ESKİCİ HİKAYELERİ-BİR KAŞIK YEDİ ÇOCUK

Günün Yazısı
Ekleyen : Seferi (Nurcan Bedir Ören) , 09 Aralık 2019 Pazartesi aaa Beğen 2

ESKİCİ HİKAYELERİ- BİR KAŞIK YEDİ ÇOCUK

 

-Hallo... ben Hans Peter...

-Hallo... 

-Sosyal Yardımdan geliyorum. Sığınmacı bir ailemiz var. Onlara ev tuttuk, şimdi de eşya alacağız. 

-Tabii buyrun... 

(Bizim işin en sevdiğim yanı... birilerinin hatırası olan eşyalar, hayata yeniden  sarılmak isteyen veya yeni başlangıçlara ayak uydurmaya çalışan insanların evlerinde umut olacaklar.)

Hans Peter, elinde metre... yatak, dolap, masa, koltuk gibi eşyaları ölçmeye başladı. Notlar aldı. Bir kaç fotoğraf çekti.

Giderken;

-Öğleden sonra aileyle birlikte geleceğim. Annemiz mutfak eşyası, perde, çarşaf-nevresim gibi şeyler de alacak. 

-Tabii... bekleriz. 

Tam kapıdan çıkarken çok yaşlı görünen bir hanım, elinde çekçekli alış-veriş çantasıyla birlikte içeri girdi.

-Grüezi... (Selam)

-Grüezi... 

-Bende resimli tabaklar var. Alır mısınız?

-Tabii ki...

-Yemek yenmiyor, bulaşık makinesine sokulmuyor. Sadece duvara asılıyor. 

-Biliyorum... Bakabilir miyim?

Tabaklardaki resimler, İsviçre’nin 50-60 belki 80 sene öncesinin insan manzaralarıydı. Köy ve köylüler... Tavuklara yem atan kız, masal anlatan dede, çorap ören nene, öğretmenle birlikte okul gezisi, yemek pişiren anne, çocuklara yemek yediren anne... Aynı ressama ait resimler...

-Adım Anna... Ben henüz genç bir kadınken, bunları görmüş çok etkilenmiştim. Sanki benim çocukluk anılarım resmedilmiş demiştim... Ama hepsi de çok pahalıydı. Her ay bir tane olmak üzere tek tek aldım. Böyle böyle biriktirdim. Yıllardır evimin duvarında sergiliyordum. Geçen ay kocam öldü. Ben yalnız kaldım. Çocuklara “Gelin, eşyaları paylaşın, evi de satın” dedim. Geldiler, eşyaları paylaştılar. Kimini attılar, kimini sattılar. Evi de satışa çıkardılar. Ben de Altershaym (yaşlılar evi)’a yerleştim. Bu tabakları da yanımda götürmüştüm. Odamda sadece bir resmin asılmasına izin veriyorlar. Baktım asamıyorum, size getirmeye karar verdim. Değerini bilen birine satarsınız. 

-Siz merak etmeyin. Değerini bilenlere satarım. Olmasa ben evime götürürüm, ben asarım. 

-Çok sevindim... iyi ki size getirmişim. Çocuklarım fakirlik görmediler. Bu zenginliğe bakıp ülkemizin geçmişte de zengin olduğunu düşünüyorlar. Oysa biz de çok fakirdik. O günleri unutmamak lazım. Altershaym’a gelip de elimde tabakları görünce bana,  “Mami gene  mi o tabaklar?” diye kızdılar. 

-Evet bazen anlamıyorlar eşyanın ve hatırlattıklarının kıymetini.

-Bana bir kartvizitinizi verin. Ben ölünce odamdaki eşyalarımı size getirmelerini isteyeceğim. 

-Ne ölmesi?... Sağlıklısınız, etkinliklere, gezilere katılırsınız. Yeni arkadaşlar edinirsiniz. Erken yatmalar, alarmla birlikte kalkmalar, çok çalışmalar, pazartesi sendromları... artık hiç biri yok. 

-Ben 90 yaşındayım. Yeteri kadar yaşadım, gezdim de... Artık öleceğim. Ölümü de diğer yaşlılarla birlikte bekleyeceğim. 

-Hayır ama...  öyle demeyin. Çocuklarınızın size, bilgi ve tecrübelerinize her zaman ihtiyacı olur.

