Çini Nedir ve Cinicilik Kültürümüz


21.8.2016

Çini

Çini , toprağın pişirildikten sonra şekil verilip kap-kacak, tabak, vazo, sürahi vb. eşyalar üretilmesine dayalı bir el sanatıdır. Çini yapımına uygun olan killi topraktan yapılan ve fırında pişirilen, bir yüzeyi sırlanmış, çeşitli renk ve motiflerle süslenmiş, seramik parçasına çini denir. Çini yapma sanatına da çinicilik adı verilmektedir.

 Çinicilik fayans, porselen tabak, seramik gibi eşyaların süslenmesinde kullanılan bir yüzü sırlı, renkli dekor ve motiflerle işlenmiş kaplama malzemesine, bu malzemeyle işlenmiş eşyalara çini, bu  Süsleme işine de Çinicilik  denir.

     

TÜRKLERDE ÇİNİCİLİK

Çini İslam mimarisinde M.S. 9. Yüzyılda kullanılmaya başlamış TÜRKlerde çini kullanımı ise Karahanlılarla birlikte gelişim göstermiştir.Selçukluların 1071'de Bizanslılar`ı yenmesinden sonra Anadolu, hem Selçuklular hem de çiniler için yeni bir vatan olmuştur.

Bu topraklardaki çini sanatı, 13. Yüzyılda Selçuk mimarisinin doruğa ulaştığı dönemde gelişmiş ve buna bağlı olarak da pek çok camii, medrese, türbe ve saray duvarları çinilerle bezenmiştir. [1]

Anadolu Çini sanatı Osmanlılar ile birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Türkler iç ve dış mimari süslemenin en renkli kolu olan çini sanatını, asıl büyük ve sürekli gelişmesini 14. yüzyılda  Anadolu Türk mimarisinde göstermeye başlamıştır.

Çini yapımında önemli bir aşama sayılan mozaik çini tekniğinin ilk örneklerine Karahanlılar ve Büyük Selçuklular döneminde İran'da rastlanır. Anadolu Selçukluları döneminde bu usul daha da geliştirilir. Çeşitli renklerde sırlanmış levhaların alçı zemin üzerinde bir araya getirilmesiyle oluşturulan bu yüksek seviyeli teknik, XIII. yüzyılda Anadolu'da geniş bir kullanım alanı bulur.[2]

İZNİK ÇİNİLERİ

İlk Osmanlı dönemi İznik çinileri, Bursa Yeşil Cami ve türbesinde (1421),  Bursa Muradiye Camii'nde (1426), Edirne Muradiye Camii (1433) ve Çinili Köşk’te (1472) görülebilmektedir. Bunlar genellikle mozaik veya sırlı boya tekniği ile üretilmiş çinilerdir. Bu dönem çinilerinde lacivert, mavi, turkuaz, siyah renkleri ağırlıktadır ve daha çok geometrik desenler kullanılmıştır.

16.yy'da  İZNİK 'te üretilen çinilerde gerek kalite ve gerekse desen üretiminde büyük gelişmeler olmuş ve Türk çini sanatı en parlak dönemini yaşamıştır. Osmanlı, mozaik gibi teknikleri bırakmış sır altı boya ve sır tekniğini geliştirmiştir. Bunun yanı sıra saray nakkarhanesinde yeni motifler geliştirilmeye ve üretilmeye başlanmıştır. Kırmızı, yeşil, mavi, lacivert, türkuaz ve kahverenginin çok çeşitli tonlarında çiniler üretilmiştir. Anadolu Selçuklu devrinde en yaygın kullanılan renkli sır, firuze sırdır. Firuze rengin tonlarına ulaşmanın ise ancak bazı terkipler yoluyla sağlanabilmiştir.

Kayseri başta olmak üzere Anadolu'nun pek çok şehrinde hem beylikler hem de Selçuklular dönemine ait mimarî eserlerin firuze çinilerle renklendirilmiştir. Özellikle Konya Karatay Medresesi, Sivas Gök Medrese Mescidi ve I. İzzettin Keykavus Şifahanesi'ndeki türbe, ağırlıklı olarak firuzeden oluşan ve mozaik tekniğinde yapılan çinilerle süslüdür. Özellikle türbe cephelerinde, medrese, mescit, cami ve minarelerde tercih edilen bakır oksit karışımlı firuze tuğlalar, adeta Selçuklu mimarî yapılarının sembolü olur.

14.üzyılda Ortadoğu ve Çin porselenlerine özgü desenler İznik’te 1400 dolaylarında kullanılmaya başlandı. Kırmızı hamurlu çiniler İznik çinisinin ikinci döneminde (14. yüzyılın ikinci yarısı ve 15. yüzyılın başları) üretildi.

İznik'te 15.asrın ilk senelerinde başlayan çinicilik  çok kısa bir zamanda büyük bir gelişme gösterdiğinden şehre çinili İZNİK  adı verilmişti. [3]

İznikli çini ustaları Osmanlı Sarayı’nın himayesindeki kaşici başı tarafından bir locada örgütlenmişlerdi.  İznik çinilerinin desenleri ve renklerini Venedik ve Ceneviz tüccarları İznik çinilerini Avrupa’daki ve ticari ilişkide bulundukları dünyanın diğer ülkelerine de pazarlamaya başladılar. Osmanlı mimarisinde çini süslemelere çok önem verilmesi İznik çinilerine olan talebin sürekli hale gelmesine ve İznikli  çini ustalarının bu talebi karşılamak için İznik surları dışında da çini fırınları kurmalarına vesile olmuştu.

Çinicilikteki bu inkişaf 16.asırda artan inşa faaliyetlerine sıkı sıkıya bağlıdır.16.asrın 1.yarısın da imal edilen çinilerde beyaz zemin üzerine çiçek motifleri, rumiler ve palmetler mavi, lacivert ve sarı renkte işlenmiştir. 16.yy'ın ikinci yarısından itibaren çinilerin renk ve motiflerinde kendini gösteren değişme neticesinde büyük bir zenginlik ve kalite yükselmesi görüldü.

TÜRK çini sanatında 1557'den sonra ortaya çıkan mercan kırmızısı, çinilere ayrı bir güzellik vermektedir. Çiniler üzerinde kabartma şeklinde görülen domates veya mercan kırmızısının 17 yy. başlarında birden kaybolduğu görülür. Osmanlı döneminde 60 yıl süren Mercan Kırmızısı ile yapılmış çini tekniği birden bire sır olmuştur. Bu günkü teknoloji ile dahi Mercan Kırmızısı hala bulunup üretilememiştir.

Osmanlı Devleti'nin duraklaması ile 17 yy dan itibaren gerilemeye başlayan Osmanlı imparatorluğunda Mimari faaliyetler ekonomik nedenlerle  çok azalınca   İznik çiniciliğine olan talep de azalmaya başlamıştır. Sipariş alamayan çini imalathaneleri yavaş yavaş kapanmaya başlamış ve 1716 senesinde İznik'te çini faaliyeti tamamen sona ermiştir.[4]

Bu tarihlerden sonra  İznik' çinileri kalitesinde  Çini üretmek artık imkânsız hale geldiği gibi İznik çinilerinin ve çiniciliğinin pek çok sırrı da kaybolmuştur. İznik'te unutulan bir meslek haline gelmiş, çini fırınları toprak altında kalmış, ihtimal ki çini ustaları da sırları ile tarihe karışmışlardır.[5]

1990 yılından itibaren hız kazanmıştır.  İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nün İznik kent merkezindeki Eski İznik çini fırınlarının bulunduğu alanında başlayan kazı çalışmaları -2011 yılı içinde de devam etmektedir. Osmanlı devri İznik çini fırınları ve ocaklarının yerlerinin temellerine kadar inilmiştir. Son yıllarda İlçede yapılan bu kazılar ve atölye çalışmalarıyla birlikte İznik Çiniciliğinde bir hareketlilik gözlenmektedir. Bu hareketlilik İlçede faaliyet gösteren çini atölyelerini umut verici çalışmalarıyla da kendini göstermektedir. [6]