Eskici Hikâyeleri- Kolomb'un Yumurtası
AYIN YAZISI

Kolomb'un Yumurtası

   Dükkânı devraldığımız ilk dönemler, büyük bir temizliğe girişmiştik. Normal günlerde müşteri akışı da olduğundan, rahat çalışmak için pazar günleri de geliyorduk. 

   Mutfak eşyaları, minik objeler, biblolar, kıyafetler, ayakkabılar, çantalar... Hepsinin yerlerini değiştirdik, yeni dolaplar, raflar kurduk, çok amaçlı askılar düzenledik. En çok da lambalar bölümünde vakit geçirdim. Yeni geleni öncekinin üstüne atmışlar. Kırılmış, bozulmuş, kablosu yırtılmış, parçası kaybolmuş yüzlerce lambayı çöpe; metallerini, camlarını, elektrik aksamlarını parça parça ayırarak attım. 

   En son kitaplık bölümü kaldı. Ben düzeltmeye girdiğimde dökülüp saçılmış kitap dağlarının arasında önce ne yapacağımı bilemez bir şekilde kaldım. Bir müddet sadece gözlerimle dokundum. Sonra yemek kitapları, ansiklopediler, gezi kitapları, bilimsel kitaplar, "Altdeutsche schrift" eski harfli kitaplar, dinî kitaplar, çeşitli inciller, ilahi kitapları, müzik notaları, romanlar, romanlar, romanlar... Her birini çeşitlerine göre ayırıp farklı kitaplıklara dizmeye başladım. Türkiye'de olsam, bu işi yine ben yapardım. En sevdiğim iştir, kitaplık düzenlemek... 

   Ne çok yemek kitabı vardı. Eski patron, yemek kitaplarının çok satıldığını söylemişti. Sanırım çok da geliyormuş. Elime geçen bütün yemek kitaplarını bir köşeye yığmaya başladım. Serî kitaplar, sebze yemekleri, makarnalar, mangallar, etler, balık yemekleri, pilavlar, kahvaltılıklar, içecekler, tatlılar, pastalar, yumurta yemekleri...

   Sonra o köşeden alıp serîleri numaralarına göre dizdim. Broşür gibi olanları bir yere, ansiklopedi gibi olanları bir yere... Daha sonra konularına göre ayırdım. Bütün gün çalıştım. İyi ki en sona bırakmışım kitaplığı. Belim, kolum bacaklarım ağır bir "Kraft gym training" yapmışım gibi ağrıyordu. Neredeyse sürüneceğim, zar zor çıktım kitaplıktan. Bu arada aynı olanları bir araya getirmekten, gözlerimin alıştığı isimleri de bir anda görüyordum. Ağır aksak yürümeye çalışırken yemek kitaplarından oluşan tepenin zirvesinde Das Ei Des Kolumbus (Kolomb'un Yumurtası)'nı gördüm. 

   - Aa... Bunun burada ne işi var?.. 

   Kolomb'un Yumurtası; yapılması zor gibi görünen ancak kolayca çözülebilen, fakat kimsenin de aklına kolay kolay gelmeyen çözümler için kullanılan bir söz. 

   Kristof Kolomb, bir İspanyol aristokratının, onuruna verdiği bir yemekte, diğer soylular tarafından, yaptığı işin çok da önemli olmadığı söylenerek aşağılanıyor. "Nihayetinde, gemilere binip denizleri aşmak çok da zor değil. Bunu herhangi biri de yapabilirdi."diyorlar. Bunun üzerine Kolomb, eline bir yumurta alıp, "Bunu kim dik olarak dengede tutabilir?" diye soruyor. Masadaki herkes deniyor ama kimse yumurtayı dik olarak oturtamıyor. Kolomb, yumurtanın sivri uçlarından birini hafifçe kırıp yassılaştırıyor, masaya koyuyor. "Ama bu çok kolay" diye itiraz edenlere de "Çözüm kolay ama zor olan, bu çözümü düşünmektir." diyor. O günden sonra; gerçekleştirmesi basit ama daha önce kimsenin gerçekleştiremediği fikirler için "Kolomb'un Yumurtası" tabiri kullanılıyor.

   -Bundan birkaç tane daha olacaktı, onları ne yaptım acaba?.. Dedim.

   Elimi uzatıp parmaklarımla, raflarda dolaşmaya başladım. Birini kahvaltılıkların arasına, birini yumurta yemeklerinin arasına, birini pasta ve keklerin arasına koymuşum. Zirvedekini elime aldım, güleceğim kendime, ama hiç hâlim yok. 

   -Ah dilim ana dilim, nerdesin?

   Kapaktaki yumurtayı görünce beynim, felsefe kitabını yemek kitabı sanmış. Tabii ki düzeltmedim. Kim bilir daha ne hatalar yapmışımdır...





Seferi (Nurcan Bedir Ören)Admin / Kadın / 6/19/2016