Dedemin Defteri-Can Kuşu


Dedemin Defteri-Can kuşu

   -Goca baba... bak sana kumru getirdim.

   Teyzemin oğlu Musa ağbi, Adana’dan gelmişti. Elinde bir de kafes vardı. İçinde iki tane kumru... Gri tüyler, boyunlarında gerdanlık takılmış gibi siyah çizgi... Çok üzgün görünüyorlardı. Birbirlerine yaslanmış, kaderlerini bekliyor gibiydiler. Dedem kadar mutlu değillerdi. Ben meraklı meraklı:

   -Dede bunları boyunlarından mı yakalamışlar?

   -Yok... o kolyelerini Allah takmış.

   -Biz niye aldık?

   -Adana’da caminin önündeydiler. “Amaan ne güzelmiş bunlar” dediydim. Musa ağbin de “Beğendiysen yakalar, sana getiririm.” dediydi. Bak şimdi de getirmiş işte. 

   Dedemin kuş merakı öteden beri vardı. Keklik de beslemişti. Hatta karga da... Yaralı bir kargayı eve getirmiş, yarasını sarmış, geceleri başında bekleyerek iyileştirmişti. Kargayı kafese koymamıştı, “iyileştiğini anlar anlamaz uçar” demişti. Gerçekten de zamanı gelince karga, uçup gitmişti. Kınalı keklik de çok güzel bir kuştu. Ama elimizi kafese yaklaştıramazdık, bizi ısırırdı. Dedemin elinden yem yerdi, ben gördükçe şaşırırdım, seni niye ısırmıyor diye. 

   -Goca baba... önce bir tane yakaladım. Ordaki emmiler, “Eşini de tut, yoksa ikisi de ölür.” dediler. Bekledim, eşi de geldi, onu da yakaladım.

   -Eşi olmayınca ölüyor muymuş? Ondan sevgililere “çifte kumrular” deniyormuş demek ki... 

Dedem kumruları daha büyük bir kafese koymak istedi. Musa ağbimin yolculuk kafesi çok küçüktü. 

   Kafesin kapısını açıp kocaman elini içeri uzattı. Kumrular korkuyla çırpınmaya başladı. 

   -Korkmayın canlarım, korkmayın...

   Birine uzansa öbürü dedemin ellerini gagalıyordu. Nihayet ikisini de alıp daha büyük kafese koydu. Artık kuşlar sakindi. Yorgunluklarını, korkularını yine birbirlerine sarılarak atmaya çalışıyorlardı.

   Dedem, kafesin suluğuna su koydu, tabağına yem... Kuşlar birbirlerine sokuldu, ne su içtiler, ne yem yediler. 

Bir müddet sonra iyice süzülmeye başladılar.

   -Dede... bunlar ölüyor. Hiç yem yemediler, su da içmediler. 

   -Hmm... kendim yediriim bakalım noolacak... 

   Yine elini kafese soktu. Kuşlar çırpındı. O, yemi uzattı. Kuşlardan biri, isteksizce, mahzun mahzun dedemin avucundaki yemleri yemeye başladı. Diğeri de geldi, o da yedi yemleri. Sonra dedem su içirdi. Güzel güzel içtiler. 

   Gerçekten çok güzel kuşlardı. Çok masum, çok sevimli ama çok üzgün... 

   Sonraki günler bakkalın önündeki direkte asılı kafeslerinden baktılar, koşuşturan çocuklara, civildeşen serçelere, havadaki uçurtmalara... Sevmek için yanlarına geldiğimizde kafesi devirecek kadar hızlı çırpınıyorlardı. Kilitli dolapların, kapalı kapıların olmadığı evimizde dedem, ilk defa bir yasak koydu bize... Kafese yaklaşma yasağı... Kumrular korkmasın diye.

....

   -Kalkın hele babanıza bir şey oldu!

   Nenemin çığlığı ile yerimizden fırladık. Annemle babam dedemin odasına koşmadan önce “Siz durun, sakın kalkmayın!” deyip kapımızı kapattılar. Ablalarım yataklarında oturup kalmışlar, sessiz sessiz ağlıyorlardı. Ben yavaşça yerimden kalkıp sürünerek kapıya geldim, hafifçe açıp eşiğinde oturdum, “Allahım dedem ölmesin... Allahım dedem ölmesin... Allahım dedem ölmesin...” dudaklarımdan kıpır kıpır dökülen duamla geceyi dinlemeye çalışıyordum. Nenemin ağlamalarına, dedemin hırıltısı, arada bir çırpınışları karışıyordu. Sonra doktorun geldiğini duydum. Biraz sonra da bütün sesler kesildi, sadece doktor amcanın sesi, babacan bir tavırla, bir şeyler tarif etmeye başladı. 

   Ne zaman uyudum bilmiyorum, babam beni kucağına alıp yatağıma yatırırken uyandım. Fark etmesin diye hemen gözlerimi kapattım. 

   ....

   Geceki telaşeden sonra sabah biraz geç kalkmıştım. Koşarak dükkanın önüne geldiğimde kumruları ve kafeslerini göremedim. 

   Meğer dedem krizi atlattıktan sonra; “Şu can, bu kafesten çıkmak için çırpındı durdu, aynı kumrular gibi.”  deyip kalbini ve göğsünü göstermiş, “Sabah o kuşları salın gitsin... yalnız bu şehirde belki her yerin ağacı kesilir de mezarlığın ağacı kesilmez. Kuşları mezarlığa salın, orda rahat ederler” demiş. 

      Evin gençleri, kumruları salıp, boş kafesle geri döndüler. Dedem, başka hiç bir kuşa hapis hayatı yaşatmamak için kimseye vermedi kafesini. Babama, “Kır şunu, gözüm görmesin.” dedi. Beraber kırdık...

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


2 Yorum
20.07.2020 - 19:15
Yaratıldığı fıtrat üzere yaşamak istiyor her can. Dedelerimizden öğrendiğimiz hayatı çocuklarımıza aktaramamanın hüznünü hafifletiyor kaleminizden dökülenler.

20.07.2020 - 22:10
Bir şeyler öğrendiysek ne mutlu... keşke yaşasalardı da çocuklarımız da onlardan bir şeyler öğrenselerdi... Teşekkürler...