Arılar... İstila (Ben Zeytin Ağacıyım..)

ARILAR…İSTİLA…
Zamanın içinde, çevremde yüksek sedir ağaçlarının, sarıçamların ve zeytinlerin sık olduğu, zeminin ottan ve kır çiçeklerinden görünmediği bir dönem yaşıyorduk.. İlkbaharın cezbedici kokularının etrafa yayılmasıyla, tabiat canlanmış, binbir çeşit börtü böcek ortalarda uçuşmaya başlamıştı. Dağa doğru kuzeydoğu tarafımda, boyu 4 veya 5m. çevresi 25-30 metrekare civarında geniş bir alana dallarını yaymış, ulu ve yaşlı bir ceviz ağacı vardı. Gövdesi topraktan 1m. yukarıdan itibaren yukarılara doğru oyulmuş, boş bir hal almıştı. Bu yüzden yöre halkı ona “Kovukceviz” diyordu. Kovukcevizle uzun bir zaman komşuluğumuz oldu. İşte bu ilkbaharda, uçuşan ve kendilerine yuva olacak “oğul verecekleri” yeri arayan arı kolonilerinden biri, Kovukceviz’in oyuk olan gövdesinin üst kısımlarını keşfetmişti. Kraliçe Arı ve çevresinde binlerce arı, Kovukceviz’in içine oğullarını kurmaya başladılar. Önce oğullarını güvenceye almak için boşlukları balmumu ile kapattılar. Kraliçe Arı’nın güvenli ve rahat bir ortamda yumurtlaması için, onu oğulun ortasına yerleştirdiler. Kraliçe Arı’nın her türlü konforunu sağladılar. Oğulun içinde muhteşem bir işbölümü vardı. İşçi arılar çiçek polenlerini dağıtarak topladıkları balözlerini oğula getirip, altıgen şeklindeki balmumlarının içinde bal yapıyorlardı. Balmumlarını çoğalttıkça Kovukceviz’in üst kısımlarındaki boşluklar da doluyordu. Aslında çok güvenli bir yuva yapmışlardı. Geceleri buralara kadar gelen Boz Ayılar bile bu kadar yüksekteki oğula ulaşamıyorlardı. Kovukceviz’in alt kısımlarındaki dallarının büyük bir bölümü inceydi. İnsanlar, alt dalları kesip kullanmışlardı. Çevresini de dikenli çalılar bürümüştü. Arılar yıllarca bu oğulda bal yapmaya devam ettiler. Bal, arıların kendilerini beslemek için yaptıkları mucizevi bir besindi. İnsanlar, Kovukceviz’in üstündeki oğuldan balın fazlasını alıp yiyorlardı. Arılar insanlar tarafından eksiltilen balı hemen tamamlamaya çalışıyorlardı. Bu oğul çevrenin bal ihtiyacını büyük ölçüde sağlamaktaydı. Balmumundan yapılmış oğul sayesinde Kovukcevizin gövdesindeki oyuğun bir kısmı dolmuş böylece ağaç biraz da olsa kendini toparlamıştı…artık meyve bile verebiliyordu… Kovukceviz, arılar ve insanlar arasında güzel bir anlaşma var gibiydi…
Yıllar, yıllar geçti… yine bir ilkbahar günü, Kovukceviz’in çevresindeki dikenli çalıların bir kısmını kaldırıp, oğula doğru yol açan insanlar, ağacın üst kovuğundaki balı, bakraçlara doldurarak taşıdılar…Uzun bir çalışmadan sonra yeterince bal aldıklarını düşünerek çekip gittiler…ancak Kovukceviz’in altındaki dikenli çalıları yerine koymadılar…açtıkları yolu kapatmadılar…gece karanlığında bal kokusunu alan ve dağların yamacından aşağıya inen genç bir Boz Ayı, Kovukceviz’in altına geldi…ön ve arka ayaklarındaki uzun tırnaklı pençelerini ağacın gövdesine sararak, ağırlığından beklenilmeyen bir çeviklikle kendini yukarıya doru ittirip oğulun yanına kadar geldi… Ön ayaklarından birini oğula daldırıp bal yemeye başladı… Ancak uzun tırnaklı pençeleri, oğulun çevresinde balmumuyla kısa zamanda kapatılamayacak genişlikte yarıklar açıyordu… karnını iyice doyurduktan sonra ağaçtan aşağıya inerek dağa doğru ilerleyip gözden kayboldu…
Güneşin ilk ışıkları oğula vurduğunda, arıların büyük gayretle, gece, Boz Ayı’nın açtığı yarıkları balmumu ile kapatmaya çalıştıklarını gördüm… Bu arada yoğun bir arı vızltısıyla irkildim… kalabalık bir Kızıl Arı topluluğu oğula doğru hızla uçuyordu… Bal Arıları ise oğulu kurtarabilmek için vargüçleriyle yarıkları kapatmaya devam ediyorlardı…Savaşçı Arılar hemen savunma durumunu aldılar… Kızıl Arılar çok kalabalıktı…hep birlikte yarıklara saldırdılar… İşçi Arılar da savaşa katıldı… ancak Kızıl Arılar oğula girerek sabırsızlıkla daha yumurtadan çıkmamış larvaların lezzetine ulaşmak istiyorlardı… oğul, yılların büyük imparatorluğuydu… çok büyük bir alana yayılmıştı ve milyonlarca larvayı barındırıyordu… Kraliçe Arı büyük imparatorluğun kudretli hükümdarı… şimdi ise büyük tehdit altındaydı… yıllar boyunca milyonlarca larvayı arı yapmış ve mucize balın üretimini sağlamıştı… Savaş oğulun dışında kaybedilmişti… arılar iç kısımları korumaya çekilmişlerdi… Kraliçeleri’ne bir katman kalmıştı… arılar canlarını vermekten hiç çekinmeden oğulun kurtuluşu için savaşıyorlardı… büyük bir mücadele… ölüm kalım savaşı oluyordu… ancak Kızıl Arılar hem çok daha büyük hem çok daha kalabalıktı… oğulun dışındaki arılar da çağrıyı haber alıp yetişmişlerdi ama daha içeri giremeden öldürüldüler… savaş birkaç saat içinde Kızıl Arılar’ın kesin üstünlüğü ile bitti… daha yumurtadan bile çıkmamış larvalar Kızıl Arılar’a yem oldular… Kraliçe, on veya onbeş Kızıl Arı tarafından parça parça edildi…   
Kızıl Arılar günlerce, haftalarca oğulun içindeki yemlerle beslendiler… beslendikçe de çoğaldılar… artık Kovuk Ceviz’in çevresi Kızıl Arılar’ın hakimiyetindeydi… insanlar Kovuk Ceviz’e yaklaşamaz olmuştu… Hatta tam buradan geçen kervan yolunun güzergahı bile değişmişti… Artık kervanlar 50 m. daha batıdan denizin kıyısından geçiyorlardı. Kızıl Arılar’ın tehditi ve tehlikesi o kadar çoğalmıştı ki insanlar onlardan kurtulmanın çarelerini aramaya başlamışlardı… sonunda kesin çözüm olarak Kızıl Arı yuvası şekline dönüşen oğulu yakmaya karar verdiler… Yanan yağa batırılan kumaş toplarını sapanlarla arı oğuluna fırlattılar… üç, beş, onbeş derken hedefi vuran ateş topları olduğu gibi aşağıya düşüp dikenli çalıları tutuşturanları da oldu… Kovuk Ceviz ateşlerin içinde yanarken çatırdayarak gövdesi yarılıyordu… Büyük bir ağacın yanmaya başlaması ormanda yangının başlamasına da sebep olacaktı ama insanlar tedbirlerini almışlardı. Kızıl Arılar’ın iyice yandığını ve yok olduğunu gördükten sonra ateşi söndürdüler…
 Kovuk Ceviz hala ayaktaydı ama artık yaşayacak gücü kalmamıştı. Ateş söndürülmüş olsa da ağaç için için yanmaya devam etti. Haftalar sonra da kömürleşerek yıkılmaya başladı… Çevreden durumu takip eden birkaç kişi Kovuk Ceviz’i baltalarla keserek ve yanmış dallarını düşürerek taşıdılar. Onun yaşadığı yer artık bomboştu…
 





Aytül KaplanEditör / Kadın / 6/21/2016