II. Yeni Şiiri Şiir Anlayışları ve Şairleri

 

 

 

 

II YENİ ŞİİRİ VE ORTAYA ÇIKIŞI 

 

 

1950'li yıllarda  Edip Cansever ,  Sezai Karakoç,  Cemal Süreya,  İlhan Berk , Turgut Uyar , ve  Ece Ayhan gibi şairlerin başını çektiği,  Garipçiler’e ve 1940 Toplumcu Gerçekçi Kuşağ'a tepki olarak doğmuş bir şiir ve edebiyat akımıdır. Garipçilere I. Yeni denmesinden dolayı, bu şairlerin oluşturduğu bu şiir tarzına da  İkinci Yeni Şiiri  denmiştir.  İsim babası Muzaffer İlhan Erdos 'tur.



1940-1950 yıllarında moda olan Garipçiler, 1950 sonra kendini tekrara ve yozlaşmaya başlar.  Hisarcılar Topluluğu , Attila İlhan ve Maviciler Topluluğu  tarafından yöneltilen eleştiriler ve daha çok da Attila İlhan ‘ın  şiirleri sonucunda Türk şiirinde yeni bir hareket doğar. 1954'te başlayarak 1960 'lı yılların ortalarına kadar devam eden, daha doğrusu on yıllık bir süreci kapsayan bu hareket, Garip şiirinden sonra gelen ikinci önemli yenilik gibi düşünüldüğü için II. Yeni Şiiri olarak adlandırılmış,  sonradan da yaygın bir şekilde kullanılmıştır.

 

1950 yılında Garipçilerin ve Toplumsal Gerçekçilerin Sosyalist görüşlere yakın duran şiir anlayışları, gelenekleri reddeden görüşleri Milliyetçi, gelenekçi, mauhafazakar kanadı harekete geçirmişti.  
Mehmet Çınarlı İlhan GeçeGültekin Samancı , Mustafa Necati Karaer, Osman Fehmi ÖZÇELİK, Hasan İzzet AROLAT ,  Yahya Benekay  ve Fikret SEZGİN adlarındaki gençler ağbi olarak gördükleri Munis Faik Ozansoy’un  akıl hocalığında bir topluluk kurmuşlardı.

 

Bu sırada II. Dünya Savaşı sona ermiş,  savaş sonrasında Batı edebiyatında Sürrealizim, Varolşçuluk, Dadaizm gibi sıra dışı şiir akımları ortaya çıkmıştı. Batı’da bombalanan şehirlerde, yakınlarını harabeler içinde kaybeden, savaşın acımasız şartlarında yetişen, sorunlu, uçuk kaçık, psikolojileri bozuk yeni nesil her şeyin, boş ve anlamsız olduğunu savunan, gerçeklerden kaçan, gerçek üstü şiirlere yönelmişti. “Bilincin kurduğu bütün düzenlerin insan ve problemlerinin çözemediğine tanıklık eden bu nesil,sadece değerlerin yıkılması, toptan inkarı, bilincin biçimlendirdiği kurulu düzene ait her şeyi reddetmekle işe başlamıştı.”[1] Batıya özen duyan genç kuşak şairlerimiz de bu etkiler altında kalmışlar, onlara özenerek aklın, anlamın, kuralların, şiir geleneklerinin hiçe sayıldığı  II. Yeni Şiirini meydana getirecek bir sürece girmişlerdi.

 

Türkiye'nin Batı bloğunda yer alması, çok partili hayata geçiş I. Yeni Şiiri’nin getirdiği kuralsızlık ve serbestlik bu gibi gençlerin Batı kültürlerinde moda olmayan Sürrealist, Dadaist, Varoluşçu şairlerin yolundan gitmeleri için daha da bir heves duymalarını sağladı.

 

İkinci Yeni,  çağdaş Batılı sanat akımlarına özenen ama birbirinden habersiz  olan gençlerin Yenilik, Yeditepe, Şiir Sanatı, İstanbul, A ve Pazar Postası gibi dergilerde dil, biçim, içerik açılarından sıra dışı özellikler taşıyan şiirler yazmaya başlamaları ile kendiliğinden ortaya çıkmaya başlamıştı. Bunu ilk fark eden Muzaffer Erdost olmuş, 1956 yılındaki Pazar Postası dergisinde bu oluşumu II. Yeni olarak adlandırmıştı. Nitekim Pazar Postası, bu tarz yazan şairlerin barınağı haline gelmeye başlamıştı.

 

TOPLULUĞUN SANAT ANLAYIŞI

 

Kimi gözlemciler kendiliğinden gelişen bu şiir tarzının I. Yeni Şiirinin yozlaşması sonucunda oluştuğu kanaatindeydi.  Bu nedenle II. Yeni şiiri manifestosu ve topluluğu olmayan bir şiir hareketi olarak kendiliğinden doğmuştu. Ece Ayhan, “Edip Cansever, Sezai Karakoç’la bir gün sokakta karşılaşsa onu tanımazdı, tanıyamazdı da. Yine de adlarımız birlikte anıldı” (1995: 25) sözleriyle, İkinci Yeni’nin bir topluluk edebiyatı olarak ortaya çıkmadığını belirtmişti. II.Yeni Topluluğu, 1956' da itibaren Yedi Tepe, Pazar Postası, Salkım, Kimsecik ve Köprü gibi dergiler bu tarz şiirler yazan şairlerin dergileri haline gelmişti. 1960'tan sonra Yeni Dergi ve Papirüs dergileri de bu kervana katıldı.  Bu dergilerde, Cemal Süreya, İlhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, Sezai Karakoç, Ece Ayhan ve Ülkü Tamer 'in benzer doğrultuda şiirleri yayımlandı.  1956'da yayımladığı Perçemli Sokak kitabıyla Oktay Rıfat da bu harekete katılmış, kitabına II. Yeni Şiirinin teorik temellerini ortaya koymayı amaçlayan bir de ön söz koymuştu.  Bu kitabı 1957'de Edip Cansever'in Yerçekimli Karanfil, 1958'de Cemal Süreya'nın Üvercinka ve İlhan Berk'in Galile Denizi, 1959'da da Turgut Uyar 'ın Dünyanın En Güzel Arabistan’ı, Sezai Karakoç'un Körfez, Ece Ayhan'ın Kınar Hanım'ın Denizleri ve Ülkü Tamer'in Soğuk Otların Altında adlı kitapları izlemişti.

 

  1. Yeni şiirde değişik imge, çağrışım ve soyutlamalarla yeni bir söyleyiş bulma amacında olan bir akımdı. Şiirlerinin amacı dilin alışılmış kalıplarını yıkmak, sözdizimini zorlamak, değiştirmek ya da bozmak haline gelmişti. Bildik şiir anlayışlarını kıran; hayata farklı bakan, dilin mantığını, şiir biçimlerini ve birikimlerini çöpe atan, aklı ve mantığı göz ardı ederek bilinçdışının dilini kullandığını iddia eden bir yaklaşım haline geliverdi. Akla değil,  şuuraltının sevk ve idaresine, anlatmaya değil sezdirmeye çabaladıklarını iddia ederek, hiçbir şey anlatmamak için bir şeyler yazdıklarını da dolaylı olarak kabul eden bir şiir hareketi olarak şekillendi.

 

İkinci Yeni'nin çıkışında gerçeküstücülük ve Breton'un derin tesirleri oldu.  “Usu boşlayan, daha doğrusu usun mantıksal işleyişine sırt çeviren bu anlayış İkinci Yeni'nin belirgin özelliklerinden” birisiydi. II. Yeni şairleri gerçeküstücülüğü bilinçli bir şekilde benimsemişlerdi. Onların şiirlerinde Varoluşçu ve Dadaist akımlarının da derin izleri vardı.

 

Bu akımlardan aldıkları etkileri alışılmamış bağdaştırmalar kurarak, herkesin farklı bir şeyi imgelemesi amacında olduklarını söyleyerek ortaya koymuşlardı.  Gerçeküstücülerin bilinç dışına yönelişlerini, çağrışımlarla zenginleşen imgeciliklerini, düş, fantezi ve alay öğelerini uygulamak çabasına girmişlerdi. Tıpkı Sürrealsit akımdaki gibi harfçiliğin (lettrisme) etkisini taşıyan örnekler aramışlardı.  

Dil mantığını bozarak farklı imgeler kurdukları iddiası içinde olmuşlardı. Söylemek istediklerini soyut  bir dille anlatmaya çabaladıklarını ifade eden bu şairler duyguyu anlatmaktan ziyade hissettirmek, hayal icat etmekten ziyade hayal kurdurmak amaçlı bir söylem geliştirdikleri inancı içindeydiler.

 

Şiirde yeni bir, şekil, ölçü,  konu veya diğer bir başkalık önermeyen bu topluluk bu yönü ile I. Yeni'nin takipçisi olmuşlardı. Garip şairlerini, şekil, ölçü vb açılarından takip etmişler ama şiirde dil, konu, imge ve duygu anlayışları bakımından kendilerine özgü bir yol izlemişlerdi.

 

Getirdikleri yeni şiir anlayışıyla, kendi dönemlerine kadar gelen şiir dilinin alışılmış kalıplarını bozarak, değiştirerek, dilbilgisi kuralları dışında dizeler kuruyorlardı. Dizelerinde özne, yüklem, tümleç ve nesneleri  istedikleri yerde, istedikleri gibi kullanıyorlardı.  Türkçenin sözdizimini ve alışılmış cümle kurma kurallarını hiçe sayan bu girişimleri nedeni ile kimleri II. Yeni şiirini şiir bile olmamakla suçlamasına neden oluyordu.  Kimileri ise onları dilin mantığını ve kurallarını bozan yozlaşmış bir şiir olarak suçlarken kimileri de onları kültürümüzü bozmak amaçlarına hizmet eden dış güçlerin maşası olmakla suçluyordu.

 

BII. Yeni taraftarı olanlar ise bu yönlerini”  II. Yeni Şiiri, Garip Şiir’inden daha ileri bir yeniliği gerçekleştirerek dilin anlatım imkânlarını olabildiğince genişletmiş, şiir cümlesinde büyük yenilikler yapmış ve sıradan gerçekliğin, görünen gerçekliğin ifadesi olmanın ötesine geçerek şiiri yeniden sanat kutbuna döndürmüştür. Bu şiirin var oluşunda Gerçeküstücülüğün, Freud'un bilinçaltıyla ilgili görüşlerinin ve Marksizmin Garip Şiir’ine kıyasla daha güçlü etkileri bulunduğunu belirtelim. “ şeklinde yorumlamıştı. [2]

 

Bazıları ise onların bu dil anlayışını “dilin anlatım  olanaklarını genişletip, şiir cümlesinde yenilik yaptıkları ve Marksizme daha yakın olduklarını göz önünde bulunduruyorlardı.

Kimileri onları şiir dilini şu şekilde görmüştü. " Tanzimat'la başlayan romantik çizgiyi değişik bir biçimde yeniden canlandıran bu harekette şiir, bir anlam sanatı olmaktan çıkar ve bir görüntü sanatı haline gelerek imajist bir karakter kazanır. Kelime ve kelimenin diğer kelimelerle ilişkisinden doğan karmaşık çağrışımlar alışılmadık görüntüler yaratır. Şairlerin kelimelerle çok oynaması, cümle yapısındaki bozmalar, mantık dışı söyleyişler ve soyutlamalar bazan aşırıya giderek ortaya "anlamsız şiir" denebilecek örnekler çıkar.

 

II. Yeni’nin  önde gelen şairleri kapalılığı daima önemsemekle birlikte, anlamsız şiire hiçbir zaman prim vermemişler ve bu şiirin aslında değişen toplumsal ve kültürel şartların ortaya çıkardığı karmaşık insanı, onun karmaşık ruh halini ve başta kadın ve cinsellik olmak üzere çeşitli sorunlarını anlatabilmek için böyle bir anlatıma yöneldiğini haklı olarak belirtmişlerdir."[3]

II. Yeni, şiirde hayal gücüne sonsuz yer vermek; edebiyatta anlam  ve sözle ilgili sanatların şiire yeni biçimlerle girmesini sağlamak; alışılmış dil kalıplarının dışına çıkmak, gündelik dili önemsememek; şiirin anlaşılır olması kaygısını taşımamak; şiirde belirli bir öykü ya da tip anlatmamak amaçları peşindeydiler.

İkinci Yeni şairleri sözcüklere bilinmedik anlamlar yüklemişler, sözcükleri gerçek anlamlarında kullanmayıp sözcüklere yeni yan anlamlar kazandırmak amacını gütmüşlerdi.  Sözcükler icat etmişler, ses benzerliklerinden yararlanarak yeni çağrışımlar sağlamak istemişlerdi.  Tüm bunlar acaip söz dizinleri oluşturmalarına çarpıcı söylemler ortaya çıkarmalarına yol açmıştı.  Şiirde anlama, konuya hatta duyguya da önem vermiyorlardı. İkinci Yeni şairlerinin şiiri geniş okur kitlesine ulaştırmak gibi bir amaçları da yoktu.

İkinci Yeni şairleri yalnızlık, iç sıkıntıları,  uyumsuzluk, çocukluğa duyulan özlem ve cinsellik ile ilgili konuları çağrıştıracak işaretler veriyorlardı.  Toplumla, gelenekle, kültürler uyumsuz ve ilgisiz oldukları gibi kendi aralarında da sağlıklı bir iletişimleri yoktu. Ne ortak çıkardıkları dergi, ne de imzaladıkları bir bildirgeleri vardı.  Siyasi yönlerden dahi tam bir ortak noktaya sahip değillerdi. Çoğunlukla Marksist olmakla birlikte Sezai Karakoç gibi içlerinde İslamcı olanlar da vardı.  Örneğin Sezai Karakoç,  II. Yeni’nin akışında şiirler yazıyorken geleneksel şiire yabancı veya muhalif olmamıştı.[4]  Geleneksel şiirin ahenk, ritim ve motif unsurlarını gerçeküstücülükle kaynaştıran bir yaklaşım sergilemişti.


TOPLULUĞA YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER:

 

Asım Bezirci,  II. Yeni’nin dikta idareleri nedeni ile “bireycilik, soyutçuluk, gerçek dışıcılık, us dışıcılık, biçimcilik” eğilimlerine artan ilgilerin nedeni ile çıktığını savunmuştu.  Attila İlhan da, İkinci Yeni hareketinin ortaya çıkışını dönemin siyasal yapısına bağlamıştı.



Aslında II. Yeni, ne Türkiye halkıyla ne de onun kapsamlı sorunlarıyla ilgili olan bir şiir hareketi de değildi. Kimileri onların şiirini “Soyut Şiir”, “Kapalı Şiir”, “Anlamsız Şiir”, “Kaçak Şiir” gibi tabirlerle ifade ediyordu.

 

Bu şiir hareketini bazı edebiyat eleştirmenleri modern Türk şiirinin “en son ve en özgün” atılımı olarak kabul ederken, bazıları ise “anlamsızlıklar sirki” ya da “edebiyatta bir skandal” olarak değerlendirmişti. Hulusi Geçgel, İkinci Yeni’nin “bağdaşık” bir akım olmadığını, dolayısıyla sanat akımlarına özgü bütünlükten yoksun olduğunu “ yazmıştı.[5]

 

İlhan Berk, “Yazıla gelen şiire bir karşı çıkıştı benimkisi” diyerek  “Birinci Yeni’nin işlevini bitirdiği, Nâzım’la gelen şiirin de ömrünü tamamladığı için II. Yeni’nin çıktığını ifade ederek II. Yeni Şiirinin niye ortaya çıktığına somut bir gerekçe koyamamıştı. 

 Attilâ İlhan, Dost dergisinin Aralık 1957 sayısında “Anlamsızlıklar Sirki” başlıklı yazısında “ İkinci Yeni’yi bir hareket ya da akım olarak değil, bir “curcuna” olarak değerlendirmişti.  Asım Bezirci ise “ İkinci Yeni hareketinin şiire bazı biçim açılımları ve imkânları getirdiğini belirtmenin yerinde olacağını, 1960’tan sonra çoğu şairlerin İkinci Yeni’nin biçim olanaklarından yararlanarak başka bir şiire yöneldikleri” görüşündeydi.

BAŞLICA II. YENİ ŞAİRLERİ


Cemal Süreya (1931-1989),  İlhan Berk (d. 1918)  Edip Canseve (1928-1986)  Ece Ayhan (1931-2002)  Turgut Uyar (1927-1985)  Sezai Karakoç (d. 1933) da II. Yeninin güçlü ve etkili şairleri olmuşlardı.

Sezai Karakoç’un etkileri 1960'lı ve 1970'li yıllarda  Cahit Zarifoğlu ,  Erdem Beyazı ve Alaattin Özdenören gibi İslâmcı şairlerin ortaya çıkmasını sağlamıştı.

Hilmi Yavuz (d. 1936) Özdemir İnce (d. 1936), ATAOL BEHRAMOĞLU  (d. 1942), İsmet Özel  (d. 1944),  Süreyya Berfe (d. 1943) ve  Refik Durbaş (d. 1944) gibi şairler genel olarak II. Yeninin etkisinde veya izinde kendilerine özgü bir şiiri geliştirmişler lakin II. Yeni’ye de uzak duramayan bir stil içinde olmuşlardı.

Can Yücel  (1926-1999)   Osman Türkay (1927-2001) da II. Yeni Şiirinin ardılları olan şairler oalrak dikkati çekmişlerdir.

 

II.Yeni Genel Özellikleri

Şiir için şiir” anlayışını ortaya atmışlar, ahlak, erdem, toplum, sosyal ve siyasal hayat ve gerçek gibi kavram ve konuları şiire sokmamışlardır.

Şiirde anlama da önem vermemişiler anlamlı olmanın şiirin amacı olmadığını savunmuşlardır. Anlam şiir için önemsizdir.  
Onlara göre şiir bir öykü anlatma aracı değildir. Şiir de öykü, olay anlatımı, ders ve öğüt vermek anlamsızdır. Şiir diğer edebi türlerden kesinkes kopmalıdır.

Şiir gerçeği betimlemek, doğayı tasvir etmek, nesnel olan şeylerle uğraşmamalıdır.  Bu nedenle nesneleri eşyaları ve görünümlerini hatta insanı gerçeküstücülükten daha da soyut şekilde ifade etmeyi amaç edinmişlerdi.
Şiirde ahenk; ölçü, durak, uyak ile değil şiirde iç musiki ve imge zenginliği ile yapılabilmelidir.

ÖRNEK ŞİİRLER

PAUL KLEE'DE UYANMAK

Uyanmak çiçek gibi dayanılmaz güzel kızlar
Ad Marginem'den asma köprüler kurmuşlar İstanbul'a
Nehirler, aylar çevirmişler o Ayla'lar, Münibe'ler
Tümü bir uzak denizde A'lar, V'ler, U'larla
Gece sarı bir evde bir iki yaprak evlerinin önünde
Açtı açacaklar dünyamızı açtı açacaklar
Bu denizi Ayla ayaklarını soksun diye getirdim
Bu dünyaları onun için açtım bu balıkları tuttum
Bir sabah çıkmak güneşler, aylar bir sabah çıkmak
Bir ağacı bu evleri sarı ters bir kuşu düzeltmek
Edibe bu sokağı al götür görmek istemiyorum
Edibe bu evleri Edibe bu göğü bu güneşleri Edibe
A'lar V'ler U'larla olmak Paul Klee'de uyanmak

Masa da masaymış ha /  edip cansever

 Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu

Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu

Tokluğunu açlığını koydu
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu

 

FAYDALANDIĞIMIZ DİĞER KAYNAKLAR

 

 

KAYNAKÇA 

 

 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya [email protected] 



KAYNAKÇA / İLGİLİ LİNKLER
1 Garip Şiiri ve Garip Şiiri Hareketi
2 Serbest Şiir ( I. Yeni , Garip Şiiri ) ve Özellikleri
3 Maviciler Topluluğu Şiir Anlayışı
4 TOPLUMSAL GERÇEKÇİLER
5 Sürrealizm (Gerçeküstücülük) İSMAİL ÇETİŞLİ
6 Dada Dadaizm Nedir ve Dadaist Görüşler
7 Cemal Süreya Hayatı ve Şairliği
8 Ece Ayhan Hayatı Edebi Kişiliği
9 Turgut Uyar Hayatı Edebi Kişiliği
10 Sezai Karakoç Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri





EsaAdmin / Erkek / 8/24/2016