ESKİCİ HİKAYELERİ- Mirkan


Eskici Hikayeleri- Mirkan


   Oturduğum yerden bakınca, kapının önündeki hareketi gösteren kameradan, bir arabanın park ettiğini gördüm. İçinden iki kadın küçük bir de çocuk indi. Çocuk, koşarak dükkana doğru geldi. İçeri girer girmez karşısında beni buldu. Birden bire durdu. Siyah saçlı, ateş gibi bakan kara gözlü, elma yanakları gamzeli 5-6 yaşlarında bir çocuk...

-Selaam ben geldiim. 

-Hoş geldiin.

-Biz halamgile masa alacaz. Büyük olacak. Dedem,nenem, halam, eniştem, annem, babam hep beraber oturabileceez, kimse ayakta kalmiicek. Türkiye’deki nenem de gelecek.

-Ne güzeel... Sık sık bir araya gelir, topluca yemek yersiniz.

-Evet... halamın bahçesi var. 

   Çocuğun halası ve annesi olduğunu sandığım iki kadın da dükkana girdi. 

-Niye koştun oğlum? Dikkat etsene.

   Çocuk:

-Dışarı çıkmıyordum, içeri giriyordum. Dışarda arabalar var, arka arka gelirken beni görmez, ama içeri koşabilirim nolacak?

-Aman her şeye de bir cevabın var.

-Evet... her şeye cevabım var. 

   Kadınlardan biri bana döndü:

-Mermer masa arıyoruz.

-Mermer büyük masa yok. Ama büyük bahçe masaları var. Siz bakın... düşünür karar verirsiniz.

-Nerede?

-Koridordan sağa dönün, cam kapıdan diğer bölüme geçin, merdivenden yukarı çıkın... Metre veriim mi?

-Metre...? Gerek yok. Büyük bir masa arıyoruz. Görünce tanırız. 

-Siz bilirsiniz.

   Çocuk önde, kadınlar arkada koridora doğru yöneldiler. Sanki dükkanı biliyormuş gibi önde giden çocuk, yüksek sesle beni taklit ediyordu:

-Koridoor... sağa döön... cam kapıdan geeeç... merdiveen..

Annesi:

-Tamam oğlum... biz de duyduk, niye tekrar ediyorsun?

   Bu hareketli, cıvıl cıvıl yaramaz bana, anılarımda önemli bir yeri olan, başka bir çocuğu hatırlattı. Dükkanı ilk açtığımız zamanlar, babasıyla gelmişti. O da böyle kara kaşlı kara gözlü, elma yanaklı, gamzeliydi. Şimdi nerelerde, ne yapıyor acaba diye düşünmeden edemedim. 

   .......

   O gün genç bir baba, kucağında küçük oğluyla gelmişti dükkana. 

-Selam abla.

-Selam... Hoş geldiniz.

-Büro masası, büro koltuğu bakıyordum.

-Var... koridoru geçin, sağa dönün, kapıyı geçin, gördüğünüz merdivenden yukarı çıkın.

-Koridor, sağa dön, yukarı çık... tamam. 

   Genç adam, 1,5-2 yaşlarındaki oğlunu yere indirirken:

-Bak oğlum balık varmış burda.

   Çocuk heyecanla:

-Balik... balik... 

   Babası:

-Hah balık işte bak. Hadi git oyna!

  Adam koridora yöneldi. Ben “Nasıl baba böyle, çocuğunu hiç tanımadığı birinin yanına bırakıp gidiyor... Hem balıklar oynanacak hayvanlar değil ki... “ diye düşünürken ufaklık, akvaryumun camına vurmaya başlamıştı bile. 

-Aman dur çocuğum! Cama vurma! Balıkların başı ağrır. Sadece burdan seyret... Bak ağızlarını nasıl açıp kapatıyorlar... bak böyle.

   Abartılı bir şekilde ağzımı açıp kapatmaya başladım. Bir kaç tekrardan sonra çocuk da yaptı. Sonra:

-Baliik... baliiik...

-Tamam balık... ama korkutma balıkları. Bak bak... kalenin içine girdiler. Saklambaç mı oynuyorlarmış?

-Balik balik...

-Evet balık... bak otların arasından bakıyorlar.

   Çocuk, balıklara dokunamayınca sıkıldı. 

