bilirim gülemezsin, ümmetin şakımadan,
Şefaat eyleyip de ismini okumadan.
Aşkının kıvılcımı güneşi tutuşturur,
Bir yar vardır içimde dilerse buluşturur.
Sensin kederlerimi uykulara daldıran,
Sensin hayallerimi umutlarla dolduran.
Düştüm aşk girdabına yoluna pervaneyim,
Ruhum nuruna muhtaç garip bir viraneyim.
Ey sevgili hasretin her dem gönül ağrımda,
Süzülen gözyaşlarım iz bırakır bağrımda.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
SEN GİTTİN YA

Sen gittin ya ıssız kaldı buralar,
Kimseler yok gibi koca şehirde.
Aramıza girdi şu sıradağlar,
Gözlerim sanki bir coşan nehirde,
Kimseler yok gibi koca şehirde.
 
Sen gittin ya tadı kaçtı dünyamın,
Sen gittin ya yüzü gülmez rüyamın.
Sen gittin ya anlamı yok sevdanın,
Gözlerim sanki bir coşan nehirde.
Kimseler yok gibi koca şehirde.
 
Sen gittin ya bil ki kalmadı tadım,
Sen gittin ya arş'a çıkar feryadım.
Sen gittin ya yarım kaldı muradım,
Gözlerim sanki bir coşan nehirde.
Kimseler yok gibi koca şehirde.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
YAZ GÖNDER BANA

Karanlık gecemin parlak yıldızı,
Ne haldesin söyle yaz gönder bana.
Yüreğime çöktü derin bir sızı,
Merhem ol gönlüme haz gönder bana.
 
Diyar-ı gurbette nicedir halin,
Bir selamın yok mu lal oldu dilin,
Kağıda kaleme varmaz mı elin,
Arayı soğutma tez gönder bana.
 
Kızıl bir güneşin ufuklarından,
Sevda seherinin şafaklarından,
Gurbetin çileli sokaklarından,
Yanan yüreğime buz gönder bana.
 
Girdaplar içinde derine daldım,
Derine daldıkça vuruldum kaldım,
Ömür mevsiminde sarardım soldum,
Aşkının narından köz gönder bana.
 
Deryalar içinde doldum bikarar,
Gönül Mecnun olmuş Leyla’sın arar,
Bu ayrılık bil ki ömüre zarar,
Ya ikrar ya inkar söz gönder bana...

 
 
MUHABBET
 
Her halimiz Hakk’a ayan bilelim,
Düşküne uzanan eldir muhabbet.
Üç günlük dünyada hep dost olalım,
Gönüllerde açan güldür muhabbet.
 
Gecenin sehere kavuştuğu an,
Gaflet uykusuna aldanma uyan.
Yeter ki gönülden Allah’a dayan,
Rahman’a uzanan yoldur muhabbet.
 
Okşuyorsan bir yetimin başını,
Zehir etmiyorsan tatlı aşını.
Misafire çatmıyorsan kaşını,
Allah’ın sevdiği kuldur muhabbet.
 
Düşenin elinden tutarsan eğer,
Ol senin hanene rahmetler yağar.
Sevenin kalbine dünyalar sığar,
İki cihan dada boldur muhabbet.
 
Muhabbettir gönülleri hoş eder,
Muhabbet Rabbimin hoşuna gider.
Muhabbetsiz hayat boşuna gider,
Gıptayla bakılan haldir muhabbet.
 
