Mutlu Bir Veda Mektubu
HAFTANIN YAZISI

Güneşin ışıkları nadiren yüzüme değerken, uykuya pusmuş gözlerim seni rüyasında gördüğünde anladım, sevmek çiçek açmaktır, tac mahal'in koynunda. Ve otlanmış bozkırlara seni yazmaktır, umarsız bir sevda, koynumda..
Yaklaşmakta olanın sessizliği ile kaçmakta olan gürültüsü birbiriyle yarışırken, sakınmaktır  kendini kahpe bir kurşundan, kalbinde yaşattığın tarife gelmeyen, dilsiz sevdan.. Ve son nefesimi göğsünde verirken, anladım ki beni yaşatan yegane sebepmiş sevdam..
Zaman, mevcut olan her şeyi içine çekip yok etmeye mecbur kılarken, bütün hücrelerime tane tane anlattığım sen, yerinden bile kıpırdamıyordun. Çünkü sen kutsal olan her şeyden bir parça taşıyordun ve bende seni kalbimde taşıyordum..
Ayak parmak uçlarımdan yukarıya doğru çıkan bir acı ölümü düşündürmüştü, ağlarken bir sokağın ortasında tek başıma. Sen ellerini uzatmıştın. O gün anladım ki ellerin, cennetin yeryüzüne yansıması olarak nüksetmişti dünyama..
Ruhumun incinmek ve bedenimin incelmek gibi karamsar durumlar içerisine girdiği o puslu akşam da, deniz kenarında uçuşan bir kuş getirdi kokunu burnuma.. O gün bugündür parmak uçlarıma dahi tesir ediyor kokun, her fırsatta.
Bir şeyleri değiştirebilme ve bir şeylerle değişebilme durumu ancak göğsüne başımı koyduğumda mümkün. Bundandır şafağın ilk ışıkları saçlarına dokunduğunda, saklandığım yer olur gülüşün.
Mecburiyetlerimden kaçarak geldim dizlerinin dibine, sen gün batımını seyrederken yalnız başına. Omzumun müsait bir noktasına değdi saçların, güzel olarak nitelendirilen her şeye meydan okurcasına..
Gözle görülebilecek cinsten bir güzelliğinin olmadığını, görebilmek için gönlümü kıyılarına kadar açmak mecburiyeti hissettiğimde anladım.
Varlıkla yokluk arasında geçen yaşam mücadelesine hayat adını veriyorken, karşıma sen çıktığında varlığın ve yokluğun birer kavram, hayatında sen olduğunu öğrendim.
Parmak uçlarında ki kıvrımları düşünüyorum geceleri. Avuç içlerine kaç kere yazılmış olabileceğini adımın, karşılaşmadan önce.  Çünkü ben seninle, mevcut olması hayale bile gelemeyecek her şeyi mümkün kıldım.
Dudaklarının her kıvrımının bir alfabe içerdiğini ve bu alfabenin sadece dudaklarıma değdiğinde bir şeyler söyleyebileceğini biliyordum. Dudakların dudaklarıma değseydi, bunu sen de biliyor olurdun..
Mutluluğun gözlerine yanılsaması olarak bakışlarının en çok huzur veren noktalarım olduğunu bilirdim. Yine senin bakışların arasında bulurdum sağlığımı. Kaşların bir dünya sevdayı, gözlerinde taşırdı. Ve ben kaşlarından düşen taneleri bile cepkenimde taşırdım.
Öpmenin bu kadar devinimsel bir eylem olduğunu, iki dudağımın arasına yerleşen dudakların öğretti bana. İşte ben o gün inandım dudaklarının bir alfabe olduğuna..
Karda yürürken ayak izlerinden tanırdım seni. O yüzden kaybolman imkansızdı gözümün önünden.
Ve benim gözlerim, bir kıtanın en uçsuz noktasında dahi sana olan hayranlığı ile tanınır.
Ve sen ayak parmak uçların da dahil, bütün zerrelerinle umutsun kalbime.
Ne bende ben kaldım, ne sende sen,
Ben sen oldum, sende çoktan ben...
Binbir çaresizlikle uğraşırken, binbir çare olarak gözlerin çıktı karşıma. O gün bugündür gözlerin evim.
İyi gelen her şeyin bir parçası mutlaka sensin. Çünkü sen iyi değil, iyiliğin kendisisin.
Bir kalbi sevmekten daha fazlası elbette seni sevmek. Mevcut olan bütün aşkların toplamından daha fazla his taşıyor hücrelerim, bu durum normal bir sevmeyi kabul edemez, kabullenemez. Aykırılık, her güzel şeyin kanununda var gibi. Aykırılıklarım adı sensin.
Güzel olan her şey mahvolmaya müsaittir. Mesele güzel olanın mahvolmasından ziyade mahvolan şeyden güzeli çıkarabilmektir. İşte ben mahvolmuşken karşıma çıkan sendin.
İçimiz yaralarla doludur. Hayatımızda başımıza gelmiş her şey içimizde bir yara bırakır. Her aynaya baktığımızda yaralarımızı izler dururuz. Seni kalbime aldığımdan beri, yaralarımın kaybolduğuna şahit oldum. Her aynaya baktığımda seni görmeye başlar oldum.
Freni patlamış bir arabanın içerisinde ölüme giderken düşündüğüm tek şey, senin ne kadar üzülebileceğindi. Bu düşünce, o gün beni hayatta tuttu. Çünkü senin, benim yüzümden akacak bir damla gözyaşın, her şeyden kıymetliydi.
Dünyanın bütün resimleri bir araya gelse ve sen birden çeksen silahınla vursan beni, kana bulansa her taraf. Yedi iklim değiştirse gökyüzü. Dursa, dünyada çalışan son saat. Ben yine de yarama aldırış etmeden, bütün olumsuzluklara rağmen, yine de bulurdum kalbime kazınan resmini.
Bütün güzelliklerimi sen doğurdun. Bunca yıl taşıdığın güzelliğini bana sundun. Her türlü kötülükten korudun. Bildiğim her güzelin adı sen oldun. Adı sen olan her şey benim oldu. Bir dünyayı kalbimde taşır oldum. Dünyam sen oldun. Ve ben sana bir kez daha aşık oldum..
Öten her kuştan, çalan her şarkıdan, bakan her gözden, konuşan her dilden, yaşayan her canlıdan seni dilenirim de başka bir şey istemem. Tabiatında sana zerre nisyan besleyen herhangi bir mahlukata aman diletmeden ölmeyi de haram bilirim. Sen ki cennetin 7 katının göz bebeğisin.
Kırk bin cefaya razı oldu bu gönül, bir defa sefasını sürmek için gülüşünün. Kırk bin defa düştüm de yere, ayağa kalktığımda görmek istediğim tek yüz yine senin yüzündü. Kırk bin yüz, yüzüne bürünse, kokundan bilirim seni. Sen benim ufuğa bakan yüzümsün.
Sana inanmamam gerektiği bütün şeriat kitaplarında söylense bile ben sana inanmaktan kendimi alıkoymam. Varlığımı senin yalanına sığdırmak bütün gerçekliklerden alabileceğim hazdan daha fazla. Ki sen bütün gerçeklerden daha gerçeksin. Tek gerçeğimsin.
Hayal edebileceğim hiç bir şeye benzemiyorsun. Seni tasvir etmek, anlamlandırmak hayallerimin ötesinde. Bundandır sana olan hasretim ancak gözlerinin içine baktığımda, kokunu içime çektiğimde mümkün. Çünkü sen çorak topraklarımda papatyalar açtıran yegâne varlıksın.
Anladım ki bir kez daha, sen tançıraların gözüsün. Gözüken yüzüsün. Gökyüzünden inmiş ellerin.
Binbir harbe girip, binbir cefayı sevda diye bastırdım göğsüme, elini omzumda hissettiğim her vakit. Ellerin, cennetin yeryüzüne yansıyan parçası. Beni unut, bunu unutma sevgilim.
Bir çiçeği koklarken, bir şeylere hayranlıkla bakarken, birden bire şarkılar söylerken farkettim ki seni bana anlatan, senin varlığını aklıma getiren ne varsa hepsi hoşuma gider olmuş. Güzelliğimin başkentisin, bunu bir kez daha anlamış oldum.
Kaç yaşına gelirsem geleyim adını duyunca çocukluğuma döneceğim. İşte senin tanrıçaların yüzü olduğunu bunu farkettiğimde anladım..
Tanrının yüceliğini, yüzünün her milimine hayranlıkla bakarken anladım. Bu kadar detayı bir araya toplamak ve hepsine ayrı ayrı hayran bıraktırmak ancak yüce bir kudretle mümkündü çünkü. İşte sen böylesine bir güzelliği taşıyabildiğin için tanrıçaların yüzüsün.
Sen benim doğum, batım, kuzeyim, güneyimsin. Seninle doğar, seninle batar yüreğim. En güzel ışıklar senin kuzeyinden gözükür gözlerime. En güzel serapları senin güneyinde görürüm. Çünkü sen her iyi şeyin 'en'isin.
Süresiz bir süreklilik halinde gözlerim seni aradığı için, her şey senden bir parça barındırıyor. Çünkü aslında her şey özünde iyilik barındırır. Sen ki 'iyi'nin bende ki karşılığısın.
Vicdanıma senin ellerin değdi ya gökyüzünde uçuşan kuşlara bile vicdan edesim geldi. Ellerin cennetin yeryüzüne yansıyan parçasıdır. Bunu bir kez daha kabul ettim.
Sen benim gökyüzümsün. Gökteki yüzümsün. Senin yüzün güldüğünde, göğümde güneş açar. Senin yüzün asıldığında, göğümü bulutlar kaplar. İşte o yüzden senin gülüşün, güneşinin ışıklarını söndürür. İşte o yüzden sen gülünce çiçeklerim yeşerir. Gülüşün cennetimin anahtarıdır.
Sen benim coğrafyamı kaplayan alın yazımsın.
Senin kalbin benim evim. Üzerime onca yükün ağırlığı varken kalbine sığınmak düşüncesi içime nüksettiğinde anladım en çok bunu.
Sen benim dişimle tırnağımla kazandığım,
Alnımın teriyle alnıma yazdığımsın. Ondandır senin saç telin dâhi, benim nazarımda hayatî bir önem taşır. Çünkü benim coğrafyam senin adınla anılır.
Sen benim özlediğim çocukluğumsun.
Sensiz seni düşünerek geçirdiğim her dakikaya cehennem derim. Çünkü sen benim ağustos güneşimsin.
Merhaba güzel kızım. Dünyaya gelmiş olmandan bu yana bana sakladığın, benim için var olmuş olan kalbine de merhaba.
Gözlerimin içine baktığında, dudaklarım gülümsemeyle karışık sen olur. Sen çiçekli bahçelerini bana sunduğunda, cennet avuç içlerin olur. Sen cennetimin yeryüzüne yansımasısın. O yüzden kendine iyi bak güzel kızım.
40 düğümle Bağlanmış gibidir hasreti dudaklarının. Ve sen bana en yakınımda olan şah damarımdan daha yakınsın. Saçlarının ucuna zarar gelse, felaketim olur bilirsin. Ondandır seni kendi gözlerimden bile sakındım.
Bir mart akşamıydı seni tanıdığımda. Gözlerin henüz olgun bir çiçek görmemişti bile. Dudakların dudaklarıma değdiğinde alfabeyi öğrenmişti. Ve kalbim ilk günden beri sana ait olduğunu o gün hissetmişti.
Baharların en güzeli cennetten düşme olan gözlerindir.
Ve güneş saçlarına değdinde alev almaya başlar, ki saçların ellerime değdiğinde cennet kokar ellerim.
Gökyüzünü bulutlar kapladığında, gözlerin güneşim olur.
Kokunu almadan önce, dudaklarını öpmeden önce, gözlerine bakmadan önce, uzuvlarımın yetersiz olduğunu düşünürdüm. Seninle hayal sandığım her şeyi gerçekleştirirken, hayat dediğim şeyide anlamlı kıldım. İşte bu yüzden ellerin cennetimin anahtarıdır.
Ben, nefes alıp vermelerimde seni tanırım. Senin varlığınla yaşar, senin ellerinde cennetime dokunurum. İyi ki hayatımın anlam kaynağısın. İyi ki dudaklarıma alfabemsin.
Sen gökyüzüme, gönül yüzünden düşen en güzel armağansın bana.
Aklım daha çok senin varlığınla ilgilenirken, ben senin varlığından hep bihaber yaşadım. Çünkü sen varlığı olan değil, var olmayı anlamlı kılandın benim için.
Sen bir incinin tanesi misali parıl parıl parlıyorken, ben nacizane benliğime gereken ışığı senden alıyordum.
Sevgimi bir kaç kelimeyle anlatmamı beklemeyin benden veyahut bir kaç firkâtte aşkımı zül etmemi de beklemeyin. Ben cografik olarak aşkın merkezinde, ütopik olarak senin gözlerinde doğdumu bilirim. Bu anlatılacak her şeyden kıymetlidir.
Gözlerin tam karşım da. Derin ve usul bir eros geziniyor görebiliyorum. Ve gözlerimi senden almak mümkünatını o dakika da yitiriyor.
Seninle bütün iklimleri gezdim. Artık bildiğim ve, doyamadığım tek iklim dudakların..
Sen her defasında gönlümde en güzel makamın sahibi, dilimde pelesenk oldun.
Bir fırtına dalından sessizce koparır bir yaprak, önüme düşürür. İşte bu yansımamı tezahür eden ilk ve tek şeydir. Yani seni.
Süngüleri çektim. Kapıları kapattım. Artık senin kalbimdeki yerin olası diğer bütün ihtimalleri öldürdü. Benim için varlığın, ebediyete ulaştı. Yaşamayı anlamlı kıldığın her an için, var ol birtanem.





Derviş KayaÜye / Erkek / 24.01.2018