ÜYE PROFİLİ
Bayram Kaya
Vip Üye
Cinsiyet : Bay
20.1.2016
HAKKINDA

Bayram Kaya, 19.02.1950 yılında; Kırşehir ili, Mucur ilçesi, Küçük Köpekli Köyünde doğdu. İlkokulu Ankara, Kızılcahamam'da bitirdi. Orta ve lise eğitimini, Ankara Hasanoğlan Atatürk İlköğretmen Okulu'nda yaptı. 1988 yılında da 2 yılılık eğitim Önlisansı bitirdi.

Yükseköğrenimle olan Bayram Kaya, sınıf öğretmeni olarak çalıştı. 26 yıllık fiili çalışma hayatından sonra, emekli oldu.

1992 Yılından beri başladığı şiir türü, öykünme biçimli çalışmaları içine bir süreden beridir de “yazı dizilerinden” oluşan, birçok çalışmalarını da bu faaliyeti içine katmıştır.

Bu çalışmalar; yazarın kendi açısından, bilimsel verilerden hareketle yazılmaya gayret edildi. Toplum bilim içerikli bu konular; geniş alanlı bir düşün baz çerçevesindeki, bir bağıntıyla vücuda getirildiler.

Yazıların ilk çıkış noktası İnanç Ve Toplumsal Talep çerçevesindeki esin ile geliştirildi. Bu referans içerikle oluşan ulamlar tematik kavramlar çerçevesinde konusuyla geliştirildi. Bu ruh ile tarihe, pozitif bilime uzanıldı.

Bu kavramlar toplum, halk, demokrasi, egemenlik, inanç, aidiyet, totem ve tabu vs. konularla bağlantılı, 600'ün üzerinde; her biri kendi içinde diziler halinde, ama Halk ve toplum bağlamında giriştirilen; deneme, ya da makale türü yazılara dönüştü. Hep en başlara; geri bağlanım yasalarına doğru gidildi.

Yine yazarın 600 ün üzerinde şiirimsi çalışmaları vardır. Ki bu çalışmalar, daha çok aklı, bilimi, mantığı ve çağdaş gelişmişlik anlayışlarını belli bir kalıp içinde vermenin gayretidirler. Bu gayret şiirin taradığı bir açı alanı içinde gezinilmekle; bu çaba ve yazılar yazarın konuları, kendince örüntülemeye gayret etmesinin bir şevkidirler.

Bayram Kaya evli ve üç çocukludur. Halen Ankara’da oturup, sanal ortamda yayın yapmaktadır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...
SON EKLEDİĞİ KONULAR
  KONU BAŞLIĞI KATEGORİ OKUNMA YORUM
Makale 10 0
Makale 13 0
Makale 12 0
Makale 24 0
Makale 25 1
Makale 83 2
Makale 66 2
Makale 72 2
Makale 69 2
Makale 71 3
SON YORUM YAPTIĞI KONULAR
  KONU BAŞLIĞI YORUM
Derleme için teşekkürler. Derleme güzel bir araştırma çalışması yapmanın kaliteli bir emek sarfını ortaya koymuştur. Bize (okura) düşen de okuduğunu anlama, anlatılan olayı tarihsel bağlamıyla anlatabilmektir. 8 bin yıllık bir üretim tarih ve ittifaklar tarihi bilinci içinde konuya bakacağım. Kendi payıma yüzeysel okuduğumda anladığım kadarla hikayede vurgulanan eşcinsellik ve homoseksüelliğin ceza uygulamasına çarptırılmasıdır. Hikayede belli belirsiz söylem ve geçiştirmelerle çok önemli bir yan daha var. "Tevrat’a göre Soar Şehrine gelen Lut iki kızıyla kentten ayrılarak bir mağarada yaşamaya başlar. Büyük kızı bir oğlan doğurur ve ona Moav adını verir. ( Moavlılar'ın atası) Küçük kızı da bir oğlan doğurur ve adını Ben-Ammi koyarlar. ( Ammonlular'ın atası )" diye belirtilen ensest ilişki adeta hem pas geçilmiştir. Hem de pas geçişteki sessiz kalınma ile okurun şuur altına ensest ilişkinin kabul edilirliği sufle edilmiş gibidir! Sesiz kalınmakla sukut ikrardandır kabili bir zımninden anlatım olmuştur. İşte bana göre hikayenin bam teli bu iki anlatımdaki çelişkilerden kaynaklanıyor. Hikayenin erken dönem referansları içinde hikayenin anlatılan gibi değil de gerçek kaynaklarına gidiyorsunuz. Halbuki bu hikayedeki anlatımlarda konu edilen tarihsel gerçeklik ne eşcinselliklerdir, ne ensest ilişkidir. Bunu bu şekil "ahlaki sorun" değerine indirgeyen İsrail kaynaklı anlatıcıların handikaplarıdır. Erken dönem kaynakları böyle bir ahlaki sorun işlemez. Böyle bir ahlaki sorunu da yoktur. Bunlar Akado-Samuru kaynaklarında kendi gerçekliği içinde erken dönem süreçli olayların oluştuğu zamanların mantığına göre anlatılan yaşamsal gerçeklerdir. Yazılarımda bu tür çalışmaların içine girmekteyim. Henüz bir bölümünü yayınladığım "Tarih Yazımı" adlı yazı dizimde bu konular işlendi. Olayı bu tür dramatik çıkmaza çeviren Akado Samuru kaynaklarının 2000 sene sonra okunmuş olmasıdır. İki bin sene önceki şartlar ve yaşam şekli ortada olmadığı gibi o anlatımlar içindeki figürler de dinsel değerler şekline dönüşmüştü. Bunlar tamamen erken dönem yazınlarını, anlama ve anlatım bozukluğudur. Ki aynı zamanda da erken dönemdeki süreçlerin tarihi belgesini oluşurlar. Akado Samuru kaynaklarında bırakın eşcinselliği keçinin insana ; insanın da keçiye tecavüzü olan mühür kazıtları var. Bırakın İsrail ve Arap kaynaklarını günümüz tarihçileri bile bunu bir sapkınlık olarak anlarlar. Oysa bu ne hayvana tecavüzdür. Ne de hayvanın insana tecavüzüdür. Ceylanı emziren bir insan ile ceylandan emen bir insan dahi böylesi bir tarih bilmezlik nedenle bozuk anlamaya kaçıyorlarsa da gerçek olup bitenlerde böyle bir anlamanın esamisi bile yoktur. Hatta Gılgamış destanındaki Gılgamış'ın balta ile sevişip baltadan bir kadınla sevişmekten zevk alır gibi zevk aldım demesi, insana dönüşen kurbağa, bal kabağı vs. gerçeği bilmemekten ötürü nasıl bozuk anlamalara neden oluyorsa , Sodom ve Gomore eşcinselliği de aynı bozuk anlamanın bozuk anlatımıdırlar. Yeri olmadığı için konuyu detaylandıramıyorum Tarih bilmemenin yanılmasıdır bunlar. Erken dönemde cinsellik sosyal bir kurum ve kutsal 50 "Me "içinde sayılırlar. Kurumsal bir kutsal görev düzeni içinde etnik yapılara ittifak yaptıran bir kurum faaliyetleri bilinmeden bunları anlamak anlatmak çok zor. Okuduğunu tarihi gerçeklik içinde okuyup anlayamazsak Burak Eldem gibi 2012 kıyameti anlatan yazıları yazarsınız. İsrail tarihi yazılmadan çok önceki zamanların gerçekliğine göre yazılmış ve hikâyeleştirilmiş olan erken dönemin tarihi gerçekliği 2000 sene sonrasının gelişmiş iliği içinde okuyup ta okunanın "anlaşılamamasını" anlama ve anlatım yapan hikayelere dönüşmüştü. Babil sürgünü sırasında Babil kütüphanesinde okunan bu kaynakları İsrail din adamlarının yazmalarından oluşan hikayelerine göre İsrail kaynakları bu tarihsel aktarımları alıp aktarımlardaki ne anlama geldiğini bilmedikleri ana figürlerin anlatımını, bir ahlak sorunu gibi kendi zamanlarına göre filtre etmişlerdi. İslami Arap kaynaklar da Tevrat'tan aldıklarını kendi gelenek görenek ve güncel mantıklarına göre ikinci bir kez filtreye tabii tutmuşlardı. Ana kaynak olan erken dönem süreçlerinin bilinemez olmasından dolayı içinde geçen eşcinsel tema ya da ensest tema figürleri, her anlatıcı toplumun anlayış kurallarına göre "figürler" yeniden anlatılmıştır. Bu anlatımlar ikinci bir filtre uygulamaları olmakla tarihsel olanı anlaşılmaz kılmışlardır. Şimdilik bu kadarcık bir okur yorumlaması yeterlidir sanırım. Saygılarımla...
Anlayabildiğim kadarla sorumluluk ve görev bilinç vukuf yeti üzerine hakkıyla oturmuş bir aydınlanmadır. Bilinç ve bilgi insanı. Yazı ve şiir çalışmalarında ele aldığı sorunsallar nedenle insan ve insanlık sevdalısı olduğu gerçeği kendisini ele vermektedir. Meslektaş olmamız, temel bir ortak tavır olmakla; zaten gönülden-gönle olan bir yol ve ruh halidir. Böylesine zorluklarla dolu bir site çalışmasını ve tarif edilmez stresi üstlenmesi, bizim gibi yararlanıcılar için ayrı bir şans. Şüphesiz ki bu şans durum; farklı farklı alanda herkesin yeteneği içinde karşılıklı olmasıyla, sürecektir. Mutluluk, esenlik, erdem ve başarı dileklerimle...
''Sevinin küçükler övünün büyükler 23 Nisan kutlu olsun.'' Kim bilir kaç kes mandolinle çaldım, kaç kes kendim ve öğrencilerimle birlikte söyledim bu şarkıyı. Kabaca tekrarları saymazsak 26 yılda en az 26 kes çalıp söylediğim ortaya çıkar. Hissiyatınıza tercüman oluşla Selamlar...
Saygı ve keyifle okudum. Bana göre imgelere boğmadan, hikaye tarzı, hayal ve gerçeği uzlaştıran çok keyifli ve hepimizin olabilen bir anlatım sal duyuşun "emek ve yazın olmuşu". Erdemle...
Üstadım teşekkürler. Düşüncenize aynen katılıyorum. Tabi ki önsöz oluş yazıda da belirtildiği gibi bir devamlı oluş değildi. Bir kereyle bir kez olandı. 600 yıllık Osmanlının başaramadığı da buydu. Ama bu gelecekte başka Rönesanslar olmayacağı anlamına değildir. Bir tür Rönesans bir kezliktir. Her Rönesans değişen gelişen teknik teknolojik üreten ilişkiler içinde başka bir rönesansla aşılır. Aşılmalıdır da. Önsöz olmada vurgu vardır. Önsöz yazının bel kemiğidir. Çanakkale bu yönüyle cephe savaşı olmaktan çok öte bir şeydir. Örneğin Ulus devlet önsözü, Hanedanı Osmanlı değildir. Yurttaş, olma önsözü Hanedanı Osmanlının tebaam, kölelerim dediği mana değildir vs. Hele de Sarıkamış olayında yapılan çıkarımlar; Çanakkale'de oluşan mefküreci Rönesanstı. Doğrudur. Çanakkale'de 17. sırada komuta kademesine gelen kişidir Mustafa Kemal. Siz de takdir edersiniz ki yazının kastı Çanakkale savaşını anlatmak değildir. Bu nedenle söylemediklerim eksiklerim değildir. Şu önemli. 16 şerefli, kahraman ve mübarek merhum şehitler; hanedanı Osmanlıyı koruyan onurluca ve görevini hakkıyla yapan övünç olmuş atamız olan baş taçlarımızdır. Ama Çanakkale cephe savaşı olur düzeyi içinde kaldıkça, saygıdeğer ruhlar atinin rönesansını oluşacak olan o ruhu taşıyan rönesansçılar değildiler. Bu onlarda beklenen ya da onların eksiği değildir. Aksine Osmanlı hanedanı bile Rönesansı ister olmamakla; o kahramanlar bu iradeyi reddetmez olabilirlerdi. Çanakkale de 16 kişi var denince; bu parantez açılmak zorunda kaldı. Rönesans zaten Çanakkale de savaşır olmanın ruhu değildi. Bu ruha eğimi olanlarda bu ruhun belirmesini hızlandıran süreçtir. Bu atalarımıza diyeceğimiz en ufak bir sözümüz olamaz. Hatta bu atalarımız gibi Mustafa Kemal'de de Rönesans gibi önsöz olucu yükümlülüğü beklememiz; bizim abesimiz olurdu. Biz Rönesans beklemiyorduk. O doğdu. Mustafa Kemal özünde olanı Çanakkale şartları içinde yansıtabilen bir yetenekti. Birinin yeteneği diğerinin yeteneği olmamakla hem hatır edilip hem sorgulanmaz. Ama olan farklı ve katmerli yetenek te takdir edilmeden olmaz. Ve biz o komuta kademesindeki ataların övüncünü taşıyan torunlarıyız. Demem bu değil. Kahramanlığın yurt savunmasının hakkıyla canıyla yapmanın yiğitleri ve vefa borcumuzdurlar. Buraya kadar Sevgili Mustafa Kemal'de Bunlarla Aynıdır. İşte yazıda ne övgü ne yergi olmakla, söz konusu olmayan yer bir "biriyle aynı olan" yerdir. Mustafa Kemal "birbiriyle aynı olan bu durumun üzerine" ülküyü oluşan Rönesansı başlatan Anadolu kongrelerine soyunan eksendi. İşte bu fark, şehit olmasalar bile bu vefa duygumuz olan atalarımızda yoktu. yada Çanakkale olgusu Mustafa Kemalde Rönesasnçı düşüncenin yansıması, hızlanması ve pekişmesi derken Sırf Çanakkale geçiyor diye 16 kişiyi söylememiş olmak unutma değil konu dışılıktır. Bilimsel değerlerle yazılmış yazıda Çanakkale anlatılmıyor. Enver Paşa savaş kaybetse bile yurt severliğinden şüphe duyulabilir mi? Ama bu şeref te Ziyadesiyle yurt sever olan Enver Paşayı; Rönesanscı düşünceye sahip kılmaz. Tamda geleceğin inşası olan eksen oluş budur. Tarih; Mustafa Kemal'i sadece yurt severlik düzeyinde olmakla canını vermeyi göze alma düzlemi içinde alıp; bu nedenle bambaşka yere konumlar. Yurt severlik ve yurt severce savaşmış olmak ta yazımın konusu değildir. Konumuz "tek dişi kalmış canavarlar" karşısındaki tutumu içinde olan Mustafa Kemal'e düşmanların ona Rönesanscı düşünmesini akıl ettirmesiydi. Elbette Rönesansı düşünmek Rönesasnsı uygulamaya koymak Mustafa'nın tek başına yapacağı başaracağı şeyler değildi. Yani Çanakkale Savaşı 16 yiğit komutan gibi şereflerle, Kurtuluş savaşı da onlarca şeref ve müşerreflerle; belki Mustafa Kemal'siz de olurdu. Olurdu da; Rönesans mefküresi Mustafa Kemal'siz olmazdı. Bu katkı düşüncenizle bana yeniden analizci bir düşünceyi ifade ettirme fırsatı verdiniz için siz üstadıma çok çok teşekkür ederim. Mutlulukla ...
Bir kaç yere aynı yorumu siz de yazmışsınız. Sayfa yönetimine karşı eleştiriniz varsa ki olabilir. olmalıdır da. Bu eleştirilerin bu tür çalışma askısı yapılmış şiir yorumu altına yazılması, akla en son gelebilecek, bir kullanım. Örneğin forum kısmına, şikayet ve öneriler de buluna bilirdiniz. Tabii ki zımnen dediğiniz gibi "bunların hiç bir faydası yok". Şimdi bu yorumu ben şiire göre mi yoksa web sayfasına göre mi anlamalıyım. Ben kendi payıma her ikisine göre de anladım. Çalışmamı faydasız bulmanıza teşekkür ederim. Nasıl faydalı olacağıma gayret etsem de; her bir okura göre fayda; icadı olmayan bir arayıştır. Ben çalışmalarımda genel yararın faydasını gözetmeye gayret ettim. Tümel olan genel yarardadır. Bir çalışma kişiyi izahtan öte, genel yararı ortaya koyama gayreti gütmüyorsa faydasızdır.
Bu tip şiirlerin nesinin okunması gerektiğini bilmiyorum. Bana Atatürk sevdirilmedi. Yaptıklarından seçme ayıklama kriteriyle ben sevdim. yorumunuz için teşekkürler.
Daha güzelini bilmediğim için yazamadım. Ne kadar gayret etmem gerektiğini bilemediğim için de özür dilerim. Saygılar...
Üstadım tahliliniz için çok çok teşekkür ederim. Teveccühünüz. Saygılarımla...
“Zehirlendiyse ne olmuş, bana güvenerek mi zehirlendi?” sözü bana çok büyük bir düşünürün; çok veciz bir sözünü bana hatırlattı. "Parayı verirken bana mı danıştınız?" demişti bu sayın büyük düşünürümüz. Bu büyüğümüzden İlham alarak ben de Mesut Bey'i kınıyorum! Ben bu ilhama dayanan meşruiyetle Mesut Bey'e kendine gelmesini hatırlatıyorum. Ey sayın Mesut Bey! Ferhat zehirlenirken sizin kendisini sırtlayacağına dair sizden söz mü almıştı? da Mesut Bey, Ferhat'ı sırtlamıştı? Yürekten kutlarım...