BİL MUKABİL HAFIZ

Hangi düş’ün yerlisidir bu şiir? Sevdalanmaya namzet hangi yorgun yolun yolcusuyum, hafız ve diklendiğime bakma sen lakin içime ak yetmedi tepin şiirimin üstünde ve duman tüten yüreğime bir kova suyu da sen boşalt ama göreceksin de sönmediğini bu ateşin ve efsunlu varlığıma biat gör de severken nasıl inat ettiğimi sadece geviş getiren sözcüklere ver veriştir, hafız. Gerisine karışma.

 

 

 

Allah büyüktür elbet son bulacak bu yolculuk ve işte o gün ben de ulaşacağım en tepeye. İstikrarla sevdiğime binaen, hafız:

 

 

 

Sadece seyreyle ve dinle içimin meftun rüzgârını.

Nemalandığım atlas yorganıma sarılı yorgunluğum

Mizacımda saklıdır acının albenisi

Üstelik yoktur alfabesi

Bunca hıçkırığa boğulduğumun ertesi

Üstelik kimselere göstermeden ağlarım ben

Yalnızlık dediğin ne ki, hafız?

En kötüsü değil mi yok sayılmak?

Üstelik severken bunca

Sarmalında aşkın,

Bir kor heceden ibaretken adım

Adımladığım hezeyanda saklıdır muvaffakiyetim.

 

Her bindiğimde salıncağa

Üstelik senelerdir gitmediğim parka

Bak, işte bir ikaz levhasıdır

İçimdeki c/esaret

Üstelik meftun tutulduğum unutkanlık

Bariz yangınım ben

Bariz hayattan ve mutluluktan muaf edilen.

 

Bir rotaysam eğer

Dillendirdiğim ve dilimlediğim benliğim

Kasıtsız zılgıt yediğim

Efsunlu yolculuk

Lakin olduğum yerde sayarken ben

Yok sayılmaktan ötesi yok hem.

Hemhal olduğum aşkın mizacı

Tükenmişliğimin de dilemması.

 

Sisli yüzünde şehrin

Sinemde hıçkırık

Semanın dokusunda saklıyım bir ömür

Her renge bürünen name name

Kulağımdan gitmeyen o tek dize:

Ah, hafız sakın da sorma:

Hani olur da duyan biri olur sonra.

Kem gözlerden düşen payıma

Ne kaldı ki geride elimde?

 

Sabıkalıyım ben sevmelerden

Tüten bağnaz gölgeler

Şöminede saklıdır mazinin külü

Bekleme de güle dönmemi

Sarmalında hidayetin

Kulvarımda birinciyim, hafız:

Edimlerde değil saklı olan

Elimde değil işte

Kalbimden geçen o tren

Üstelik görmediler de binerken

Belli ki kaçağıyım ben gecenin ve aşkın.

 

Şakıyan mevsimden firar eden

Bir çiçeğin de polenidir yüzümden düşen birer birer

Belki de gözünden düştüğüm

Elbet aşkın neferi yüreğin

Surlarında saklı ve tutuklu bir sır gibi

Serlerimi dahi verdiğim eline

Aşkın nüansı ve rotası

Böyle mi olmalıydı illa ki ezelden?

 

Meftunuyum yerin göğün

İstişare ettiğim iç sesin

Hala kemale eremediği

Bir çocuk gibi mızmız ve coşkulu

Yine çocuk gibi sevindiğim her yolunu

Gözlediğimde

Gördüğüm o ki;

Benim benden uzaklaştığım

Sevdanın namelerine ektiğim bir şiir

Dikişleri patlayan göğün de yamasında saklı bir gülüş.

 

Elbet cebbar gölgelerden kaçarken

Yakalandığım aşkın pençesine

Zarif bir tebessüm sunduğum

Mavi yorganın altında unutulmuş bir şiirden ötesiyim hem

Sehven yenik

Rengârenk

Bir alametifarika ki

Şiirlerdir işte ıssızlığıma delalet

Mazur gör, hafız

Elbet bir de özür borçluyum sana

Bil mukabil, hafız

Döneceğim elbet yeniden kendime.

 

Bir mısradan ötesi

Mirasıdır babamın

Adınla yaşa diyen, bir tebessüm iken

Hayatın çizdiği yüzüme

Yüreğin de meali işte

Sessizce sevdiğim serildiğim

Sarmalında çaresizliğin

Bir başıma kalmışlığım, hafız:

Dilersen gelirim yeniden

Dilemesen de seninleyim, hafız.

 

O duygularım yok mu beni benden eden…

Reşit kılınmış bir acı olsam keşke

Kimsenin acıtamadığı kadar

Unutulmuşluğumun ertesinde

Bayram hediyesidir bu şiir sana

Ben ki katlanamazken bana

Lakin vefam da duam da seninle, hafız

Senin nezdinde sevdiğim her kimse…





Gülüm ÇamlısoyGold Üye / Kadın / 2.06.2017