Guguk Kuşu Romanı ve Özeti Ken Kesey



Guguk Kuşu,  romanı Kan Kesey tarafından yazılan özgürlük ile  özgürlükleri komutası altına almak isteyenler arasındaki mücadeleyi anlatan ödüllü bir romandır.  Guguk Kuşu romanı  günümüz insanının yaşadığı toplum ve sosyal çevresi ile olan  çatışmlarını irdeleyen  bir romandır.  Roman ilk kez 1962 de Ken Kesey tarafından yazılmış kısa zamanda oldukça ses getiren bir roman haline gelmiş,  özgün adı “One Flew Over the Cuckoo’s Nest “  olan roman  aynı isimli sinemaya da  uyarlanmıştır

Roman  insanlar  gönüllerinin istediği gibi yaşamak isterlerse başlarına neler gelir sorgusu üzerine yazılmış; Toplumun  veya yönetenlerin mi yoksa gönlüne göre yaşamak isteyen özgür ruhların mı  dediği olacak sorusuna cevap verecek şekilde kaleme alınmıştır. “ Ken Kesey, bu il yapıtıyla Amerikan 'karşıt kültürünün' efsanelerinden biri olmuş eser kısa zamanda büyük bir çıkış yakalamış, yarattığı bu ilgi üzerine eser, filme de alınmıştır. “ Roman 1975 yılında Milos Forman tarafından sinemaya aktarıldığında, başta delişmen dalavereci MCMurphy rolüyle şeytani ve karizmatik oyunculuğunun temellerini atan Jack Nicholson ile katı ve sadist ruhunu taş bebek güzelliğinin altında saklayan Büyük Hemşire Ratched'ı canlandıran Louise Fletcher olmak üzere, film 5 Oscar ödülü kazanarak, bir başyapıt haline gelmiştir. “[1]

 Guguk Kuşu adlı roman  senaryo haline getirilerek  1975  yılında ABD yapımı  dramtik bir filme de konu olmuş, özgün adı One Flew Over the Cuckoo’s Nest olan filmin yönetmenliğini ise  Milos Forman yapmıştır.  [2]  "Guguk Kuşu adlı film  1993 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli" filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi'nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir.” [3]

1976 yılında 9 dalda Oskar’a aday gösterilen film:  En iyi erkek oyuncu Jack Nicholson; en iyi kadın oyuncu,  Louise Fletcher; en iyi yönetmen Milos Forman; en iyi film ve en iyi uyarlama dallarında oscara layık görülmüştür.  Film ayrıca en iyi müzik; en iyi yardımcı erkek oyuncu Brad Dourif; en iyi görüntü; en iyi kurgu dallarında ise sadece aday olmuştur.[4]

Romandaki Guguk kuşu, romanda, özgür ruhu temsil eden bir sembol şeklindedir.   Guguk kuşunun bu rolünü anlamak için guguk kuşunun doğadaki hayatını anlamak gerekmektedir. “Dişi guguk kuşu doğada yumurtalarını başka bir kuşun yumurtalarının yanına bırakır. Bunun için seçtiği bir yuvayı uzun süre gözetler. Yuvanın sahibi kuş uzaklaşınca, hemen yuvaya gizlice bir yumurta bırakır. Bu arada yuvadaki yumurtalardan birini de yok ederek durumun fark edilmesini önler.”

Romandaki Ken Kesley de tıpkı bir Guguk Kuşu gibi toplumun dışına atılmış bireylerinin yerine geçmiş bir adamdır.  Romandaki Ken Kesley, dünyaya geldiklerinde başka bir kuş, yuvaya aykırı yabancı bir tür oldukları anlaşılınca dışlanan guguk kuşlarını temsil etmektedir

Çağdaş düzen de yavrularını yiyerek, tüketerek, onları yola getirmeye çalışarak,  düzene uymayanı evcilleştirmek için çok çeşitli sistemler üreterek ayakta durabilmektedir.

 

 

KONUSU

Bir akıl hastanesine  deli diye tıkılan özgür ruhlu bir adamın akıl hastenesindeki hastalara ruhlarını  özgür bırakmayı öğretmesi ile  hastanedeki tedavi edici ekipman ile hastaların arasında oluşan çatışmalara dayanır.  Akıl hastası numarası yaparak güvenlik önlemleri daha az olan bir akıl hastanesine sevkedilen bir mahkûm bu akıl hastanesinde  hastalara ruhlarını özgürlüğe kavuşturmayı öğretmeye başlar.  Akıl  hastalarının tavırları ve tepkileri  hızla değişmeye ve akıl hastaları ile hastane yönetimi arasında çatışmalar çıkmaya başlar.  Akıl hastası gözüken bu akıllı mahkumun  sayesinde iler çığırından çıkmaya başlamıştır.

Özgür ruhlar  ile disiplin sağlamaya çalışan  hastane yönetimi arasında çıkan çatışmalar  romanın konusunu oluşturur.

 

ROMANIN İÇERİĞİ VE OLAYLARI HAKKINDA

Roman bir akıl hastanesinde geçer.  Olaylar Kızılderili Şef olarak adlandırılan bir akıl hastasının gözlemlerinden anlatılmaktadır. Bu tımarhane hastalarını topluma ve onun ahlak düzenine yeniden kazandırmak için hastalarını tıman etmektedir. Kızılderili Şef’te tımara sokulmuş hastalarından birisidir. Fakat romandaki ironi hemen burada başlar. Kaybedenler ve  kaybettiklerine kavuşturulmaya çalışılanlar gerçekte neyi kaybetmişlerdir?

Tımarhanede ‘iyileşebilir” olanlar ile ‘ ve ‘iyileşemez olan” hastalar bulunmaktadır. ‘ Mc Murphy buraya deli olduğu şüphesiyle getirilmiştir ve hikâye böylece başlar. Mc Murphy düzene aykırı bir adamdır ve ruhunun özgürlüğünü korumaya ve özgürce yaşamaya çalışmaktadır.  Hayatını bu düşünceleri ve arayışları içinde şekillendirmiş, davranışlarını da bu tutumlarına göre düzenlemiş, bu yüzden de düzene ve topluma aykırı kalmıştır.

McMurphy, otuz beş yaşında, hiç evlenmemiş, Kore Savaşında tutsak kalmış ama Komünist Savaş Esirleri Kampı’ndan tutsakları kurtarmış bunun için de Üstün Hizmet Madalyası almış eski bir askerdir. Ancak emirlere itaat etmediği için sonradan ordudan atılmıştır. Kavga, sarhoşluk, asayişi bozmak gibi suçlardan sık sık gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Durmaksızın kumar oynayan ergen bir kızla aşk ilişkisi yaşayan ve mahkeme kararıyla bu akıl hastanesine kapatılmış uyumsuz bir tiptir. Otoriteyle ciddi problemler yaşayan, çalışmayı sevmeyen ve kızdığı zaman şiddete meyilli ancak aslında oldukça eğlenceli, hayattan zevk alan bir adamdır. McMurphy de akıl hastanesinin hapishaneden daha eğlenceli olacağını düşünmüş ve bu nedenle karara itiraz etmemiştir. 

Mc Murpy iyileşebilir hastalar arasına atılmış, deli olup olmadığı araştırılmaya başlanmıştır. Ancak McMurphy tımarhane dahi özelliklerini kaybetmemiş aksine yeniden gerçekleştirmek için türlü yollar denemeye devam etmektedir. Çünkü o bir deli değil, daha rahat bir hayat arayan bir kimsedir. McMurphy ilk günlerde çeşitli ruhsal sorunları olan arkadaşlarıyla eğlenmekte, onlarla kart oynayarak paralarına ve sigaralarına el koymaktadır. Hem doğasını korumak hem de toplumla barışık yaşamak için yollara aramaktadır.   Tımarhanedeki deliler arasına bırakılan Mc Murpy deli olmadığını farklı düşünüp, farklı davrandığını toplumla da barışık olmak istediğini anlatamaya çalışmaktadır.  Mc Murpy, deliler arasında bırakılacak deli olup olmadığı kanıtlanan kadar hastalar arasında yaşayacaktır. Sonunda hastane onun deli olup olmadığına karar verecektir. McMurphy kısa sürede özgürlüğünün elinden alındığını fark eder.    Hemşire Ratched ile çatışmaya başlar.

Mc Murpy ile Hemşire Ratched arasındaki kriz gittikçe derinleşir. Hemşire Ratched otoritesini korumak istemektedir. Ancak McMurphy daha ilk anlardan itibaren faaliyete başlamış hasta olduğu söylenen hastaları uyandırmaya hastanenin deli diye içeri tıktığı hastaları deli olmadıklarına ikna etmeye ve sistemin çarklarını zorlamaya başlamıştır. Akıl hastası olarak içeri tıkılan tımarhane sakinlerini hayat döndürmeye başlamıştır.  Tımarhanedeki bu küçücük toplum dışarıdaki dünyanın birebir aynasıdır. Bu küçük topluluk dışarıdaki büyük toplumun aynasıdır aslında. McMurphy hastanenin kurallarını ve hiç değişmeyen yöntemlerini sarsmaya düzenin işleyişinin gözden geçirilmesine yol açan yöntemlerine aşındırmaya başlamıştır. Ölü insanlara dönüşen, tamamen toplum ve insanlık dışı kalan özgüvenlerini ve ruhlarını yitiren hastalar normal insanlar olduklarına inanmaya ve yaşadıklarının farkına varmaya başlamışlardır.  Yönetim onların hizaya getirmeye çalıştıkça onlar da çeşitli biçimlerde direnmeyi keşfetmektedirler.

Sistemin savunucusu durumunda olan Hemşire Ratched ile McMurpy arasındaki savaş kızışmaktadır. Hemşire Ratched hastalar üzerinde baskı kurmakta ve onların üstüne giderek iyileşmeleri konusunda olumsuz etki yapmaktadır.  Hemşire Ratched’ın agresif yaklaşımları hastaları intihara kadar sürüklemektedir.

Tımarhaneye tıkılanlar toplumun alışılmış kurlar manzumesinden aykırı yaşamak isteyen buna uymadıkları için deli olarak kabul edilip buraya tıkılmış kimselerdir.  Tımarhanedekiler uyum isteyen topluma uyumsuz kalmış, toplumun uyumunu bozdukları için ceza görmüş mahkûmlardır. Bu insanlar topluma uyum sağlamaları yolunda değil uyuşturulma ve insansızlaştırılma muamelesi içindedirler. Hâlbuki “ İnsan sosyal bir hayvandır, sadece sürünün içindeyken mutlu olur. Saçmaymış, kötüymüş, onun için fark etmez, her şeyi benimseyebilir, yeter ki sürü de benimsemiş olsun. Sürünün yaptığı her şeyi yapar, böylece bir yere ait olur.”[5]

McMurphy göre meselenin özü insanın evcilleştirilmesidir.  “Onları evcilleştirmek ve yeniden sürüye katmak, sürüden ayrılan olursa da onları birer ‘boyalı kuş’ haline getirmektir. “ Evet. Bildiğim bir şey var.  Ona göre tımarhaneler de yatan hastalar, hastane, okul, Kilise ve sokaklarda yapılan hataların ürünleridir. Akıl hastaneleri ise bu hataların onarım merkezleri halindedir. Dini öğretiler, sokaklarda yapılan hatalar, düzenin çarklarına uyum sağlayamayanlar, ötelenip itilenler toplum ve düzen tarafından hasta olmak zorunda bırakılmış zavallı kişilerdir.  

Dışardaki insanlar ise  “’mutlu’ olmak için sürü olmayı ama dışarlıklı bir sürü olmayı benimsemişlerdir. McMurphy dışarıdaki sürüyü şöyle tanımlamaktadır.  “Bunlar kendi kendilerini yönetemiyorlar. Bunları yönetecek birileri lazım” diye düşünmüş ve onların ruhlarını özgür kılmak için liderliğe soyunmuştur. Süürnün başına geçen kahraman kısa zamanda ‘sürü’nün üzerinde tahakküm kurmuş ve yönetimle çatışmaya girişmiştir.

 

Ken Kesey

Yazarın  tam adı Kenneth Elton "Ken" Kesey’dir.  17 Eylül 1935  yılında doğan ve - 10 Kasım 2001 ABD'li yazar  Türkçeye Guguk Kuşu olarak çevrilmiş olan One Flew Over The Cuckoo's Nest adı ile adını tüm dünyaya duyurmuş  ve filme de alınarak dört dalda oscar alan  aynı adlı film ve roman sayesinde büyük bir ün kazanmıştır.

La Junta, Colorado'da doğan Kesey,  Oregon Eugene'de  doğmuş ve büyümüş süt fabrikasında  çalışan işçi bir babanın oğlu olarak hayata atılmıştır.Gençlik yıllarında güreş ve boks sporlarına eğilim duyan yazar   gençlik yılarını bu meraklarını peşinde geçirmiştir.  

 Daha sonra ABD ‘nin Stanford Üniversitesi'nden bir burs kazanıp okumaya başlayan yazar üniversite yıllarında iken  marjinal gruplar arasına girerek okuldan öğretimini tamalamadan ayrılır.  Toplumsal yaşamala tezat bir hayat anlayışına kapılan yazarın bu yaşam biçimi Guguk Kuşu adlı romanının da vucut bulmasına zemin hazırlamıştır. Toplumsal düzena karşı duran gruplara arasına katılan yazar 1956 da okul arkadaşı Faye Haxby ile evlenir. Bu  yıllarda Hippiler arasında bir Hippi olarak yaşayan yazar “uyuşturucu ilaçlarla tanışıp, kendi üzerinde denemeler yapar. Basılmamış ilk romanı olan Hayvanat Bahçesi'ni (Zoo) yazar. Kitap San Francisco North Beach'te yaşayan hippiler hakkındadır.”[6]

Timothy Leary ile birlikte 1960 Hippi kuşağının temsilcisi olan yazarın   hayatı 1961 yılında basılan Guguk Kuşu romanı ile değişmeye başlamış,  romanın ilgi görmesi üzerine peş peşe pek çok roman yazmış ve yayımlamıştır. Bir çok romanı olmasına rağmen  En çok Guguk Kuşu   romanı ile dikkatçekmiş olan yazar 10 Kasım 2001 de karaciğer kanserinden  hayata veda etmişti.



  • [1] https://www.idefix.com/kitap/guguk-kusu-ken-kesey/tanim.asp?sid=UIEZIDK1YK1KJYLM3DCG
  • [2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Guguk_Ku%C5%9Fu_(film)
  • [3] https://tr.wikipedia.org/wiki/Guguk_Ku%C5%9Fu_(film)
  • [4] https://www.insanokur.org/?p=492
  • [5] https://mavimelek.com/gugukkusu.htm
  • [6] https://tr.wikipedia.org/wiki/Ken_Kesey





EsaAdmin / Erkek / 24.08.2016