İznik'te Çinicilik Tarihi ve Süreçleri


21.8.2016

 

 M.Ö. 3000 yılının ilk yarısından itibaren keşfedilerek mimari ile tanışan çiniler, M.S. 9. Yüzyıldan itibaren İslam mimarisinde de kullanılmaya başlamıştı.  Türkler, Orta Asya’da 8. yy dan itibaren çini imal etmişlerdir. Çinilerin Kaşan şehrinde yapılıyor olması sebebiyle çinilere “kaşi “denmiş, Turfan, Aşkar ve Koça bölgelerinde yapılan kazılarda bulunan fırın artıkları ve parça çiniler, Türklerin 8.yüzyıldan önce çiniyi bir sanat dalı olarak kullandıklarını gösteren veriler sunmuştur.  [1]

Duvar çiniciliği yerleşik hayata geçen Uygur Türklerinden beri Türklerde var olan çini süsleme türüdür.  Uygurlardan beri beri binaları, çinilerle süslemek kültürümüzde var olan bir el sanatıdır. Uygur Türklerinden sonra İslamiyet’i, kabul eden Karahanlılar (955) zamanında gerek Uygur gerekse İran, Arap ve Çin kökenli çiniciliğin de özelliklerinin etkisini hissedebileceğimiz çinicilik anlayışı devam etmiştir.( Bkz: 2 .edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/231-turk_cini_sanati_turleri_ l )

Çini yapımında önemli bir aşama sayılan mozaik çini tekniğinin ilk örneklerine Karahanlılar ve Büyük Selçuklular döneminde İran'da rastlanmış. Anadolu Selçukluları döneminde bu usul daha da geliştirilmişti.  Çeşitli renklerde sırlanmış levhaların alçı zemin üzerinde bir araya getirilmesiyle oluşturulan bu yüksek seviyeli teknik, XIII. yüzyılda Anadolu'da geniş bir kullanım alanı bulmuştur.

Türklerde çini sanatı, 13. Yüzyılda Selçuk mimarisinin doruğa ulaştığı dönemde gelişmiş ve buna bağlı olarak da pek çok camii, medrese, türbe ve saray duvarları çinilerle bezenmişti. Konya, Ankara, Sivas ve Kayseride bulunan Selçuklu mimarisinin muhteşem taş yapılarının iç ve dış yüzeyleri renk, desen, işcilik ve zevk anlayışı bakımlarından muhteşem çinilerle bezendi. 13. yüzyılda Selçuklu mimarisinin doruğa ulaştığı dönemde çinicilik çok gelişmiş ve buna bağlı olarak da pek çok camii, medrese, türbe ve saray duvarları çinilerle bezenmiştir. Turkuaz, kobalt ve mor renklerin kullanıldığı geometrik desenli çini ve çini mozaikler iç mekânlarda, dışta ise sırlı veya sırsız tuğlalar kullanılmıştır.  Çinicilik 13 yy da itibaren Selçuklu yapılarının vazgeçilemez, unsurlarından birisi haline geldi. [2]Anadolu Selçukluları, han, kervansaray, bedesten, medrese, saray, cami ve diğer yapılarını bu muhteşem çinilerle süslediler.

Anadolu Selçuklu mimarisindeki yapılar mozaik çini tekniği ile süslenmiştir. Bu teknikte firuze, mor, yeşil, lacivert renkte sırlanmış çinilerden istenen örneğe göre kesilmiş parçalar alçı zemin üzerinde bir araya getiriliyordu. Selçuklu köşk ve sarayları ise, yıldız, haçvari, altıgen, kare, dikdörtgen gibi geometrik çini[3] levhalarla kaplanmıştı. Selçuklular ayrıca, sır üstüne uygulandığında metalik bir parıltı veren Perdah tekniğini geliştirmişlerdir. Dini yapılarında ise geometrik kompozisyonların yanında, rumi ve palmet gibi soyut bitkisel motifli kıvrık dallara da yer vermişlerdi.[4]

Bu yapılarda kullanılan çinilerin üretim merkezi olarak Konya, Sivas , Karaman, Kayseri olarak belirginleşiyordu. Beylikler döneminde çininin kullanımı, Selçuklulardaki kadar görkemli değildir. Ama bazı örneklerde, bu sanatın yine de başarısını sürdürdüğü görülür.  14yy da itibaren de İznik öne çıkmaya İznikli sanatçılar çinicilikte çok büyük bir ustalık örneği göstermeye başladılar. Çiniye çok önem veren islami mimarlık anlayışı ve yapılarda çini kullanımına çok önem verilmesi İznik’i bir çini yapım üssü haline getirmiş İznik sadece Anadolu’da değil Dünyada da en önemli çini üretim merkezlerinden birisi olmuştu. Muhteşem İznik çinileri Anadolu Selçukluları, Beylikler ve Osmanlıların kuruluş döneminde yapılan mimari eserleri süslemişti. Selçukluların yıkılması İznik çiniciliği üzerinde kısmen olumsuz etkiler yaratsa da Çinicilik Osmanlı döneminde de revaçta olan bir meslek ve süsleme unsuru olarak kullanılmaya devam edecekti.

14 yy da İznik'in çini ürettim üssü haline geldiği görülmüştür. 14. yyın ortalarından itibaren Çin porselenlerine özgü desenler İznik’te, İznik çinilerinde de kullanılmaya başlandı. Kırmızı hamurlu çiniler İznik çinisinin ikinci döneminde (14. yüzyılın ikinci yarısı ve 15. yüzyılın başları) üretilmeye başladı. Böylece İznikli çini ustaları kendilerine rakip olabilecek Çinli ustalarla da rekabet edebilir, Çinlilerin yaptıkları her çeşit çiniyi de yapabilecek ustalığa ve tekniğe ulaşmış oluyorlardı.

 Fatih zamanında sarayda açılan çinicilik bölümünün İznik’teki çinicilik ile organik bir bağ kurulması, pek çok çini ustasının İznik'e yerleşmesi ile İznik her anlamda bir çinicilik merkezi haline gelmiş oldu. Muhteşem Osmanlı yapıları burada üretilen çinilerle bezenmeye başlamıştı. Üretim üssü İznik Osmanlıların yükselme dönemlerinde yapılan çok sayıdaki mimari yapının çini ihtiyacını karşılayan büyük bir çini merkezi oldu. Özellikle 15 ve 17. yüzyıllar arasında İznik, çok önemli bir çini ve seramik üretim merkezi haline gelmişti. İznik çinileri başta başkent İstanbul'daki saray duvarlarını ve diğer muhteşem Osmanlı mimari eserlerinin çini ihtiyacını karşılayan ana bir şehirdi.

Renklerini ve desenlerini İznik doğasından alan İznik çinilerinin yapımında kuvars, cam tozu ve kil kullanılmaktaydı. Bu malzemeler fırınlanıp öğütüldükten sonra hamur haline getiriliyor kalıplarda şekil verdikten sonra bir hafta kurumaya bırakılıyor daha sonra astarlama yapılarak tekrar kurutuluyor ve 930 derecede fırınlanıyor bir gün süreyle bu ısıda kalan plakalar fırın kapatıldıktan sonra kapağı açılmadan soğumaya bırakılıyordu.  Desenleme kısmında parşömen kâğıdının üzerine çizilen motifin üzeri iğneye delinip kömür tozu dökülerek desenin plakanın üzerine çıkması sağlanıyordu. Boyama kısmında İznik kırmızısı adı verilen kırmızının bulunması için yapılan işlemler ve kullanılan malzemeler genellikle ustalar tarafından saklanıyor, boyama işleminden sonra plakalar sırlanarak 1000 derecelik fırında pişiriliyordu. İznik çinilerinde en çok Çini temani , hatai, haliç işi, narlı desen, minyatürler, İznik kuşu , gül , karanfil motifleri kullanılıyordu. [5]

İznikli ustaların keşfi olan ve dünyada sadece İznik çinilerinde görülen "Parlak mercan kırmızısı” işlemeli çiniler bu gün dahi yapılamamış ve İznikli ustaların bu rengi nasıl elde edebildikleri hala da anlaşılamamıştır. Bu renklendirme tekniği ile yapılmış çinilerin bir kısmı, Topkapı Sarayı, İstanbul’daki Rüstempaşa, Piyalepaşa, Atik Valide ve Sokullu Mehmet Camileri ile Edirne’deki Selimiye Camii, duvar ve panolarını süslemektedir

İznik sadece bir üretim merkezi değil, çini yapımında ihtisaslaşan, kendine özgü, sırlama, renklendirme, desen ve biçim üretme, kullanım alanlarını yaygınlaştırma gibi pek çok alanda kendine özgü bir stil geliştiren bir merkez haline geldi. Geliştirilen bu yöntemler, babadan oğla, ustadan kalfaya aktarılan bir sır olarak kalıyor, çini yapım usulleri, teknikleri ve İznik'e özgü diğer özel hususiyetler İznik'ten dışarı taşamayan sırlar olarak kalıyordu.  17.yy.da İznik’i gezen Evliya Çelebi, şehrin dokuz mahallesinde çini ve çanak çömlek imal edildiğini ve İznik'te 340 adet çini fırının bulunduğunu anlatmaktadır

Osmanlı devletinin duraklama devrine girmesi İznik çiniciliğini de duraklatmaya başlamıştı. Eskisi kadar mimari eserler yapılmıyor, artık sipariş gelmiyordu. Ayrıca Kütahya ayrı bir çini üretim üssü olarak doğmuştu.  Zaten İznik çinileri de kaliteden düşmeye başlamıştı. Sebebini bilemediğimiz bir şekilde " Desenler bozulmaya, renkler birbirine vurmaya başlamıştır. Lale ve karanfil motiflerin 16.yüzyılda görülen mercan kırmızısı motifleri bu yüzyılda kaybolmuş, yerine soluk kırmızı gelmiştir. Bu yüzyılın çinilerinde zemin beyaz, yeşiller mavimsi, firuze mavisi de yeşilimsi bir renk almıştır.1716 senesinde İznik’te çini faaliyeti tamamen sona ermiştir. " [6]

Bu tarihten sonra çinicilik İznik'te unutulan bir meslek haline gelmiş, çini fırınları toprak altında kalmış, ihtimal ki çini ustaları da sırları ile tarihe karışmışlardır. Ülkemizdeki çini ihtiyacını o günden bu güne dek gidermeye çalışan Kütahya ve çiniciliği cumhuriyet dönemine kadar yaşamayı başarmıştır

 

 

 

 

KAYNAKÇA 

 

[6] AYSUN KÜÇÜKYILMAZLAR, İSTANBUL TİCARET ODASI, ÇİNİ ARAŞTIRMASI, https://www.ito.org.tr/Dokuman/Sektor/1-22.pdf

 

 

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış