Felsefe ve Dinlere Göre Ruh Beden ve Ruhlar Alemi

 

Osmanlıca Yazılışı: Rûh  : روح

 

Rûh, kelimesi Arapça “gitmek, geçmek; (hava) rüzgârlı olmak; (bir şey) geniş ve ferahlık verici olmak” nefes, soluk, rüzgâr, esinti, güzel koku[ anlamlarındaki “revh “ kökünden gelen bir sözcüktür.  Arapçadaki rih, ravh ve ruh kelimeleri rüzgâr, hava, nefes, koku gibi anlamalara gelirken kavram olarak” canlılarda hayatı sağlayan unsur” manasını taşır. Grekçedeki pshue (aynı zamanda psikiyatri ve psikoloji sözcüklerinin de kökenidir)  hava ve rüzgâr anlamına gelir.  

 

Yunanca “ psyche “ Latince'deki “anima”  sözcükleri de  “nefes” ve “ canlılarda hayatı sağlayan öz ” anlamına gelmektedir.  Batı dillerinde ruh kavramı “soluk almak, rüzgâr esmek ve koku yaymak” anlamlarına gelecek şekilde” phrenes  pneuma kelimeleri ile de ifade edilmiştir. “Soluk almak” anlamındaki spirare fiili, Latince spiritus ile (İng. spirit) İngilizcede spirit ve soul sözcükleri de ruh manasına gelir.

Ruh kavramanın antik çağlardan beri vardır. Bilinen ilk medeniyet olan Sümerlerin tanrıları insan şeklinde tasavvur edilir ve Sümerlilerin tanrıları “yeme, içme, evlenme, çoluk çocuk sahibi olma, hastalanma, yaralanma, savaşma, kızma, öfkelenme, kıskanma, nefret etme”, gibi tüm insani vasıfları taşıyan varlıklardır. Sümerler ruhu  “Edimmu ” olarak anlar “Edimmu” yani ruhu bedene can veren bir öz olarak algılarlardı. Ancak insanlar ölünce ruh ile bedenlerinin bir birlerinden tam olarak ayrışmadığını düşünürlerdi.  “Bu yüzden edimmunun ölüler diyarına gidebilmesi için öncelikli olarak defnedilmesi gerekmekteydi”[1]

 

Antik Mısırlılar da ruhun varlığına inanıyor, ancak ruhun başka bedenlere girebileceği, geri dönüş yapabileceği,  aynı beden de yeniden dünyaya gelebileceği inancını taşıyorlardı. Bunun için ölülerini yiyecekleri ve eşyaları ile gömüyorlar, bedenlerini mümkün olabilecek en sağlam şekilde bırakılabilmek için mumyalıyorlardı. Mısırlılar da ruhu bedenden farklı, bedene can veren, bedenden ayrılıp geri bedene dönebilecek olan bir can özü olarak anlamışlardı.

 

Antik Yunan düşünürleri de Mısır ve Mezopotamyalıların ruh anlayışlarından az veya çok haberdarlardı. Ayrıca Antik Grek düşünürleri diğer alanlarda da olduğu gibi sorunlara kendi çözümlerini bulmaya daha çok meyilliydiler. Bu nedenle Grek düşünürleri ruh, beden, can, akıl nedir sorularına cevaplar bulmuşlardır. Homeros'a göre insanın; “thumos” ve “psychè “adlarında iki farklı canı vardı. Thumos « can-kan », kan ve nefesle ilişkiliydi ve bu can türü arzu etmeye, yemeyi içmeyi, davranmayı, dış âlemdeki fillerini sağlıyordu. İnsan ölünce, thumos canı bedenle yok oluyordu. Psyche ise Latince ‘deki anima gibi, “nefes” anlamındaydı. Uyku, baygınlık ve ölüm ile ilişkili olan ilahi kıvılcımın gölgesiydi. İnsan ölünce Psyche bedenden ayrılıyor, kim olduğunu unutarak beden dışı bir âlemde varlığını devam ettiriyordu.

 

Antik Yunan düşüncesinde Psyche ilahların âleminden insanlık âlemine düşen ilahi bir kıvılcımdı. Ruh, idealar âlemi”nde ilahlarla birlikte iken yeryüzünde doğmakla o âlemden fiziksel âleme düşmüş bir yaratık konumuna düşüyordu. . Platon'un ruh göçü kavramına göre, ruhlar bu nedenle insan bedenlerinde rahat edemiyor, insan bedenlerinde tekâmül ederek yeniden ilahlar âlemindeki konumuna gelmek için kâmil olmaya gayret etmeliydi. Antik Yunanlılardaki bu düşünce Hindu dinlerinde Nirvana, İslam tasavvufundaki insanı kâmil olma mertebesine çıkma ideallerinin bir benzeriydi. Daha doğrusu İslam tasavvufu olgun insan mertebesine ulaşma idealini muhtemelen bu fikir veya inançtan almıştı.

 

İslam tasavvufunda ruh vahdet-i mutlak ve vehdet-i vücut düşünceleri ile ifade edildiği şekilde mebde ruhun sürekli düşüş eğrisi, mead, ruhun sürekli yükseliş ivmesine girmesi şeklinde izah edilmişti. Hint Budizm’i ve İslam tasavvufundaki bazı tarikatlarda bulunan tenasüh inancına göre ruh başlangıçta bir iniş, nüzul, sonrasında ise bir yükseliş huruç aşamalarına göre belli bir yere kadar inişe geçiyor, daha sonra ise sürekli yükseliş devrine girip ruhun arındığını ve kemâle erdiği bir noktaya kadar devr ediyordu. [2] Bu iniş ve çıkışlarda eşref-i mahlûkatın özü olan ruhun kaynağı Allah’ın insana üflediği ilahi nefes oluyordu. ( bkz RÛH NEDİR RUHUN VARLIĞI HÜLUL TENASÜH DEVR VE RUH GÖÇÜ )

Herakleitos ruhu hava-ateş karışımı olan bütün evreni kuşatan bir tanrısal öz olarak görmüştü. Bu öz sıcak bir hava gibi tüm bedendi sarıyordu.  Sokrat'a göre insan ruhu görünmez, ölümsüz ve bedeni sevk ve idare eden can özüydü.  Platon ise ruhu kişinin özü, nasıl davranacağımıza karar veren varlık olarak kabul etmişti. Platon’un izah ettiği ruh varlığımızın cismani olmayan bir yanıydı. Bu cismani olmayan can özü cisimler âleminde yer işgal etmeyen ölümsüz olan bir özdü. Platon'a göre, bedenler ölse bile ruh yeni bedenlerde sürekli olarak yeniden doğuyordu (reenkarnasyon). ( bkz DEVR VE TENASÜH İNANCI İLE DEVRİYE )

Aristoteles, ruhun bitkisel, hayvansal ve akılsal olmak üzere üç işleve sahip olduğunu düşünmüştü. İbni Sina'ya göre ruh bedenden ayrı bir manevi cevherdi ve ruh bedeni bir alet olarak kullanıyordu.  İbni Sina, “insan-ı tair” (uçan insan) örneği ile bunu izah etmeye çalışmıştı. Uzay boşluğunda hiçbir madde ile bağlantısı olmayan bir ruh hâlen kendini idrak edebilip, ben diyebileceğine göre ruh bedenden ayrı ve kendi benliğine sahip çıkan bir caz özü olmalıydı.

 

Jean-Paul Sartre gibi bazı çağdaş yazar ve filozoflara göre ruh  “özden önce gelen varoluş”tur. Descartes ruhu “eşyanın zıddı olan düşünen şey” olarak tanımlar. Spinoza ‘ya göre “ilahî cevherin özellik ve tarzı”dır.  Leibnitz ruhu “kendi içine kapalı monad (teklik) alevi” olarak tanımlamıştır.

Lessing ruhu “sonsuz soluk” olarak ifade eder. Kant ise ruhu “mutlak olanı idrak etmenin imkânsızlığı” olarak görmüştür.

Ruhun bedenden ayrı olduğu inancı birçok antik pagan dinlerde de olduğu gibi semavi dinler olan İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik ’de de vardır. Bu dinlere göre insan ruhun bedensel ölümden sonra da yaşamaya devam eder.

Kuran-ı Kerim de bu inancı pek çok yerde teyit eder. Allah, Âdem’i önce çamur halindeki topraktan şekillendirmiş, ardından ona “ruh”undan üflemiş (el-Hicr 15/28-30; Sâd 38/71-72), Âdem’in soyunu ise önemsenmeyen bir sıvıdan (sperm) üretip belli bir şekle soktuktan sonra ana rahminde ona ruhundan üflemek suretiyle insan haline getirmiştir (es-Secde 32/7-9). İslamiyet’e göre Ruhun bedenden alınıp tutulmasına “teveffî”, ölüme “vefat”, ölen insana da “müteveffâ” denilmiştir.

 

Ruhun varlığını kabul eden ruhçu felsefeye ve dinlere göre ruh bedenin şekline bürünen ve duyularla algılanamayan madde dışı bir can özüdür. Ruh, canlılığı sağlayan, bedene girdiğinde beden ölene kadar bedende kalan madde dışı bir cevherdir. Başlı başına bir cevher zaman ve mekânla sınırlı olmayan, duyularla algılanamayan Allah’ın “ol” emriyle olan bir öz olmaktadır.

Tasavvuftaki anlayışa göre ruhların bulunduğu bir âlem vardır. Ruhun o âlemden bu âleme gelmesi ve bir bedene girmesine nüzul denilir. Ruhların kendi âlemlerine yükselmesine ise urûc denir. Kavis şeklinde bir yol izleyerek bu âleme gelen ruhlar (kavs-i nüzûl) yine kavis şeklinde başka bir yol izleyerek (kavs-i urûc) ruhlar âlemine dönerler.

 

RUH İLE İLGİLİ BAŞLIKLARIMIZ İÇİN LİNKLERE TIKLAYINIZ

 

FELSEFE VE DİNLERE GÖRE RUH BEDEN VE RUHLAR ALEMİ

RUH-I HAYVAN HAYVAN HAYVANİ NEDİR

RUH-I NEBATİ NEBAT VE NEBATİ  NEDİR

RUH-I CEMADİ NEDİR

GIDA-YI RUH ( MÜZİK RUHUN GIDASIDIR)

RÛH NEDİR RUHUN VARLIĞI HÜLUL TENASÜH DEVR VE RUH GÖÇÜ

AB-I HAYAT AB-I HAYVAN BENGİSU NEDİR BEYİT ÖRNEKLERİYLE

ÇEŞME-İ HAYVAN HIZIR İSKENDER VE AB-I HAYAT

 

KAYNAKÇA 

[1] Abdullah ALTUNCU, SÜMERLERĐN DĐNĐ TARĐHĐ, file:///C:/Users/a/Downloads/289543.pdf

[2] https://www.edebiyatvesanatakademisi.com/Icerik.aspx?a=/e/ARAMA/EDEB%C4%B0YAT-TER%C4%B0MLER%C4%B0-MAZMUNLAR/R%C3%9BH-NED%C4%B0R-RUH





EsaAdmin / Erkek / 8/24/2016