-Çok naziksin. Ölümü hepimiz bekliyoruz. Genç yaşta bir çok insan ölüyor. Ben onların yerine de yaşamış gibiyim zaten. Bak... bir yatak, gardrop, masa, bir sandalye, bir de iki kişilik koltuk... Bir tane de sallanan sandalyem var. Siyah renkte, kabartma desenli, küçük bir şey ama çok ağır. Eşimin sandalyesiydi. Onu orda oturuyor gibi hayal etmek, bana iyi geliyor. Çok değil, en fazla 3 ay yaşarsam kârdır. Özellikle o sandalyeyi size getirmelerini vasiyet edeceğim. 

-Dilerim çok geç bir zamanda gelir. 

-Teşekkür ederim. Hoşça kal.

-Güle güle... Her zaman bekleriz, sadece iş için değil, kahve içmeye de gelin. 

-Tamam... İyi günler...

Bu tip resimli tabakları sergilediğimiz tahta perdenin önüne geldim. Önce asılı olanları indirdim. Sonra bu yeni gelenleri astım. Eskilerin aralarına kağıt koyup bir rafa üst üste dizdim. 

.....

Öğleden sonra Hans Peter, mülteci aileyle birlikte geldi. “Denizi geçerken boğulmamış, sınırlardaki tel örgüler önünde tekme yememiş, Avrupa’ya gelmeyi başarmış bir aile...” diye düşündüm. 

-Hangi ülkeden gelmişler? 

Hans Peter’e sormuştum ama ilticacı adam cevap verdi.

-Afganistan.

-Almanca biliyor musunuz?

-Evet... 

-Afganistan’ı yıllardır savaşta biliyoruz. Almanca’yı nasıl öğrendiniz?

-Ülkemde öğrendim. Avrupa ülkeleri, eğitimli ve dil bilenleri alıyor. Türkiye gibi her geleni almıyorlar. 

-Buraya nasıl geldiniz? 

-Kişi başı 10 bin dolar para verdik insan kaçakçılarına. 

-Üff... siz zengin miydiniz?

-Evet... Parayı verince daha kolay geldik bir de...Dağlarda, denizlerde rezil olmadık. Şimdi de sığındığımız ülke, bize eşya alıyor. 

-Pekii buyrun alın. 

(Vayy be... insanlar bu yollarda da zengin-fakir diye ayrılıyormuş.)

Aile, beğendikleri eşyaları alıp kamyona yükledi. Evlerine kadar götürecektik. Hepsinin yüklendiğindan emin olunca Hans Peter, parayı ödemeye yanıma geliyordu ki yeni astığım tabakları farketti. Durup baktı. Yüzünde bir gülümseme belirdi. İçlerinden birini aldı. 

-Bu, ailemizin ödemesi... bu da bu tabağın...

Tabağın fiyatını sormamıştı ama toplu alış veriş yapan bir adamı da bir tabak için kırmayalım değil mi? Hem Anna da o fakirlik günlerini hatırlayan ve resimlerin gerçek değerini bilen birine vermemi istemişti. 

-Teşekkürler... Sarayım mı?

-Gerek yok... Elimde taşırım... Çok güzel... Sanki kendi çocukluğum... Annenin elinde bir kaşık, bir tabak var. Etrafında yedi çocuk... Bir tabak yemeği, hepsine kendi yediriyor, sadece bir kaşıkla... Biz de öyleydik... Annem, sırayla aynı kaşıkla,  hepimize yemek yedirirdi. Bak bu bendim mesela... en küçükleri...

-Gerçekten çok anlamlı bir resim. 

-Ülkemiz çok fakirdi. Ancak çalışmayla, üretmeyle zengin olunur. Biz de çalıştık. Fakirlik, anılarda kaldı. 

-Çok çalışmak, üretmek... çözümü biliyoruz da bakalım bizi yönetenler de biliyor mu? 

.....

Aradan iki hafta geçmişti ki bir gün bir adam,  bize bazı eşyalar getirdi. Hepsi de eski püsküydü. Önce  almak istemedik. Ama arabada kabartma desenli siyah bir sallanan sandalye de vardı. Adama döndüm, cevabını tahmin ettiğim fakat duymak istemediğim o soruyu sordum:

-Anna...?

-.....

 

 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...