Vezir Fedası
GÜNÜN YAZISI

Satranç... Çocukluk yıllarımda tanıştığım ve hayatıma doğrudan ve dolaylı etki eden spor dalı. Bundan yaklaşık 18-19 yıl önce ilk olarak abim vesilesiyle öğrendiğim satrancın benim hayatımda ne denli etkiler göstereceğini tahmin edemezdim elbette. Bir tahta, siyah ve beyaz taşlar, onlarca strateji ve mücadele... Satrancı öğrendiğim zaman ilk olarak etrafımdakilerle maçlar yapıyordum. Aldığım galibiyetler benim özgüvenimi arttırıyordu. Nihayetinde birkaç yıl sonra bulunduğum ilçede bir turnuva gerçekleşeceğini haber aldım. Tabii ki bu fırsatı kaçırmak istemiyordum. Turnuvaya katıldım. Henüz 11-12 yaşlarında bir çocuk olarak turnuva sahasına çıkmanın verdiği haz gerçekten paha biçilemez raddedeydi. Turnuvanın başlamasıyla eşleşmeler gerçekleşti ve ben ilk galibiyetlerimi almaya başladım. Rakiplerimi bir bir mağlubiyete uğratarak final safhasına kadar gelmeyi başardım. Benim için unutulması imkansız bir deneyim ve hâtıra olarak her dâim hafızamda yer edinecek o süreç başlamıştı. Masamız hazırlandı ve ben rakibimle birlikte masaya oturdum. Hemen hemen benimle yaşıt bir kız... Masaya emin adımlarla geldi ve gözlerinden etrafa saçılan rahat bakışlarıyla sandalyesine oturdu. Rakibimi gördüğüm andan sonra çok zorlu bir maç olacağını henüz maç başlamadan anlamıştım. Derken maç maşladı ve ilk hamlelerimizle birlikte benden üstün olduğu âşikar bir rakiple mücadele içerisinde olduğumu anlamam zor olmadı. Standart hamleler, muadil taş takasları, piyon alıp vermeler vesaire... Bunlar basit ve iki taraftan birine herhangi bir üstünlük sağlamayacak hamlelerdir. Fakat oyunun ortalarında doğru karşı taraftan öyle hamleler geldi ki bunlarla başa çıkacak kadar strateji geliştiremedim ve maçı kaybettim. Satranç oynayanlar iyi bilir. Satranç sporundaki en karşı konulması güç, en iyi hücum hamlelerinden birisi "feda" hamleleridir. Fakat aynı zamanda en dikkat edilmesi gereken ve yanlış yapıldığında telafisi zor hamlelerdir. Bilmeyenler için feda hamlelerinden  kısaca kısaca şöyle bahsedilebilir: Bu hamleler kıymetli bir taşını önemli bir planın parçası olmak dâhilinde rakibine bilerek vermek, onun senin kıymetli bir taşını yemesine müsaade etme hamleleridir. Yani adından da anlaşılacağı üzere taşını "feda" etmektir. İşte final maçında ben de böyle bir fedayı göremedim ve kıymetli bir taşı yediğimi zannederek benim için özenle hazırlanan tuzağa düşmüş oldum. Hem de hatırladığım kadarıyla en önemli taşını, vezirini feda etmişti. Eğer fedayı doğru yapamasaydı maçı kaybeden o olacaktı. Lakin olmadı. Nihayetinde masadan kalktık, benden çok daha iyi olan ve 1. olmayı hak eden rakibimi tebrik ettim ve orada bulunan satranç ustalarından bir tanesinin bana doğru geldiğini görerek dikkatimi ona yönelttim. Yanıma geldi ve benim hayatıma doğrudan etki edecek, kulağıma küpe olacak, hem satranç tahtasında hem hayat arenasında hiç unutmayacağım bir söz söyledi bana. "Yusuf, senin önüne bir taş sunulduğu zaman sakın bir daha hemen taşa atlama. Kendini karşı sandalyede düşün, onun gözüyle tahtaya bak. Kararını sonra ver." İşte bu söz, seneler geçse bile hayatıma hep tatbik ettiğim ve inşallah ileride de edeceğim bu söz... Ne kadar işime yaradı, hayatımda nelere vesile oldu, nerelerde kullandım diye anlatmaya kalksam uzar gider. Satranç ve o çok değerli ustam bana hayatımda her zaman bir sonraki adımı, bir sonraki hamlemi düşünmeyi ve hesaplamayı değil, belki onlarca sonraki adımları görmemi istedi ve öğretti. Satranç bana önüme her ne gelirse, her olay ve kişi karşısında aralanacak bir perde olma ihtimalini; yapılan işlerin arka yüzüne bakmayı ihmal etmemeyi, karşımdaki kişilerin diğer yüzlerinin de olabileceğini hesaba katmayı öğretti. Kulağa belki ilginç veya abartı gelebilir ama doğrudan tecrübeyle sabit olmasa bu kadar kesin konuşmazdım. Belki bu saydığım özelliklere yıllar sonra feleğin çemberinden geçtikten sonra, baltayı taşlara vurduktan, başımı duvarlarda yardıktan sonra sahip olacaktım. Fakat ben sadece bir spor dalıyla ilgilenerek ve işinde ehil bir kişinin, bir ustanın öğütlerini dinleyip hayatımda düstûr haline getirerek saymış olduğum hasletlere nispeten ulaşmış oldum.  Ve tabii ki bir de şu meşhur feda hamleleri... Bunun üzerinde biraz daha durmadan geçmek olmaz. Bu hamlelerin de benim üzerimde etkileri oldukça fazla. Her insan yaşımında birtakım kararlar almak durumdan kalıyor. Bu kararlardan bazıları konuşmaya bile değmeyecek kadar önemsizken bazı kararlar bizim için dönüm noktaları hâline dönüşüyor. İşte o önemli kararlar esnasında benim aklıma hep "vezir fedası" geliyor. Eğer çok iyi bir planım yoksa, gideceğim yolu tam olarak kestiremiyorsam, eğer kaybedecek şeylerim çoksa, eğer işin sonunda muvaffak olma ihtimalim olmama ihtimalimden azsa, eğer  aldığım bir karar ile sevdiklerimden birisini incitme veya kaybetme ihtimalim varsa, eğer buna benzer ciddi neticelerim karşımda böyle sıra sıra diziliyorsa ve benim de yeterli gerekçelerim yoksa, aldığım kararın yanlış bir "vezir fedası" olduğu aklıma gelir ve masadan yenilerek kalkmak istemediğim için kararımı sorgularım. Çünkü bazı şeylerin telafisi olmuyor. Zamanın, sağlığın, kırılan bir kalbin, saf bir sevginin vesaire... Bunun gibi önemli şeylerin hepsini satranç tahtasındaki vezire benzetirim. Eğer feda edeceksem, eğer bu gibi değerleri öne süreceksem çok iyi bir gerekçem olmalı. Aksi taktirde bu denli kıymetli şeyler feda edilmez. Örneğin bir blöfe kurban gitmez, gitmemeli. Zira vezirini öne sürdüysen, feda etmeyi göze aldıysan sonuçlarına katlanırsın. Nokta. Feda sonucunda başarıya ulaşırsan ne âlâ, fakat ulaşamazsan telafisi olmaz. Çünkü vezir düşerse kaybedersin!





Yusuf ÖzdumanlarÜye / Erkek / 8/4/2020