Ömürden eksilip giden her günün,
Hakkını vermeli bu yüce dinin.
Eseri kalmasın nefretin kinin,
Yaradan isterse “Ol” dur muhabbet    
 
            TANER KARATAŞ                         
         (MİZANİ)
 
1965 yılında Çıldır’ın Yukarıcanbaz köyünde doğdu. İlköğrenimini köyünde, ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. Köylerine gelip giden âşıkların etkisiyle âşıklık geleneği ve şiirle küçük yaşlarda tanıştı ve ilgilenmeye başladı. Lise yıllarında âşıklık geleneğine ilişkin birçok kitap okuyarak kendini geliştirdi.
Yöredeki birçok âşık ağzı anlatıyı babası ve amcasından öğrendi. Doğrudan yazmaya yönelmesi yaklaşık 20 yaşından sonradır.
Ozan Mizani, Kuzeydoğu Anadolu âşıklık geleneğinin önemli isimlerinden Çıldırlı Âşık Şenlik Baba’yı kendisine usta kabul etmektedir.
Şiirlerinde değişik konuları işleyen Ozan Mizani birçok etkinliklere katıldı, düzenledi ve yönetti. Birçok kere ozanlarla şairlerin bir araya gelmesine vesile oldu. Şimdiye kadar yaklaşık on iki tane antolojide yer aldı.
Şairin “DERYADAN DAMLAYA” (Şenlikli Yürekler) 2013 ve “DERYADAN DAMLAYA” (Anadolu’m) 2014 adlı iki kitabı mevcut olup “SAATİ SEVGİYE KURDUM” şairin üçüncü kitabıdır dördüncü kitap hazırlıkları devam etmektedir. 
Tel                   :  0 543 373 34 28
e-posta             :  tanerkara3@hotmail.com
 
 
 
 
 
 
 
 
 
DÜN YİNE ÇATTIM FELEĞE
 
Dün yine çattım feleğe gönlüme dar indirdi
Duman çöktü rüzgâr esti dağıma kar indirdi
Öz derdimle cedelleşip direnirken hayatta
Bezdirdi beni canımdan zar üste zar indirdi
 
Bilemedim benim ile nedir derdi azarı
Bir ben miyim bu âlemde benle kurmuş pazarı
El zanneder yaşıyorum sağken gördüm mezarı
Gülmeye hasret kalmışım hep ahuzar indirdi
 
Eremeden mutluluğa bahar geçti yaz geçti
Ha bugün ha yarın derken gün azaldı haz geçti
Birlikte karar kılmıştık o kavlinden vazgeçti
Gönlüme derdi telaşı damar damar indirdi
 
Günden güne çile çektim hoş bir anım olmadı
Doluya koydum almadı boşa koydum dolmadı
Emek verdim sevda çektim gelen gitti kalmadı
Bana yazdı ayrılığı âleme yar indirdi
 
Kimi daldı deryalara pusulayı yitirdi
Kimi erdi muradına özün yâra yetirdi
Kimi yüzsüzlük eyledi kul hakkını götürdü
Mizani elden sakındı yüzüne ar indirdi
 
 
 
 
 
 
 
 
BERABER
 
Silkinip ayağa kalkma zamanı                               
El ele vererek soyla beraber
Ayırt etmeliyiz sapla samanı
Edepli töreli huyla beraber
 
Vatan candır candan aziz bakalım 
Ecdat yadigârı sahip çıkalım 
Karanlığa bir meşale yakalım 
Gündüz güneş gece ayla beraber
 
Al bayrak üstünde şehit kanı var 
Çanakkale Sarıkamış anı var
Tarihlerde destan dolu şanı var
İstiklal marşını söyle beraber
 
Ecnebiler bizi bize salmadan
Vatan için savaşmalı yılmadan
Dirliğe birliğe halel gelmeden
Verelim sırt sırta şöyle beraber
 
Çıkalım meydana karşı duralım
Düşmanlık edenin azmin kıralım
Mizani birlikte kafa yoralım
Davulla zurnayla toyla beraber
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ÇİLESİ BENİM OLSUN
 
Şu üç günlük dünyanın satmışım anasını
Sen eğlen bak keyfine çilesi benim olsun
Şirretlik ne demektir bilirim manasını
Sen doğru ol doğru kal hilesi benim olsun
 
Koçluk kuzu kom’dayken belli olur demişler
At tepip baş kessen de iylik kalır demişler
Devran döner tersine eden bulur demişler
Sen kaç kurtul felekten sillesi benim olsun
 
Sen bakma Mizani’ye hep konuşur dikine
Bir Allah’tan korkusu başka kimden çekine
Ne yüklersen götürür alışmış dert yüküne
Sen sefa sür yeter ki belası benim olsun
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ANAM
 
Ne incitir ne de bir gönül kırar
Baldan tatlı sözleri var anamın 
Mavi bakışları yaramı sarar
Boncuk boncuk gözleri var anamın
 
Dört oğlunu baş üstüne taç etmiş
Gençliğini onlar için hiç etmiş
Söylememiş dertlerini iç etmiş 
Yürek yakan közleri var anamın
 
Kara bahtı kem talihi gülmemiş 
Gençliğinin kıymetini bilmemiş
Yoksullukla savaşmaktan yılmamış
Her evrede izleri var anamın
 
Mizani kalemim gamlandı yine 
Çilelerle dolu seksen üç sene 
Ne zorluklar aştı geldi bugüne 
Yokuşları düzleri var anamın
 
 
 
 
 
 
 
 
SIRA VAR
 
Elimde olsaydı değiştirirdim 
Yazan yazmış talihimde kara var
İş bana kalsaydı değiştirirdim 
Arzumanım bir tek bir tek yâr'a var
 
Biter mi dünyanın gamı kederi 
Paha biçilemez nedir ederi
Bir yiğidin dert çekmekse kaderi 
Kim ne bilsin yüreğinde yara var
 
Dünyalık düşünce eza başlattı
Ağustos'ta şita vurdu kışlattı 
Çile tezgâhında dert nakışlattı 
Ne öldürdü ne de dedi çare var
 
Sinsi sinsi yaklaşmıştı yanıma
Besbelliydi göz koymuştu canıma 
Teraziyi ortak etti sonuma
Haram tartan nerden bilsin dara var
 
Mizani'yi dinle sonunu düşün
Yarı yolda kalır hayalin düş'ün
Er geç ama mutlak Hakk’a dönüşün
Senin için benim için sıra var
 
 TUĞBA KAN             
 
 
1988 yılında Adana’nın Saimbeyli ilçesinin Cumhurlu Mahallesi'nde dünyaya geldi. İlkokul eğitimini Cumhurlu İlkokulunda, ortaokul eğitimini Himmetli Ortaokulunda, Lise eğitimini açık lisede tamamladı. Şair halen Anadolu Üniversitesi Sağlık Kurumları İşletmeciliği Bölümünde eğitimine devam etmektedir. Şair edebiyat hayatına şiirle başladı. Onu şiire iten en büyük etkenlerden biri  babasının zamansız ölümüydü.
Üç yıl yerel bir radyoda  dj'lik yaptı. İlk şiirlerini dj’lik yaptığı radyoda dinleyicileriyle paylaştı. Daha sonra Edebiyat Sanat Akademisi sitesinde şiirlerini yayınlamaya başladı.
Şiirin yanı sıra öyküler de kaleme alan  şairin  ‘’Hiç’’ adlı ilk öyküsü Edebiyat Sanat Akademisinin dijital dergisinde yayımlandı. Şair hayatına Adana’nın Kozan ilçesinde devam etmektedir.

               Adres                       : Cumhurlu Köyü Saimbeyli /Adana
               Tel                :05317619069
               e-posta         :    tubakn01@gmail.com
 
 
 
 
 
 
 
KADIN OLMAK

Kadın olmak suç mudur bilemem ama
Doğduğun andan itibaren
Yazılır alnına kaderin
"Sus" derler önce
Konuşmaz kız çocuğu "ayıp" derler
Özgüvenini kırarlar başta
Okul çağı gelir
Göndermek istemezler
Okuyup ne yapacak kız çocuğu diye
Sokakta oyun oynayamazsın
Rahat rahat
Attığın her adımda korku yaşarsın
Kimler kötülük yapacak bilemezsin

Daha on beşinde gelinlik giydirirler
Kınalar yakarlar ellerine
Adına evlilik derler bir de
Zorla ya da güzellikle
Hayallerin değildir yaşadığın
Bir demet gelin çiçeği tutuştururlar
Kalem yerine...
Okulda yoklama alındığında
Ne Ayşe, ne Zeynep derslikte, ne de Fatma
 
 
 
 
 
 
Yarınların yok
Çalınan hayallerin
Çalınan umutlar var...

