TERLİK


TERLİK

   Uc uca eklenip geldi anılar...

   Türkiye’ye gittiğimde annemi kendi evine göndermezdim. Zaten hasretiz. Birlikte ne kadar vakit geçirsek kârdır.

   Sabah kahvaltıları öğle yemeklerine ulanırdı, mutfak masasında anılar da olduğundan.

   -Hâlâ “ille benim terliğim... benim terliğim...” diyor musun?

Kafamda geriye doğru sardım hafıza makinemi:

   Biz beş kız kardeş, anne-baba, dede-nene toplam dokuz kişilik aile... bitişik odalarda oturan kiracılar, birbirine teklifsiz giren çıkan komşular... kapının önü terlik dolu. Şipidik şipidik onlarca naylon terlik... Avluya, bahçeye, sokağa veya başka bir komşuya giderken, hangi terlik varsa onu giyer herkes. Bense, sadece benim olanı...  Bulamazsam evde kalırım. Ama başkası giyip gittiyse terliğimi, kıyamet kopar. “Ben kimsenin terliğini giymiyorum, kimse de benimkini giymesin!” Ağlamalar, söylenmeler, kendini yerden yere atmalar... Yaramaz, kavgacı, huysuz bir çocuk değildim aslında, biri benim terliğimi giymediği müddetçe...

   -Yok... artık terliğim terliğim diye ağlamıyorum. Kapının önü her zaman boş... Zaten gelenim gidenim de yok, birbirinin terliğini giyecek kadar samimi akrabam da... Türkçe konuşan komşum da...

 

   

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış