Eskici Hikâyeleri- BAYRAM ŞEKERİ
AYIN YAZISI

BAYRAM ŞEKERİ

 

-Selaaamın aleyküüüm...

Tanıdık ve vurgusuna alışık olduğum bir selamdı. Aynısıyla karşılık verdim.

- Ve aleyküüm selaaam...

-Nasıl gidiyor, her şey yolunda mı?

- İyidir... Çok şükür. Siz...

Diyordum ki adamın arkasında duran uzun boylu genci gördüm. Nerdeyse iki metre vardı boyu. Simsiyah dalgalı saçları, siyah sakalıyla zamane gençlerinin moda görüntüsündeydi. Yorgun gözleri, etrafa ilgisiz bir şekilde bakıyordu. Rahat bir yer bulsa hemen uyuyacak gibiydi. 

Tanıdık adam, eliyle onu gösterip;

- Arkadaşa bir şeyler bakıyoruz, dedi.

- Bakalım...

Uzun boylu arkadaş, uzanıp masadaki bayram şekerlerinden birini aldı. Kâğıdını soyup ağzına attı.

- Arkadaş ev düzüyor. Yatak odası, mutfak, oturma grubu falan...

- Biliyorsunuz, hangi tarz isterseniz o tarz döşeriz evleri... Her çeşit eşyamız var. Modern olur, klasik olur, köy tipi olur...

Uzun boylu genç, birdenbire bağırdı:

- Türkiye şekeri bu!..

Susup ona döndük.

- Evet, dedim.

Gözleri dolu dolu oldu. Elindeki şeker kâğıdını gösterdi. Çöpü sorduğunu düşünüp,

- Tam arkanızda, dedim.

Arkasını döndü, kâğıdı çöpe atmadı. Avucunda buruşturup iyice sıktı. Diğer adamla birlikte ona bakıyorduk. Tekrar bize döndüğünde gözleri kıpkırmızıydı. Ağlamamayı başarmıştı ama yutkunuyordu. 

Çocukken yediğimiz şekerlerdendi. Sütlü karamel... Yuvarlak formda, ortasında minik çukur olan... Bazen "Göbekli" bazen "Gamzeli" dediğimiz... Almanya'daki Türk marketinde görünce, "Bunsuz bayram olmaz." demiş, adeta üstüne atlamıştım. Dükkânda, satılmayı bekleyen kristal şekerliklerden birini yıkayıp şekerleri ona koymuş, girişteki masaya bırakmıştım. Bayramı bilenler; Kosovalılar Bosnalılar, Araplar şekerlerden "Bayram mübarek" dilekleriyle alıyordu. İsviçreliler alırken soruyor, tadına bakıp beğeniyorlardı. Biri üstündeki yazıyı kendi telaffuzuyla okumuş "Süt... lü... ne demek?" diye sormuştu. " Mit milk" deyince "İlk defa sütlü şeker yiyorum, çok güzelmiş." demişti.

Uzun boylu, genç arkadaş, son bir kez yutkunup;

- Türkiye şekeri... dedi. 

Onu dükkâna getiren adam, elindeki tesbihi parmaklarında sıkıştırıp uzun, gencin omzuna vurdu.

- Hadi lenn hadi... Hemen dağıldın, dedi.

Sonra bana döndü:

- Arkadaş ilticacı... Yeni geldi, işlemlerini yaptık, evini döşeyecektik. 

- Toplu alış veriş yapanlara, toplu indirim yapıyoruz zaten biliyorsunuz, dedim.

-Biliyorum da...

Dönüp gence bir daha baktı. Genç adam masum, ağlamaklı bir ifadeyle bakıyordu. İçim bir tuhaf oldu. Üzüldüm. Neredeyse "Ah canım benim... Eğil eğil." diyecek, o eğilince başını omzuma dayayacak, onunla birlikte ben de ağlayacaktım. 

Adam, genci omzundan tutup çevirdi, kapıdan dışarı itti.

- Yürü len yürü... Memleketi bölmek için önce dağa çıkıyonuz. Allem edip gallem edip sonra buralara geliyonuz. En sonunda bir bayram şekeriyle çocukluğunuza geri dönüyonuz. Ulan hepiniz mi böylesiniz?.. 

Bana dönüp;

- Bir daha buraya kimseyi getirmeyeceğim. Seni görenin dengesi şaşıyor. Biri anasını özlüyor, biri nenesini özlüyor, aha şimdi biri de çocukluğunu özledi... Ne bu yaa... Dedi.

Çıkıp gittiler dükkândan.

Doğan Cüceloğlu' nun dediği gibi İnsanın vatanı, çocukluğudur. Biz de vatan özlemimizi çocukluk hatıralarımıza sığınarak yaşamıyor muyuz?

Bayramın ve bayram şekerinin böyle bir büyüsü yok muydu?.. Şekerlikteki her renk şekerin bir araya gelmesi gibi bütünleştiren bir büyü...

 

 





Seferi (Nurcan Bedir Ören)Admin / Kadın / 6/19/2016