İtilirsin, kakılırsın
Adına töre derler bir de
Hiç sormazlar ne istediğini
Şiddet görürsün susarsın
Konuşsan yine aynısını yaşarsın

Kadın olmak zor çünkü
Düşlerin bile özgür değilken
Hakkın yoktur bazı şeylere
Kadınsın  sen
Suçlusun
Hüküm giyer düşlerin
Cinsiyetin sorgulanır
Yaşamayı haram kılarlar
Ama erkekleri de dünyaya sen getirirsin
Bu yüzden mi hor görülür kadın
Bir mermi bitirir işini
Bu kadar basit işte öldürmek
Ana dediğin, yâr dediğin kadınları
Şiddetin kadını, erkeği yok benim nazarımda
Herkes eşit olmalı
Saygı ve sevgi olmalı hayatta
Hayatı güzel kılabilmek için
Daha güzel yaşayabilmek için.

Özgürce ve sevgiyle yaşayabileceğimiz yarınlara....
 
 
 
 
 
SÖYLE SEVGİLİ

Hangi yanım sensizlik söyler misin sevgili
Şu soluma saplanan derin sızı mı ?
Sızıyor kalp kırıklıklarımdan düşlerim
Kana bulanıyor tüm umutlarım
Şakaklarımda hissediyorum ayrılığın rüzgârını
Yüreğimde yanan sevdan kan kırmızı

Hangi rüzgâr getiriyor ayrılıkları
Söylesene sevgili
Döküyor takvimden bir bir yaprakları
Sensiz geçen her günün
Ölümüne tanık oluyorum

Hangi şiir basar bizi bağrına
Söyler misin sevgilim?
Kelimelerin bile meyus olduğu şu zamanda
Tuz basarken yarama
Hangi şiir durdurur
Yüreğimde kanayan acıyı

Kaç bahar geçecek ömrümüzden
Ne zaman vuslata erecek sevda
Kaç kez öleceğiz daha
Hangi mezar kabul eder bizi
Gelmemişken henüz yan yana
Söyle
Söyle sevgili....!
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ÇOCUĞA AĞIT

Ey çocuk ! Asılı kaldı bulutlarda düşlerin
Tüm kötülüğü örterdi o bahar gülüşlerin

Hani  ah nerde dünyayı  rengârenk karan eller?
Hüzünle boyanıp sardı gökkubbeyi   griler

Tazecik bir fidandın kırıp kopardılar dalından
Anlayamazdın ki saftın, duruydun sen yalandan

Artık masal anlatamam, bilirim inanmazsın
Mezar başında ninniler söylesem avunmazsın

Neredesin çocuk nerde sükut-u  halde sokaklar,
Eskiden olsaydı  şendi, cıvıl cıvıldı çocuklar

Ram eyleriz biz  küçüğüm, o  masum bakışına
Firkatin yakar kavurur, bakmadılar  yaşına

Soğuk bedeninde gördüm sevginin bittiğini
Özür dilerim anladım, umudun yittiğini
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ANNEM

Yavrum diye bastığın sinen ravza-ı cennettir
Damarlarından gelen süt  annem cennetten midir?

Ab-ı Kevser’le yıkadın arındırdın kalbimi
Kanatlarınla sarıyorsun çaresiz bedenimi

Sabır ipiyle bağlıydı uykusuz sabahların
En güzel dualar ile dolardı avuçların

Öpsen geçerdi kanayan en derin yaralarım
Merhamet kapılarını sevginle aralarım

Firdevs-i diyar sanki cennet rayihası kokar tenin
Ne yapsam ne etsem annem ödenmez hakkın senin

Öyle kutsal bir vazife yüce  ümumetlik ki?
Ayaklarına seriyor bak Rabbim cennetini
 
             ULVİ YÜRÜK                    
 
1960 yılında Afyonkarahisar ilinin, Emirdağ ilçesinde doğdu. 1978-1980 yılları arasında, Afyonkarahisar ilinin Sinanpaşa ve Bayat ilçelerindeki değişik ilkokullarda vekil Öğretmenlik, 1982-1985 yılları arasında Eskişehir ili Mahmudiye ilçesinde Belediye Su Fen Memurluğu, 1985-2007 yılları arasında da, Bayat/Afyonkarahisar, Atça/Aydın ve Kuyucak/Aydın T.C. Ziraat Bankasında memur ve idareci olarak çalıştı. Çalışırken bir yandan da Anadolu Üniversitesi, İşletme Fakültesini bitirdi. 2007 yılında emekliye ayrılarak Eskişehir’ e yerleşti. 
Lise yıllarında başladığı şiire, emekliye ayrıldıktan sonra daha fazla zaman ayırmaya başladı. Sevgiyi, hasreti, hüznü içeren şiirler yazdı. Yazdığı şiirlerle ülke genelinde yapılan şiir yarışmalarına katılarak çok sayıda ödül aldı.
2018 Yılı Temmuz ayında hazırladığı ‘’Emirdağ Şiirleri Antolojisi’nin” Emirdağ Belediyesi kültür yayınları olarak basımı yapıldı.
Evli ve bir erkek çocuk babasıdır.
                                                                                      
Adres      :   Kurtuluş M. Derecik S. No: 47/9 Odunpazarı -ESKİŞEHİR                                         
Tel          :  0 542 546 79 24
e-posta    :  devrim_1376@hotmail.com
 
 
 
 
DUYGULARI DÖKTÜM MISRALARIMA
 
Duyguları döktüm mısralarıma,
Coşkuyla çağladı dönüştü sele.
Kalemim son verdi kaygılarıma,
Sözlerim savruldu, kapıldı yele.
 
Yüreğim atıyor tenim içinde,
Şarkılar ötüşür günüm içinde,
Şairlik tutkudur benim içimde,
İlhamım coşkuyla geldikçe dile.
 
Sevdamın ateşi hüzünle yanar,
Aşk ile kaynıyor gönlümde pınar,
Gülümün dalına bülbüller konar,
Sitemim var benim, o gonca güle.
 
Aşkın mızrabıyla çalıyor sazım,
Taş kalpli olana geçmiyor nazım,
Ümittir baharım, sevinçtir yazım,
Günlerim geçiyor hep güle güle.
 
Gizemli sözlerim, sırlı bilmecem,
Sevgiyle doludur gündüzle gecem,
Başaktır şiirim, tanedir hecem,
Bereketli toprak dönmez ki çöle.
 
İlhamımdır suyum, duygudur aşım,
Güneş’tir ışığım, Ay’dır sırdaşım,
Kâğıtla kalemdir benim yoldaşım,
Doldukça bentlerim, dönüşür göle.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 YALAN SÖZÜNE KANDIM
 
İlmek ilmek dokudum sana olan aşkımı,
Dolaştığım her yerde senin adını andım.
Yüreğimde süsledim sevgi dolu köşkümü,
Arada bir olsa da, gelip kalırsın sandım,
Sahte gülüşün ile yalan sözüne kandım.
 
Ayağının altına paspas oldum, toz oldum,
Sana olan aşkımla yandım, bittim köz oldum,
Sevdam düştü dillere el âleme söz oldum,
Dinlemedim kimseyi, yalnız sana inandım,
Sahte gülüşün ile yalan sözüne kandım.
 
Baharı bekler iken kışa dönen duygumu,
Kimseye bildirmedim dertlerimi, kaygımı,
Yitirmeye başladım sana olan saygımı,
Aşkımızın uğrunda boşu boşuna yandım,
Sahte gülüşün ile yalan sözüne kandım.
 
Sevdam ağır basıyor, öfkem kül olur biter,
Viran olan gönlümde her an baykuşlar öter,
Aşkına tutukluyum, bu ceza bana yeter,
Sensizlik diyarında kalbi kırık bir candım,
Sahte gülüşün ile yalan sözüne kandım.
 
 
 
 
 
 
 
KALEM
 
Cümle dizdin hece hece, meramını anlattın,
Bilgilerle kokarsın sen, sevda gülüsün kalem.
Sorun çözdün gündüz gece, kulakları çınlattın,
Muhabbetle bakarsın sen, sevda dilisin kalem.
 
Aşka gelip aktın göle, zevkle kendinden geçtin,
Elem dolup çektin çile, keder şerbeti içtin,
İlham olup döktün dile, güzel sözleri seçtin,
Duygularla akarsın sen, sevda selisin kalem.
 
Kâğıt ile candaş oldun, diyar be diyar gezdin,
Mürekkeple kandaş oldun, özlü şiirler yazdın,
Esen yele yandaş oldun, ona methiye düzdün,
Gurbet ele çıkarsın sen, sevda yolusun kalem.
 
Ulvi izler yazar özden, seninle ödüllenir,
Cahil yozlar bizar sizden, cehalet hep küllenir,
Gamlı sözler süzer sazdan, türkülerde dillenir,
Mısralarla yakarsın sen, sevda külüsün kalem.
 
NOT: "ZeMahşer", Türk Halk Edebiyatına yüz yıllar sonra yeni kazandırılmış bir nazım şeklidir, en az üç ve daha fazlası şiir bir arada kendi kalıplarını muhafaza ederek oluşturulmaktadır. Kalem şiiri de 5 şiir bir arada, kendi kalıplarını muhafaza ederek yazılmıştır.
 
 
 
 
 
 
 
 DÜNYAMIZ
 
Kurumasın toprak, solmasın çiçek,
İlelebet canlı kalsın dünyamız,
Neşeyle gezinsin binlerce böcek,
Yüreklere sevgi salsın dünyamız.
 
Mutlu olsun insan çekmesin çile,
Garip bülbül hasret kalmasın güle,
Yemyeşil ormanlar, dönmesin çöle,
Doğasıyla baki kalsın dünyamız.
 
Minnet edilmesin parayla pula,
Eşit olsun sevgi, her türlü kula,
İnsanlar neşeyle girsin kol kola,
Sevda şarkıları çalsın dünyamız.
 
Gökyüzünde şimşek sevgiyle çaksın,
Gönülleri dostluk ateşi yaksın,
Nehirler çağlasın, coşkuyla aksın,
Dostluğun kaynağı olsun dünyamız.
 
Sevgiyle büyüsün minicik canlar,
Dökülmesin artık savaşta kanlar,
Kardeşçe yaşasın bütün insanlar,
Barışın özüyle dolsun dünyamız.
 
 
 
 
 BAYRAĞIM
 
Zaferlerle dolu, şanlıdır dünün,
Özgürlüğün yüce yanı bayrağım.
Kahraman halkınla tanınır ünün,
Birliğin sabahı, Tan’ı bayrağım.
Yurdumun şerefi, şanı bayrağım.
 
Benzersin semada nazlı geline,
Hep eşlik edersin esen yeline,
İnsanlar, kapılır coşku seline,
Halkının mutluluk anı bayrağım.
Yurdumun şerefi, şanı bayrağım.
 
Türk’ ün asil kanı, kırmızı rengin,
Bayraklar içinde bulunmaz dengin,
Kesilmesin rüzgâr, olmasın dingin,
Şehidin mukaddes kanı bayrağım,
Yurdumun şerefi, şanı bayrağım.
 
Üstünde bezektir yıldızla hilâl,
Uğrunda dökülen kanımız helâl,
Seninle kutsaldır bize istiklâl,
Veririz yolunda canı bayrağım.
Yurdumun şerefi, şanı bayrağım.
 
Bayrağım; kahraman halkınla öğün,
Sen dalgalandıkça ediyor düğün,
Kardeşi olasın masmavi göğün,
Milletin buluşma hanı bayrağım,
Yurdumun şerefi, şanı bayrağım.
 
YUSUF BİLGE                         BÜYÜKBOYACI
 
1 Ekim 1952 yılında Isparta ili Yalvaç ilçesinde dünyaya geldi. İlkokulu Gelendost’ta ortaokul ve liseyi Yalvaç’ta bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okuluna girdi. Başarılı bir öğrencilik yaşamı sonunda 1975 yılında genç bir gazeteci olarak mezun oldu.
Kader onu gazetecilik yerine devlet memurluğu kulvarındaki uzun yarışa başlattı. Başbakanlık Personel Dairesinde kontrolör olarak işe başladı. Toprak Tarım Reformu Müsteşarlığı Urfa ve Konya birimlerinde Araştırma-Eğitim Uzmanlığı yaptı. Bir süre sonra devlet memuriyetinden ayrılarak serbest çalışmaya başladı.
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde “Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme” üzerine Yüksek Lisans eğitimi aldı. “Balkanlardan Türk Göçleri ve Göç Sosyolojisi” konulu tezini hazırladı.
Emeklilik döneminde İstanbul’u mesken tuttu ve kendini edebiyat, tarih, felsefe araştırmalarına özellikle de has şiir yazmaya verdi. 2010 yılında “Sıla Boyutu“ ve “Uyan Türk Destanı” isimli iki şiir kitabı yayınlandı.
Şu anda basılmış 11 eseri vardır. Evli ve dört çocuk babası…
 
                Tel                   :  0 537 884 86 78
            e-posta             :  yusufbilgebb@gmail.com
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
KARŞILAMA
 
Esirgeyen, bağışlayan, buyurunca olduran,
Zerreden evrenlere dek boşlukları dolduran,
Merâmını elçilerle insanlara bildiren,
Var-edici Yaradan’ın doksan dokuz adıyla
Özden özgü Muhammed’in saygı, sevgi yâdıyla
Görklü Tanrı’m yarlıgasın birleşen gönülleri;
Can dostlara candan selam, Türkçemizin tadıyla!

Han’ım heyyy!..
 

Gök dikine, yer dibine,
Ayrık otun in köküne!
Ufukta görünen sefere selam!
Umuda, tutkuya zafere selam!
Bayraklaşan Yiğitlere,
Gâzilere, Şehitlere,
Serdengeçtilere selam!

Sitem-bulut eşkinlenen kırata,
Nalına, mıhına, çuluna selam!
Kafkas arısının taş kovanına,
Anzer yaylasının balına selam!
Eren dergâhına, han otağına,
Birliğe çağıran yoluna selam!

Anam, bacım dildaşlara,
Soydan kavim-gardaşlara,
Hak yolunda sırdaşlara,
Bilgelik burcuna selam!

Yarınlarıma, dünüme,
Yüreğimden tam yönüme,
Atam Korkut’tan ünüme,
Kopuzdan günüme selam!
Vurgusuna heyy!
Türklüğe yom veren,
Kurgusuna heyy!

* Yarlıgamak : Mağfiret eylemek.
* Yom vermek : Hayır duada bulunmak.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
SILA BOYUTU
 
Ben gülün daha bir Leylâ olduğu yerden gelmişim;
Bülbülün canda cananı bulduğu yerden gelmişim.
 
Zorluklarla güreşmişim ayrılıklar meydanında;
Sabır küpünün hasretle dolduğu yerden gelmişim.
 
 Aramaz ömrün zevkini mızrapla meşveret kuran;
 Her makamın aynı telden çaldığı yerden gelmişim.
 
 Gece, gündüz, an ve yerin ufuklarda karıştığı,
 İdrakin teklik deminde kaldığı yerden gelmişim.
 
 Bilen anlar, bilmeyenin intizarı da masumdur,
 İlmin noktadan dersini aldığı yerden gelmişim.
 
 Morötesi bayırlarda çiçeklenmiş umutlarım,
 Sûr nefesle yıldızların solduğu yerden gelmişim.
 
 Duymamış ol son sözümü! Belki kızartır yüzümü:
 Aklın onuncu boyuta daldığı yerden gelmişim.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
GÜNBATIMI ÜSKÜDAR
 
Gün batımına yakın Asya’nın ar duygusu,
Çay kıvamı demlenir Üsküdar sâhilinde;
Bakışlar bir sevgili arar gibi gezinir,
Akşamın melâlinde solan Kızkulesi’nde.

Gemilerden el eden gurbetsi yorgunluklar,
Dinlenirken sımsıcak kalplerin ocağında,
Sultansız sarayların ters düşen gölgeleri,
Taşınır karşılardan suların kucağında.

Bu görkemli şölenle silinir kaygı, keder,
Hüdâyi rotasında martılar bayram eder.

İki deniz arası, ak ve kara sevdâlar,
Zıt yönde özlemlerle barışık akıyorken;
İnsanlar seyre dalar benliğini boğazda,
Kimi geçim derdinde, kimi de naz niyazda,
Kimi yirmidört ayar beste-bulut avazda...

İki kıtalı kentin ikiden çok yüzü var;
Her meşrebin bir semti, her semtin bir özü var;
Bana uygun düşeni, çok sevdiğim Üsküdar.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
EBRU NİSAN DÜRDANESİ
 
Büküldü zamanın gel geç umuru,
Akrep kuyruğunu yere indirdi;
Beka bulsun diye ilkyaz yağmuru,
Yelkovan terini yele bindirdi.

Mestane buluttan efsane sağan,
Su bellekte kadim hatıralardır;
O zülâlden ağı emse de yılan,
Midyenin nasibi sim damlalardır.

Ne derdin varsa dök, eyy ebru nisan,
M/eşkinle boz buhar yenileneyim !..
Nefsime zehrin de şifadır amma,
Ağla gözlerime!.. İncileneyim...
 
 
              ZEYNEP ÖZDEMİR    
 
1968 yılında köyde yaşamamasına rağmen çiftçilikle uğraşan bir ailenin evladı olarak dünyaya geldi. Anne baba çeşitli nedenlerle okuyamamıştı ancak çocuklarının tahsilini en iyi şekilde yaptırma kararı almışlardı. Zeynep Özdemir böyle anne babaya sahip olduğu için çok şanslı olduklarını düşündü, onlarla gurur duydu ve Yüce Mevla’ya hep şükretti.
İlk ve ortaöğrenimini tamamladıktan sonra 1989 yılında Selçuk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümüne girerek başarılı bir eğitim – öğretim döneminden sonra mezun oldu. Yaklaşık yirmi yedi yıl öğretmenlik yaptı. Türk eğitimine yeterince hizmet ettiğini düşünerek emekliye ayrılıp severek yaptığı öğretmenlik mesleğini sonlandırdı.  Sağlığının elverdiği nispette özlemini çektiği köy hayatına döndü.
Yaradan’ın "ol!" dediği kadar da yazmaya çalışıyor. Üç erkek evlat anasıdır.
            Yazdıklarının eser olma şansını yakalamasına vesile olan ESA ailesine teşekkür ediyor.
Adres      : Armağan İlci M. Yunus Emre C. No: 22/ 14 Burdur
Tel          :   0543 660 32 72
 
VİSAL-İ AŞK
 
Ayrılık kimedir söyler misin yar

Acı olan nedir anı hayra yor

Gönül öyle sonsuz dünya öyle dar

Uzak mıyım sana sen yakınımsın

Bezek eyle cana bin akınımsın
 
Ne alamıyorum, ne zenginiyim