Yedi Meşaleciler Topluğu ve Dağılması - 1928-1933

Ekleyen : ESA , 09 Eylül 2017 Cumartesi aaa Beğen

Yedi Meşaleciler  Topluğu ve  Dağılması  - 1928-1933
 

Türk edebiyatında  Fecr-i Âti ve Milli Mücadele yıllarında ortaya çıkan Beş Hececilerden  sonra   kurulmuş olan bir topluluktur.
 
Yedi Meşaleciler  1928 yılında Yaşar Nabi Nayır, Sabri Esat Siyavuşgil, Muammer Lütfi Bahşi, Kenan Hulusi Koray, Ziya Osman Saba, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret Solok gibi biri hikâyeci diğerleri şair olan yedi genç tarafından kurulmuştur. Kimisi lise kimisi üniversitede okuyan bu gençler Beş Hececiler'e tepki olarak ortaya çıkmış, Beş Hececiler'i  sığ şiirler yazmakla “ Ayşe Fatma edebiyatı yapmakla” suçlayarak edebiyatta yeni bir hamle yapmak iddiası ile ortaya çıkmışlardır.
 
Hepsi de öğrenci olan bu gençler ortak bir kitap ve dergi çıkarmak üstelik de edebi bir topluluk kurmak istemişler,  kurdukları edebi topluluğa Yedi Kollu Şamdan, Yedi Dağın Çiçeği, Yedi Veren, Yedi Ses, Yedi Yıldız gibi isimler takmayı düşünmüşler ama en sonunda Yedi Meşaleciler ismini koymakta karar kılmışlardır.
 
Halit Fahri’nin Servet-i Fünun dergisini yönettiği bu yıllarda Servet-i Funun dergisi sayfalarını bu gençlere de açmış, topluluk üyeleri yazılarını bu dergide çıkarmaya başlamıştır.  Fransız edebiyatındaki Pleiade topluluğunu örnek alan bu gençler Servet-i Fünun Dergisi'nin 22 Mart 1928 tarihli sayısında Yedi Meşale adlı bir kitap çıkaracaklarını kamuoyuna ilan etmişlerdir.
 
YEDİ MEŞALE KİTABI 
 
Yedi Meşale adlı kitap 1928 yılı Nisan ayında yayımlanır. Bu kitap topluluğu oluşturan altısı şair bir tanesi de hikâyeci olan yedi yazara ayrılan yedi bölümden ve kitabın başında bulunan bir önsözden ibarettir.  Kitapta yer alan bölümler ve yazarları şu şekildedir:
  • Sabri Esat Siyavuşgil: Kukla Oyunu
  • Yaşar Nabi Nayır: Şairin Bahçesi
  • Vasfi Mahir Kocatürk: Dağların Derdi
  • Ziya Osman Saba: Sebil ve Güvercinler
  • Cevdet Kudret Solok: Cenaze İlahisi
  • Kenan Hulusi Koray : Denizin Zaferi (grubun tek hikâye yazarı)
  • Muammer Lütfü Bahşi: Dante'nin Ruhuna
Kitabın önsözünde ise topluluk üyelerinin bildirisi bulunmaktadır. Bu önsözü dahi her biri bir cümle veya paragraf yazarak hazırlamıştır. [1]Son edebî cereyanları gösterecek toplu bir eser vücuda getirmek"  amacıyla çıkardıkları kitabın önsözünde ” eski kuşağın genç kuşağı küçümsediğini” iddia etmişlerdir.   Eski kuşakları Arap ve Fars edebiyatına, Tanzimat’tan sonrasını da Batı edebiyatını taklit etmekle suçlayarak  “artık kendimize dönme vaktinin geldiğini”, “  edebiyatımızı taklitten, kurtarmayı en büyük vazife bildiklerini”  öne sürmüşlerdir.
Edebiyatımızdaki asıl eksikliği, canlılık, samimiyet ve yeniliğin olmayışı olarak görmüşler;  ferdi duygulardan uzaklaşılması gerektiğini savunarak  “Canlılık, samimiyet ve daima yenilik” ilkesiyle hareket edeceklerini bildirmişlerdir.
 
Edebiyatın tıkanmış olduğundan yakınan, kendilerini sanat aşkıyla çalışan gençler olarak tanıtan, "samimilik, canlılık ve devamlı yenilik" ler ile şiirimize yeni ufuklar açmayı hedefleyen bu gençler Fransız edebiyatını örnek almışlardı.  Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’den dahi övgü ve destek alan bu gençler, yaşlarının çok genç olması, Cumhuriyet Döneminde kurulan ilk edebi topluluk olmaları nedeni ile büyük bir ilgi ve coşku ile karşılanmışlardı.
 
YEDİ MEŞALE DERGİSİ 
 
Kendilerine ait bir dergi de çıkarmayı amaçlayan Yedi Meşaleciler, Yazı İşleri Müdürlüğünü Yusuf Ziya'nın yaptığı Meşale dergisinin ilk sayısını 1928 Temmuzunda yayımlamışlardır. [2]  Yedi Meşale dergisi çıkmaya başladıktan sonra dergide topluluk dışında olan bazı yazarların da yazıları yer alır.
 
Fakat bu derginin de ömrü uzun olmamış ancak sekiz sayı çıkabilen dergi Cevdet Kudret'in belirttiğine göre yeni alfabeyi kullanma zorunluluğu yüzünden kapanmak zorunda kalır.   Derginin 7. Ve 8. Sayılarının ilk sayfaları yeni alfabe diğer sayfaları ise Osmanlıca ile yazılmış olarak çıkmıştır. Latin harflerinin kabulü ile yeni şartlara adapte olamayan derginin kapanması yedi Meşalecilerin dağılması anlamına da gelmiş olur.
 
Yedi Meşa dergisi kapandıktan bir süre sonra,  bir müddet Milliyet gazetesinin sanat sayfasında yazıları çıkmaya devam eder.   Fakat   bu durumu çok fazla sürdüremezler “ Hepimiz okulları bitirip başka başka yerlerde, başka başka işler tutmağa başladık. Birbirimizle bağlantımız gevşedi."[3]
 
Sembolizm ve Empresyonizmi çağrıştıran şiirler de yazan Yedi Meşaleciler,  sanat sanat içindir ilkesi ile hareket etmişler, iç dünyalarını yansıtan şiirler yazmışlar, duygu ve hayalden çok gözleme önem vermişler, Anadolu’yu da anlatmayı düşünmüşlerse de başarılı olamamışlardır.
 
Edebiyatımızın doğu ve batı taklitçiliği ile öldüğünü ifade eden gençler, edebiyata yeni soluk olmak amaçlarına rağmen,  bunu eserlerine yansıtamamışlar; Servet-i Funun ve Fecr-i Ati’nin devamı bir topluluk görüntüsü yaratmaktan öteye gidememişlerdir.
 
Bir şiir topluluğu olarak ortaya çıkmalarına rağmen kısa sürede dağılmışlar,  içlerinden sadece Ziya Osman Saba topluluk dağıldıktan sonra da yoluna şair olarak devam etmiş, diğerleri ise nesre yönelmişlerdir.
Sabri Esat çeviri ve deneme yazarı olmakta karar kılmış,  Psikoloji profesörü olmuştur. Yaşar Nabi , iki şiir kitabı yayınlasa da  daha çok  başka türlerde  eserler vermiş  Varlık dergisini çıkararak daha çok dergici olarak tanınmıştır..
 
Vasfi Mahir ise şiirlerinden ziyade edebiyat tarihi ile ilgili çalışmaları ile önem kazanmış, Cevdet Kudret ise roman, tiyatrocu olarak ün kazanmıştır.  Muammer Lutfi ise topluluk dağıldıktan sonra edebiyat dünyasından uzaklaşmıştır.
 
Cumhuriyet Döneminde kurulan ilk topluluk olarak başlangıçta ilgi ve destek gören, hepsinin genç ve henüz öğrenci olmaları ile ayrıca taltif edilen Yedi meşaleciler 1928 den 1933 yılına kadar devam eden bir topluluk olarak kalmış,  tüm iddia ve heyecanlarına rağmen almaçlarına ulaşamayan bir topluluk olarak edebiyat tarihine geçmişlerdir.  Bir edebiyat hareketi hatta akımı oluşturmayı hedefleyen yedi Meşaleciler, edebi bir hareket ortaya koyabilecek somut örnekler ve edebi görüşler ortaya çıkaramamışlar,  edebiyata üzerinden devam edilecek bir izlek de bırakamamışlardır.  
 
Esasında kendi üyeleri dahi bunu itiraf etmiştir. Nitekim Vasfi Mahir Kocatürk, “Esasen Yedi Meşale muayyen bir edebiyat okulunun beyannamesi değil, muhtelif seciyeleri ve telakkileri olan yedi gencin bir araya toplanmış eserleri idi. Bu gençlerin aralarında bir tek bağ vardır: Arkadaşlık. Yedi Meşale bütün şöhretini ve süksesini bu arkadaşların kolektif tesirine borçludur. “[4]  sözleri ile Yedi Meşale’nin edebi bir okul olmadığını,  topluluğun sadece arkadaşlık bağıyla oluştuğunu, Yedi Meşale kitabı önsözünde yer alan sözlerin bile ortak düşünce ürünü bir metin olmadığını itiraf etmiş olmaktadır.
 
Onları bir araya getiren tek bağın, gençlik heyecanı ve edebiyat tutkusu olduğundan da söz edilebilir. Milliyet gazetesinden sonra hepsinin ayrı uğraşlara yönelmeleri de bunu göstermektedir.”
 
 
 
[1] OLCAY ÖNERTOY, CUMHURİYET DÖNEMİNİN İLK EDEBİ TOPLULUĞU: YEDİ MEŞALECİLER, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/12/850/10775.pdf
[2] OLCAY ÖNERTOY, CUMHURİYET DÖNEMİNİN İLK EDEBİ TOPLULUĞU: YEDİ MEŞALECİLER, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/12/850/10775.pdf
[3] Cevdet Kudret, "50. Yıldönümünde Yedi Meşale Üzerine Aralar", Varlık, S. 847, Nisan 1978, s, 6.
 
[4] Tuncer, Hüseyin, (1994). Yedi Meşaleciler, Akademi Kitabevi, İzmir.


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...