PANDEMİ SÜRECİNDE BİR SEYİR GÜNLÜĞÜ


10.6.2020

       

          

Bugün Hicri 1441, Miladi 2020 tarihli Haziran ayının 6. günü olan Pazartesi günüydü. Corona Virüs (covid19) Pandemisinin ülkemize giriş yaptığı tarihten (11 Mart 2020) bu güne kadar tamı tamına 90 gün geçti. Tespit edilen ilk vakanın ardından, temas yolu ile bulaşan bu virüs tehdidi çok hızlı bir şekilde yükselişe geçmiş ve günden güne hızlıca artarak, kısa zamanda binli rakamları bulmuştu. Bunun üzerine henüz daha ilk günlerde okullar tatil edilmiş, Cami'lerde toplu olarak yapılan ibadetler yasaklanmıştı. Ardından da onları bir çok kısıtlamalar peşi sıra takip etmişti. Bu ani ve tedirgin edici yükselişle beraber toplum olarak 'Evde Kal" uyarılarını dikkate almış ve kendimizi izole ederek, gerekmedikçe dışarı çıkmamaya gayret göstermiştik. Her birimiz adeta kendimizi gönüllü olarak karantinaya almış gibi dikkatli davranıyorduk. Evde kaldığımız zamanlar içerisinde, hayatımızı cep telefonu ve internet üzerinden sosyal tutmaya çaba gösteriyorduk.

            Sürecin ilerleyen günlerinde ayrıca sokağa çıkma kısıtlamaları getirilmiş ve bununla sosyal hareketliliğin minimum seviyelere indirilerek temas yolu ile bulaşmanın önüne geçilmesi hedeflenmişti. Özellikle hafta sonları getirilen bu kısıtlamalar, hafta sonlarına yakın günlere denk gelen resmi ve dini günleri de beraberine katmış ve üçer dörder günlük kısıtlamaları da yine hep birlikte evlerimizde geçirmek zorunda kalmıştık. Kuaför ve güzellik merkezlerinin faaliyetleri durdurulmuş, sinema, konser ve Cami'lerde toplu olarak yapılan ibadetler yasaklanmıştı. Buruk bir şekilde gelen Ramazan ayında oruçlarımızı tutarken Teravih namazlarının verdiği coşkudan da mahrum kalmıştık. Yine virüs ile mücadele için şehirler arası yolculuklar kısıtlanarak izne bağlanmış ve halen devam etmekte olan yaşlı ve çocukların belirli günler haricindeki dışarı çıkmalarına getirilen kısıtlamalar uygulamaya konulmuştu. Diğer kısıtlamaları saymaya gerek duymuyorum.

            Sıkıntılı geçen iki ayın ardından nihayet alınan bu önlemler sonuç vermiş ve vaka sayıları günden güne azalmaya başlamıştı. Bizler de artık "Kontrollü Sosyal Hayat" a ilk adımlarımızı atmaya başlamıştık. Kısıtlamalar bir nebze de olsa hafifletilmiş ve artık biraz daha nefes alabilir hale gelmiştik. Yerine gelen morallerimizle artık kendimizi biraz daha rahatlamış hissediyorduk...

            Bu uzunca girişin ardından sizlere asıl anlatmak istediğim konu olan Kontrollü Sosyal Hayat'ın toplum içerisindeki yansımalarını anlatmak istiyorum.Malum ki İstanbul büyük bir şehir. Ve yine malum ki İstanbul'un en kalabalık mevkileri olan Eminönü- Karaköy Kapalı Çarşı ve Beyazıt'taki ticari ve turistik insan sirkülasyonuna dair gözlemlerimi kendi lisanımca sizlere aktarmak istiyorum.

            Uzunca bir aranın ardından bugün işlerimde kullanmak üzere azalan malzemelerimi temin etmek için Maltepe'deki evimden saat 08:45 civarında şahsi aracımla yola çıktım. Hava oldukça sıcaktı. İlk önce her zamanki gibi kargo gönderilerimi hallettikten sonra, D-100 karayolu üzerinden Kadıköy istikametine doğru yol aldım. Göztepe civarındaki orta yoğunluklu trafiğin ardından, Harem'e vardım. Aracımı hemen Harem Otogarı'nın karşısında bulunan Defterdar Tahir Efendi Camii'nin az ilerisindeki sokaklardan birine yola toplu taşıma araçlarıyla devam etmek üzere park ettim. Maskemi olması gerektiği takıp, yokuş aşağı yaklaşık bir kilometre kadar yürüdükten sonra Harem-Sirkeci vapuruna binmek üzere iskeleye vardım. Araç ve yolcu yoğunluğu oldukça düşük bir seviyedeydi. Sanırım bunda biraz da saatin artık 10:00'ı geçmiş olmasının payı vardı. İşlerine gidenler gitmiş trafik ve insan yoğunluğu hafiflemişti. Güvenlik görevlileri gişelerde hızlı bir şekilde ateş ölçümü yapıyorlardı. Bir görevli benim de ateşimi ölçmüştü. Ateşim normal seviyelerde olmalıydı ki 'Buyurun' diyerek devam etmemi istemişti. Hemen önümde duran gişelerde İstanbul Kartımı okutup yaklaşık yarı kadarı dolu olan feribota bindim.

            İlk önce içerisinde kafe olan oturma salonuna geçtim. Bu esnada Feribotumuz hareket etmiş önce boğazın enine doğru (Kız Kulesi) yol almış ve ardından da dikine (Sarayburnu) yönüne devamla rotasını izlemişti.
Yolcuların istisnasız hepsi maskelerini takmış görünüyordu. İçeride havalandırmalar çalışıyordu. Koltuklar ekseriyetle boş görünüyordu. Daha sonra salondan çıkıp feribotun ön tarafında bulunan seyir terasına geçtim. Havanın da sıcak olması nedeniyle bu kısım oldukça kalabalıktı. Yolcular sosyal mesafeye özen gösteriyor ve aralıklı bir şekilde oturuyorlardı. Bir kısmı ise ayakta manzara seyrediyor ve fotoğraf çekiniyorlardı. Bunu yapanlardan biri de ben olmuştum. Sonrasında bir grup yirmili yaşlarda genç geldi. Onlar bu konuda biraz daha özensiz görünüyorlardı. Her ne kadar başka insanlar ile mesafeli olsalar da kendi aralarında hiç virüs yokmuş gibi davranıyorlardı. Maskeleri ağızlarını kapatıyor fakat burunları açıkta kalıyordu. Bir kısmı ise maskelerini tamamen açmış ve boyunlarına indirmişlerdi. Orada çok fazla durmayıp bu sefer de Feribotun arka kısmındaki seyir terasına geçtim. Bu kısımda pek fazla bir insan yoktu. Korkuluk demirlerine yanaşıp Turkuaz renkli Boğazı seyrettiğim halde Feribotumuz Sirkeci'ye vardı ve iskeleye yanaştı. Yolcular ve bundan kaçınamayan ben, aralarımızdaki yaklaşık ellişer santimlik asosyal mesafelerimiz ile Feribottan tek sıra halinde indik...

            Sirkeci'de de yine fazla kalabalık yoktu. Saat 10:30 suları idi. Çoğunlukla işyerlerine gecikmiş olan kişiler hızlıca adımlarla bir kısmı Eminönü, bir kısmı da Bab-ı Ali tarafına doğru yürüyorlardı.Burada da yine insanlar maskelerini takmış görünüyorlardı. Yaya geçidinden geçerek hemen Marmaray İstasyonu'nun karşısında bulunan Sirkeci Tramvay durağına yöneldim. Durak sakindi kısa bir bekleyişin ardından Kabataş yönlü çokça tenha olan Tramvaya binerek iki duraklık "Karaköy" yolculuğumu tamamladım.

            Planladığım işlerimi halledebilmek için Karaköy'den Unkapanı yönüne yaya olarak devam ediyordum. Bu sırada da gözlerim hem insanlarda hem de hırdavatçı dükkanlarının vitrinlerindeydi. Adetim üzere lazım olabilecek alet ve edevatlara bakıyordum. Küçük dükkanların girişlerinde esnafın yazdığı uyarılar vardı. Kimileri de dükkanının giriş kapısına boydan boya kırmızı şerit çekerek- "Corona Virüs dolayısı ile lütfen içeri girmeyiniz" yazmışlardı Nispeten daha büyük olan dükkanlarda ise "Maskesiz Girilmez" şeklinde uyarıcı levhalar asılıydı. Esnafın bir kısmı maske kullanmıyordu, kullananlar da yarım yamalak ve özensiz bir şekilde maskelemişlerdi kendilerini.

            Perşembe Pazar'ındaki sokaklar aşırı kalabalık değildi. Hatta ufak tefek alışveriş yapan insanları saymazsak oldukça tenha bile sayılabilirdi. Dükkanlara malzeme taşıyan hamallar ise sanki hiç Corona Virüs yokmuş gibi davranıyorlardı. Bu şekilde Taksim Kabataş Metro köprüsünün de altından geçerek Saliha Sultan Çeşmesi'nin karşısına denk gelen malzemecime ulaştım. Burada da yine iş yeri sahibi ve çalışanlar maske konusunda hassas davranmıyorlardı. Sanırım bunda birazcık da havanın oldukça sıcak ve nemli olmasının rolü vardı. Buradaki işimi hallettikten sonra aynı güzergah üzerinden başka dükkanlara da uğrayarak gerekli olan ufak tefek malzemelerimi de temin ederek öğleye doğru tekrar Karaköy Tramvay İstasyonu'na vardım.

            Etraf biraz daha kalabalıklaşmıştı. İstasyon çok sık geçen Tramvay'lara rağmen kısa zamanda tekrar doluyor ve boşalıyordu. İstasyona girdikten sonra fazla kalabalığa karışmamaya özen göstererek kendime bir yer buldum. Buraları sabah ve akşam saatlerinde oldukça kalabalık oluyordur diye düşünüyordum. Ayrıca hem altmış beş yaş üstü, hem de on sekiz yaş altı olan vatandaşların sokağa çıkma kısıtlamaları da halen devam etmekteydi. Onlar da dışarıda olsalardı buradaki kalabalığı tahmin etmek çok güç olurdu. Bu düşünceler içerisindeyken yine çok kısa bir bekleyişin ardından gelen Tramvaya binerek kendime üçte biri dolu olan koltuklardan birinde yer buldum. Bu seferki durağım Beyazıt idi. Cam kenarında oturuyordum. Tramvayların üzerleri komple reklam stickerleri ile kaplıydı. Çoğunlukla camların üzerlerini dahi kaplayan bu stickerler en azından bu bölümlerde küçük noktalar halinde pixellenmişti. Seyir esnasında zor da olsa görebildiğim kadarı ile etrafı gözlemledim.

            Galata köprüsünde elle sayılabilecek kadar az balıkçı vardı. Aslında henüz bir kaç gün önce Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca sosyal medya üzerinden Galata Köprüsü'nde neredeyse iç içe bir kalabalıkla balık tutan balıkçıların fotoğrafını yayınlamış ve paylaşım yazısının en sonuna da  "RAST GELMESİN" diye yazarak serzenişte bulunmuştu. Buraları hafta sonları çok kalabalık oluyordu. Sanırım bugünün hafta içi olması nedeni ile biraz daha tenha kalmıştı.Yaya olarak köprüyü geçen sevgili ya da çiftler kendi aralarında mesafesiz, etraftaki insanlarla ise oldukça mesafeli olarak yürüyorlardı. Tramvay sırası ile Eminönü ve Sirkeci istasyonlarını da geçtikten sonra Gülhane'ye ve ardından da Sultanahmet'e varmıştı. Buralarda yaz, kış; sabah ve akşam her zaman turist olurdu. Fakat anlaşılan o ki Pandemi sürecinde ülkelerin aldığı neticesinde neticesinde neredeyse hiç turist gel(e)memişti. Sultanahmet Meydan'ı kuş, kedi ve köpeklere kalmış gibiydi. Ben bu düşünceler içerisindeyken Tramvay yoluna devam etmiş ve Laleli'nin ardından son durağım olan Beyazıt'a varmıştı.

            İstasyondan dışarı çıkarak Kapalı Çarşı girişine doğru yöneldim. Çarşının girişinde de yine ellerindeki termal ısı ölçücüleri ile bekleyen güvenlik görevlileri vardı. Burası nispeten biraz daha kalabalık ve hareketliydi.

             Sahaflara uğramak istiyordum. Bu nedenle çarşıya girmeyip o tarafa doğru yöneldim. Bir kaç kitap aldıktan sonra bu sefer Beyazıt Yangın Kulesi'nin olduğu caddeden aşağı doğru inerek sırası ile Mercan, Tahtakale ve oradan da otobüs son duraklarının olduğu taraftan sahile indim. Dikkatimi çeken bir husus da gerek ticaretin merkezi olan bu bölgede, gerekse Karaköy'deki dükkanların bir çoğunun önlerinde maske ve eldiven satışlarının revaçta olmasıydı. Görünen o ki ticaret kendine yeni meta'lar bulmuştu. Bir çokları gibi sırf merakımdan ben de maske fiyatlarını sordum. Elli'li paketler halinde satışa sunulan fiyatı 30 Lira ile 50 Lira arasında değişiyordu...

            Bu sırada öğle ezanı okunuyordu. Evvelden adım atmaya yer bulamadığım bu sokakları rahat bir şekilde ve kimseye temas etmeden geçebilmiştim. Gerçi buna da yine tam olarak virüs etkisi denemezdi. Hem hafta içiydi, hem de günün öğle saatleriydi. Buralarda daha önce de bu vakitlerde bulunmuş ve buna benzer bir yoğunluğu çokça görmüştüm. Buradaki esnaf maske konusunda biraz daha özensiz görünüyordu. Alışveriş için gezinen insanlar ise çoğunlukla dikkatli ve temastan kaçınıyorlardı. Oldukça yorulmuştum. Karnım da epey acıkmıştı. Sosyal mesafe kuralına harfiyen uyan bir pideciye girip bir şeyler atıştırdıktan sonra Yeni Cami önünden geçerek tekrar Sirkeci'ye vardım. Yine ateşimin ölçülmesinin ardından da gelen Feribot'a binerek tekrar Anadolu yakasına geçtim. Sonrasında yokuş yukarı çıkarak aracıma varıp tekrar D-100 karayolu üzerinden Maltepe'deki evime doğru sakin bir trafik ile seyrettim. Bu sırada saat 15:00'ı gösteriyordu. Günü bu şekilde tamamlayarak uzun bir aranın ardından yaklaşık yedi kilometre yol yürümenin verdiği yorgunlukla evime vardım. 

 

Cemil Baştürk
09.06.2020

 

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış