BİR ŞEHİT ŞAİR : ABDÜLHAMİT SÜLEYMAN ÇOLPAN

Ekleyen : Yusuf Bilge , 25 Eylül 2016 Pazar aaa Beğen 3
BİR ŞEHİT ŞAİR : ABDÜLHAMİT SÜLEYMAN ÇOLPAN
 
Çolpan 1893 yilinda Türkistan’ın Fergana vilayetine bağlı olan Andican kentinde dogdu. Gerçek adı Abdülhamit Süleyman’dır. Çolpan (Tan Yıldızı) onun takma adıdır.
 
Çolpan Cedit doneminin en önemli şairidir. Hem medresede hem Rus okullannda öğrenim görmüş; Arapça, Farsça, Rusça ve Ingilizce öğrenmiştir. Mevlana, Sadi, Hafız, Hayyam, Nevayî, Fuzülî gibi Türk ve İslam klasiklerini okumuştur. Devrin diğer ceditçileri gibi Osmanlı, Kazan, Azerbaycan Türk edebiyatlarını yakından takip etmiştir. Türkiye’den Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Mehmet Emin, Ziya Gökalp, Mehmet Akif gibi şair ve yazarları yakından tanımıştır.
 
1917-1918 yıllarında Orenburg’da “Vakit” Gazetesi’nde çalışırken Başkurt Millî Hükümeti’nin sekreterlik görevini de yürüttü. Bu yıllarda daha bir olgunlaştı. Sovyetler’de egemen millet Ruslar’ın vaat ettiği sözde “hürriyet”in hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini ilk sezenlerden oldu. Çolpan, yaklaşmakta olan felaketi çok iyi sezmişti. Orenburg’da duramadı. Ülkesine döndü. Yapacağı çok şey vardı…
 
Adı: ÇOLPAN’dı !.. Ve Çolpan yol, yön göstermiyor muydu? O halde, milletin içine girmeli; halka yol göstermeliydi… Öyle de yaptı! Halka vurulan çelik prangaları şiirin yıldırımlarıyla parçalamak için yazdı. Halkı gibi düşünüyor; şiirini halkın seveceği tarzda yazıyordu. Bıkmadan, usanmadan çalışıyordu. Şiirin dışında hikâyeler, oyunlar kaleme alıyordu. Halkını bilgilendirmek için, Hintli Şair Rabindramanth Tagore’un Puşkin’in şiirlerini, Gorki’nin Ana’sını, Shakspeare’in Hamlet’ini Özbek Türkçesine çeviriyordu… 1917-1920 yılları arasında ilk önemli eserlerini veren Çolpan, 1920-1926 yılları arasında ise Oyganış (Taşkent 1922), Bulaklar (Taşkent 1924) ve Tan Sırları (Taşkent 1926) adlı eserlerini yayınlamıştır. Bu eserlerinde yer alan toplam 119 şiir millî sembolizmin eşsiz örnekleridir.
 
Çolpan, millî meseleler yanında sosyal buhranları da işlemiştir. Kazak Türkü Magcan Cumabay gibi Türk İstiklâl Savaşı’nı gönülden destekleyen ve bu amaçla şiirler yazan bir Türk evlâdı da Abdülhamid Süleyman Çolpan’dır. Çolpan’ın gençlik yılları Rusya’daki çalkantıların zirveye yükseldiği bir zamana rastlar. I. Bolşevik ihtilâlinde daha çocuk yaşta olan Çolpan; 1917 komünist ayaklanmasına ve bu sırada ortaya çıkan bolşevizm taraftarlarıyla, tam bağımsızlık yanlılarının mücadelesine tanık oldu. İlk ciddî çalışmaları da komünizmden sonra gerçekleşti. Eserlerinde Türk insanının duygularına ve durumuna tercümanlık yaptı. Tehditlere ve baskılara boyun eğmeden en iyisi için uğraştı.
 
1920’li yıllarda Türkiye Türklerinin emperyalizme karşı verdiği savaşı da yakından takip eden Abdulhamid Çolpan, Türk milliyetçilerinin iyi tanıdığı “Tufan” adlı şiirinde;
 
“Ey İnönü, ey Sakarya, ey istiklâl erleri,
Yürü mazlumlar tufanının öç alguçı selleri”,
 
diyerek Türkiye Türklerinin yanında olduğunu açıkça dile getirmiştir. Bu şiiri ile diğer milliyetçi yazı ve sözlerinden dolayı birçok kez yargılanarak, hapsolundu. O yine bir şiirinde Türkistan’ın üzerine nasıl bir kâbusun çöktüğünü;
 
“Gözel Türkistan senge ne boldı?
Sebep vakıtsız, küllerin soldu”,
 
diye anlatıyordu. Kullandığı dil sade, şiir tekniği özgündü. Çolpan’ı herkes zevkle okuyordu. Baskıcı rejimin temsilcileri bile Çolpan’ın sanat gücüne hayran kalıyorlardı. Ne var ki, Çolpan bir rejim şairi değildi! Aksine o, halkını şiirin güçlü kanatlarına bindiriyor, özgür göklerde dolaştırıyordu. Sovyet rejiminin propaganda masalları karşısında o, katı, saf gerçeklere işaret ediyordu. Çolpan rejim için tehlikeliydi.
 
Halkın sevgilisi Çolpan’ı susturmanın yollarını aradılar… Önce “rejimin sözcüsü bir şair” yapmak için çok gayret gösterdiler. Yapılan her öneriyi Özbekeli’nin bu kahraman evlâdı, elinin tersiyle itti. Aydınlar Çolpan konusunda ikiye ayrıldılar. Rejime sadık aydınlar “Çolpan susturulmalı” diyorlardı! Rejime sadık görünenler ise: “Hayır, Çolpan halkını seven bir şair. Bizleri onun politik düşünceleri değil, onun sanatı ilgilendirir” diyorlardı. 1926 ve 1927 yılı bu tartışmalarla geçti… Çolpan’ın sanatına hayran olan ve daha sonra aynı çileleri çeken şairlerden Aybek, 1927 yılında, şöyle diyordu: “Biz edebiyat dehâsı Çolpan’ı seviyoruz. Biz Çolpan’dan onun, bugünkü zaman edebiyatının taleplerine hizmet etmediği için vazgeçebilecek miyiz? Fikrimce biz buna muktedir değiliz. Biz, Rus yoldaşlarımıza bakarsak, onların Puşkin’i sevdiğini görürüz. Puşkin’in eserlerini her bir Rus komünisti, komsomolu ve aydını okuyor. Onun Rus edebiyatında şerefli bir yeri vardır. Puşkin proleter şairi değildi. Aksine feodal ve aristokrat şairi idi. Onunda gâyeleri zamanımız isteklerine uymuyor. Bu öyle olmasına rağmen ne sebepten onu hepsi seviyor? Çünkü Puşkin güzel eserler yaratmış. Biz de Çolpan’dan ellerimizi çekmeyeceğiz. Çolpan bizim edebiyatımıza yeni şekil getirdi. Genç nesil onun şiir san’atını, açık dilini, çekici uslûbunu seviyor… Çolpan’ın ideolojisini değil, belki onun yarattığı şairce ifâdelerini okuyor, bu sebepten hiç kimse ondan vazgeçmeyecektir.”
 
Çolpan’ ı sevenlerin bu içten düşünceleri, Rus kontrollü Sovyet rejiminin Çolpan’a düşman olmasına sebep oldu. Sonunda o da, alçak Stalin’in 1930’lu yıllardaki terörüyle yüzyüze geldi. Şiirleri yüzünden sekiz defa tutuklandı. Sekiz defa hapsedildi. Hapishanede de yazdı. Hapisten her çıkışında kutlu ülküsüne kaldığı yerden devam etti. Karar: kesin ve açıktı: Çolpan rejim için bir tehlikeydi… Stalin devrinde 1937’de, Taşkent’te yapılan bir yazarlar toplantısında, ’eserlerinde, ideolojik açıdan komünizm dışı meselelerle uğraştığı için, davaya ihanet ettiğini söyleyerek suçunu itiraf etmesini’ istediler. Çolpan ""Siz beni üç gün içinde islah edemezsiniz"" diye cevap verdi. Bu olaydan sonra, halk düşmanı ve milliyetçi olmakla suçlanıp tutuklandı ve ’Aydınları Temizleme’ hareketleri esnasında 4 Ekim 1938’de kurşuna dizildi. Cesedi yok edildi... O, milletini ve şerefini her şeyin üzerinde tutarak, bir kahraman gibi öldü.
 
Şehit edilişinden 19 yıl sonra; 1957 yılında Çolpan’ın medeni hukuk yönünden suçsuz olduğu kabul edildi. Ancak eserlerinin basılmasına izin verilmedi. Duygulu, atak, zeki bir özgürlük şairiydi... Eserlerinde bağımsızlık, kadın hakları, eğitim gibi çeşitli konulara yer vermiştir. Toplumunu aydınlatmak için, dünya edebiyatlarından Özbekçeye çeviriler de yapmıştır. Eserleri: Şiir: Uyanış, Bulaklar, Tan Sırları, Koşuklarım. Tiyatro: Halil Felenk, Zaman Hatunu, Uzun Kulaklı Baba, Yarkın Ay, Müthiş Yumruk, Goar’ın İsyanı... Roman: Gece ve Gündüz. Çeviri : Hamlet, Seyahat Eden Kız.
 
Özellikle şiirleri bağımsızlığın ve yurt sevgisinin birer timsali gibi görülmüş, Güzel Fergana, Kisen (Zincir), Kozgalış (Ayaklanma) adlı eserleri bestelenmiş ve dilden dile dolaşmıştır.
 
Ölümü pahasına vazgeçmediği Türkiye ve Türklük sevdasına naçizane bir vefa borcu olarak "ONUNCU KURŞUN" başlıklı bir şiİr kaleme almıştım. Aziz şehidimiz için değerli okurları ruhuna fatiha okumaya davet ederken, Yüce Allah’tan mağfiretini dilerim. Adı ebediyen yâd, ruhu şad, mekanı cennet olsun.
 
 
YUSUF BİLGE


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Şahin Mutlu
16 Ekim 2016 Pazar 16:50:46
Allah rahmet eylesin ; cümlemize şehid şehadetlerini idrâk ve şuur nasib eylesin... Selam ve muhabbetle teşekkürler Yusuf Kardeşim...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...