Andersen Masalları Küçük Ida'nın Çiçekleri


Esa
25.4.2015



 

Yazıda “ Andersen Küçük Ida'nın Çiçekleri -   “ masalı hakkında bilgiler, Andersen Küçük Ida'nın Çiçekleri - “ masalı özeti,  konusu, ana fikri,  kahramanları,  “Andersen Küçük Ida'nın Çiçekleri - masalı olay örgüsü,  yazarı, “şahıs kadrosu  Eser hakkında yorumlar, 
 
Hans Christian Andersen, Dünya edebiyatının en tanınmış masal yazarlarından birisidir.  Masallarını yazarken hem doğu hem de batı masallarından örnek almış, Dünya’nın en tanınmış masal yazarlarından birisi olmuştur.
Dünyaca tanınmış  olan Andersen Masalları, Danimarkalı masal, oyun, roman, şiir, gezi kitabı ve biyografi yazarı Hans Christian Andersen tarafından yazılmış masallar serisine verilen addır.[1] Andersen masalcılığı keşfedene kadar oyun, roman, şiir ve gezi kitapları ile biyografiler de yazmış fakat Charles Dickens ile tanıştıktan sonra onun tavsiyesi ile masallara yönelmişti.[2]
 Yazar 1872'ye kadar masal yazmayı sürdürmüş, toplamda 156 adet olan bu masal ve hikâyeler ilkin 1835'te Çocuklar için Masallar adıyla basılmış ve 1842'ye kadar altı cilde ulaşmıştı.[3]
Andersen’in Danimarka, Alman İsveç, Fin ve diğer ülkelerdeki masalları derleyerek yeniden yorumlayarak veya özgün olarak ürettiği masallar yüzden fazla dile çevrilmiş olan[4], tiyatroya, müzikal komedilere, çizgi filmlere uyarlanmıştır. Andersen’in Kellie Dimne fabllarından esinlendiğine dair de çok sayıda işaret vardır.
Aşağıda okuyacağınız Çam Ağacı masalı da bu masallarından birisidir.
 
 
 
KÜÇÜK IDA'NIN ÇİÇEKLERİ
Küçük İda:
- Bak, benim zavallı çiçeklerim ne kadar solmuş. Daha dün akşam ne güzeldiler, şimdi boyunları bükülmüş. Neden acaba? Diye divanda oturan öğrenciye sordu.
O bunu bilmeliydi. İda'nın çok sevdiği bu öğrenci bunu bilmeliydi. En güzel hikâyeleri o biliyordu. Kâğıttan çok değişik şekiller kesiyordu. Küçük dansözler, yürekler, çiçekler, kapı ve pencereleri açılabilen saraylar... Ayrıca bu öğrenci çok da neşeliydi!
- Neden çiçekler bugün bu kadar üzgün görünüyorlar, diye tekrarladı İda. Solmuş bir buket çiçek göstererek:
- Onların nesi olduğunu biliyor musun? Öğrenci:
- Herhalde bu akşam onlar baloya gittiler, çok dans etmiş olacaklar ki yoruldular, dedi.
- Ama, çiçekler dans etmesini bilmezler, dedi küçük İda.
- Oh! Evet, dedi öğrenci. Gece küçük kızlar uyuyunca, çiçekler sıçrar ve neşeyle dans ederler, hemen hemen her gece baloya giderler.
- Çocuklar da bu baloya gidebilirler mi?
- Giderler, ama çiçeklerin çocukları, küçük papatyalar ve Mügeler gider.
- Peki bu güzel çiçekler nerede dans ederler?
- Hemen şuracıkta! Sen şatonun kapısına hiç gitmedin mi? Hani çiçek dolu, güzel bahçeli şatoya? Gölgedeki ördek ve kuğu kuşlarına yem vermedin mi? Sözüme inan, işte orada büyük balo verilir.
- Dün, annemle parka gittik. Ama henüz ağaçların ne yaprakları, ne de çiçekleri vardı. Nereye gittiler acaba? Bu yaz ne kadar çok çiçek vardı.
- Onlar şatoya gittiler, dedi öğrenci. Kral ve sarayda-kiler şehre inince, çiçekler de şatoya giderler ve bundan da çok memnundurlar. Ah! Bir görsen... En güzel iki gül tahta çıkar. Bunların biri kral, biri kraliçe olurdu. Horoz ibikleri her yandan sarkar, bunlar vezirlerdir. Sonra baloyu düzenleyen güzel çiçekler gelir. Mavi menekşeler denizci olurlar, sümbül ve zeren küçük hanımlarla dans ederler, dansı yönetirler. her şeyin düzgün gitmesine dikkat ederler.
- Peki, bütün bu çiçekler kralın izni olmadan dansa gidebilirler mi?

- Gerçekte, kimsenin tam olarak bir şey bildiği yok; dedi öğrenci. Bazen ihtiyar kâhya elinde bir deste anahtarla gelir. Çiçekler kaim perdeler arkasından anahtarların şakırtısını duyar duymaz, hemen saklanıp gizlice bakarlar. İhtiyar kâhya:
- Sanki burası çiçek kokuyor der ama onları görmez. Küçük İda, ellerini çırparak:
- Aman ne hoş! Ben onları hiç görmeyecek miyim? dedi.
- Görürsün tabii! Ama oraya gittiğin zaman pencereden bakmayı unutma, hepsini görürsün. Ben, bugün aynı şeyi yaptım. Divanın üzerine uzanmış bir nedime gördüm. Bu güzel bir nergisti. İda:
- Bitki bahçesinin çiçekleri de oraya gelirler mi? Ama orası uzak değil mi? diye sordu.
- Hepsi oraya gelirler, dedi öğrenci. Onlar istedikleri zaman uçabilirler de. Çiçeklere benzeyen kırmızı, sarı ve beyaz kelebekleri hiç görmedin mi? Bunlar uçan çiçeklerdir. Onlar saplarından fışkırırlar. Küçük yapraklarını kanat gibi açar ve uçarlar. Bitki bahçesinin çiçekleri büyük baloya katılmadı. Onlar orada o kadar eğlenildiğini bilmiyorlar. Sana bir şey söyleyeceğim. Hani bitişikte oturan biyoloji öğretmeni var ya, o da bu söyleyeceğime çok şaşacak. Öğretmenin bahçesine gittiğin zaman bir çiçeğe şatoda balo var, diyeceksin. O çiçek de ötekilere söyleyecek. Bak gör, hepsi birden nasıl uçacaklar. Öğretmen bahçeye gelince ancak tek bir çiçeği orada bulacak, ötekilerinin nereye gittiğini bilemeyecek.
- Ama çiçekler konuşmazlar ki; öbür çiçeklere bunu nasıl anlatacaklar?
- Orası öyle, konuşmuyorlar, ama işaretlerle anlaşıyorlar dedi öğrenci. Hafif bir meltem rüzgârı, yapraklarını kımıldattığı zaman onlara bak, nasıl birbirlerini selamlıyorlar. Konuşsalar bu kadar anlaşamazlar.
- Öğretmen, onların işaretlerini anlar mı? diye sordu küçük kız.
- Tabii, dedi öğrenci. Öğretmen, sabah bahçede, bir ısırgan otunun çok güzel bir kırmızı karanfile gizlice işaret ettiğini gördü... Bu işaret "Güzelsin, seni seviyorum," demekti.
Bu, öğretmenin hoşuna gitmedi ve ısırgan otuna bir tokat attı. Isırgan otu onu öyle bir ısırdı ki bir daha elini ona sürmedi.
- Aman ne eğlenceli, dedi gülerek İda. Küçük İda, öğrencinin çiçekler üzerine anlattıklarını çok eğlenceli buluyor ve onlar üzerinde uzun uzun düşünüyordu. Çiçekler çok dans ettikleri için başlarını eğmişlerdi. Gerçekten yorgun ve hastaydılar. İda, çiçekleri aldı, onları oyuncakların bulunduğu odaya götürdü.
- Bebek Sofıa, dedi İda. Bu gece çekmecede uyuyacaksın. Zavallı çiçekler hasta. Senin yatağında onlar yatacak.Bebek suratını astı ve tek kelime söylemedi. Yatağından alınmasına kızmıştı. İda, çiçekleri bebeğin yatağına yatırdı ve üstlerini iyice örttü. Ertesi gün iyileşmeleri ve kalabilmesi için onlara çay yapacağını söyledi.
Sonra güneş gözlerine girmesin diye odanın perdelerini çekti. Bütün gece küçük İda düşünceliydi. Öğrencinin çiçekler hakkında anlattıkları ne kadar ilginçti. Akşam, uyumadan önce pencereye koştu. Annesinin çiçeklerini, sümbülleri, lâleleri görecekti. Onlara yavaşça:
- Ben, bu gece baloya gideceğinizi biliyorum, diye fısıldadı. Çiçekler duymazlıktan geldiler, yapraklarını bile kıpırdatmadılar. Ancak İda ne olacağını gayet iyi biliyordu. Yatağında uzun zaman gözüne uyku girmedi. Kralın şatosunda birbirinden güzel çiçeklerin dans ettiğini görmek, kimbilir ne hoş olurdu, diye düşünüyordu.
- Benim çiçeklerim de gerçekten oradalar mı? diye içini çekiyordu. Sonra uykuya
daldı.
Küçük kız gece yarısında uyandı. Annesi ve babası derin uykudaydılar. Yalnızca küçük masanın üzerinde gece lambası yanmaktaydı. Küçük kız düşünce, çiçekler, öğrenciyi gördü. Ne kadar saçma! Diye düşündü.
Biraz doğruldu ve bebeğin yatağına göz attı. Yarı açık kapıdan ona piyano çalmıyor gibi geldi. Fakat o kadar yavaştı ki, şimdiye kadar böylesine güzel bir müzik işitmemişti. Herhalde çiçekler dans ediyorlardı. Onları ne kadar görmek isterdi! Ama anne ve babasının uyanması korkusuyla kalkmaya cesaret edemiyordu. Ah! Keşke çi çekler odasına gelseler. Ama germiyorlardı ve müzik ahenkli bir şekilde devam ediyordu. Başka çare yoktu. Kalmak gerekti. Yavaşça kapının aralığından gidip baktı.
Aman ne eğlenceli bir manzaraydı bu gördüğü!.. Pencerede ay ışıldıyor ve parkeyi gün ışığı gibi aydınlatıyordu. Odada lâleler ve sümbüller iki sıra olmuşlardı. Artık pencerelerde çiçek yoktu, saksılar boştu. Yerde çiçekler zarif bir şekilde dans ediyorlardı. Harikulade bir zincir halindeydiler. Ront yaptıkları zaman yeşil yapraklarıyla birbirlerini tutuyorlardı.
Herkes öğrenciyle alay etmişti. Gerçekten İda da onu piyano öğretmenine benzetiyordu. Tıpkı onun gibi sarı yüzünü bir sağa bir sola çeviriyor, tempoyu başıyla belirtiyordu.
Kimse küçük İda'yı görmüyordu. Birden iri bir safran çiçeği oyuncak masanın üzerine fırladı. Bebeğin yatağına gidip, perdeleri çekti. Orada hasta çiçekleri yatıyordu.
Çiçekler hemen doğrulup birbirlerine işaret ettiler. Onlar da dans etmek istiyordu. Ağzı açılmış ihtiyar Fındıkkıran hiç de hasta görünmeyen güzel çiçekler selamlamak için nazikçe eğildi.

