Ayşegül Sirk Cambazı Romanı ve Ayşegül Serisi Hakkında Bilgiler


26.6.2020



 

 Ayşegül Sirk Cambazı Romanı ve Ayşegül Serisi Hakkında Bilgiler 

 

Ülkemizde “Küçük Ayşegül “ adı ile bilinen roman sersi aslında Belçikalı yazar Gilbert Delahaye’nin yazmaya başlamış olduğu öldükten sonra da kitapları resimleyen Marcel Marlier'in oğlu Jean-Louis Marlier’in devam ettirdiği Martine adlı bir roman serisinin başkahramanın adıdır.

Yabancı dildeki adı “ Martine” olan bu çocuk kitabı serisinin ana kahramanın adı ülkemizde Ayşegül olarak tanınmış ve bu roman serisinin ilk baskısı Fransızca dili ile Belçikalı çocuk romancısı Gilbert Delahaye tarafından yazılmıştır. İlk kitap ile sonraki resimleri de  Marcel Marlier tarafından resimlenmişti.

Martine – Ülkemizdeki adı ile Ayşegül – serisi dünya da en çok satan çocuk kitapları arasında olmuştur. İlk romanı 1954 yılında basılan bu kitabın yaratıcısı olan Gilbert Delahaye 1997 yılında ölmüş olsa bile romanın serileri Ayşegül serisini romanlarını resimleyen Marcel Marlier'in oğlu Jean-Louis Marlier  bu seriyi devam ettirmiştir.

Gilbert Delahaye 1997 de ölene kadar bu seriden 46 adet roman yazmış, ama onun ölümünden sonra da bu serinin devamı bu şekilde gelmiştir.  Bu roman serisi ülkemizde ilk kez 1965 yılında yayınlanır. Ayşegül serisinin pek çok romanı Türkçeye de çevrilmiştir. Yapı Kredi Yayınları bu seriyi basmaya devam etmektedir.  Bu seride çıkan romanların bazıları şunlardır: Ayşegül Okulda, Ayşegül Sirk Cambazı, Ayşegül Trende, Ayşegül Seyahatte, Ayşegül Hayvanat Bahçesinde, Ayşegül Denizde,  Ayşegül Uçakta, Ayşegül Masallar Diyarında, Ayşegül Eğleniyor, Ayşegül Gizemli Prensle vb.  

Ayşegül serinin her bir diğer eserinde başka bir konuyu ele almakta o konu hakkında bilinmesi gereken bilgileri bir olay içinde çocuklara öğretmektedir.

 

Ayşegül Sirk Cambazı 

 

Çok yıldızlı bir yaz gecesi, Ayşegül erkenden odasına çekildi. Öyle uykusu vardı ki, ne taşbebeğiyle, ne kadife ayısıyla, ne tavşanıyla oynamak gelmedi içinden. Pijamasını giyip yatağına uzandı. Az sonra, melekleri kıskandıracak kadar tatlı bir uykuya daldı.

Oyuncakları, Ayşegül’ün ilgisizliğine küsmüş gibi, köşelerinde somurtmuş kalmışlardı. Oysa Ayşegül, gördüğü güzel düş nedeniyle gülümsüyordu. Ayşegül güya büyük bir sirkte çalışıyordu. Sirk o gün öğrenci matinesi yapmıştı. Çadırın içi tıklım tıklım öğrenciyle dolmuştu. Orkestra bile, kendisine güçlükle yer bulabilmişti. Derken ışıklar parladı, mavi, kırmızı, beyaz ışık demetleri pisti aydınlattı. Ayşegül, juponlu entarisiyle ağır ağır pistte ilerledi. Eğilip, seyircileri selamladı.

- Gösterimiz başlıyor kardeşlerim, dedi.

Çocuklar sevinçle el çırptılar. Ayşegül tabureye oturdu. Bebeği Nermin’in beşiğini sallayarak ninni söylemeye başladığı sırada, iki palyaço geldi yanına. Birinin adı, Sap, öbürününki Sup’tu.

- Günaydın Ayşegül, dedi Sap. Bebeğin uyumuyorsa ona bir masal anlatayım.

