NASILSIN? HİÇ İŞTE!

 

 

 

Düş sağanağı iklimin, basireti b/ağlanmış geceye ettiğim sitem ve mağlup geldiğim bilmem kaçıncı yaşama savaşıysa içime yağan karın hüzne duyduğu aşk ve özlem.

Kaybolmaların kaçıncısı tutuklu kaldığım sessizlik ve işte ihbar ediyorum dış sesin iç sese baskısını.

Bir hicap mı yoksa metruk bir düşte kaykılmışlığım mı?

Refüze edildiğim evren evreleri ölüme duyduğum yakınlık ve hicreti sözcüklerin bazen tımar yaptığım iç ses bazen cımbızla çektiğim bir imge ve göğün rotasında kaybolduğum yeniden bir kere daha yenik düştüğüm iç âlem.

Maruzatım yok da.

Bir mealim de yok artık bu saatten sonra.

Depreşen karanlık ve isli yolların da siması pek bir tanıdık.

Gayri kabulü rücu bir evrak gibi bankada çalıştığım yıllardan hatıra bir isim ve elimde onlarca yüzlerce dosya bakaya kalan bense aşkla yoğurmuşken hayatı ve işimi fazladan mesaiye kaldığım yıllarda tek önem arz eden aldığım yüksek maaş olarak gözükse de ben aşkla işimi yapıyordum.

Dün de bu gün de.

Hizaya gelen illa ki duygularım ve izbelerde saklı hüviyetim.

Tutuşan etekleri göğün ve yalnızlığı buğranın keyfe kader yaşamadığım kadar aralıksız teyakkuzda iken tek suçlu da benim işte içimdeki idealist kıza sahip çıkmış olsam bile tek teslimiyetim Rabbime ve tek tesellim alıp verdiğim nefes ve hali hazırda sevmekten yüksünmediğim asla da öykünmediğim bir Allah’ın kulu ve işte sekiyorum bir bir heceden heceye kıyama durduğum günün rutini iken aralıksız ağrıyan yürek.

Makbul olansa inanç.

Maruz kaldığımsa boşluk.

Tümden gelen coşkumun söndüğü tüme varım gayesi ile duygularımı harmanladığım ve kılıksız bir ruh hali ile kifayetsiz kaldığımın ertesi başımı iki elimin arasına koyup da müracaat ettiğim tek makam illa ki Rabbim.

Asrın hatası değilim üstelik.

Bilakis asırların hatasıyım: geçen yüzyılda yaşadıklarımın beterini yaşarken içinde bulunduğumuz yüzyılda ve esefle söyleniyorum beni bir kenarda unutan kalemime.

Dirlik birlik beraberlik çağrıları ve hortlayan mazim.

Kelam da sustu verdiğim selamın da karşılığını alamadım ve sadece saf tutuyorum safiyet yüklü benliğimle saf dışı edilmişken safça dolanıyorum boş sayfanın nezdinde.

Bir ayraç kalın.

Bir eklem ağrısı şiirlerimi de tetikleyen ve ihbar ediyorum Rabbime içimde ölen yaşama ve yazma sevincimi ve aşkımı.

İddianamede yazan kaçıncı dosya ise artık.

Yargılar ve hükümler ve yorgun bedeller.

Dilemması yüreğin adeta dilaltı iken yazılası her şiir ve mubah olan ne var ne yok tek tek yığıyorum önüme ve ardımda kalan her yarım hikâyeye bakıyorum da ve uzun sürüyor isyanım ve evet, bu sefer ben isyan ediyorum yazmayan kalemime.

Çalıntı mahiyette olmayan duygularım ve hayallerim.

Alıntıların rüzgârında bir algı eşiği iken kalemin nüktedan varlığı ve işte şerit değiştiriyor duygularım.

Bir ukde ise içimde kalan.

Bir masalsa hayatı ortalayan.

Tüm kayıpların üstüne kalemin de tükendiği ve tüketilen yaşama sevincim ve yazma sevdam.

İri puntolu yalnızlığıma ek olarak hücuma geçen ne çok duygu dünde kalan ve günümü kemiren hüznümse semiren.

Coşkuma ve sevgime yenik düştüğüm ve hayata aşkla baktığım katıksız heyecanımla başımı koyup da hayata baş veren duygulardan filizler kopardığım ve işte içimde kopan küçük kıyamet kalemin mahzun sesinde saklı hiçliğim mademki ilk günden beri talibim hiçlik makamına o halde hatırımı sorabilirsiniz:

‘’Nasılsın?’’

‘’Hiç işte. Hiçliğimin gölgesinde sararan umutlarım ve heyecanlarım gibi kalemim de artık hiçlikle iştigal…’’





Gülüm ÇamlısoyGold Üye / Kadın / 2.06.2017