Birden küçük İda, masadan bir şeylerin düştüğünü işitti. Bu İda'mn çok iyi tanıdığı "ayin" değneğiydi. O da dans etmek istiyordu ve bir sıçrayışta çiçeklerin arasına kendini attı. Belinde kırmızı kâğıttan eşarbıyla çok güzel görünüyordu. Konsolun üstünde geniş bir şapkayla bal-mumundan bir bebek duruyordu.
Değnek kırmızı bacağını yere vurarak tempo tuttu, mazurka oynuyordu. Bunu çiçekler yapamazdı. Yere ayak vurmak için çok hafiftiler. Geniş şapkalı küçük bebek birden koskocaman oldu ve olanca kuvvetiyle:
- Bir çocuğa nasıl böyle masallar anlatılır? Budalalık bu, budalalık! Ama değnek gidip bebeğin cılız bacaklarına tekme attı, o da hemen eski boyunu aldı. Bu o kadar komikti ki, İda kahkahayı bastı. Değnek kırmızı eşarbıyla fırıl fırıl dönüyordu. Balmumundan bebek de başı dönünceye kadar onunla dans etmek zorunda kaldı. Ama öbür çiçekler bu coşkunluktan şikâyet ettiler. Sonra Sofia'nm
bulunduğu çekmeceye yumruk attılar. Fındıkkıran masaya doğru koştu, karın üstü halının kenarına uzandı. Sofia'nm görebilmesi için çekmeceyi biraz aralamayı başardı.
- Burada balo mu var? Neden bana haber vermediniz? Dedi Sofıa.
- Benimle dans eder misin? Dedi Fındıkkıran. Sofia:
- Tabii ederim, sen güzel bir kavalyesin! Dedi arkasını dönerek. Yarı açık çekmecenin üstüne oturdu ve diğer çiçeklerden birinin onu dansa davet etmesini bekledi. Fakat hiç biri gelmedi. Köh, köh, diye öksürmesi hiç kimsenin dikkatini çekmedi. Fındıkkıran yalnız başına dans ediyordu. Hani fena yapmıyordu. Sofia kendi kendine:
- Belki de, çiçekler beni görmüyorlar, diye söylenerek
kendini çekmeceden aşağı attı ve büyük bir gürültü koptu. *
Çiçekler koşuşup:
- Bir yerin acıdı mı? Diye sordular. Hepsi çok iyiydi, hele onun yatağında yatanlar... Ama Sofıa'nm bir yeri acımıyordu. İda'nm çiçekleri ona teşekkür ettiler ve sevgi gösterdiler. Onu pistin ortasına
götürüp dans ettiler. Diğer çiçekler etrafında halka yaptılar. Sofıa halinden çok memnundu. Onlara yatağında yatabileceklerini, kendisinin çekmecede rahat olduğunu söyledi.
Çiçekler:
- Çok teşekkür ederiz, dediler. Ama bizim varlığımız sona erdi, yarın öleceğiz. Küçük İda'ya bizi bahçeye, kamelyanın yanma gömmesini söyleyin. Biz gelecek yaz gene yetişir ve eskisinden daha güzel oluruz.
Sofıa çiçekleri kucaklayarak:
Andersen’den Masallar
- Hayır, hayır! Ölmemelisiniz, dedi.
Bu sırada kapı ardına dek açıldı, bir sürü birbirinden güzel çiçek, dans ederek içeri girdiler. İda bu çiçeklerin nereden geldiklerini bilmiyordu. Kralın şatosundan geliyorlardı herhalde?
Başlarında altın taçlarıyla iki harikulade gül yürüyordu. Bunlar kral ve kraliçeydi. Onların arkasında şebboy ve karanfiller geliyor, sağa sola selam veriyorlardı. Müzik onlara eşlik ediyor, gelincikler ve şakayıklar yeşil kılıflarında nefes nefese kalmışlar, kıpkırmızı kesilmişlerdi. Mavi çan çiçekleri, ak çiğdemler tatlı bir ahenkle hep birden çıngır çıngır ediyorlardı. Daha başka çiçeklerde geldiler. Menekşeler, güller, papatyalar ve mügeler... Bütün çiçekler birbirleriyle kucaklaştı. Gerçekten görülecek bir şeydi. Sonra yorgun çiçekler hep birden iyi geceler dilediler. İda yatağına döndü, bütün
gördüklerini düşünde tekrar canlandırdı. Ertesi gün çiçeklerin orada olup olmadığını görmeye gitti. Bebeğin yatağının perdelerini açtı.
Birgün öncesinden daha solgun görünüyordu çiçekler. Sofia'ya gelince çekmecesinde hâlâ uyuyordu.
- Bana söylemek istediğini anımsıyor musun? Diye sordu İda.
Fakat Sofıa karşılık vermedi.
- Hiç de nazik değilsin, dedi Küçük İda. Oysa çiçeklerin hepsi seninle dans ettiler. Sonra üzerinde kuş resimleri olan kartondan küçük bir kutu aldı. İçine ölü çiçekleri yerleştirdi.
Öğleden sonra, yeğenleri gelince, cenaze merasimi düzenlendi. Yeğenleri babalarının aldığı yay ve okları yanlarında getirmişlerdi. İki çocuk önde yürüyordu. İda solmuş çiçeklerle dolu kutuyla onları takip ediyordu. Küçük bir mezar kazıldı. İda kurumuş çiçekleri öptü, kutuyu toprağın içine yerleştirdi. Gelecek yaza kadar onların daha da güzel olmaya bol bol vakitleri olacağım düşünüyordu. İki çocuk mezarın üzerine yaylarını çekerek saygı duruşuna geçtiler. Oklar durgun sonbahar göğünde, ta uzaklara yükseldi..
 
 
 

 
 
DİĞER ANDERSEN MASALLARI İÇİN LİNKLERİ TIKLAYIN
 
[1] https://edebiyatvesanatakademisi.com/cocuk-edebiyati/andersen-masallari/4731
[2] https://www.dersimiz.com/masal/Andersen-Masallari-Hakkinda-Bilgi-Masal-Oku-13078.html#.VTPUitLtmko
[3] https://www.idefix.com/kitap/andersen-masallari-cilt-1-hans-christian-andersen/tanim.asp?sid=R93WHZRXEM0MHO6B2JVN
[4] https://www.idefix.com/kitap/andersen-masallari-cilt-1-hans-christian-andersen/tanim.asp?sid=R93WHZRXEM0MHO6B2JVN

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış