GÖKTÜRK DESTANLARI

 GÖKTÜRK DESTANLARI
 
Eski Türklerde “bozkurt” bir ongun, kutlu bir semboldür.
 Destanlarında atalarını kurda benzetir,”kurt ana”dan türemiş olduklarını söylerler. Bu inanış Göktürklerden önceki Türklerde de, mesela Hunlarda da vardır. Tarih içinde kurtla ilgili efsaneler değişen, başkalaştırılan anlatımlarla devam edip gelmiştir.
Göktürklerle ilgili bozkurt efsanesini Çin kaynaklarından öğreniyoruz. Çin’in Çu Hanedanı tarihinde iki ayrı şekilde rivayet edilmektedir.
Refik Özdek: Türklerin Altın Tarihi
 
Gök-Türk'ler, tarihte Türk adını Gök - Türk devlet ismi yapan ilk Türkler'dir.
Destanları Türk adını «mavi» ve «geniş» manalarıyla sıfatlandıran «Gök» sözü, burada
 kurulan devletin büyüklüğünü, genişliğini ve
 bilhassa büyük millet olma inancını ifade için
kullanılmıştır. Gök-Türk'ler bu adlarına uygun
bir davranışla, Doğu’da Mançurya hudutlarından
batı'da Karadeniz kıyılarına ve cenupta Hindistan
sınırlarına kadar uzanan ve yayılan büyük vatanda,
yine bu bü yüklükte bir devlet kurmuşlardır. Aynı
devlet M. VI. asır ortalarından VI II. asır ortalarına
kadar Türk iktidarını elinde tutmuştur.
Eski Türk devletleri içinde tarihleri kadar, milli
duyuş, düşünüş, inanış ve kuruluşları en iyi bilinen devlet, Gök - Türk Devleti'dir.
Bunun sebebi, Gök - Türkler' in, kendi tarihlerini,
kendi yazılarıyla ve «ebedi taş» lar üzerine yazarak geleceğe haber salmalarıdır.
 
Nihat Sami Banarlı Resimli Türk Edebiyat
 
 
GÖKTÜRK DESTANI
                    
Hun kavminden gelme idi Göktürkler,  
Çağlar boyu tarih bunu böyle der.
 
Başbuğları Kapanpu’yla bir ara,
Yurtlarından ayrıldılar ne çare.
 
On altı kardeşi vardı, başbuğun
Biri kurt anadan doğmaydı onun
 
On beşkardeş hepsi savaşta öldü
Kurt anadan doğma çocuk sağ kaldı
 
Bu çocuk güçlüydü yiğitti, mertti,
Düşmanına çelik gibiydi, sertti. 
 
Büyüyüp evlenme çağına geldi,
Beğenip kendine iki eş aldı.
 
Biri Yaz Tanrıçası’nın kızıydı,
Biri Kış Tanrıçası’nın kızıydı.
 
Her karısı iki erkek doğurdu,
Bu karılardan da dört oğlu oldu.
 
Büyüğüne Notuluşe derlerdi,
Kendisine güvenilen bir erdi.
 
Notuluşe  Göktürkler’e han oldu,
Sonra Türk adını kendine aldı.
 
Türk’ün çok güzel on karısı vardı,
Birinin adına Aşına derdi.   
 
Aşına’nın oğlu da hakan oldu,
Sonra da Aşına adını aldı.
 
Göktürkler Aşına soyundan gelir,
Destanlar böyle der, böyle bilinir.
 
 
 
  GÖKTÜRK DESTANI            
 
Aşına soyundan gelen Göktürkler,
Oymaklar halinde bir hayat sürer.
 
Lin denen ülkeden gelen düşmanlar,
Bir baskınla hepsinin canına kıyar.
 
On yaşında bir çocuğu tuttular,
Ayaklarını kırıp bataklığa attılar.
 
Nasıl olsa ölür gider diyerek,
Onu bıraktılar sağ olarak tek.
 
Bir dişi kurt onu aldı götürdü,
Turfan ülkesine doğru yetirdi.
 
Öğrendi düşmanlar sağ olduğunu,
Aramak üzere geldiler onu.
 
Aradılar lakin bulamadılar,
İntikamlarını alamadılar.
 
O kurt mağarada onu sakladı,
Gidip gelip durumunu yokladı.
 
Zamanla kurt çocuktan gebe kaldı,
Bu mağarada on çocuğu oldu.
 
Çocuklar büyüdü civan oldular,
Civarda her biri bir kız buldular.
 
Evlenip kızlarla ev bark kurdular,
Çoğaldılar yüz haneye vardılar.
 
Bura artık dar gelmeye başladı,
Sığışması zor gelmeye başladı.
 
Burdan çıkmak için karar aldılar,
Altayların eteğine geldiler.
 
Hakan oldu başlarına Aşına, 
Kurt başlı tuğ dikti çadır başına.
 
Göktürkler Aşına boyu denildi
Tarihlerde hep böylece anıldı.
 
 
 
 
ERGENEKON DESTANI
 
Oğuz kağan’ın soyundan,
Gelmiş bir alp erdi İl Han.
 
Gök Türkler’e kağan oldu,
Güçlü bir hükümran oldu.
 
Oklarının ötmediği,
Kollarının yetmediği,
 
Nerde ise,  hiç il yoktu,
Zulümleri gayet çoktu.
 
Tüm kavimler birleştiler,
Gök Türkler’e harp açtılar.
 
Başlarında Sevinç Han’dı,
Korkusuz bir kahramandı.
 
İl Han bunu haber aldı,
Bir hileli düzen buldu.                           
 
Topladı tüm, çadırları,
Sürüleri, aygırları.
 
Çevresini hendekledi,
Düşmanlarını bekledi.
 
Geldi beklediği düşman,
Başlarında da Sevinç Han.
 
Bir yaman savaş başladı,
Oklar, kılıçlar işledi.
 
On gün sürdü zorlu savaş,
Kanlara bulandı dağ, taş.
 
Gök Türklerin çerileri.
Sevinç Han’ı sürdü geri.
 
Toplanıp akıl yordular,
Şöyle karara vardılar.
 
Sevinç Han tedbir istedi,
Beylerine şöyle dedi.
 
“Biz bunları vuruşarak,
Yok, etmemiz zor muhakkak.
 
Bir hileye başvuralım,
Onlara tuzak kuralım”
 
Şafak vaktini seçtiler,
Birden hücuma geçtiler.
 
Moğollarla kapıştılar,
Sonra birden sıvıştılar.
 
Yenilmiş gibi yaptılar,
Hile yoluna saptılar.
 
Çadırları topladılar,
Bıraktılar ne yok ne var.
 
Çekildiler geri geri,
Gök Türkler’in çerileri,
 
Peşlerinden geldi ama
Tutuldular bir kapana.
 
Sevinç kağanın ordusu,
Kurdu Gök Türkler’e pusu.
 
Dönüp birden saldırdılar,
Göktürkler’i hep kırdılar.
 
Sevinç Han galip gelmişti,
Kaderi ona gülmüştü.
 
Savaştan sonra İlhan soyundan,
Kıyan adlı çocuğuydu sağ kalan.
 
Kıyan ve İlhan’ın yeğeni Nüküz, 
O sene evlenmişlerdi henüz.
 
Bu ikisi esir düştü düşmana,
Planlar kurdular kaçmaktan yana.
 
On gün sonra karılarını alıp,
Kaçtılar düşmandan gizli atlanıp.
 
Savaştan önceki yurda geldiler,
Orda birçok öküz, koyun buldular.
 
Kıyan ile Nüküz aileleri,
Gece gündüz yürüdüler ileri.
 
Dağlar arasında dar bir yol bulup,
Çok zor şartlar içersin de yol alıp,
 
Sürüleri ile dağlar aştılar.
Cennet gibi bir yere ulaştılar.
 
Gürül gürül akan suları çoktu,
Ormanları çayırları pek sıktı.          
 
Kuşlar uçar, geyik ceylan gezerdi,
Otlakları insan boyu uzardı.
 
Burada kalmaya karar verdiler,
Yurt belleyip Ergenekon dediler.
 
İkisinin pek çok çocuğu oldu,
Ve zamanla nüfusları çoğaldı.
 
Her aile birer uruk oldular,
Dört yüz sene bu mekânda kaldılar.
 
Artık sığmaz olmuşlardı buraya,
Bütün beyler geldiler bir araya.
 
“Atalarımızdan işitmiş idik,
Ergenekon’dan başka bir ülke varmış,
Bizim uruğumuz orda yaşarmış,
 
Düşman boylar atalarımızı kırmışlar,
Yurdumuzu ellerinden almışlar,     
 
Artık çoğalmışız korkumuz yoktur,
Bir yol bulup burdan çıkmamız haktır.”
 
Düşündüler, taşındılar günlerce,
Çıkış yolu bulsak dediler birce.
 
Bir gün bir demirci şöyle söyledi,
Halkı bu sözlerle ikna eyledi.
 
“Ben geçit verecek bir yer bilirim,
Emek vermek için değer bilirim.
 
Orada bir demir madeni vardır,
Eritip yol açmak elbette zordur.
 
Bu demir ancak bir kattır,
Eritirsek bir yol açılacaktır.”
 
Demirciyi dinlediler, uydular,
Bütün beyliklere haber yaydılar.
 
Herkes odun kömür toplasın gelsin,
Bu dağ eritilecek bunu bilsin.
 
Herkes gayret verdi biri birine,
Yığdılar o dağın uygun yerine.
 
Odunları kömürleri koydular,
Bir kat odun bir kat kömür yığdılar.
 
Dağın üstünü, sağ ile solunu,
Doldurdular kömür ile odunu.
 
Yetmiş yere yetmiş körük kurdular,
Odunu kömürü tutuşturdular.
 
Körüklerle harlattılar ateşi,
Başarıyla tamladılar bu işi.
 
Tanrı’nın gücüyle demir eridi,
Bir deve geçecek kadar yer idi.
 
Sevinç ile o deliğe baktılar,
Açılan delikten taşra çıktılar.
 
O günü, o ayı kutsal saydılar,
Kurtuluş bayramı diye yaydılar.
 
Göktürkler böylece huzur buldular,
O bayramı her yıl kutlar oldular.
 
Demir kızdırılır örse konurdu,
Önce kağan gelir çekiç vururdu.
 
Sonra bütün beyler aynı yapardı,
Göktürklerin böyle âdeti vardı.
 
Ergenekon’dan çıktıkları seneydi,
Göktürklerin beyi Börte Çene’ydi.
 
Börte Çene Göktürk soyundan idi,
Kıyan, Nüküz, uruk boyundan idi.
 
Her yana, her ile emir buyurdu,
Ergenekon’dan çıktığını duyurdu.
 
Bu habere bazıları sevindi,
Bazıları pek üzüldü yerindi.
 
Göktürkler artık çok güçlü idiler,
Eski düşmanlara öçlü idiler.
 
Eski düşmanlarla hep savaştılar,
Her savaşta zafere kavuştular.
 
Onları yendiler ve öç aldılar,
Eski yurtlarına sahip oldular.
 
İbrahim Sağır
 
 





İbrahim SağırVip Üye / Erkek / 20.01.2016