GERÇEK YAN MECAZ DEYİM TERİM ANLAM


Esa
26.8.2016

1. GERÇEK ANLAM (TEMEL ANLAM)

 

Kelimelerin taşıdıkları ilk ve genel anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna "temel anlam" da denir.

Meselâ, "ağız" dendiğinde akla ilk gelen, organ adıdır. "göz" kelimesi de öyle.

Yataktan kalkarken başımı duvara çarptım.

Dün gece erken yattım.

Sıcak çorbayı içince rahatladım.

Ağzında yaralar oluşmuştu.

Sıcak çorbayı içince rahatladım.

Dolaptan temiz elbiselerini çıkardı.

Ahmet’in burnu iyi koku alır.

Ağzında yaralar oluşmuştu.

 

2. YAN ANLAM

Sözcükler üretilirken tek bir anlamı karşılasın diye oluşturulur. Bu ilk anlam sözcüğün temel anlamıdır. Sözcükler zamanla temel anlamlarıdaki kavramlarının şekil, işlev ve diğer kavram

özellikleriyle alakadar yeni kavram ihtiyaçlarını karşılamak için temel anlamlarıyla işlev şekil gibi özelliklerle ilişkili ilave anlamlar kazanır. Söz gelimi organ anlamındaki kol sözcüğü kol organının

işlevi ve diğer kavram ilintileriyle ilgili ilave anlamlar kazanır. Pencere kolu, kapı kolu, makina kolu, vb.

Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir. Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar

kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.Meselâ "göz" dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı

olan organ adıdır. Ama "iğnenin gözü", "çantanın gözü", masanın gözü" tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.

Diş ; Çark, testere gibi nesnelerdeki çıkıntılardan her biri

Uzun zamandır orada durmak

Kapının önünde durmak

Söylenen yerde durmak

Saatlerdir lokanta önünde durmak

Gittiği yerde çok durmak

Başı kırık bir çiviyi sökmeye uğraşıyor.

Bu dalda başarılı olabileceğimi sanıyorum.

Benim yetiştirdiğim öğrenciler daha başarılı

Somutlaşma ve soyutlaşma: Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve soyutlaşma,

dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür. Somut anlamıyla "geçilen yer" demek olan "yol" kelimesi "yöntem, metot" anlamına gelerek soyutlaşmıştır.

Yakıştırmaca: Kendi adı olmayan ya da adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir. Uçağın kanadı, masanın

gözü, ayakkabının burnu vb

 

3. MECAZ ANLAM

Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması

sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Mecaz anlamda iki kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilmiştir.

Boğaz tokluğuna çalışmak

Nedensiz diş bilemek

Bu şarkıya bayılıyorum.

Tatlı sözlerle babasının gönlünü aldı.

Yakında savaş patlayacak.

Hepimiz onun hafif biri olduğunu biliyorduk.

İnce işlere aklım pek ermiyor.

Kitapları taşırken kolum koptu.

Mecaz anlamlar, benzetme ve ilgi yollarıyla yapılır. Benzetme yoluyla yapılanlardan biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır. Edebiyat dersinde söz sanatları arasında

incelenir. Eğretileme ve deyim aktarması da denir.

"Kurban olam, kurban olam

Beşikte yatan kuzuya" (açık istiare)

"Tekerlekler yollara bir şeyle anlatıyor." (kapalı istiare)

İlgi yoluyla yapılanlara ad aktarması denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç-dış, parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler vardır. Aşağıdaki cümleler

ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca mecaz-ı mürsel adıyla söz sanatlarında da işlenir.)

Bir kavramın, benzetme amacı güdülmeden, bağıntılı, ilgili olduğu başka bir kavramı karşılayan sözcükle anlatılmasıdır. Bu duruma AD AKTARIMI da denir ve kavramlar arasında çeşitli ilişkilere dayanır.

PARÇA – BÜTÜN İLİŞKİSİ

Saçlarını kestirince gözlerinin ortaya çıkması (Bir bölümünü)

Atalarımız canlarını hilal uğruna feda ettiler. ( Bayrak)

İÇ – DIŞ İLİŞKİSİ

Reçeli dolaba koymayı unutmuş (Reçel kavanozunu)

Tencereyi çöpe dökmelisin (Tenceredeki yemeği)

NEDEN – SONUÇ İLŞKİSİ

Bereketin yağması köylüyü güldürdü (Yağmur)

Tatilin yağmasına hepimiz sevindik (Kar)

SANATÇI – YAPIT İLİŞKİSİ

Orhan PAMUK’ u daha evvel okudum (Romanlarını)

Mozart’ ı dinlerken kendimden geçiyorum. (Bestelerini)

SOYUT – SOMUT İLİŞKİSİ

Bu konu kafamda netleşince söylerim. (Zihnimde)

Türk gençliği ilkelerinden ödün vermez (Genç insanlar

 

4. DEYİM ANLAM

En az iki sözcüğün gerçek anlamlarından sıyrılarak bir varlığı, bir durumu daha etkili ve güçlü biçimde anlatmasını sağlayan kalıplaşmış sözlerdir.

Deyimlerin biçimsel ve anlamsal özellikleri vardır. Bu özellikler onların diğer kalıplaşmış sözlerle karşılaştırılmasını engeller.

Kısa ve öz anlatımlıdırlar. Yol gösterici veya öğüt verici özellikleri yoktur.

Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.

Göze girmek için her şeyi yapıyor.

İşin ağırlığın gözümüzü korkutmuştu.

Bu soruya kafa yormanı istemiştim.

Çocuk eli uzun biri, cüzdanımı almış.

Burası çok ayak altı, şurada duralım.

Deyimlerin özellikleri:

a) Deyimi oluşturan sözcüklerin yerleri değiştirilemez, sözcükler anlamdaşlarıyla yer değiştiremez.

Kafa tutmak – Baş tutmak olmaz.

Deyimler çoğunlukla mastar halinde bulunur. Zaman ekleriyle kişilere göre çekimlenebilirler.

Dönmesini dört gözle bekliyorum.

Deyimi oluşturan sözcükler az veya çok gerçek anlamlarından sıyrılmıştır.

Bu iş gerçekleşirse köşeyi döneriz.

"ayıkla pirincin taşını" yerine "ayıkla bulgurun taşını" denilemez,

"dilinin altındaki baklayı çıkar" yerine "dilinin altındaki şekeri çıkar" denilemez,

"tüyleri diken diken ol-" yerine "kılları diken diken ol-" denemez.

Ama istisnalar yok değildir: "baş başa vermek" ve "kafa kafaya vermek" gibi.

Araya başka kelimeler girebilir:

"Başını derde sokmak" Başını son günlerde hep derde soktu.

b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar: "Çam sakızı çoban armağanı", "dili çözül-", "dilinde tüy bit-", "dilini yut-"

c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.

1. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:

ağzı açık, kulağı delik,

eli uzun, kaşla göz arasında,

bulanık suda balık avla-, dikiş tutturama-,

can kulağı ile dinle-, köprüleri at-,

pire için yorgan yak-, pişmiş aşa su kat-,

kafayı ye-, aklı alma-,

akıntıya kürek çek-, ağzı kulaklarına var-,

bel bağla-, çenesi düş-,

göze gir-, dara düş-,

 

2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.

Yorgan gitti, kavga bitti.

Dostlar alışverişte görsün,

Çoğu gitti azı kaldı,

Allah bana ben de sana,

Atı alan Üsküdar'ı geçti,

Tut kelin perçeminden,

Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,

Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.

Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?,

Ne şiş yansın ne kebap,

Fol yok yumurta yok .

d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders

vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: "İşleyen demir ışıldar" atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır.

 

e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok,

Hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?

Bazı deyimler ise anlamlarından çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta

düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..

f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:

Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)

Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)

Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)

O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)

g) Kafiyeli deyimler de vardır:

Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı

 

5. TERİM ANLAM

 

Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.

Örnek: "Ekvator" kelimesi tek bir anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.

Örnek: kök, mısra, muson.

Faul-ofsayt-penaltı (spor)

Çıkarma-üçgen-açıortay (matematik)

Edebiyatta kullanılan öykü, ölçü, kafiye, dize...

Sosyal bilgilerde kullanılan iklim, ölçek, eş yükselti ...

Fen bilgisinde kullanılan hücre, soymuk boruları, sindirim sistemi, sinir ... sözcükleri terimdir. Çünkü bunlar yukarıda adı geçen alanlar ile ilgili özel anlamı olan sözcüklerdir.

Terimler halkın söz varlığında yer almaz, ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim özelliği kazanmış kelimeler vardır.

Örnek: "Budala" kelimesi halkın söz varlığında aptal, anlayışsız, sersem anlamlarıyla kullanılır, fakat bu kelime psikolojide belli bir zeka seviyesine sahip anlamında kullanıldığında terimdir.

Terimler, genellikle gerçek anlamıyla kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan anlamı, deyim anlamı yoktur.

Boğaz'ı geçip Karadeniz'e ulaştık.

Ayağı olmayan göllerde tuz oranı yüksek olur.

Ağacın kökleri çok derinde.

Üçgenin iç açıları toplamı 180'dir.

 

6. ARGO ANLAM

Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir.

Argo, dil içinde bir dil gibidir.

Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir.

Dışa dönüklük, boşalma, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir.

"Canına yandığımın dünyası" gibi.

abdestini vermek: azarlamak

aklına tükürmek: birinin düşüncesini beğenmemek

röntgenci: kadınları gizlice gözetleme alışkanlığı olan erkek

piliç gibi: güzel ve sevimli kız

mektep çocuğu: acemi, toy

zokayı yutmak: aldatılıp zarara sokulmak

yutmak: iyice eksiksiz olarak öğrenmek

arakçı: hırsız

bal kabağı: aptal, beyinsiz

torpil, moruk, çakmak (sınıfta kalmak), asılmak...

7. SOYUT ANLAM

Beş duyu organından biriyle algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile bilinen kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere soyut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir.

Hayal, rüya, düşünce, menfaat, sevgi, korku, güzellik...

8. SOMUT ANLAM

Beş duyu organında biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere somut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de somut anlam denir.

Ağaç, taş, ev, mavi, soğuk, su, masa, yol, yürümek, koşmak...

Soyut anlamlı kelimeler mecazlı kullanılarak somuta aktarılabilir.

"Yazınızda kuru bir anlatım görüyorum."

"Adam yıldızlara basa basa yürüyordu."

 

9. GENEL VE ÖZEL ANLAM

 

Genel anlamlı kelimeler birden fazla kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan kelimelerdir. Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net olarak anlatır. Anlam

özelleştikçe kesinlik de artar.Metin-paragraf-cümle-kelime-hece-harfNesneler sınıfının tüm özeliklerini yansıtan kavramlar, genel; tek bir nesnenin özelliklerini yansıtan kavramlar özel anlamlıdır. Ancak sözcüğün genel bir

anlam mı, özel bir anlam mı taşıdığı

Varlık-canlı-insan-Ahmet

Cümledeki kullanımıyla belirlenir.

Bütün canlıları, hayvanları, köpekleri çok severim. (Genelden özele)

Menekşeye, çiçeklere, bütün bitkilere ışık ve su hayat verir. (Özelden genele)

Dağa tırmanmayı seviyor. (Genel)

Bizim köyün yolunu kısaltmak için dağa tünel yapılacak. (Özel)

 

10.BENZETME

Bir varlığın herhangi bir niteliğini belirginleştirmek amacıyla başka bir varlığın örnek gösterilmesidir. Varlıklar arasında ortak yön ilişkisiyle söz, etkili ve güçlü kılınır.

Nefret, kezzap gibidir. Ondan uzak durmalısın.

Oturduğu ev sanki mağaraydı.

 

11.EYLEM ve DUYU AKTARIMI

Bir varlığa ilişkin bir eylemin,başka bir varlığa; duyuya ilişkin kavramın,başka bir duyuya aktarılmasıdır.

Tatlı sözleri ile gönlümüzü kazandı. (Tatmadan işitmeye)

Soğuk bakışları sorun olduğunu anlatıyordu. (Dokunmadan görmeye)

Buraya gelmek aklına nereden esti (Eylem aktarımı)

Onurumu kimsenin ayakları altına sermem (Eylem aktarımı)

 

12.GÜZEL ADLANDIRMA

 

Söylenmesi sakıncalı, ürkütücü ya da hoş olmayan sözcüklerin yerine onlardan daha güzel olduğu varsayılan sözcüklerin kullanılmasıdır.

"verem" kelimesinin dildeki korkunçluğunu azaltmak için "ince hastalık" ile karşılanması gibi.

Yabanî hayvan adı olan "börü"nün atılıp yerine "kurt" kelimesinin kullanılması gibi.

 

Korkunç bir kazada yaşamını yitirdi. (Öldü)

Gelecekte kötü hastalığın çaresinin bulunacağına inanıyorum. (Kanser)

İki gün sonra toprağa verilecek. (Gömülecek)

 

13.SÖZCÜKLERDE ÇOK ANLAMLILIK

Bir sözcüğün temel anlamını yitirmeden, temel anlamıyla ilgili yeni kavramları anlatacak biçimde kullanılmasıdır. Çok anlamlılık, soyut kavramları anlatan sözcüklerde görülür. Yan anlamları olan

bütün sözcüklerde çok anlamlılık vardır.

Göz

Temel anlamı ; Görme organı

Yan anlamları ; Suyun gözü (Kaynak), İğnenin gözü (Delik), Masanın gözü (Çekmece)

 

14. EĞRETİLEME

Bir sözcüğün benzetme ilişkisiyle başka bir sözcük yerine kullanılmasıdır.

Babam yine kükrüyor (Aslan gibi)

Haberi duyunca uçarak geldim (Kuş gibi)

Meşin eldivenlerimiz üç madalya kazandı (Boksörlerimiz)

 

15.ABARTMA

Bir sözcüğün etkisini güçlendirmek amacıyla ya olmayacağı biçimde, ya da olduğundan az veya çok gösterilmesidir.

Bu işin de üstesinden gelir, gözünü budaktan sakınmaz.

Sesleri duyunca yüreğim ağzıma geldi.

 

16. DEĞİNMECE - DEĞİŞMECE

Bir sözcüğün hem gerçek, hem de değişmece anlamını çağrıştıracak biçimde kullanılmasıdır.

Bir günde dört kapı yaptı. - (Dört kapı imal etti, gerçek anlamı

(Dört yere gitti – Değişmece)

Adamın yüzü kızardı. – (Yüzünün rengi değişti , gerçek anlamı)

(Utandı – Değişmece anlamı)

 

17.YANSIMA SÖZCÜKLER

Ses taklidi yoluyla doğadaki seslerden türetilen sözcüklerdir.

Horultu – mırıltı – cızırtı – fısıltı

 

B. SÖZCÜKLER ARASINDAKİ ANLAM İLİŞKİLERİ

 

1. EŞ ANLAMLI SÖZCÜKLER

Yazılış ve okunuş bakımından farklı fakat anlamca aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler birbirlerinin yerini tutabilir. Anlamdaş kelimelerin birisi genelde yabancı kökenlidir.

kıymet-değer, cevap-yanıt, sene-yıl, medeniyet-uygarlık, imkân-olanak, acele-ivedi, zelzele-deprem, yoksul-fakir, misafir-konuk, sınav-imtihan, yöntem-metot, mesele-sorun, fiil-eylem,

kelime-sözcük, vasıta-araç...

Fakat bazı durumlarda anlamdaş kelimeler birbirinin yerini tutamaz: "kara bahtlı" kelime grubunda "kara" kelimesinin yerine "siyah" kelimesini kullanamazsınız. Çünkü iki kelimenin (kökeni ne

olursa olsun) anlamdaş veya yakın anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir.

Türkçe kelimeler arasında da eş anlamlılık olabilir:

deprem-yer sarsıntısı-zelzele,

kimi zaman-ara sıra-zaman zaman-arada bir-bazen

 

2. YAKIN ANLAMLI SÖZCÜKLER

Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.

göndermek-yollamak, bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek, söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek,

Kardeşim sana küsmüş.

Kardeşim sana kırılmış.

Kardeşim sana gücenmiş.

Kardeşim sana darılmış.

Birinci cümlede bir "kesinlik ve aşırılık" anlamı, ikinci cümlede bir "esneklik, hatta hoşgörü" anlamı, üçüncü cümlede "üzülmek" anlamı, dördüncü cümlede "gücenip görüşmez olmak" anlamı vardır.

Ben her sorunla başa çıkarım. (baş etmek)

Bu kadar yürekten çağırma beni. (candan)

Davranışları hiçbir zaman içtenlikli değildi. (yürekten, candan)

Yaptığı işi önemsemiyordu. (özen göstermiyordu.)

 

3. ZIT ANLAMLI SÖZCÜKLER

 

Anlamca birbirinin karşıtı olan kelimelerdir.

Siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek,

Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur. Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı satılmaz.

"sevinmek" karşıtı sevinmemek değil "üzülmek"tir.

Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir.

"doğru" kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede "eğri" olurken, diğerinde "yanlış" olabilir.

İki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak ikisi de gerçek (temel)

anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olmayan anlamındaki "ağır" kelimesinin ağır olmayan anlamındaki "hafif"le zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek (temel) anlamda kullanılması gerekir.

 

4. EŞ SESLİ SÖZCÜKLER

 

Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı kafiye yapılır.

Gül: 1. çiçek, 2. gülmekten emir

Kır: 1. kırsal alan, 2. kırmaktan emir, 3. beyaz

Yazma: 1. baş örtüsü, 2. yazmaktan olumsuz emir, 3. yazma işi

Ek almış kelimelerle, ek almış ve almamış kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı ekler de olabilir:

Siyah anlamındaki "kara" ile "kar-a" (-a: yönelme hâl eki) gibi

"Oyuncakları olmuş çocukların kurşunlar"

"Zalimler her saat taze fidanları kurşunlar"

Neden kondun a bülbül kapımdaki asmaya

Ben yarimden vazgeçmem götürseler asmaya

"hala" ve "hâlâ", "kar" ve "kâr", "adet" ve "âdet" kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır.

 

5. İKİLEMELER

Anlamı pekiştirip güçlendirmek ve çekici kılmak için aynı kelimenin, yakın anlamlı kelimelerin veya zıt anlamlı kelimelerin tekrarıyla oluşan kelime grubudur.

ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek, doya doya ...

Yapı Yönüyle İkilemeler:

a) Yakın Anlamlı: doğru dürüst, delik deşik, eş dost

b) Aynı Anlamlı: kılık kıyafet, ses seda, köşe bucak...

c) Karşıt Anlamlı: Aşağı yukarı, ileri geri, az çok, er geç ....

d) Aynı Kelimenin Tekrarı: duya duya, ağır ağır, yavaş yavaş ...

e) Yansımaların Tekrarı: çat pat, kıs kıs, fısıl fısıl ...

f) Sadece Biri Anlamlı: eğri buğrü, eski püskü

g) Yarı Anlamlı: eciş bücüş, ıvır zıvır, abur cubur ...

İkilemelerin arasına hiçbir noktalama işareti konulamaz.

 

6. YANSIMALAR

Tabiata, insana, insan dışındaki canlılara ve eşyaya ait seslerin taklit edilmesi sonucu ortaya çıkan kelime veya kelime gruplarıdır.

tık, tak, pat, çat, hışır hışır, miyav, hırr, hav, me, mee, mışıl mışıl, fıkır fıkır, şıkır şıkır...

Yansımalardan isim ve fiil türetilebilir.

"miyavlamak, çatırdamak, şıkırtı, meleşmek, şırıltı"

 

7. ATASÖZLERİ

Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.

Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlılarıyla dahi değiştirilemez.

Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam ifade ederler

Tecrübelere ve gözlemlere dayanırlar, bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler

Çoğu mecazlıdır.

Anonimdir ve edebî tür özelliği gösterir.

Genel bir yargı bildirir.

Öğüt verme amacı taşır.

At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.

Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.

Böyle gelmiş, böyle gider

Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.

Damlaya damlaya göl olur.

Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.

Eden bulur.

Geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.

Göz görmeyince gönül katlanır.

Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.

Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.

Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.

Üzerine laf düşmedikçe konuşma.

Vakitsiz açılan gül çabuk solar.

 

8. DOLAYLAMA

Bir kelimeyle anlatılabilecek bir durumu birden fazla kelimeyle anlatmaya denir.

"yavru vatan": Kıbrıs,

"büyük kurtarıcı": Atatürk,

"ulu önder":Atatürk

"derya kuzuları": balık,

"file bekçisi":kaleci

"Türkiye'nin kalbi": Ankara

 

9. ANLAM GENİŞLEMESİ

(yan anlam)

Sözcüğün zamanla yeni anlamlar kazanmasıdır.

ÖDÜL ; Güreşçilere verilen armağanlar – Dar –

Özendirici bütün armağanlar – Geniş –

 

10. ANLAM DARALMASI

 

"oğul" kelimesinin önceleri kız ve erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece erkek çocukları için kullanılması gibi.

Anlam Daralması

Sözcüğün önceden pek çok kavramı karşılarken zamanla birini karşılayacak şekilde kullanılmasıdır.

 

YEMİŞ ; Bütün meyveler – Geniş

İNCİR ; Dar anlamlı

 

11.Anlam Kayması

 

Yeni bir kavramı karşılayacak şekilde sözcüklerin gerçek anlamlarından sıyrılarak kalıplaşmasıdır. Bileşik sözcüklerde genellikle bu özellikler vardır.

İmambayıldı ; Sözcükler gerçek anlamlarından sıyrılmış bir yemeğin adı olmuştur.

 

12. ANLAM İYİLEŞMESİ

 

İlk anlamı bayağı, kötü olan bir sözcüğün zamanla asıl anlamından daha olumlu, sevimli veya daha güzel bir anlamda kullanılmasıdır. Bazen de kötü anlamı olan bir sözcük iyi anlama gelebilecek şekilde de kullanılabilir

“Sözcüğün eskisine göre daha iyi bir anlam taşır duruma gelmesine anlam iyileşmesi, anlam güzelleşmesi, anlamın soylulaşması diyoruz.

Geçmişten günümüze gelen tarih akışı içinde bazı kelimler kötü anlamlarından sıyrılarak daha hoşa giden anlamlarda kullanılır hale gelirler. Hatta kelimenin ilk, gerçek veya temel anlamındaki kötü kavram tamamen unutulabilir.

Mesela Edepsiz, arsız, kavgacı, hır çıkaran anlamındaki yavuz sözcüğü, yiğit, gözü pek anlamında kullanılır hale gelmiştir.

Eski Türk kavimlerinde “acı, eziyet” kavramlarına ad olan “emgek” daha güzel, daha

soylu bir anlam içeriğine kavuşarak, emek “özenli, alın teri gerektiren iş” anlamını Yüklenmiştir

Türkçe sözlükler “keleş” için “iyi huylu, yakışıklı” anlamlarını veriyor. Ancak sözcük bu güzel (mélioratif) anlamını yitirmiş ve anlam kötülemesine uğrayarak sözcüğün temel anlamını bilmeyenlerce aşağılayıcı (péjoratif) anlamıyla kullanılır olmuştur.

 

13 ANLAM KÖTÜLEŞMESİ

Bir sözcüğün zaman içerisinde temel anlamında meydana gelen anlam bayağılaşmasıdır. Eskiden daha hoşa giden daha latif ve hoş bir anlamı olan sözcüğün zamanla asıl anlamındaki anlamadan daha kötü bir anlama doğru kaymasıdır.

Anlam kötüleşmesini B. Sav, adı geçen eserinde şöyle açıklayıp örnekler “ Anlam iyileşmesinin tersi olan anlam kötüleşmesiyle bütün dillerde olduğu gibi Fransızca ve Türkçe’de de karşılaşıyoruz. Latince’de “misafir, yabancı” anlamlarını içeren “hostis >hostilis” Fransızca’ya “hostile” şeklinde geçerken XV. Yüzyıldan itibaren anlam kötülenmesine de uğramış ve “düşman” manasında kullanılmaya başlamıştır...

Türkçe sözlükler “keleş” için “iyi huylu, yakışıklı” anlamlarını veriyor. Ancak sözcük bu güzel (mélioratif) anlamını yitirmiş ve anlam kötülemesine uğrayarak sözcüğün temel anlamını bilmeyenlerce aşağılayıcı (péjoratif) anlamıyla kullanılır olmuştu

 

14. YAKIŞTIRMA

Öz adı olmayan ya da bilinmeyen varlıkların, çeşitli yönlerden yakışan sözcüklerle adlandırılmasıdır. Sözcüklerin yan anlam kazanması bu yolla gerçekleşir.

Uçağın kanadı kuleye çarptı

Masanın ayağı kırılmış

Makinenin kolunu hızlı çevirme

 

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

  • ÖSS HAZIRLIK KİTAPLARI
  • https://www.turkceciler.com/Dersnotlari/kelimebilgisi.html
  • https://www.turkceogretmeniyim.com/turkce-dersi/sozcukte-anlam.html
  • https://www.egze.com/edeb/S%C3%B6zc%C3%BCkte_Anlam-i24.html

 

                      

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 

 

 

 

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış