YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU BİR SÜRGÜN HAKKINDA KONUSU ÖZETİ

 
 
 
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU BİR SÜRGÜN
 
Bir Sürgün adlı roman  Yakup Kadri ‘nin ilk önce Ulus Gazetesinde tefrika edilmiş olan (sayı 5840-5935) ve daha sonra da yine Ulus Basımevi,  tarafından 1937 yılında basılarak [1]kitap haline getirilen ve 1938 yılında da satışa sunulmaya başlayan bir eseridir.  Yazarın ilk  baskısı çok dikkat çekmeyen bu romanın ikinci baskısı ancak 1945’te yapılabilmiştir.
 
Yakup Kadri, Hugo,  Falaubert ve Zola’nın tesirinde olan bu nedenle de Abdülhamit döneminden başlayarak 1965'li yıllara kadar her romanında Türkiye’nin bir dönemini anlatan bir romancı olmaktadır. Nitekim en son romanlarından birisi olan bu romanı en son yazdığı üç romandan birisi olduğu halde dönem olarak yazdığı dönemlerin ilkini oluşturur.  Roman D,r. Hikmet adlı kahramanının  hayatı üzerinden  1908 yılına kadar ki Abdülhamit dönemini anlatmaktadır.  İlk Sürgün adlı roman  ele aladığı dönem itibari ile Kiralık Konak  , Nur Baba ve Hüküm Gecesi ’nde anlatığı döenmelerin öncesini ele almaktadır.
KİRALIK KONAK’ta  Yakup Kadri Karaosmanoğlu`nun Osmanlı Devleti`nin çöküş dönemini, İstanbul`da batılılaşma ile geleneksel değerlerin, kuşaklar arasında yol açtığı çatışmaları, Sodom ve Gomore’de  işgal yıllarında İstanbul’da oluşan Batı hayranlığı, çıkarları uğruna ülkesini satanlar,   düşman subaylarıyla aşk serüvenleri yaşamak için çırpınan Türk kızlarını, Nur Baba ,1914 -1915 senelerinde yazılmış ve “din ve kültür müessesindeki bozuluşu”  bir Bektaşi Şeyhi’nin  yozlaşmış hayatı, aşkları ve evlilikleri konusunu işlemiştir. Hüküm Gecesi  adlı romanında ise 9 Haziran 1910 öncesindeki olaylar ile Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın öldürüldüğü 11 Haziran 1913 sonrasızındaki olaylar romanın konusudur.  [2]Yaban adlı romanında ise Milli Mücadele Dönemini ele almış ve bu dönemde köylü ile aydın arasındaki kopukluk ve farkları dile getirmiş, [3]  Ankara  adlı romanında ise Ankara kavramından yola çıkarak inşa edilen yeni Türkiye'deki sosyal gelişmeleri yeni bir sistemin ortaya çıkışını ve bu aşamaları oluşturan üç dönemi birbirine bağlayarak anlatmıştır.
 
İlk Sürgün adlı roman, 1907 den önceki yılları Dr. Hikmet’in batı hayranlığı ve Paris’te yaşama düşlerinin yol açtığı serüvenler ve hayal kırıkları üzerinden anlatmaktadır. Bilindiği gibi o yıllarda Jön Türklerin batı ve Paris hayranlığı had safhadadır ve Paris batılı hayranı olan Türklerin çekim merkezi olmaktadır.
 
 
ROMANIN KONUSU
 
İzmir’e sürgün gönderilen Dr. Hikmet İzmir’den çok bunalmakta, bu şehirden çok sıkılmaktadır. Ana dili gibi Fransızca öğrenmiş olan Dr. Hikmet’in tüm hayli bu çirkin şehirden gidip Paris’te yaşamaktadır. Sürekli olarak Fransızca yayınlar okumakta, Paris’te yaşamanın hayali kurmaktadır. En sonunda içindeki sese uyarak Paris’e gider. Lakin hayalini kurduğu Paris ile gerçekteki Paris bir birine uymamaktadır.  Dr. Hikmet’in Paris hayranlığı ilk geldiği günden itibaren derin bir hayal kırıklığına uğrar. Paris’e geldiği günden başlayarak yalnız sarsılmakla kalmamış, yerini yeni bir arayışa bırakarak bir düşünce bunalımına düşmüştür.
 
ROMANDAKİ KARAKTERLER
Dr. Hikmet: Paris hayali ile yaşayan sürgün geldiği İzmir’den nefret eden ,  en sonunda  Paris’e giden ama hayal kırıklığı yaşayan pasif bir karakterdir.. Kendisinden memnun olmayan Fransız hayranı marazi bir kişidir.
Ragıp Bey: Fransa’da yaşayan ve Dr. Hikmet’in rehberi olan  iyi yürekli bir adamdır. Dr. Hikmeti Jön Türkler ile tanıştırır
Arlette: Dr. Hikmet'in Paris’te âşık olduğu ama bu ilişkisini sürdüremediği Fransız kızdır.
 
BİR SÜRGÜN ROMANI ÖZETİ
 
Kordon boyunun sıcak kaldırımları üstünde akşamın ilk gölgeleri uzanma€a başlamıştı. Doktor Hikmet, garsona üçüncü şopunu ısmarladı ve yanan avuçlarını masanın mermerine dayadı.[4]
 
Doktor Hikmet, İzmir’e sürgün edildiği için oldukça sıkıntıya girmiş, bu nedenle de çöktüğü için yaşından büyük gösteren orta yaşlı biridir.   Dağ mahallesindeki evinde geçen  sıkıntılı günlerinde ise bol bol kitap okuyarak kendisini teskin etmeye çalışan kültürlü bir adamdır. Dr. Hikmet’in zamanını geçirdiği yerler yabancıların devam ettiği bir kahve ve birahaneyle, yine yabancı yayınların satıldığı bir kitapçıdır
En sevdiği işlerden birisi de kitapçıları gezmektir. Her hafta Guraba Hastanesi’nden çıkıp  “Abajali’nin” kitap mağazasına gitmekte o hafta gelen bütün kitapları ve dergileri gözden geçirmektedir. “Ve bunun ucunda da Je sais Tout [Her şeyi bilirim] ibaresi okunuyordu. Doktor Hikmet bu kaba,  yüksek bir sanat eseri seyreder gibi hayran hayran baktıktan sonra mecmuanın sahifelerini çevirme€e başladı.
 Kitap mağazaları onun en çok vakit geçirdiği yerlerin başında gelir.   Saatlerce inceleyip bir iki kitap almadan da mağazadan dışarı adım atmaz.
Bir gün kitapçıda gazete ve mecmualara bakıp ayrıldıktan sonra bir birahaneye gider.  Burada  bir bira bardağından arta kalmış su çemberi içinde dönüp duran karıncayı görmüştür. Zavallı karınca bardağın içinde dönüp dolaşmakta ama dışarı çıkamamaktadır. Karıncanın bu halini görünce karınca ile kendisi arasında bir bağ kurar. Çünkü kendisi de buraya sürgüne geldiğinden beri buradan ayrılmak, bir yerlere gitmek gezip dolaşmak istemekte, ama tıpkı bu karınca gibi kaldığı yerden kurtulup gidememektedir.
 Bunları düşünürken limandaki vapurlardan birinin sesi duyulur. Doktor Hikmet, bir gemiye binerek uzak diyarlara gitmek arzusunu bu düdükle hatırlamış daha da bir üzülmüştür.
 
Doktor Hikmet, okuduğu kitaplardan pek çok ülke hakkında pek çok şey öğrenmiştir. Ancak bildiği bu ülkelerden hiç birine gitmemiştir. İşte bu sesi onu çağırmaktadır. Fakat Doktor Hikmet “ kalk gidelim “ diyen bu davete uyamaz, bir türlü de buradan gidemez.
 
Doktor Hikmet, dördüncü bira şişesini içtikten sonra Paris’e giden vapura binerek ülkeden ayrılır. Vapurda birçok insan vardır.
Dr. Hikmet’in kaçma gerekçesinin altında siyasal bir neden de yoktur.  Ama Abdülhamit devrinin baskısından kurtulmak ve özgürlük istemektedir; Kurtulmak istediği, “ Kordon’un sidik ve çürük meyve kokan loş kaldırımları, Kemeraltı’nın pis, sünepe görünümü, kısacası onu boğan çevre, yaşadığı ortamdır.”
 
Doktor Hikmet vapurda biriyle tanışmış ama ondan da uzak durmuştur. Ertesi gün “Nigare” vapuru Pire limanını varır . Doktor Hikmet’in karaya çıkarak bir şeyler satın alır.
 
Sonunda Paris’e gelir. Fakat daha ilk andan itibaren bir hayal kırıklığı yaşar. “Hugo’dan, Balzac’tan, Bourget’en öğrendiği düşlerindeki Paris ile gördüğü Paris oldukça farklıdır. “ bütün bir silsile sanat dehasının meşhurları, bu koca şehri, onun muhayyelesine bir feerik dünyanın parıltılı gölgesi gibi aksettirmiş”tir. [5] Gerçekle hayal, edebiyatla hayat arasındaki ilişkiyi kuramamış, soyut bir biçimde kavradığı Paris ona çok kötü bir şehir olarak görülmüştür.  
 
 
Paris’te girdiği bir lokantada bir kadının bulunduğu masaya oturur ve o kadınla tanışır. Fakat bu Fransız kızı ile düzgün bir ilişki de kuramaz. Daha sonraki günlerde bir Türk bulmak amacıyla aranmaya başlar. Rağıp Bey ile tanışır. Rağıp Bey ona yardımcı olur ve onu Paris’teki Jön Türkler ile tanıştırır.Fakat günleri oldukça sıkıcı geçmektedir. Parası da tükenmiştir. Babasına bir mektup göndermek zorundadır ama ne şekilde yollayacağını dahi bulmak için çok uğraşır.
Düşlerindeki Paris’ini bulamayışından ötürü, Jön Türklere sığınır Fakat onlar da çok sığ düşünceli, yavan bilgili insanlardır.  Belirli bir ideolojiye tutunamamış kadınlarla olan ilişkilerinde de çok acemilik çekmiştir. Beş parasız kalınca, parasız kalınca sevdiği kız da kendisini terk eder.  Dr. Hikmet’in artık gidecek yeri de yoktur. Bu duygu onu yılıma götürmektedir
.  
YAKUP KADRİ İLGİLİ LİNKLERİMİZ 
 
 
[1] Atilla Özkırımlı,  İlk Sürgün , Birikim Yayınları, 1980 baskısı önsözü , 29 Kasım 1979
[4] YAKUP Kadir Karaosmanoğlu, İlk Sürgün , Birikim Yayınları, 1980,s.13
[5] YAKUP Kadir Karaosmanoğlu, İlk Sürgün , Birikim Yayınları, 1980,s.17





Bengisu KUZUCULARAdmin / Kadın / 1/20/2016