Al Karıncanın Dersleri-1


27.3.2017
 
 
Yalnız iki erdem var. Ah bunlar bir birleşse:
İyilik hep büyük olsa, büyüklükte hep iyi...
SCHILLER
 
Al Karıncanın dersleri-1
 
       Al karınca, bulduğu buğday başağıyla yeraltı kentine doğru ilerliyordu. Bir an, önünden geçtiği bahçeden bal arılarının çığlık çığlığa korkuyla uçuştuklarına tanık oldu. Bu durumun nedenini anlamak için bahçeye baktığında; açgözlü bencil bir ayının, kovanlardan çıkardığı peteklerdeki balları midesine indirdigini, bir yandan da oraya buraya savurdugunu gördü. Ana arılarla birlikte işçi arılar, korku içinde uçuşuyor, ayıdan kendilerini ve ürünlerini korumaya çabalıyorlardı. Ne yazık ki, buna güçleri yetmiyordu. Al karınca o an gördükleri karşısında sınırsız bir üzüntüye kapılmıştı. Üretken barışçıl varlıkların vahşice kaba kuvvete maruz kalmaları, ürettikleri değere zorla el konulması, onu derinden sarsmıştı. Ne var ki olan olmuş, ayı yaptıklarını yapmış, yediğini yemiş, yemediklerini tarumar etmiş ve bahçeden çıkarak yolun üstüne gelmişti.
 
       Al karınca, karşısına çıkan her canlıya saygı gösterir, onu selamlar ve iyi dileklerini iletirdi. Ne var ki ayının, az önce arılara yaptıklarından sonra ona selam vermek değil iyi bir ders vermek gerektiğini düşündü. O, bunu düşünürken ayı, al karıncanın yanına kadar gelmişti bile. Kibirli tavırlarla al karıncaya baktı. Kendisini Kafdağı’nda görüyor; al karıncayı bir canlı yerine bile koymuyordu. Bu kabalığı yetmezmiş gibi koca cüssesinden utanmadan, bu kez de ona saldırmaya başladı. Koca pençesiyle onu ezmeye çalışıyordu. Bereket, al karınca çevik hareketleriyle ayının pençe darbelerinden kendini kurtarmayı başarıyordu.
       Sonunda, ayının bu zorba davranışları Al’ı çileden çıkarmıştı. Kararlı bir ses tonuyla:
       “Bak Ayı Efendi! Koca cüssene güvenip benimle uğraşmaktan vazgeç. İşimi yapmama engel oluyorsun. Görmüyor musun? Kışa hazırlık yapıyorum. Bu yiyecekleri bir an önce evime götürmem gerekiyor. Bu güzelim doğada kardeşçe, barış içinde yaşamak varken, neden beni ezmek istiyorsun? Arılara yaptığın kötülüğe de, gözlerimle tanık oldum. Şunu asla unutma Ayı Efendi! Eğer arılar olmazsa, şu gördüğün yeşil doğa, ağaçlar, çiçekler yani yaşam olmaz!”
 
        Al’ın bu sözleri üzerine ayı, öyle alaycı, öyle kibirli, öyle bir küstahça böğürüp gürledi ki, çevrede ne kadar canlı varsa ürküp kaçmaya, ağaçlar sallanmaya başladı. Ve Al’a aşağılayıcı bir tavırla şöyle cevap verdi:
     “Vay haddini bilmez toz parçası vay! Vay haddini bilmez al böcek vay! Boyuna bakmadan bir de bana akıl veriyor, bir de benim yaptıklarımı eleştiriyorsun ha!” Ve büyük bir hınçla arka ayaklarının üstüne kalkıp iki pençesiyle Al’a yok edici darbeyi indirmek ve onu ezerek toprağın dibine gömmek istedi.
 
       İşte tam o anda Al derinden, hem de çok derinden öyle bir nefes alıp verdi ki, bir anda dev bir karıncaya dönüştü. Öylesine devleşmiş öylesine büyümüştü ki, o koca boz ayı, al karıncanın önünde bir tarla faresi kadar ufak görünüyordu. Koca boz ayı bu durum karşısında şaşkına dönmüş zangır zangır titremeye başlamıştı. İçinden: “Hemen buradan tüymeli, uzaklara gitmeliyim.” dedi. Ancak titretmekten bunu bile yapmaya takati kalmamıştı. Devleşmiş al karınca, güçlü çenesiyle eğilip boz ayıyı tuttuğu gibi havaya kaldırdı. Testereye benzeyen çenesi boz ayının yağlı gövdesine batınca o koca ayı, bir anda ayılığını unutmuş; az önce toz gibi gördüğü karıncanın karşısında küçülüvermişti. Böğürdükçe poposundan da zart zort sesler çıkarıyor çevreye iğrenç bir koku salıyordu.
 
        “Ne olur yüce karınca! Ben ettim sen etme! Senden çok özür dilerim ne olur kıyma bana!” demeye başladı. Al karınca, çok iyi yürekliydi. Ayrıca şiddeti hiç sevmezdi. Ancak bu durumun sebebi ayının, ayılık yapmasıydı. Yeniden çok derinden bir nefes alınca, eski haline geri döndü. O anda koca boz ayı bir yağ tulumu gibi yolun üstüne yıkılıverdi.  Al karınca ona:
         “Az önceki halimden değil şu anki halimden özür dile” deyince;
        “Çok özür dilerim Yüce Karınca! Bundan sonra kendimden küçük canlılara tepeden bakmayacağım. Cüsseme güvenip hiçbir canlının yolunu kesmeyeceğim ve arılara asla kötülük yapıp onların kovanlarını tarumar etmeyeceğim.”
       “Tamam. Madem yaptıklarından pişmanlık duydun, o halde ben de seni affediyorum. Ancak bahçeye geri dönüp arılardan da özür dileyeceksin ve dağıttığın her şeyi yine eski haline getirmeni istiyorum.
        “Tamam, yüce karınca söylediklerini aynen yapacağım yeter ki siz sinirlenmeyin!” diyerek bahçeye geri dönüp dağıttıklarını toplamaya arılara yardımcı olmaya başladı. Tabi bir yandan da onlardan defalarca özür dileyerek kendisini bu kaba davranışı nedeniyle affetmelerini istedi.
 
          Al, yükünü sırtlanıp tekrar yoluna devam ederken bir yandan da içinden: “Bu tip ayılar böyledir işte, kendilerinden daha güçlü bir kuvvetle karşılaşınca anında küçülüverirler.”
 
 
 
 

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış