Hz Ömer Ailesi Hayatı Halifeliği Zaferleri Şiirlerde Hz Ömer

Hz Ömer Ailesi Hayatı Halifeliği Zaferleri Şiirlerde Hz Ömer

Osmanlıca yazılışı : عمر

(  d. 581 - ö. 3 Kasım 644)

Ümmetimin içinde ümmetime en merhametlisi Ebû Bekir, Allah’ın emri konusunda en şiddetlisi Ömer’dir” Hz Muhammed

 “Ömer anılınca adalet anılmış olur, adalet anılınca Allah anılmış olur” Hz. Âişe

İslam'ın ikinci halifesi Hz Muhammet tarafından cennete gideceği müjdelenen on kişiden birisidir.  , Hz Muhammed’i öldürmekle görevlendirilen ama öldürmek yerine Müslümanlığı seçerek II. Halife olmayı da başarmıştır. Adaleti oluşu nedeni ile adalet timsali gösterilerek Ömer-i Faruk olarak anılmış, Bizans ve Sasniler gibi devrin en önemli iki büyük devletini mağlup etmiş, İslam topraklarını İran’da Maveraünnehir’e, Mısır’ı da alarak Sudan’a ve Habeşitan’a kadar ilerlemiş Kuzey Afrika’da Tunus’a kadar genişletip Suriye, Irak, Lübnan, Filistin’i İslam toprakları haline getirmiştir.

KABİLESİ AİLESİ DOĞUMU

Hz Ömer’in baba tarafı Adî b. Kâ‘b kabilesindendir. Adî b. Kâ‘b kabilesi Kureyş kabilesi ile önemli ilişkileri olan ve Kureyş Kabilesinin bir koludur. Adiy oğulları Mekke’nin vadilerinde yaşayan, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in dedelerinden Kusay b. Ka’b’ın liderlikleri yaptığı Mekke’nin vadilerinde ve Harem’in çevresinde yaşayan Kureyş’in Sehm ve Mahzum oğulları kolları kadar varlıklı olamayan , “ harici Kureyşliler “ olarak da bilinen bir kabiledir.  [1]  Hz Ömer’in anne tarafı ise Mahzûm kabilesinden Hanteme bint Hâşim olarak kayıtlara geçmiştir. [2]  Hz Ömer ,  Hattab ve Hanteme bint Hâşim ‘den miladi 591 yılında dünyaya gelmiştir.

 

Hz Ömer’in mensup olduğu Adî b. Kâ‘b kabilesi çölde yaşayan harici Kureyşliler olarak görülse bile Kureyşlilerin korkutacak kadar güçlü, cesaret ve kahramanlıkları ile meşhur bir kabile olduğu Hz Ömer’in Müslüman olmasından sonraki gelişen olaylardan belli olmaktadır. Ancak Adî b. Kâ‘b kabilesi Hz Osman ve Muaviye’nin dahil oldukları Ümeyye Oğulları kadar güçlü bir kabile de değildir.

Hz. Ömer’in dedesi Nufeyl b. Abduluzzâ Mekke’nin önden gelen ve anlaşmazlıklarda hakemliğine başvurulan akil adamlarından biridir. Hz Ömer’in babası Hattâb ise Müslümanlığı seçenlere en çok eziyet eden Mekkelilerin başında gelmektedir. [3]

Hz Ömer birçok kadınla evlenmiş, ilk evliliğini Zeyneb bint Maz‘ûn el-Cumahiyye ile yapmış ve bu hanımından Abdullah ve Hafsa adlı çocukları olmuştu.[4] Kızı Hafsa ise kocası Uhud savaşında şehit olunca Hz Muhammed ile evlendi. Müşrik kadınlar ile de evlenen Hz Ömer o kadınları boşamış,  son evliliğini 17 (638) yılında Hz. Ali ve Fâtıma’nın kızları Ümmü Külsûm ile yaparak Resûl-i Ekrem’le de akrabalık kurmuştu.

HZ ÖMER’İN FİZİKİ VE KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ

Hz. Ömer, sahabeler tarafından uzun boylu, iri yapılı, iri gözlü cesaret sahibi, esmer tenli biri olarak anlatılmıştır. Nitekim 26 yaşında iken Hz Muhammed’i öldürmesi için görevlendirilmiş olması Mekke’nin en çok korkulan yiğitlerinden birisi olduğunu da gösterir. Ömrünün son yıllarında “saçlarının döküldüğü,  dişleri düzgün, sakalını sarıya boyadığı, başına kına yaktığı[5]  biraz göbekli[6] bir kişi olduğu sahabelerin ifadelerinden anlaşılmaktadır.

Hayatından ve yaptığı hizmetlerden anlaşıldığı kadar sert mizaçlı, heybetli gür sesli, birisi olarak görülmesine rağmen oldukça merhametli, yumuşak kalpli, adil, acıma duygusu çok yüksek, çok kanaatkâr ve mesuliyet sahibi bir kişi olduğu ortaya çıkar.

Sahabelerin anlatılarından anlaşıldığına göre Müslüman olmadan evvel Hz Ömer’in çobanlık ve ticaret yaptığı, Suriye’ye giden kervanlara katıldığı sülalesine verilen elçilik görevini onun sürdürdüğü, savaş ve anlaşmazlıklarda Mekkelilerin elçisi olarak görevlendirilmiştir. Nitekim bu vasfından Hz Muhammed’e faydalanmış Hz Ömer’i sık sık elçi olarak görevlendirmiştir.

Güçlü, kuvvetli ve sert görüntüsüne rağmen oldukça derin bir vicdan sahibi olduğu anlaşılan Hz Ömer’in sertlikten ziyade ikna metoduna öncelik verdiği pek çok hadise ile ortaya çıkmaktadır. Görüşleri ve davranışlarına bakıldığında mala tamah etmeyen, servete, makama, önem vermeyen, kul hakkına aşırı dikkat eden, kölelerin hatta yük hayvanlarının bile fazla çalıştırılmasına karşı çıkan bir kişi olduğu ortaya çıkar. İnandığı değerlerden taviz vermemiş, ısrarcı olmuş anacak hemen her olayda Hz Muhammed ve Hz Ebubekir’e kalpten bir sadakat ile bağlı kalmış olduğunu da göstermiştir. Kaynaklardan ve tutumlarından da belli olduğu gibi alçak gönüllü mütevazı bir kimliğe sahipti.

MÜSLÜMAN OLUŞU

Kabilesi ve ailesi gibi putlara tapan Ömer, babası Hattab gibi de Müslümanlara karşıdır. Kureyş’in güçlü delikanlılarından birisi olan Ömer, Hz Hamza’nın da Müslüman olmasından sonra Hz Muhammed'i öldürmek için görevlendirilir.

Hz Ömer’in Müslüman oluşuna dair anlatılan ilk rivayet şu şekildedir.

 Hz Muhammed’i öldürmek için giderken Nuaym b. Abdullah ile karşılaşmış ve Hz Muhammed’i öldürmeye gittiğini söylemişti.  Bunun üzerine Nuaym b. Abdullah “ Amcanın oğlu enişten Saîd b. Zeyd ile kız kardeşin Fâtıma’ nın ikisi de Müslüman oldu. Sen önce onlarla ilgilen “ der. Bunun üzerine Hz Ömer önce kız kardeşinin evine gider. O sırada kız kardeşi Fatıma, Taha ve Hadid surelerinin ilk ayetlerini okumaktadır. Hz Ömer, kız kardeşini ve eniştesini döver. Başı kanayan kız kardeşi “Biz Müslüman olduk! Allah'a ve Resûlüne iman ettik. Sen istediğini yap” diye cevap verince kardeşinin kanayan başına üzülen Ömer, onlar gibi Müslüman olmaya karar verir.[7] Hz Hamza ve diğer sahabelerle birlikte Safa Tepesindeki bir evde oturan Hz Muhammed’in yanına gelir. Evdekiler kılıç kuşanmış gelen Hz Ömer’i görünce korkmuşlar ama Hz. Hamza: "Eğer iyilik için geldiyse,  iyilik ederiz! Eğer kötülük için geldiyse, onu kendi kılıcıyla öldürürüz!" deyip içeri aldırmıştır.[8] Böylece Hz Ömer, Hz Muhammed’e biat ederek Müslüman olur.

İkinci rivayet ise şu şekildedir.

Diğer rivayete göre Hz Ömer,  birlikte şarap içecek arkadaş bulmak için Kureyşlilerin içiki içmek için toplandıkları Hazvere çarşısındaki toplantı yerine gitmiş orada içki içecek ve içki alacak kimseyi bulmayınca Kâbe’ye yönelmiştir. Orada Hz. Peygamber’i Mescid-i Haram'ı kıble yapmış şekilde namaz kılarken görüp, Kâbe’nin örtüsü altına saklanmış.  Hz. Muhammed, Hâkka sûresinin 41-46. Âyetlerini okurken Müslüman olmaya karar verir. Sonra da Hz Muhammedi takip ederek evine girmeden önce yanın ayaklaşıp Müslüman olmaya karar verdiğini söyler ve Müslüman olur.  

İslam tarihçileri Hz Ömer’in Müslüman oluşu ile ilgili birinci rivayeti daha sahih bulmuşlardır. Neticede “Hattâb'ın eşeği bile Müslüman olur ama o Müslüman olmaz[9] diye düşünülen Hz Ömer, Müslüman olduğunda 26 yaşındadır. [10]

Rivayetlerden anlaşıldığına göre Hz Ömer Müslüman olduktan sonra yakınları da dâhil pek çok müşrikin evine kadar gidip Müslüman olduğunu herkese duyurmuş ancak Müslümanlığı seçen diğer Müslümanlar gibi müşriklerden dayak yememiş veya eziyet görmemiştir. Bunun bir nedeni kendisinin güçlü kuvvetli birisi olması, diğeri ise kabilesinin savaşçı, cesur ve birbirlerine bağlı insanlardan oluşması olmalıdır. Hz Ömer’in Müslüman olması ilk Müslümanlara böylece büyük bir moral ve cesaret kazandırmıştır. Onun İslâmiyet’e girmesinden sonra Müslümanlar ilk defa Kâbe’de toplu namaz kılmaya cüret etmişti.[11]

HZ ÖMER’İN HİCRETE KATILMASI

Hz Ömer, her ortamda İslamiyet’i seçtiğini ilan etmeye başlamış, elinden geldiğince Hz Muhammed’i korumuştur. Medine’ye Hicret emri geldiğinde diğerleri gibi gizlenerek saklanarak değil yanına yirmi arkadaşını alarak kılıcını, yayını kuşanarak Kâbe’ye gitmiş iki rekât namaz kılıp, Kureyş ulularına meydan okuyarak “  Kim anasını evlatsız, çocuklarını yetim, karısını dul bırakmak istiyorsa şu vadide beni takip etsin” [12]diyerek hicret etmiştir.

 

HZ MUHAMED’İN ÖLÜMÜ VE HZ EBUBEKİR DÖNEMİ

Hz Ömer, kocası Uhut Savaşı sırasında şehit düşünce dul kalan kızı Hafsa’yı Hz Muhammed’e eş olarak vermeyi teklif etmişti. Bu sayede tıpkı Hz Ebubekir gibi Hz Muhammed’in kayınpederi de olan Hz Ömer, ölümüne kadar Hz Muhammed’in yanından ayrılmamıştı.   Hz Ömer, Peygamberin yaptığı bütün savaşlarda onun yanında olmuş, Hudeybiye Antlaşması, Umretü’l-kazâ ile Vedâ haccında da onun yanında bulunmuştu. Ebu Süfyan’ın Müslüman olmasını sağlamış, Müslümanların Mekke’yi fethinden sonra Kabe’deki resimleri Hz Ömer imha etmişti.

Hz Muhammed’in ölümünden sonra Hz. Peygamber kabrine bile konmadan Ben-î Saide çardağında toplanan müminler, Medine’nin kabile yapısına uygun olarak Sa’d b. Ubade’yi halife seçmeye kalkışmış ama Hz Ömer devreye girerek Hz Ebubekir’in halife seçilmesi sağlanmıştır. Halifelik ilk önce Hz Ömer’e teklif edilmiş ancak dünyevi nimetlere ve makamlarda değer vermediği bu davranışından da açıkça ortaya çıkan Hz Ömer, Hz Ebubekir’i halife seçtirmişti.

İslam tarihinde Ridde Olayı olarak anılan bu hadiselerde ve Suriye’yi feth etmekle görevlendirilen Üsâme b. Zeyd başkomutanlığı meselelerinde dahi Hz Ebubekir’i desteklemişti. Hz Muhammed’in ölümü Hz Ebubekir’in halife olması ile bazı kabileler Müslümanlıktan çıkmış, bazıları da zekât ve vergi veremeyeceklerini ilan etmişlerdi. Hz Ebubekir’in müşavirlik ve kadılığını yapan Hz Ömer, Hz Ebubekir’in Medine’den ayrıldığı zamanlarda onun vekilliğini de üstlenmişti. 

Yemame Savaşında çok sayıda hafız ölünce Kuran’ın derlenip toparlanıp yazıya geçirilmesi hususunda Hz Ebubekir’i ikna etmiş Kur’ân’ın cem edilip mushaf haline getirilmesi için Zeyd b. Sâbit’in görevlendirilmesini “  Kur’ân’ın, hurma dallarından, yassı taşlardan ve insanların hafızalarından derlenmesini [13]sağlamıştı. ( bkz Yemame Savaşı Hz Ali ve Yemame Cengi Destanı )

 

HALİFE OLUŞU

Hastalanan Hz Ebubekir, öleceğini anlayınca imamlığı Hz Ömer’e devretmiş ölümü sonrasında Hz Ömer’in halife seçilmesi için sahabeler ile görüşmüş, yanına Hz Osman’ı da alarak yerine Hz Ömer’i tayin ettiğini herkese ilan etmişti. ( bkz Osman Hz Osman  (ö. 35/656) Hayatı Halifeliği Şiirlerde Hz Osman)   Hz Ali, bu seçime müdahil olmamış ve Hz Ömer’e o da biat etmişti.

Mekkeli Hattab'ın oğlu Hz Ömer böylece Mescid-i Nebevî’de biat alarak Hz Ebubekir’in ölümünden sonra halife oldu.  23 Ağustos 634. Halife olduktan sonra “İstişare etmeden uygulamaya konulan işler başarısızlığa mahkûmdur.” Düşüncesi ile hareket eden Hz Ömer, çatışma değil çözüm odaklı bir halifelik ortaya koymuş, ilk işi olarak Hz Ebubekir’in vefatı sonrasında başlayan Ridde İsyanları üzerine gitmek olmuştu.

 

SAVAŞLARI VE FETİHLERİ

Hz Ömer, derhal Bizans ve İran’daki Sasanileri üzerinde askerî faaliyetlere başladı. İlk büyük zaferini  Sa‘d b. Ebû Vakkās kumandasında Kadisiye savaşında Sasanilere karşı kazandı. (15/636) Kisra hâkimiyeti tez zamanda yıkılmış İslam orduları kısa zamanda İran içlerine dalmış, Azerbaycan ve Ermenistan’a kadar girmişti. Hz. Ebû Bekir ölümü sıralarında Suriye’nin fethi için gönderilen Üsâme b. Zeyd’in Suriye’deki fetihleri sonrasında yapılan Yermuk Savaşında ise Hâlid b. Velîd’in dehası ile Bizanslılar mağlup edilmiş Antakya ve Anadolu’nun bazı yerleri İslam ordularının eline geçmişti.( 636 ) Yermuk zaferinden sonra Halep, Antakya, Urfa, Rakka ve Nusaybin teslim oldu.

Yermuk Savaşından sonra sıra Kudüs’e gelmiş, İslam orduları tarafından kuşatılan Kudüs bizzat Hz Ömer’e teslim olmuştu. (16/637). Daha sonra Filistin’in sahil şehirleri teker teker fethedildi.

Antakya ve Kudüs’ün alınmasından sonra Sasaniler üzerine giden İslam ordularına takviye gönderilmiş, Sâsânî kuvvetleri Celûlâ Savaşı’nda da yenilgiye uğramıştı. (16/637) Devamında sürekli ve takviyeli akınlar Azerbaycan, Ermenistan ve Horasân'a kadar bütün İran toprakları ele geçirilmişti.[14] Bu fetih hareketli Sasani Devletinin ortadan kaldırmış ve Sasanilerin sembolü olan Direfş-i Gayvani (Gave'nin Önlüğü Sahtiyan Bayrak  ) de İslam ordularının eline geçmişti.[15] İran Hükümdarları tarafından uğurlu kabul edilen  Arap Çöllerinden gelerek İran’ı  ele geçiren Dahhak’ın kanlarını taşıyan bu bayrağın düşmesiyle Sasaniler tarihe gömülmüş, İran  bu kez de Hz Ömer tarafından  eline geçirilmişti. Ahvaz ve Horasan’a kadar ilerleyen İslam orduları ile Türkler karşı karşıya gelmişti. Bu karşılaşma iki asır boyunca Türkler ve Araplar arasında çok çetin savaşlarla devam etti.

Sa‘d b. Ebû Vakkās, Kûfe’yi, Utbe b. Gazvân’a da Basra’yı ordugâh haline getirmiş, Nihâvend zaferiyle Sûs, Hûzistan ve Musul da  ele geçirilerek Irak’ın da fethi tamamlanmıştı (21/642).

Diğer yandan Amr b. el-As komutasındaki İslam Orduları Mısır’ı ele geçirmiş, akabinde Tunus’a kadar uzanacak olan Kuzey Afrika fetihleri başlamıştı. (642) Mısır’ın fethi üç yılda tamamlandı (19-21/640-642).

Hicretin 23. Yılında  (m. 644) Basra valisi Mugire b. Şu'be'nin Hıristiyan kölesi Ebu Lu'lu'a Firuz sahibi ile ilgili şikâyetini kölenin isteğine muhalif haksız bulan Hz Ömer’i bıçakla karnından yaralamış ve Hz Ömer bir gün sonra şehit olmuş türbesi Hz. Ebubekir'in yanına yapılmıştır.

 

TEŞKİLATÇILIĞI VE YÖNETİMİ

Hz Ömer, devletini “Valilerimden birisinden zulüm görüp de haberini aldığım takdirde o zulmü ortadan kaldırmamışsam ben zulmetmiş olurum” anlayışıyla yönetti.

Hz Ömer diğer yandan devlete gelirlerini ve mal varlığını beytülmal adı altında sisteme sokup intizam altına aldı. Gelir ve giderleri gösteren defter tutma sistemini getirerek maliyeyi disiplin altına aldı. Devletin tüm gelir ve giderlerini Beytülmal adını verdiği bağımsız bir kurula bırakmış, askerleri, maaşları, ganimet, haraç cizye gibi gelir ve giderleri kayıt altına alacak memurluklar tahsis etmişti. Tüm bu görevleri “ Divan “ adı altında toparladı. [16]  Beytülmâl gelirlerini ve toplanmış olan gıdaları fakir Müslümanlara dağıtmak hususuna çok özen göstermiş, dul, yetim ve yoksullara yardım etmek konusunda çok titiz davranmıştır

Hz Ömer, kadılık müessesini kurarak doğruluk ve adaletiyle herkesi hayran bırakacak bir yönetim inşa etmişti.  Bu nedenle ona “Hak ile bâtılı birbirinden ayıran “ anlamında Faruk lakabı ve “  emîrü’l-mü’minîn” unvanı verilmişti. Zamanında imar faaliyetlerine de önem veren Hz Ömer dört binden çok cami ve mescit yapılmasını sağladı. [17] Nehr-i Emir el-Mü’minin denilen Nil Nehrini Kızıldeniz’e bağlayan kanalın açılmasını sağlamış[18] (18/639) Mısır’dan Arabistan’a mal ve hizmet taşınmasını kolaylaştırmış, Mısır ve Medîne yolu çok kısalmıştı.

Devleti Kuran ve Sünnet hükümleri ile yönetmiş, müşkül konuları ise şuraya ve akiller heyetine danışarak çözmüştür. Bir çeşit meclis oluşturmuş bu meclislere ensar ve muhacirler de çağrılmış, zamanında Arap milleyenciliğine izin vermemiş, sonradan Müslüman olanlara bir ayrım yapmamıştır.  

Cizye, haraç ve zekât toplama işlerini intizama sokmuş,[19]  bu işlerle görevli Âmilleri ve Valileri denetlemeye tabi tutmuş, bir çeşit teftiş kurulu da oluşturmuştu.

 

HAKKINDA İTHAMLAR

“ Hz. Ebû Bekir’den sonra Müslümanların en faziletlisi ve hilâfet makamına en uygun sahâbî olduğuna inanılan”  Hz Ömer,  Hz Ebubekir’in ölümünden sonra Hz Ali’nin hakkı olan halifeliği gasp etmekle suçlanmış, bu nedenle Şiiler tarafından pek sevilmemiştir. Ancak kaynaklar Hz Ali’nin  Ömer’in halife seçilmesine itiraz etmediği yönünde bilgiler vermektedir.

 Adil merhametli ve adaletli oluşuyla tanınan Hz Ömer’in Nil nehrinin taşmaması için nehre genç kız kurban edilmesi geleneğini ortadan kaldırdığı ve taşmaması için Nil Nehrine emirname gönderdiği verdiği rivayet edilir. ( bkz Nil Nehri Eski Edebiyatta Beyitlerle Nil )  Şiiler Hz Ali’nin yerine halife olduğu için ona karşı çıkmışlar,  Hıristiyanlar ve batılı aydınlar ise İran ve Mısır’ın fethinden sonra fethedilen topraklardaki kütüphaneleri yakıp yıktırmak eski devrilere ait belgeleri ortadan kaldırmakla itham etmişlerdir.  

İran’ın fethi için görevlendirdiği komutanların kendi zamanında ve  daha sonraki dönemlerde çok sayıda insan katlettikleri için de suçlanmıştır.

 

ŞİİR MÜZİK HİTABET VE OKUMA  MERAKI

Hz Ömer’in okuma yazma bildiği,  babasından okuma yazma öğrendiği gençliğinden beri şiire ve müziğe çok meraklı olduğu hatta halifeliği zamanında dahi şairlere özel ilgi gösterdiği ve şiirlerini okuyup takip ettiği ifade edilmiştir. “Hz. Ebû Bekir ile birlikte Kureyş’in en fasih konuşanları arasında yer aldığı söylenen Hz Ömer’in  Züheyr, Nâbiga ve Abde gibi tanınmış şairlerin şiirlerini gençliğinden beri dikkatle dinlediği rivayet edilen Hz. Ömer’in bunları okuduğu, birçoğunu ezberlediği, halifeliği döneminde kabilelere ait divanların derlenmesini istediği bilinmektedir. “[20]Züheyr’in şairliği konusunda Gatafanlılarla yaptığı konuşma bunun delilidir. Zaten Züheyr’in şiirlerinin neredeyse tamamının korunarak günümüze kadar ulaşması, diğer birçok şairin şiirleri gibi unutulmaması, Hz. Ömer’in verdiği hükmün doğruluğunun kanıtıdır.[21]

Hz. Ömer, şiir ve şairler hakkında çeşitli hükümler de vermiş, şiir bilgisine ve edebî zevke sahip kişilerle bu konularda müzakereler yapmıştır.[22] Hz. Ömer’in şiirlerle ilgili özlü sözlerinin de bulunması onu şiire ne kadar düşkün olduğuna da delildir.  

ŞİİRLERDE HZ ÖMER

Şairlerimiz halifeler ve Hz Ömer hakkında çok sayıda kasideler yazmışlar,  divanlarına ve mesnevilerine Cihar yar-ı güzine övgüler dizerek dualar ederek mersiyeler yazarak başlamışlardır. Hz Ömer, şiirlerde adil, adaletli, doğru, dürüst, cömert ve cesaretli oluşu ile anılır.

Derlerse sezadır Ömer’in adına Faruk
Fark-ı feleği adli günü eyledi me’va Yahya Bey

Anı ki iki hacibin kıldı cemalin iline
Eğri otur u toğru di adl-ı Ömer değil midir? Kadı Burhaneddin

Kenar-ı Dicle'de bir kurt aşırsa bir koyunu
Gelir de adl-i Ilahi sorardı Ömer’den onu Mehmed Âkif[23]

KAYNAKÇA 


[1] İsmail KAYA, HZ. ÖMER VE AİLESİ, Yüksek Lisans Tezi, ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ, ERZURUM - 2013
[2] MUSTAFA FAYDA, “Ömer “ https://islamansiklopedisi.org.tr/omer
[3] İsmail KAYA, HZ. ÖMER VE AİLESİ, Yüksek Lisans Tezi, ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ, ERZURUM - 2013
[4] MUSTAFA FAYDA, “Ömer “ https://islamansiklopedisi.org.tr/omer
[5] İbn Sa’d , Tabakât, III, 297; Muhibbuddîn et-Taberî, Ebû Cafer Ahmet b. Abdillah, (İsmail KAYA, HZ. ÖMER VE AİLESİ, Yüksek Lisans Tezi, ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ, ERZURUM – 2013 )
[6] İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Ömer Maddesi
[7] Muhammed Gazalî, Fıkhu’s-Sîre, Risâle yay. İstanbul 2008, Trc. Resul Tosun, s. 120.
[8] Nu’mânî, Şiblî, Son Peygamber Hz. Muhammed, (Çev. Yusuf Karaca) İz Yay. İstanbul 2012, s. 157-158.
[9] İbn Hişâm, Sîre, I, 318-319; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, II, 432 ;Muhammed el-Hudurî, Nuru’lYakin fi Sîreti Seyyidi’l-Murselîn, (Thk. Ali Abdulmecid Ebu’l-Hayr), Dâru’l-Hayr, Beyrut 1996, s. 47- 48.
[10] MUSTAFA FAYDA, “Ömer “ https://islamansiklopedisi.org.tr/omer
[11] MUSTAFA FAYDA, “Ömer “ https://islamansiklopedisi.org.tr/omer
[12] İbnü’l-Esîr, Usdu’l-Ğâbe, s. 901;Suyûtî, Târîhu’l-Hulefâ, II, 130’dan alıntılanarak İsmail KAYA, HZ. ÖMER VE AİLESİ, Yüksek Lisans Tezi, ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ, ERZURUM - 2013
[13] Yıldırım, Suat, Anahatlarıyla Kur’ân’ı Kerîm ve Kur’ân İlimlerine Giriş, Ensâr Yayınları, İstanbul 2009, s. 63-64
[14] Apak, Adem, Anahatlarıyla İslâm Târîhi, Ensar Yayın Evi, İstanbul 2011.
[15] https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/direfs-i-gayvani-gave-nin-onlugu-sahtiyan-bayrak/5053
[16] Erkal, Mehmet “Beytülmal” , DİA, VI, 90.
[17] İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Ömer Maddesi
[18] Neşet Çağatay, Başlangıçtan Abbasilere Kadar İslâm Târîhi, s. 364, 365
[19] Çağatay, Neşet, Başlangıçtan Abbasilere kadar İslâm Târîhi, Türk Tarik Kurumu Basım Evi, Ankara 1993, s. 354
[20] MUSTAFA FAYDA, “Ömer “ https://islamansiklopedisi.org.tr/omer
[21] Muammer SARIKAYA, HZ. ÖMER VE EDEBÎ ELEŞTİRİ, İ.Ü. Şarkiyat Mecmuası Sayı 23 (2013-2) 187-211
[22] Muammer SARIKAYA, HZ. ÖMER VE EDEBÎ ELEŞTİRİ, İ.Ü. Şarkiyat Mecmuası Sayı 23 (2013-2) 187-211
[23]  Beyit örnekleri “ İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Ömer Maddesi” nden alınmıştır.





Şahamettin KuzucularAdmin / Erkek / 1/20/2016