Ayşegül, sevindiği zaman gülen, üzüldüğü zaman ağlayan bebeğini kucağına aldı:

 

- Ne masalı anlatacaksınız?

- “Kulaklarını kaybeden fil” masalını.


Sap, masalını bitirince Ayşegül giyinme odasına gitti. Gösteri sırası ona gelmişti çünkü. Odada çeşitli elbiseler, şapkalar, kurdelalar vardı. Elbise değiştirecek vakit olmadığından Ayşegül, hemen makyaj masasına oturdu. Annesi gibi dudaklarını, gözlerini boyadı. Fındık ta delikanlı gibi giyinmişti. Gösteride onun da rolü vardı. Bisiklete bineceği için pek keyifliydi doğrusu.

Ayşegül, pırıl pırıl yeni bisikletiyle piste çıkınca bir alkış koptu. Fındık ta, bisikletin dümeni üzerinde amuda kalktı. Onlar pistin çevresinde gösterilerini sürdürürken palyaçolar da türlü komik cambazlık yapıyorlardı. Çocuklar gülmekten kırılıyorlar, bir yandan da:

- Yaşa Ayşegül, bravo Fındık! diye bağırıyorlardı.

Bisiklet gösterisinden sonra, sıra tekerlekli patene gelmişti. Bu numaranın kahramanı Fındık’tı. Ayşegül, bu gösteri için Fındık’ı günlerce çalıştırmıştı. Öyleyken onu başaramayacağından korkuyordu.

- Sen hiç tasalanma Ayşegül ablacığım, dedi Fındık. Şapkasını yerleştirip gösteriye başladı

Ne de çalımlı kayıyordu maskara. Ayşegül, sevinçle alkışladı Fındık’ı.

 Şimdi Ayşegül at terbiyecisi kılığıyla pistteydi. İki güzel ata dans numarası yapacaktı. Fındık.

- Ayşegül abla, şu güzel atlara Harmandalı oynatsan yok mu, çadır alkıştan yıkılır.

Ayşegül, beyaz atı Yıldırım’a şekerini yedirdi. Orkestra Harmandalı çalmağa başlayınca siyah at Fırtına, iki ayağı üzerine kalktı. Yıldırım da onun gibi yaparak oynamağa başladı. Gösterilere onbeş dakika ara verildiğinde Ayşegül, çocuklara çikolata, dondurma sattı. Sırtında sirkin kırmızı üniforması vardı. Bu kılık Ayşegül’e pek yaraşmıştı. Ön sırada oturan iki kız, birbirinin kulağına eğildiler:

- Ayşegül saçlarını kestirmiş. Oysa uzun saç ona daha iyi gidiyordu.

- Doğrusunu istersen kısa saçla da hoş olmuş Ayşegül. Hem ne yapsın? Annesi saçlarını kesmesini isteyince, hatırını kırabilir mi?

Çocukların bazıları, dondurmalarını yiyerek çadırdan dışarı çıktılar. Kafeslerdeki aslanları, kaplanları, ayıları, filleri seyrettiler. Trampet seslerini duyan çocuklar, koşarak yerlerine döndüler. Sirk hademeleri çadırın yukarı bölümüne kalın bir tel germişlerdi. O sırada Ayşegül elinde şemsiye ile telin yanında göründü. Sirk bandosu bir vals çalmağa başladı. Ayşegül telin üzerinde, usta bir cambaz gibi dans ederek ilerledi. Beyaz pabuçları, yeşil şemsiyesiyle uçan bir kelebeğe benziyordu.

Cambazlık gösterisinden sonra Ayşegül, alkışlar arasında piste indi. Kafesli yoldan filler ağır ağır içeriye girdiler. Ayşegül, pistin ortasında durdu. Fillere işaret vererek numaralarına başlamalarını bildirdi. Fillerden biri, kırmızı topun üstüne çıktı. O sırada, önlük bağlamış bir fil ardında yavrusu geldiler.

- Niye geciktin Bambu? diye çıkıştı Ayşegül esneyen file.

- Affedersiniz efendim. Yeni doğan yavrum dün gece beni hiç uyutmamıştı da ondan geciktim, dedi Bambu.

- Ayşegül’ün sirki, iki dünya turu yapmıştı. Adı “Harikalar Sirki” idi. Bu sirki görmeyen kalmamıştı. Seyircilerin en hoşuna giden Ayşegül’ün göz bağcılığıydı. Başındaki sivri külahıyla Ayşegül, peri kızına benziyordu. Elindeki sihirli değnekle dokunduğunda silindir şapkadan tavşan, sürahiden güvercin çıkıyordu. Sonra ipek eşarpla şapkasını örtüp:

- Hokus Pokus! Dedi mi tavşan da, güvercin de, ortadan kayboluyordu. Buna palyaçolar bile şaşıyorlardı.

Sonra Sap ile Sup, piste çıktılar. Sap çizgili bir pantolon giymiş, çok uzun bir kravat bağlamıştı. Sup ise, aylar yıldızlar işlenmiş bir tulum giymişti. Kucağında bir kitara vardı, Sup:

 

- Şimdi sizlere Ayşegül’ün yazdığı bir şarkı söyleyeceğiz, dedi. Sap’ın ne çaldığı anlaşılmıyordu ama, Sup’un söylediği şarkıyı herkes sevmişti.

Bu kez aslanlar, kaplanlar çıktı ortaya. Büyük bir kafes onları seyircilerden ayırıyordu. Aslan eğiticisi Ayşegül, kırbacını şaklatarak girdi aralarına. Onlardan hiç korkmuyordu. Her kırbaç şaklayışında hayvanlardan biri fıçının üstüne çıkıp oturuyordu. Yalnız Sezar adındaki aslan uzandığı yerden kıpırdamamıştı. Ayşegül:

 

- Haydi Sezar, yatmanın sırası mı? Seyirciler sabırsızlanıyor. İskemlene çık ta, gösterimize başlayalım. Yoksa pirzola yerine kırbaç yersin akşama, dedi.

 

Son gösteri bitince seyircilerden bazıları piste atlayıp Ayşegül ile Fındık’ı kutladılar. Bizi çok eğlendirdiniz Ayşegül, sağ olun, var olun! dediler, buket verdiler, kucaklayıp öptüler. Ayşegül:

 

- Harikalar Sirki’miz turneye çıkacak, yarın çadırları söküp başka şehirlere gideceğiz dedi.

 

Çocuklar basarı dilediler. Ayşegül, seyircileri uğurladıktan sonra, geceleri yattığı arabaya gitti. Uykucu adındaki ayı merdivene oturmuştu. Ayşegül:

 

- Merhaba! dedi ona, gazetede ne haber var?

Ayı, gazeteyi ters tutmuştu:

- Okuma bilmiyorum ki, ne haber olduğunu söyleyeyim.

Ayşegül gazeteyi düzeltti:

- Öyleyse sana okuma öğreteyim. Yarın alfabeden başlarız, olmaz mı?

Çadırlar söküldü, denkler sıkıldı, arabalara yüklendi. Herkes kendine ayrılan arabaya bindi. Ağır ağır şehirden ayrıldılar.

Ayşegül, arabanın sarsıntısından uyuyamadı, kalktı, oturdu. Gözlerini açıp çevresine bakındı. Sirk arabası birden ortadan kayboluverdi. Hayret, kendi odasında, kendi yatağındaydı. Taşbebeği yüzünü yıkamış, kurulanıyordu. Fındık ta, aynaya bakarak dişlerini fırçalıyordu.

Demek gece tatlı bir düş görmüştü. Şimdi yeni bir gün başlıyordu. Okula geç kalmamak için Ayşegül, yataktan fırladı..

 

 

KAYNAKÇA

Gilbert Delahaye, Marcel Marlier, Ayşegül 24-Uçağa Biniyor,  Yapı Kredi Yayınları

Aydın İleri, Hiç büyümeyen kahraman, 18 Şubat 2012

https://tr.wikipedia.org/wiki/Dünya edebiyatında nda_en çok_satan_kitaplar_listesi

https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk_Ay%C5%9Feg%C3%BCl

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış