BU ŞEHİR BENİM

Çarpık bir gülüştü yerkürenin kayan ekseninde saklı bir unutuluş.

 

Ayracı mı ömrün azabı mı geride kalan o uçuşan örtünün altında kaybolmuş bir demet gülün de dikenleri ile olan asaleti elbet genlerinde saklı şiirin ve sevginin…

 

 

Kokusu.

Dokusu.

Tutkusu yalnızlığın.

Perçeminde aşkın kuşlar ötüşen.

Paçavrası mazinin

Belki de tarihi çoktan geçmiş

Bir gazetenin üçüncü sayfa haberinde

Çıkan o boğuk sesin de devasa laneti

Belli işte belli:

Ölüm yine uğramıştı şehre.

 

Sancılı bir nida

Bozacının şahidi şıracı

Varsın boza satsın gecenin köründe

Kayıp sokaklarda

Unutulmuş çocukların ve köpeklerin sarmaş dolaş

Olduğu bir fotoroman misali dündeki kayboluş

Geceye nifak sokan bir dokunuş

Varsın olsun aşkın külfeti.

 

Bu şehir benim.

Bu şiir de benden sorulur.

Bir şairim madem

Her acı benden sorulur.

Bu âşık da benim

Lakin aşkı reddettiğim ömrün bekasında saklıymışım meğer ben

Benlik bir gayretten öte

Beylik de değil asla gayem

Titreyen yüreğim ellerimden düşmez kalem

Kalem ne düşecek

Ne de kalemimi unutacağım kalenin duvarlarında

En heybetli suruyum hem ben içimdeki şehrin

Şehrin içindeki şiir de benden sorulur

Şiirde unutulmuş yüzlerce imge.

 

Kayıp rotam

Kayıp hanedanlığım

Kayıp mizacım

Kayıp da düşmeden bu şiiri illa ki sahiplenmeliyim.

Her sözcük benim ülkem

Her noktada saklı feryadım

Yazmaya doyamadığım fermanım

Kim bilir kaç bininci nüshası şiirin

Kilitli çekmecem

Ve hesabıma kesilen her makbuz da bir şiir.

 

Ayrı gayrı bilmeden yaşadığım ve sevdiğim

Aymazlığında gecenin

Sancılandığım şafak öncesi

Şahlanan yüreğim belki de ölümün habercisi

Tıpkı şehla gözlerinde ufkun

Elbet endamında kâinatın

Top tüfek kuşanmış bir asker mertebesinde

Korumaksa şehri ve şiiri

Nöbete durduğum gün ve gece…

 





Gülüm ÇamlısoyGold Üye / Kadın / 2.06.2017