YOKSA ŞİİR GİBİ MİYDİ İÇİMDEKİ YEDİVEREN

 

 

 

Her düştü kaptı kaç bir ziyafete denk düşen

Ve ülküm

Kilimi olmayan bir koridor gibi

Kendimi hapsettiğim acı geçirir duvarlarım

Sözcüklerimle vidaladığım

Atılıp tutulan söylemlerle kendimi kurcaladığım.

 

Nakşeden bir hikâye belki de evveliyatı

En yürek burkan

En dar geçitte sırıtan bir nöbetçi

Elbet bendim acıların nöbetçisi

Sisli bir avluda volta atan

Kalemin de kulaklarına küpe elbet

Ne varsa söylenmeyen.

 

Mintanı yorgun ve sökük varlığımın

Ama taze ve duru yüreğim

En azından kararmayan bir gümüş gibi

Hele ki gümüş iken söz

Sükût nasıl da nasıl da altın

Beşi bir yerde hüzün reçetem

Beşi bir yerde insanlığımı ihbar ettiğim

Dilekçem.

 

Yalnızlığın doğasında saklı hürriyet

Aslında ezelden tıkılı olduğum kodes

Elbet şah damarımdan yakın olan Güç’e şükür

Ezana denk düşen huzur

Ağlamaklı olsam da öncesinde

Işığın ve rahmetin ta kendisidir gözyaşım

Gömülü bir sandık gibi

Neler tıktım hem ben en derine

Sandığım sanmadığım bunca habis ihtimal gibi

Gerçeğe duyduğum saygı ve inanç

Beylik söylemlerden uzak bir hicaz

İçimde çalan şarkının farkındalığı

Elbet nakaratına takılı aklım.

 

Yazmakla aştığım yolun

Daha binde biri savurduğum sözcükler

Gözümü sakındığım kim/ne varsa

Bir bir ektiğim hazan gülleri

Yoksa şiir gibi miydi içimdeki yediveren?

 





Gülüm ÇamlısoyGold Üye / Kadın / 2.06.2017