Jacques Le Goff TARİHİ DÖNEMLERE AYIRMAK ŞART MI?

“Dönemlendirme zaman üzerinde hâkimiyet kurulmasına, daha doğrusu zamanın kullanılmasına yardım etmekle birlikte, zaman zaman geçmişin değerlendirilmesine ilişkin sorunları da gün yüzüne çıkarır.” (3.s.)

Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? | LIBRI

 

 Jacques Le Goff

 TARİHİ DÖNEMLERE AYIRMAK ŞART MI?

Çeviren: Ali Berktay

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

I.Basım: Haziran 2016, İstanbul

103 sayfa (Kaynakça ve Dizin hariç)

Okuma tarihi: 16 Mayıs-18 Haziran 2022

 

                                                             TARİHİ DÖNEMLERE BAKIŞ

 

          Jacques Le Goff, eserine bir soru cümlesini ad olarak koymakla aslında daha en baştan okuyucuyu düşünmeye sevk ediyor. Yani eserinde hep düşünerek ilerliyor. Sizlere kalıplaşmış olan bilgilerden ziyade ürettiği düşünceleri sunuyor. Bir anlamda daha eserinin adıyla sizi esere dair düşünmeye davet ediyor. Düşünen, tarih penceresini sorgulayarak aralayan bir yazarla tanışıyorsunuz. Düşünen, sorgulayan ve düşüncelerini bilgiyle harmanlayan bir yazar Jacques Le Goff. Önsözde eseri yazmaktaki amacını da açık seçik ortaya koyuyor: “Bu deneme ne bir tez ne de bir sentez öneriyor; sadece uzun bir araştırmanın vardığı noktayı özetlemek istiyor: Tarih üzerine, Batı tarihinin dönemleri üzerine düşünmek söz konusu. Bu dönemlerden biri olan Ortaçağ, 1950’den bu yana bana eşlik ediyor…” (Önsöz)

       Özellikle Ortaçağ ve Rönesans üzerine düşünceleri geniş yer tutuyor. Farklı bakış açıları kazandırmak istiyor. Çünkü kendisi de tarihe, dönemlere farklı bir anlayışla yaklaşıyor. Bu kitabı okuyana kadar bu dönemler üzerine belki de hiç o kadar mesai harcamamışsınızdır. Ben de bu dönemlere dair bir bakış açısına sahip değildim açıkçası. Tarih kitaplarından öğrendiğimiz kadarıyla biliyordum. Ortaçağın katı bir anlayışı, Rönesansın ise her alanda değişimi, gelişimi ifade ettiği bilgisine sahiptim. Elbette bu özelliklerden ibaret değil her iki dönem de. İşte bu eser bu iki döneme dair farklı bilgi ve yorumlara pencere açıyor.

       “… Bu denemede, genellikle ‘Ortaçağ’ ve ‘Rönesans’ diye adlandırılan ‘dönemler’ arasındaki tarihsel bağlantılar incelenecek…”

        “İyi de Rönesans ne zaman başladı? 15. Yüzyılda mı 16.yüzyılda mı? Bir dönemin başlangıcını ortaya koymanın ve bunu gerekçelendirmenin zorluğunu olabildiğince göstereceğiz…”(2, 3.s.)

         Yazar hep düşünerek, sorular sorarak ilerliyor. Doğal olarak siz de düşünüyor ve sorular soruyorsunuz ama tarih bilginiz zayıf ve klasikse çok fazla keyif almayabilirsiniz kitaptan. Sonuçta yazar da yazdığı eseri tarih üzerine yazılan bir deneme olarak ifade etmiş. Bilgiden ziyade yorum ağır basıyor. Bir an sıkılıp kitabı bir kenara koyanlar, yarım bırakanlar da olabilir. Ancak her zaman dile getirdiğim bir gerçeği burada da ifade etmek istiyorum. Her kitap farklı bir yönünüze hitap eder. Kimi zaman çok kimi zaman az ama bir yönüyle size yeni bir bakış açısı, yeni bir bilgi dağarcığı veya duygu dünyanıza bir şeyler katar.  Her kitaptan beklentiniz aynı olmamalı. Kitaba da kendinize de bir şans vermelisiniz. Öğrenmeye, farklı okuma deneyimleri kazanmaya açık olmalısınız.

        

        Dönelim eserimize. Her şeyden önce “dönem, zaman, tarih” gibi kavramlarla yoğruluyorsunuz eser boyunca. Bu kitabı okumamak büyük bir kayıp mıdır? Belki birçoğunuzun bilmediği bir eserdir. İşte, kitap tanıtım, eleştiri yazılarının bir işlevi de bu olsa gerek. Farklı kitaplarla tanışmaya imkân sağlamak. Belki bir yönüyle sizin için değerli olacaktır. Bunu bilemeyiz. O kitaptan elde edeceğiniz bir bilgi, farklı bir bakış, bir zenginlik olabilir sizin için. Bu nedenledir ki hiçbir kitaba haksızlık etmek istemem. Okuyucu ve kitap arasında nasıl bir bağ kurulacağını her zaman kestirmek pek olası değil.

       Eser, deneme, inceleme türünde bir eser olduğu için zaman zaman okumaktan da keyif alabilirsiniz. Yazarın samimi dili ve eleştirel bakışı esere akıcılık kazandırmış. Kesin böyledir demiyor. Düşünelim dediğini duyuyorsunuz.

         “Çünkü cevabı aranan soru, tarihin bir ve sürekli mi yoksa dönemlere mi ayrılmış olduğu sorusudur. Başka bir deyişle: Tarihi dönemlere ayırmak şart mı?”(Önsöz)

         “Bu geçmişi bir düzene sokmak için çeşitli terimlere başvurulmuştur: ‘Asırdan’, ‘çağdan’, ‘devirden’ söz edilmiştir. Ama bana ‘dönem’ terimi en uygunu gibi görünüyor. ‘Dönem’ (Fransızca: période) Yunanca çember çizen yol anlamına gelen periodos’tan türetilmiştir. Bu terim 14.-18. yüzyıllar arasında ‘zaman aralığı’ veya ‘asır’ anlamını kazanmıştır. 20. yüzyılda ise ‘dönemlendirme’ (périodisation) terimi türetilmiştir.” (1, 2.s.)

           Çeşitli kaynaklardan yola çıkarak çıkarımlarda bulunuyor.  Çeşitli bilgilere dayanarak yorumlar yapıyor: “Hem Daniel hem de Augustinus zamanı bölerken doğanın döngülerinden esinlenmişlerdir. Daniel’in dört krallığı dört mevsime tekabül ederken, Augustinus’un altı dönemi ise bir yandan Yaradılış’ın altı gününe, diğer yandan da insan ömrünün altı çağına gönderme yapar: küçük çocukluk (infantia), çocukluk (pueritia), ergenlik (adolescentia), gençlik (juventus), olgunluk (gravitas), yaşlılık (senectus).” (7.s.)

          İlerleyen bölümlerde çeşitli başlıklar halinde Rönesans ve Ortaçağ dönemlerine dair bilgi ve yorumlarını ortaya koymaya devam ediyor. Tarih bilgisinin ışığında ve kendi bakış açısını ifade ederek eserine devam ediyor.

          “…Tarih dönemlendirilmesi asla yansız ve masum bir edim değildir: Ortaçağ imgesinin modern ve çağdaş dönemlerde geçirdiği evrim bunu kanıtlamaktadır… Zaten bir tarihsel dönemin imgesi zaman içinde değişebilir.

            Demek ki, insan eseri olan dönemlendirme hem yapay hem de geçicidir. Bizatihi tarihle birlikte o da değişmektedir. Bu bakımdan ikili bir faydası vardır: Geçmiş zamana daha iyi hâkim olmayı sağladığı gibi, insan bilgisinin adına tarih denen aracının kırılganlığını da vurgulamaktadır…”(16.s.)

           Okuduğunuz her bölüm hem “dönemlendirme” terimi ve dönemlerin özellikleri hakkında bilgi edinmenizi hem de bu konulara dair farklı bir bakış açısı kazanmanızı sağlıyor. Yazar düşündükçe siz de düşünüyorsunuz. Yazar aydınlattıkça aydınlanıyorsunuz. Bu kitabı okuduktan sonra, “Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı?” sorusuna dair bir cevap oluşur mu zihninizde bilemem ama bir soruyla başlayan bu kitap farklı bir okuma deneyimi olacaktır diye düşünüyorum. Elbette hemen hemen her kitapta olduğu gibi. Okumak; dünya, insan ve çeşitli olay ve kavramlar üzerine bir düşünme fırsatı sunar bizlere. İyi okumalar diliyorum. Başka kitaplarda buluşmak dileğiyle!

 

Kitaptan Bölümler:

“Tarihçi dönemlendirme ile hem bir zaman anlayışına şekil verir, hem de en sonunda ‘tarih’ adı verilen geçmişin sürekli ve genel bir resmini sunar.” (21.s.)

 

“Tarihin dönemlere ayrılabilecek bir bilgiye dönüşebilmesi için eğitim alanına da girmesi gerekir. Ders olarak öğretilen tarih sadece edebi bir tür olmaktan çıkar, zeminini genişletir.”(23.s.)

“Fransız Devrimi’nin hemen öncesi ve sonrasında ise, tarih eğitimi daha çok iyi yurttaşlar yetiştirmeye yöneliktir. Bazı tarihçiler ve öğretmenlerin bugün de yadsımayacakları bir niyettir bu.”(25.s.)

 

“Engin bilgi, eser tamamlandığı zaman sanatçı, tarihçi tarafından ortadan kaldırılması gereken bir iskeledir.”(32.s.)

 

“Umut, aydınlık, şiir esini taşıyan bir kelimenin ortaya çıkması, edebiyatı ve zihniyetleri istila etmesi gerekli görünmektedir. Bu kelime ortaya çıkar: ‘Rönesans.’”(33.s.)

 

“Tarih, ölülerin dirilişidir: ‘Ölmekte olduğumu hissettiğim için buna ihtiyacım var.’”

“Ölüleri sevmek benim ölümsüzlüğümdür.” (36.s.)

 

“20. yüzyılda olduğu gibi 21. yüzyıl başında da Rönesans tarihçilerin pek çok metnine konu olmaya devam ediyor; çoğu, belli çekincelerle de olsa, bu dönemi göklere çıkarıyor.”(43.s.)

 

“Gelişme olur, çünkü tarih hiçbir zaman hareketsiz kalmaz.”(99.s.)

 

                                                                                                             22.06.2022

      





Sevim KınalıEditör / Kadın / 25.11.2016