-Mamma... mamma yesin.

-Haa mamma yiyemezler. Biraz önce yediler, gene yerlerse şişmanlarlar, dursun... sonra.

-Duyşun şoona...

-Hah tamam... aynen öyle. 

   Çocuk etrafına bakındı. Çok çeşitli, küçüklü-büyüklü eşyaların içinden her hangi birini seçti. 

-Nene bu ne?

   Aa... bana “Nene” dedi. Bu durumda -mecburen- nenesiyim. Artık benim yanımda çok rahat şımarabilecek, çünkü onun gözünde, yabancı bir kadın değilim... kolay mı  nene olmak...

-O... el lambası... bak düğmesine basalım. Gördün mü... yandıı. Şimdi kapatalım... bak söndüü... Yandıı... Söndüü... Sen de yapar mısın?

   Lambayı eline verdim. Düğmeye bastı.Işık yanınca:

-Yandıı... afferim oğluma, hemen de öğrenirmiş. 

   Çocuk, lambayı söndürdü, elime verdi. Belli ki beğenmedi. 

-Nene bu ne?

-O... dikiş kutusu... Ama çocuklar oynamaz onunla. Anneler oynar. 

-Aç... aç...

   Kutuyu elime aldım, açtım. Uzaktan gösterdim. İğneleri, makasları, düğmeleri görünce almasın diye.

-Bak... anne oyuncağıymış değil mi? Çocuklar için değilmiş.

-Tamam... Nene bu ne?

-Kart oyunu... İskambil kartı... bununla da babalar oynuyor değil mi?

    İlgilenmedi.

-Nene bu ne?

-Onlar ampul... evimizdeki patlayınca, burdan alıp takıyoruz. Ama şimdi kutularında kalsın tamam mı?

-Nene bu ne?

-Saat.

-Nene bu ne?

-Resim.

-Nene bu ne?...

   Küçücük ellerinin, parmaklarının girip çıkmadığı yer yoktu. Her şeyi tutup  gösteriyor, soruyordu. Eline alırken oralarda bir şeyleri de düşürüp dağıtıyordu. En son masanın üstündeki çikolatayı sordu. “Tamam” dedim. “Biraz  oyalanır.”

-Çikolata... yer misin? Açayım mı?

-Aç.

   Açtım. Kağıdını tam soymadan eline verdim. Bir defa ısırdı, attı. 

-Beğenmedin mi?

-Nene bu ne?

-Bisküvit... dur bunu açayım.

-Aç.

   Açtım, eline verdim. Yine bir kere ısırdı attı.

-Nene bu ne?

-Gofret... açayım mı?

-Aç.

-Yiicek misin, bir kere ısırıp atacak mısın?

-Bill kele ışııp atcaam.

-Tamam... sorun değil. Yere atma, bana ver. Ben çöpe atayım.

   Gofreti de açtım. Yine bir kere ısırdı. Tam yere atacakken vaz geçip bana verdi.

-Afferin oğlumaa... yere atarsan buralar hep kirlenir değil mi? Bana verincee ben de çöpe atarım, kirlenmez.

-Elim elim...

-Gel silelim.

   Islak mendil kopardım ağzını, ellerini sildim. 

   Etrafına bakındı. Nihayet benim merak ettiğim o soruyu sordu:

-Baba...? Baba yok...?

-Baba gelecek. Masa bakıyor, baksın gelecek. 

    O sırada bir kadın, aldığı eşyaların parasını ödemek istedi. Ben onunla ilgilenirken çocuk yanımızdan hızla dışarı kaçtı. Kadını bırakıp, çocuğun arkasından koştum. Tam dışarı çıkmıştı ki yakaladım. İkna için uğraşmadım, kucaklayıp içeri getirdim. 

-Aman sen nereye gidiyorsun? Baban dışarda değil, yukarda. Şimdi gelir merak etme. Hem bak dışarda arabalar var. Sen ordayken biri geri geri gelirse, seni göremezse noolur biliyor musun? Ben o zaman çok ağlarım. Allah korusun. 

   Kadın müşterim:

-Ne sevimli bir çocuk... sana çok benziyor. Gözleriniz, yanaklarınız aynı... Oğlun mu, torunun mu?

-Torunum.

-Aa... çok genç görünüyorsun.

-Ah pardon...Çocuk bana “Nene” deyince ben de “Torunum” dedim. Aslında ben de tanımıyorum. Babası üst katta masa arıyor. 

-Oo... hemen benimsemişsin. Ama gerçekten sana çok benziyor. 

-Olabilir, ne de olsa aynı toprağın çocuklarıyız.

   Kadına para üstünü verirken çocuğu indirmedim. Bu defa da kucağımdayken uzanabileceği eşyaları çekiştirmeye başladı. 

-Nene bu ne?

-Boncuk.

-Nene bu ne?

-Kuş.

-Nene bu ne?

-Çiçek.

-Nene bu ne?

-Bebek... Aaa... bak bu araba. Sen arabayla oynarsın değil mi?

-Alaba...

-Evet araba. 

   Çocuğu yere bıraktım. Oyuncak arabayı eline verdim. Tahtadan yapılmış, basit bir arabaydı. Kocaman tekerlekleri, kapı önü takozu gibi üst aksamı vardı. Çocuk eline aldı, altına üstüne baktı. Onu yere bıraktı, rafta duran özel koleksiyon arabalarından birini istedi. Artık iyice yorulduğumdan olsa gerek, ben de -aslında çocuk oyuncağı olmayan- bu arabalardan birini uzattım. 

   Çocuk yere oturdu. Arabanın kapısını açtı. Direksiyonu çevirdi. Direksiyon çevrildikçe ön tekerler dönüyor mu diye baktı. Ben şok olmuş, nefesimi tutmuş, onu seyrediyordum. Dikkatli bir şekilde arabasını halının üstünde sürerken sağa sola gitmesi için direksiyonu da çeviriyordu. 

   Biraz sonra baba geldi:

-Mirkan! Gel oğlum. 

   Çocuk arabayı olduğu yere bırakıp babasının kucağına atladı. 

-Balıklarla oynadın mı oğlum?

-Balik... Balik oyda. 

   Adam bana dönüp:

-Abla yukarda bir masa buldum, büro koltuğuyla birlikte, yarın arabayla gelir, alırım. 

-Tamam... Yazayım isminizi. 

   Adamın ismini yazarken çocuğu sorma ihtiyacı duydum.

-Çocuk kaç yaşında?

-İki... Çok yaramaz teyzesi... hiç durmaz.

-Kreşe veya spielgrupa gidiyor mu?

-Gitmiyor.

-Oğlunuz çok zekî. Zeka büyük, boy küçük sığmıyor. 

-Ah bilseniz ne çekiyoruz...

-Onun için mi hadi balıklarla oyna deyip bana bıraktınız? 

-Kusura bakmayın. Düşünemedim.

-Sorun değil de... çocuk Kindergarten’a gittiğinde öğretmeni fark edecektir. Bir test isterler. Aman yaramaz falan diye sonderşule’ye gönderilmesine izin vermeyin. Testi yaptırın. Çocuk çok zeki. Belki üstün zekalılar okuluna da yazılır. Aman ihmal etmeyin. 

-Hiperaktif dediler de...

-Zeka diyorum babası. Sorun veya hastalık demiyorum. Mümkün olduğu kadar Almanca da öğretin. Okulda uyum sorunu yaşamasın. Bakın... arabayla oynuyordu. Bu yaşta hiç bir çocuk direksiyonu çevirip, tekerleği döndürmez. Bunu ona öğrettiniz mi?

-Hiç fark etmedim, bilmiyorum. 

-Bundan sonra bilin. 

-Tamam abla... dikkat ederim.

-Ha bu arada... ben kime benziyorum? Anneanneye mi, babaanneye mi?

-Siz... vallaa ne deyim ikisine de benziyorsunuz. 

-Bana nene dedi de... 

-Aa kusura bakmayın abla. 

-Rica ederim, sevindim bile. 

-Sizi Türkiye’deki anneanneye benzetmiş olabilir. Çünkü babaanneyi her zaman görüyor...

-Desenize Türkiye’ye gelmiş gibi oldu. 

-Abla her şey için çok teşekkürler, zahmet verdik... yarın gelirim, masa-sandalye için, hoşça kalın. 

-Rica ederim, benim için de zevkti. Güle güle... her zaman bekleriz. 

   Mirkan, babasının kucağında arkasını dönüp bana baktı.

-Bay bay nene...

-Bay bay Mirkan...

   Onlar kapıdan çıkar çıkmaz kendimi en yakın koltuğa bıraktım. 

-Amaan ne kadar yoruldum öyle. Ah Mirkan ah... Beynim uyuştu resmen. Nene bu ne... nene bu ne?... ayyy... çocuk bakmayı unutmuşuz ayol... 

  Beni o vaziyette gören eşim:

-Niye yoruluyorsun? Bırakacaktın babasına olacaktı.

-Ama çocuk bana “Nene” dedi. Bırakamazdım. 

-Niye?

-Eğer kızsaydım veya soğuk davransaydım, beyni hemen kaydederdi, nene kötü davranıyor diye. Bir daha da sevmezdi kendi nenesini. Bir çocuğun neneyi-dedeyi sevmesi, onların yanında kendini iyi hissetmesi gelişmesi için çok önemlidir. Ne de olsa sadece ailesinin değil bizim de geleceğimiz. Dikkat etmek lazım. 

-Neyse... geçmiş olsun. Olan sana oldu. 

-Yaa evet... dükkandan bir fırtına geçti. Mirkan fırtınası...

-Mirkan mıymış adı? 

-Evet...

-Ne’yce ki? Kürtçe mi?

-Aslında Farsça... Dolayısıyla Kürtçe’dir de tabii...

-Ne demek?

-Mir, bey demek. Kan; kef-elif-nun... maden ocağı demek. Yani bey ocağı... cevheri bey olan bir madenin ürünü... imiş. 

-Güzelmiş anlamı.

-Evet... güzel... Değerini bilirlerse gerçekten cevher... 


........

   Ben o bir kaç sene önceki küçük fırtınayı hatırlayıp dalıp gitmiştim ki, biraz önceki çocuk, annesi ve halasından önce koşup geldi. 

-Mermer masa var ama çok küçük... Büyük masa var ama halam beğenmedi. Eski model istiyormuş.

-Tabii... sevdiği, beğendiği eşyayı kullansın. Beğenmediğini almak zorunda değil.

   Biraz sonra kadınlar da yanımıza geldi.

-Çok güzel eşyalarınız var. Ama biz aradığımızı bulamadık. 

-Bu işler biraz sürprizli... bugün bulamazsınız belki iki saat sonra gelir, belki iki ay geçer, hâlâ gelmez. Devamlı takip etmek gerekiyor. 

-İşiniz güzel ama... zevkli...

-Evet... dediğim gibi sürprizlerle dolu bir iş... 

   Çocuğun annesi akvaryumu gördü. Oğluna seslendi:

-Aaa... Bak oğlum balık... Gördün mü balıkları?

-Aaa... evet balık varmış burda.

-Hadi geç de oyna... bir bak bakalım nasıl yüzüyorlar?

   Çocuk bir kahkaha attı:

-Balıklarla oynanmaz, bir de camlarına vurulmaz, başları ağrır. Her zaman da yem verilmez, şişmanlarlar. Ne kadar komik annesin... balık nasıl yüzecek, balık işte mecbur yüzüyor. 

   Dayanamadım:

-Sen ne zaman büyüdün de ne ara küçüldün? Ne kadar akıllısın...

   Çocuk, bir kahkaha daha attı:

-Çocuklar doğar, sonra büyür... büyüdükten sonra niye geri küçülsün... olmaz ki öyle...

-Evet ben de zaten şaka yaptım. Ama komik şaka yapmışım, bak nasıl güldün...

   Halası:

-Size numaramı versem, istediğim tarzda bir masa geldiğinde beni arar mısınız?

-Tabii... neden olmasın?

   Bir küçük not kağıdı aldım, üstüne “Büyükçe, eski model masa gelirse aranacak” yazdım. Telefon numarasını istedim. En son:

-İsim neydi?

   Çocuk halasından önce söze karışıp:

-Benim ismimi yaz! Halamı değil, beni daha iyi hatırlarsın! Beni yaz... beni yaz!

-Tamam seni yazayım. Ne yazayım? İsmin ne?

-MİRKAN... MİRKAN’ım ben...!

.....




Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış