CESUR’UN GÜNLÜĞÜ

CESUR’UN GÜNLÜĞÜ

 

      Kusura bakmayın okurlarım, insanlar köpek alfabesini henüz keşfedemedikleri için mecburen insan alfabesinin harflerini kullanarak anılarımı paylaşacağım.”

 

Not: Burada anlatılan hikâye yaşanmış bir olaydan uyarlanmıştır. Hikâyenin asıl sahibi hikâyedeki küçük kız ve daha sonra adı Deniz olarak bilinen kişidir.

1.bölüm:

CESUR‘UN GELİŞİ  

            Henüz bir aylıktım. Arkadaşlarımla oyun oynarken dalıp gitmiş ve annemden uzaklaşmışım. Akşam olmaya yüz tutmuştu. Bir tane evin önünde duruyordum. Birden karşıma yürüyen kulübe (otomobil) çıktı.  Gözümün alt kısmına çarptı. Kulübeden(araba) bir ağabey çıktı. Ben korktuğum için bir yandan bağırıyor, bir yandan da kaçıyordum. En sonunda beni yakaladı ve kulübeye bindirdi. Bu arada kendi kendine şöyle konuştu:

            —Bu yavru köpek kangal cinsi bir çoban köpeğine benziyor. İnşallah fazla canı yanmamıştır.

 Aslında onlara naz yapmıştım. Arka oturakta oturan bir bayanın yanına koydu beni.

 Neyse çıktık yola. Biraz da olsa canım yanıyordu. Tabi arabaya çarpılıp ta canım yanmıyor denmez. Genellikle ben öyle diyenlere kısaca yalancı derim. Bende yalancı olmadığıma göre. Neyse Allah herkesi doğru yola getirsin.

  Kulübede bir tane adam, iki tane kadın, bir tane ağabey ve bir tanede küçük kız çocuğu vardı.

Küçük kız:

—Anne ve teyze bu köpeğin canı çok yanmıştır. Nede olsa biz çarptık. Bence daha da acısı büyümeden veterinere götürelim, dedi.

Kızın annesi ve teyzesi kızın fikrine katıldılar.

Kız:

—Amca sence ne yapalım. Nede olsa şoför sensin.

Amcası:

—Hani şimdi ses çıkarmıyor. Büyütmemize gerek yok. Büyütülecek bir şey olsa arabadayken de bağırırdı, dedi

  Bindiğim şeyin adı yürüyen kulübe değilmiş.”araba”ymış. Ama ben adının yürüyen kulübe sandım. Meğersem öyle değilmiş.

Arabadaki bir kadın:

—Peki, tamam, dedi.

  Öteki kadın:

—Adı ne olsun kızım? Dedi.

Kız:

—Eski köpeğimin adı Cesur’du ya buda ona benzediği için bununda adı Cesur olsun, dedi.

   Ben bu ismi çok beğendim. Ne yani?2. Cesur muyum ben? Neyse ismim gibi cesur olurum İnşallah. Kıskandım ama şimdi… Hırrrrr!

  Artık herkesi tanımaya başladım. Onlarda beni sevmeye başladılar. Keşke onlarda beni anlayabilseydiler.Dediklerimi hep “hav” olarak anlıyorlar.Aslında suç onlarda değil. Ben ne desem ağzımdan “hav” olarak çıkıyor. Ne kötü şey şu anlaşılmamak. Aç olduğumu bile kimseye anlatamıyorum.

Arabadan indik. Küçük kız:

—Anne babamı ara da hastaneye gidelim.

        2.bölüm CESUR’UN SAHİBİNE ALIŞMASI              

                      

   Uzaktan bir araba bize doğru yöneliyordu. Araba evin önüne durdu. Kız ve annesi arabaya bindiler ve gittiler. Arabadaki adam herhalde kızın babası. Şimdilik kızın teyzesinin ailesiyle kalacağım. Yani ben şimdi herkesi tanıyabilirim. Beni arabaya bindiren ağabey geldi. O da çok iyi bir ağabey. Adı Ahmet’miş. Ahmet ağabey:

—Hadi oğlum seni yukarı çıkarayım, dedi.

   Ben de “Tamam” dedim. Tabi ki oda beni “Hav” olarak anladı. Çıktığımız merdiven kapalı bir yerdi. Ama yukarısı açık bir yerdi. Esiyordu. Beni oraya bağladı ve gitti. Ama sonra tekrar geldi. Elinde de tabak vardı. “YAŞASIN” galiba yemek zamanıydı. Tabakta ki yemeği başka bir tabağa boşalttı. Yemeğimi yerken yanımda durdu. Yemeğimi bitirdikten sonra tabağı alıp ve beni sevip gitti. O gittikten sonra da kimse gelmedi. Benim de canım sıkıldı ve uyudum.

   Sabah kalktığımda karşımda Küçük kızın amcası duruyordu. Ama artık benim de amcam. Elinde tabak vardı. Galiba benim kahvaltım. Evet, evet benim kahvaltım. Kahvaltımı yedim. Amca:

—Bugün sana başka kişiler tanıtacağım. Göreceksin çok tatlı kişiler, dedi.

Kim bu tatlı kişiler? Çok merak ettim doğrusu… Amca beni sevdi. Ben de onunla oynadım. Sonra o gitti. Öğlen oldu. Küçük kızın teyzesi geldi. Bana öğle yemeği getirdi. Galiba yemekte “ET” vardı. Biliyor musun? Ete bayılırım. Yemeğimi yedim. Teyze gitti.                                 

Öğleden sonra amca, yanında 2 kızla geldi. İki kızda çok iyi kızdı. Biri uzun biri kısaydı. Kısa olan bile Küçük kızdan uzundu. Kısa olan ilk başta benden korktu. Ama sonra oda alıştı. Galiba bu kızlar Küçük kızın ablaları. Kısa olan kız:

—Çok şirin bir köpek, dedi.

Uzun olan:

—Evet, ayrıca çok küçük, dedi.

   Kısa olan: 

— Ne yani? Şimdi bu bizim köpeğimiz mi?

Amca:

—Evet. Ama bu bilin ki Deniz ’in sayesinde alındı. Yoksa veterinere götürüp geri bırakacaktık.

Galiba Küçük kızın ismi  “Deniz”. Çünkü o istedi benim kalmamı… İyi ki de buradayım. Bunlar çok tatlı insanlar. Hem iyi de bakıyorlar. Neyse…

Aradan birkaç gün geçti. Bir baktım, herkes de bir kıpırtı var. Apar topar beni arabaya bindirip bir yere götürdüler. Yolda giderken Deniz adlı kızın babası şöyle konuştu:

—Yayla hepimize, en fazla da cesur’a iyi gelecek. Geceleri serin serin uyuyacağız.  Biraz korktum doğrusu... 

Gittiğimiz yer oldukça güzel ve serindi. Yayla dedikleri yer burası olmalıydı. Tam bana göre bir yerdi. Hem öyle araba maraba öyle çok geçmiyordu. Deniz ve Küçük ablası 2 katlı bir eve çıktılar. Çoktan hava kararmıştı. Akşam yemeğimi Deniz’in Küçük ablası getirdi. Ha… Söylemeyi unuttum. Beni açık bir depoya bağladılar. Çok güzel bir yerdi ve evin altındaydı. Her neyse… İşte Beni sevdi, yemeğimi verdi.

Yukarıdan bir ses:

—Hadi Aslı abla gel, dedi.

Deniz ‘ in ablası:

—Tamam. Geliyorum, dedi.

Galiba onun adı da Aslı. Aslı da Deniz kadar iyi bir kız… Ortalığı bir sessizlik çöktü. Galiba yatma zamanıydı. En iyisi ben de uyuyayım.

      Güneş tüm güzelliği ile dünyayı ısıtıyordu. Bende o sırada uyandım. Ama ne ses nede seda vardı. Galiba bizimkiler uyanmamıştı. Sadece babaları uyanmıştı. Beni severek bir yere götürüyordu. Ağaçlı bir yer. Galiba o ağaçlar meyve ağaçlarıydı. Burası cennet gibi bir yer. Burası onların bahçesi her halde. Kızların babası:

—Şeftaliler iyice güzelleşmiş, dedi.

     Bu küçük ağaç da ki meyvenin adı “Şeftali “ imiş demek ki… Çok güzel bir meyveye benziyor; ama hiç yiyeceğimi sanmıyorum. Meyveleri bir kovaya koyuyordu. Kızların babası:

—Şimdi kızlar çok sevinecek, dedi.

 Demek ki kızlar bu meyveyi çok seviyor. Yavaş yavaş güneş tepeye çıkmaya başladı. Yani öğlen oluyordu. İki kız iki tekerlekli bir aletle bize doğru yaklaşıyordu. İkisi de aynı anda:

-Baba!,diye bağırmaya başladılar.

Babaları:

—Efendim, dedi.

Kızlar:

—Cesur nerde? Dediler.

Ben de hemen yanlarına havlayarak koştum. Aslında ben “GELİYORUM KIZLAR” diye bağırıyordum; ama tabi ki de onlar beni yine “Hav” olarak anladı. Kızlar beni severek karşıladılar. Ben de onlara biraz cilve yaptım.

Aslı:

—Yerim ben bunu ya… Dedi.

Deniz:

-Biz onu sorunca nasıl da geliyor gördün mü?, dedi.

Aslı:

—Evet. Ne kadar da zeki, dedi.

Ben bu kızlara gittikçe daha çok alışıyorum. Her ikisi de çok tatlı kızlar. Ha! Büyük kızı da unutmamak gerek. O da çok güzel bir kız… Kızlar 2 tekerlekli alete binip ileri doğru gitmeye başladılar. Ben de arkalarından gittim. Bahçe bitişinde durduk. Geri döndük. Ama bu sefer eve kadar gittik. AAA… Burada bir çeşme varmış. Bağlı olduğum için görememiştim. Ben doğru çeşmenin olduğu yere gittim. Çeşmedeki su başka bir yere akıyordu. Ben de oradan içtim. Oradan geçen bir amca bana kızacaktı ki o anda Deniz ve Aslı “Cesur gel oğlum “ dediler. Amca bir şey diyemedi. Kızlar bana bazı yerleri gezdirdi. Gerçekten çok güzel bir yermiş burası…

Aslı:

-Deniz, bisiklete binecek misin?,dedi.

Deniz:

-Sen binersen neden olmasın?,dedi.

O bisiklet denen şey nedir acaba?

Aslı:

—Hadi, gel o zaman, dedi.

Ben de şunların arkasından gideyim de öğreneyim şu bisiklet denen şeyi… AAA… Benim 2 tekerlekli alet dediğim şey bisikletmiş. Aslı’nın bisikleti daha büyük ve güzeldi. Deniz’in ki ise küçük olduğundan mı bilmem Aslı’nın kinden daha az güzeldi. Ama ben nedense Aslı’nın tekerleklerini ısırmak istiyorum. Isırdığımda ise Aslı bana ”ŞŞT! YAPMA!” diye kızıyor.

Deniz:

—Yarış yapalım mı?

Aslı:

—Tamam.

Aslı:

—Hadi, 1, 2, 3, BAŞLA!

  Onlar hızlanınca ben de kendimi tutamadım. Ben de tüm hızımla koşmaya başladım. Ama onlar beni geçiyordu. E malum onlar bisiklet ile ben ise ayaklarımla…

Aslı:

—Yarış Bitti! Ben kazandım, dedi.

Deniz:

-Ama sen büyüksün!, dedi.

Ben çok üzülmüş ve yorulmuştum.Aslı 1., Deniz 2. ben ise 3.’yüm ve buda beni çok üzdü doğrusu…Bunu gören kızlar:

Deniz:

—Üzüldün mü oğlum sen?

Ben bir kez havladım.

Aslı:

—Demek ki üzülmüş. Üzülme oğlum büyüğünce sen bizi geçersin bundan emin OL! Dedi.

Neşem yerine geldi. Ciddiyim bu kızlar çok iyiler… İnsanı hemen teselli ediyorlar.

Deniz:

—Bir kez daha yarış yapalım mı? Ama bu kez ben sayarım, dedi.

Aslı “Olur” dercesine kafa salladı. Bir baktım Deniz ön de gidiyor, bir de baktım Deniz yerde… Aslı hemen onun yanına gitti. Ben de zaten ordaydım.

Aslı:

-Neren acıyor ablam?, dedi.

Deniz:

—Dizim, bacağım ve kolum, dedi.

Aslı:

—Bir defa ki yarış da daha dikkatli olursun, hadi gel seni eve götüreyim, dedi.

Deniz:

—Tamam abla.

Üçümüz de yorgun argın eve döndük. Deniz’e yazık. Hem yorgun hem de canı acıyor. Ona geçmiş olsun dediğim de bile o beni “Hav” olarak anladı. Of! Ne yapalım hayat işte. Yapabildiğin var yapamadığın var. Mesela insan kanatlanıp uçabilir mi? Tabi ki de hayır…

 Bir gün beni çarpan arabayı bir köşeye bırakıp gittiler. Ben de kendimi bu arabadan sorumlu hissettim. Orda bekledim.  Aradan bir gün geçti. Bir adam arabaya yaklaşmaya çalıştı. Ben çok sinirlendim, üstüne yürüdüm ama benden korkmadı. Çok şaşırdım. Bu sefer havladım. Ama yine korkmadı.  Beni sevmeye çalıştı. Bu çok hoşuma gitti ama yine de izin vermedim. Sertliğimi korudum. Hırladım. Biraz uğraştı, baktı ben vazgeçmeyeceğim. Bu sefer gitti. Şimdi içim çok rahat… Arabanın altına girdim yani eski yerime yattım. Sonra sahibim ve ailesi geldi. Hepsi beni sevdi. Sanki hepsinin yaptığımdan haberdardı. Sonra hep birlikte eve gittik.

Sabahleyin ilk defa kızlar benden erken kalkmış konuşuyorlardı.

Aslı:

—Of yaa… Bu gün erik toplayacağız.

Deniz:

—Bence çok eğlenceli.

Aslı:

—Tabi sen hiç iş yapmıyorsun

Deniz:

-Hııı… Sen öyle zannet, dedi.

Anlaşılan bugün çok işimiz var. Yine amcanın beni ilk götürdüğü yere gittik. Aslı’nın dediği gibi Deniz çok iş yapmadı ama ne de olsa küçüktü. Deniz’in hem teyzesi hem de amcası geldi. Öğlene kadar çalıştılar. Sonra yemek yemek için eve gittiler. Ben eriğin yanında kaldım. Çünkü eriğin yanında hiç kimse yoktu ben bu ailenin köpeği olduğuma göre kalmam gerek. Hem de çok fazla sandık dolusu erik var, ya çalınırsa… Onlar yine bir yere gittiler. Ben eriklerin yanında kaldım. 1–2 saat geçti. Bir adam geldi. Erikleri almaya çalıştı. O gün ki gibi yaptım. Havladım, hırladım. Adam korktu. Sonra bana ”Cesur, oğlum bunları almam gerek. Karşılığında onlara para vereceğim.”  Onlara güvenebileceğimden emin olmak için baktım.

—Bana güven oğlum. Dedi. Bakışları dostça idi. Biz köpekler bakışlardan niyetini anlarız. Bizim içgüdülerimiz bu konuda çok güçlüdür. Bu yüzden izin verdim.

Aradan günler geçti. Aslının babası beni her gittiği yere götürür. Hatta yol uzaksa arabasına bindirir. Bindirmediği zamanlarda arkasından koşarım. O beni çok sever. Benimle oynar ve eğitir. Hatta bir gün arkadaşım (Atik adlı köpek) ile oynarken iki ayaklı bir arkadaş hayvanla oynamaya başladık (onun adına insanlar tavuk diyorlar).Onu ısırarak oynuyorduk. Bir ara ısırınca çok hoş bir tat geldi kendimi tutamadım ve ısırmaya devam ettik. Arkadaşım Atikle ısırdıkça tavuk bağırarak kaçmaya çalışıyordu. Sonunda yakaladık ve yedik. Deniz’in babası bir gün beni çağırdı. Önüme ölmüş bir tavuk koydu ben yemeye çalıştım ama bana vurdu ve yememe izin vermedi. Tekrar önüme koydu ben önce yemek istemedim ama sonra dayanamadım yemeye başladım sahibim yine bana vurdu ve izin vermedi ama bunu yaparken bana tavuk ve benzeri hayvan yemenin yasak olduğunu öğretmeye çalıştığını anladım. Aslında onlar da bana et veriyorlardı ama yemeği ateşte bekletip (pişirerek) veriyorlardı. Deniz’le Aslı’nın babası Deniz’in söylediğine göre öğretmenmiş. Bana özel yemek getirir. Ben yerken beni sever. Ben de onu severim.

Bir akşam geç saatlerde Denizin babası arabayı çalıştırdı ve yola çıktı. Ben de hemen peşinden koştum. Ama yetişemedim. Her zaman gittiğimiz havuzlu bahçeye vardım. Orada da değildi. Daha ileri gidemedim ve orada beklemeye başladım. Burada beklerken sahiplerimin yakınlarında iken hiç görmediğim hayvanlarla karşılaştım. Burası bahçe idi ve çeşitli yiyecekler yetişiyordu. Bahçeyi o hayvanlardan korumalıydım. Onlardan zıplayarak koşan uzun kulaklı bir hayvan vardı. Onu kovaladım ama yetişemedim. Daha sonra Aslı’nın kuş diye adlandırdığı hayvanları yerden havlayarak kovuyordum. Bir de yerde sürünerek giden ince uzun bir hayvan gördüm. Hem korkuyordu benden hem de ben çok yaklaşınca da bana saldırmaya hazırlanıyor dikiliyor ve ağzını açıp “sss, sss” diye ses çıkarıyordu. Bu esnada dilinin ucu benim dilime hiç benzemiyordu, sivri ve iki uçluydu. Ben de fazla yaklaşmadım ve çekip gitti.

 Bu arada bir şey dikkatimi çekti. Bu hayvanlar söylediklerimi insanlardan daha iyi anlıyorlardı. Ben de onların dediklerin anlıyordum. Ama zaten ben onlardan daha güçlü ve akıllıyım. Baksanıza günlük bile yazıyorum.

Biraz zaman geçti. Aslı’nın amcası geldi. Bana yiyecek verdi. Beni sevdi. Beni sevdiklerinde çok mutlu oluyorum. Eve dönerken de beni arabasına bindirdi ve Deniz’lerin evine bıraktı. Deniz ve Aslı geldi. Bisikletlerini aldılar, beni çağırdılar ve gittik.

Aslı:

—Yarış yapalım mı? Dedi

Deniz:

—Peki, tamam Aslı abla, dedi

Aslı:

—Yine düşme bakalım, dedi gülümseyerek.

Deniz:

-Dalganı geç bakalım.Bir gün senin başına aynı şey gelirse ben de seninle dalga geçersem küsme olur mu?,dedi.

Aslı:

—Ben senin gibi miyim? Dedi. Ben de yarışmak istediğimi söyledim ama yine de anladılar mı bilmem.

  Yarışa başladık. Bu yarışta ben hırs yaptım yeneceğim diye. Koştum koştum ve 1.oldum. Zaten olmayacak şeye neden hırs yapayım ki… Hırs dediğin az ve öz olmalı. Öyle değil mi?

 Deniz:

—Haydi, Aslı abla gel! Dinlenme yerine gidelim. Cesur yorulmuş olabilir, dedi. 

 

Günler geçtikçe arkadaşım Atik’le yaptığım kavgalı oyunlarda onu yenmeye başladım. Artık beni kolayca yenemiyordu. İlk zamanlarda ben onun bacaklarının arasından geçebiliyordum, ama beni kolayca yeniyordu. Çünkü yeterince güçlenmemiştim o zaman…. Ama artık onun boyundayım ve ondan daha güçlüyüm. Eğer fotoğraf makinem olsaydı resmini çeker size gösterirdim. Eh bana da makine almadılar sahiplerim napiim?

            Bazı günler Deniz ve Aslı oynarken yabancı köpekler geliyorlar ve onları korkutuyorum ve yaklaştırmıyorum. Çünkü Deniz ve Aslı benim can yoldaşlarım. Onları korumalıyım.

 

        3.bölüm CESUR’UN GİDİŞİ              

 

            Günlerden bir gün Denizin Babası beni Koyunların ve tavukların olduğu bir yere götürüp oraya bağladı. Orda adamlar vardı onlarla konuştu ve daha sonra yanıma gelip başımı okşadı üzgün bir sesle şöyle konuştu:

—Cesur yeni sahiplerin artık buradaki Uğur Bey… Seni Mersin’e taşındığımız için burada bırakmak zorundayız. Çünkü sen Mersin’de sıcakta rahat edemez ve hastalanırsın. Ben ve Deniz, Aslı seni görmeye geleceğiz. Sen bizim en iyi hayvan dostumuzsun. Dedi. Bu sözlerin önceleri ne anlama geldiğini anlayamadım ama üzgün halinden artık onları sık göremeyeceğimi tahmin ettim. Daha sonra arabasına bindi ve oradan uzaklaştı. Gözden kayboluncaya kadar takip ettim. Onları şimdiden özlemeye başlamıştım. Onları bekleyeceğim; Onlar beni asla terk etmezler. Burada da başka köpek arkadaşlarım var yeni sahibim onlarla oynamama izin veriyor. Geceleri koyunları gezdirip otlatıp getiriyoruz. Bu sahiplerim de beni etle besliyorlar ama Deniz’le Aslı benim için çok farklı. Onları çok özledim. Geleceklerini hissediyorum. Bir ara onların arabasının sesine benzer bir ses duydum. Dönüp baktığımda gördüklerim beni çılgına döndürdü…

 

 

     Not: Bir Öğretmen arkadaşımın, kendi yaşça küçük ama sevgi dolu kocam yüreği olan küçük bir kızı vardı, Toros yaylalarında bir araştırma esnasında misafirleri oldum, sohbet arasında Derya keskin kızımızın arkadaşım dediği köpeğine olan sevgisini anlattı, bu arkadaşlığı günlük şeklinde not etmiş, ilgilim çekti. Günlüğünü bakmayı istedim, bana günlüğünü getirdi, bir göz attım, ilginçti, bizde kendimizden biraz tuz ve biber katarak düzenledim ve sizlerin yüksek müsaadelerinize sığınarak sizlerle paylaşmayı arzu ettim.

 

Saygılarımla

 

İbrahim BEKLER

ANKARA

 

 





İbrahim BEKLERÜye / Erkek / 1/20/2016