AİDA ŞİRİNOVA

Aida Shirinova

İki Devlet Tek Millet Şiir ve Âşıklar Şöleni için Sivas'ta buluştuk. Küresel salgından dolayı bir kaç defa ertelenmişti etkinliğimiz. Büyük bir heyecanla koştuk Sivas'a... (Kasım 2021)

Gruba sonra katıldığım için Azerbaycan'dan ve Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen âşıklarla henüz tanışmamıştım. Etrafa, bir çok insanı aynı anda tanıyabilme heyecanı içinde bakıyordum. Sivas Belediye Başkanının makamında Azerbaycan ekibinin yetkilisi Ilhame Qesebova Hanım, "Aramızda bir Karabağ gazisi de var." deyince gayri ihtiyari karşımda oturan kısa saçlı, erkeksi takım elbiseli hanıma baktım. Yanılmamışım. Ayağa kalktı, sağ elini göğsüne götürüp selam verdi. İlk fırsatta yanına gidip tanışmalı, ellerine sarılmalıydım.

Grup olarak Cumhuriyet Üniversitesine gittiğimizde, programdan az önce, bir araya gelebildik. 

-Gazanız mübarek olsun, dedim.

-Sağ ol. Sadece bizim değil, biz hamımızın gazasıdır.

-Tabii ki... Ama siz bizzat gittiniz, savaştınız. Biz oturduk, dua ettik, bekledik. 

-Herkes üstüne düşeni yaptı. Men silahlardan anlayırdım. Vazife bildim, gönüllü oldum. Menimtek, silahçı azdı, döyüşmek arzuladım, döyüştüm. 

-Mesleğiniz neydi?

-Emniyet mensubuydum.

-Polistiniz... Azerbaycan milli ordusu için ne büyük şans...

-Herkes ne lazımsa yapmalıydı, vatan savunması beeledir.

Çok yakınında bomba patladığından kulak zarı yırtılmış, denge sinirleri zayıflamış. "Belki uzun uzun konuşamam, sağlığım buna elvermez. Size bunu vereyim okuyun." dedi. "Ramiz Tekin, möhüm bir yazıçıdır. Bu kitapta meni yazdı." deyip elime bir kitap tutuşturdu. Çok sevindim. Benim için büyük bir "Onur pâyesi"ydi bu güzel hediye.

Milli Mücadelemizin Kara Fatma'sı, Aziziye Tabyalarının Nene Hatun'u yine kahraman bir Türk kadınının vatan sevgisinde vücut bulmuş ve ben de onunla tanışmışım. Bu ne büyük bir şeref...

Programın son günü, Şiir yarışmasında kazandığım 3.lük ödülümü alıp sahneden indiğimde, beni protokol sırasına davet eden bir beyefendi, yanındaki koltuğu gösterdi. Aceleyle oturdum. Azerbaycanlı katılımcıların belgeleri verilirken isim isim takdim ediliyorlardı. Aida Hanım sahneye çıktığında yanımdaki beyefendi; kısa saçlı, erkeksi takım elbiseli kadını gösterip, büyük bir şaşkınlıkla "Kadın mıydı?.."diye sordu. Ben de bu soruya şaşırdım.

-Aida Hanım... Kadın... "Evlatlarım, kardeşlerim" dediği erkek askerlerle birlikte savaşmış, Karabağ Gazisi, kahraman bir Türk kadını... Yani evet, kadın...

Beyefendi (kim olduğunu söylemeyeceğim), Aida Hanım'ı -coşkuyla- ayakta alkışladı.

Azerbaycan grubuyla en son, Sivas Kalesindeki öğleden sonra çayı'nda bir araya geldik. Aida Hanım'la aynı masadaydık. Bir ara, "Geri dönmek, hayatta kalmak gibi bir şey hiç aklıma gelmemişti. Bir çok cevanın gözlerini ellerimle kapattım. Onlar şehit olurken ben niye yaşadım diyorum bazen." dedi. 

-Onu Allah bilir, biz bilmeyiz. Onlar cennetteler, komutanımızın gözleri, bizim yerimize gördü "Zafer"i diye seviniyorlardır, dedim.

-Ancak öyle teselli oluyoruz, dedi.

Azerbaycan grubunu Mustafa Dağdeviren Hocamızın konukseverliğine emanet edip dağıldık. İçimizde biraz buruk, biraz duygulu, biraz hüzünlü anılar bırakarak...





Seferi (Nurcan Bedir Ören)Admin / Kadın / 19.06.2016