Çam Ağacı Masalı Andersen'in Masalları Ve Hakkında


Esa
19.4.2015
 

 
ANDERSEN VE MASALLARI HAKKINDA 
 
Yazıda “ Andersen ÇAM AĞACI “ masalı hakkında bilgiler, Andersen ÇAM AĞACI “ masalı özeti,  konusu, ana fikri,  kahramanları,  “Andersen ÇAM AĞACI “ masalı olay örgüsü,  yazarı, “şahıs kadrosu  Eser hakkında yorumlar, 
Hans Christian Andersen, Dünya edebiyatının en tanınmış masal yazarlarından birisidir.  Masallarını yazarken hem doğu hem de batı masallarından örnek almış, Dünya’nın en tanınmış masal yazarlarından birisi olmuştur.
 
 
Dünyaca tanınmış  olan Andersen Masalları, Danimarkalı masal, oyun, roman, şiir, gezi kitabı ve biyografi yazarı Hans Christian Andersen tarafından yazılmış masallar serisine verilen addır.[1] Andersen masalcılığı keşfedene kadar oyun, roman, şiir ve gezi kitapları ile biyografiler de yazmış fakat Charles Dickens ile tanıştıktan sonra onun tavsiyesi ile masallara yönelmişti.[2]
 
 Yazar 1872'ye kadar masal yazmayı sürdürmüş, toplamda 156 adet olan bu masal ve hikâyeler ilkin 1835'te Çocuklar için Masallar adıyla basılmış ve 1842'ye kadar altı cilde ulaşmıştı.[3]
 
Andersen’in Danimarka, Alman İsveç, Fin ve diğer ülkelerdeki masalları derleyerek yeniden yorumlayarak veya özgün olarak ürettiği masallar yüzden fazla dile çevrilmiş olan[4], tiyatroya, müzikal komedilere, çizgi filmlere uyarlanmıştır. Andersen’in Kellie Dimne fabllarından esinlendiğine dair de çok sayıda işaret vardır.
Aşağıda okuyacağınız Çam Ağacı masalı da bu masallarından birisidir.
 
 
ÇAM AĞACI
 
Ormanda küçük ve güzel bir çam ağacı vardı. İyi bir yere dikilmişti. Güneş ışınları onu okşuyor ve rüzgâr dallarını sallıyordu. Etrafındaki arkadaşları çam ve fıstıklar ondan çok daha boyluydular. Ama çam ağacının buna pek aldırdığı yoktu. O sadece boy atmak istiyordu. Onun ne güneşten, ne rüzgârdan yana kaygısı yoktu. Çilek ve ahududu toplamaya gelen arsız köy çocuklarından da sıkılmıyordu.
Çocuklar genellikle yabani yemiş dolu sepetleriyle yanma oturuyorlar ve: Aman ne güzel bu küçük çam! Diyorlardı. Oysa o, bu küçük halinden hiç de memnun değildi. Geçen yıl gözle görülür biçimde uzadı ve bir yıl geçince daha da büyüdü.
- Of, of! Ben de diğerleri gibi büyük bir ağaç olsam ve dallarımı uzaklara yaysam, tepemde dünyayı görsem, güzel kuşlar dallarımın arasına yuva yapsalar, rüzgâr çıkınca büyük ağaçların yaptığı gibi saygıyla eğilsem» diyordu.
Küçük Çam, sabahları pembe bulutlan ve güneşi görmekten hiç haz duymuyordu... Kuşların cıvıltısı bile onu neşelendirmiyordu. Bembeyaz kar ormanı ve boydan boya ovayı örttüğü zaman, bazen koşarak bir tavşan gelip bir sıçrayışta üstünden atlayıverirdi... O zaman çam ağacı öfkeden küplere binerdi! Fakat üst üste geçen iki kış mevsimi,
Küçük çam ağacını öylesine büyüttü ki, üçüncü kış mevsiminde, tavşan, çamın çevresinde dolaşmak zorunda kaldı. Çam ağacı:
- Ah! Büyümek, ihtiyarlamak, dünyanın en güzel şeyi diyordu.
Her yıl, sonbaharda, oduncular gelip büyük ağaçları deviriyorlardı. Çok büyüyen çam korkudan tir tir titriyordu. Çünkü bu güzel ağaçlar inleyerek ve çatırdayarak yere yıkılıyorlardı. Oduncular onların dallarını kesiyor soyulmuş uzun ve ince gövdeleri tanınmayacak hale geliyordu. Sonra onları arabaya yüklüyorlar, atlar da bunları çok uzaklara götürüyordu.
İlkbaharda, leylekler ve kırlangıçlar gelince, çam ağacı onlara:
- Büyük ağaçları nereye götürdüler, biliyor musunuz? Acaba onlara rastladınız mı?
diye sordu.
Kırlangıçlar bu konuda hiçbir şey bilmiyorlardı. Ama leyleklerden biri biraz düşündükten sonra başını iki yana sallayarak:
- Galiba biliyorum, dedi. Mısır'dan kalkıp kuzeye doğru gelirken bir çok yeni gemiler gördüm. Onların çok güzel direkleri vardı. Direklerin bu ormanın çamları olduğunu sanıyorum. Bu direkler reçine kokuyorlardı. Onların öyle gururla bir dikilişleri vardı ki, görmeni isterdim.
Çam:
- Neden onlar kadar uzun değilim? Diye sordu. Şimdi ne güzel denizi geçerdim. Bu deniz nasıl bir şey, neye benziyor?
- Anlatılması güç, dedi leylek havalanarak. Genç olduğuna sevin. Güneş ışınlarıyla, neşeyle büyümekten ve içindeki yaşantından mutlu ol.
- Rüzgâr onu kucaklamaya geldi. Çiğ, gözyaşlarını ona akıttı. Ama çam anlamadı. Noel bayramı yaklaştığı zaman bir sürü genç ağacı kestiler. Birçoğu bizim küçük çamdan boylu değildi. Ama bizimkinin bulunduğu yerden gitmek için içi titriyordu.
Bu genç ağaçlar en güzelleriydi ve dalları da kesilmemişti. Onları oldukları gibi arabalara yüklediler.
- Nereye götürülüyorlar? Diye sordu Çam. Onlar, benden daha boylu değil ki; benden daha daha kısaları bile var aralarında. Neden bu kez dallarını kesmediler? Nereye gidiyorlar acaba?
Serçeler:
- Bizden al haberi! Bizden al haberi!., diye bağırdılar. Kentte evlerin pencerelerinden baktık. Biz onlarm nereye götürüldüklerini biliyoruz. Onlar akim alamayacağı kadar güzel yerlere gittiler. Onları iyi ısıtılmış salonun ortasına dikiyorlar, sonra üzerlerini çeşiti güzel ve pırıl pırıl şeylerle süslüyorlar. Örneğin, üzümlü ekmekler, yaldızlı elmalar, oyuncaklar, sayısız mumlar...
- Peki sonra ne oluyor, diye heyecandan dallan sarsılarak sordu Küçük Çam.
- Bizim gördüğümüz bunlar! Doğrusu çok güzeldi.
- Bu şerefli yoldan benim de geçme şansım var mı acaba? Diyordu çam, kendinden geçerek. Bu yabancı denizlere gitmekten çok daha güzel. Ah! Şimdi bir Noel Bayramı olsa! Geçen yıl seçilenler kadar ben de güzel ve boyluyum. Oh! Neden şimdi ben güzelliklerle çevrili sıcak bir odada değilim? Acaba sonra ne oluyor? Herhalde daha güzel bir şey oluyordur. Yoksa bizi bu kadar süsle-mezlerdi. Ah! Şimdi bende orada olsaydım.
Rüzgâr ve güneş ışığı:
- Bizimle mutlu ol, dediler. Özgürlük içinde güzel gençliğinden faydalan.
Ama çam hiç sevinmiyordu. Durmadan boy atıyordu. Yaz-kış yemyeşildi. Herkes ona bakarak:
- Ne güzel ağaç, diyordu. Noel geldi ve ilk önce o kesildi. Balta gövdesinde derin bir yarık yaptı ve boylu boyunca yere uzandı. Acı çekiyordu, bitkindi. Artık hiç mutluluğu düşünmüyor, doğduğu yerden, büyüdüğü toprak parçasından ayrılmasına üzülüyordu. Eski sevgili arkadaşlarını, çalılıkları ve küçük çiçekleri, hatta belki kuşları bile hiç göremeyeceğini biliyordu.
Gidişi gerçekten zevkli olmadı. Kendine geldiği zaman onu da diğer birçok ağaç gibi arabadan indiriyorlardı. Bir adamın şöyle söylediğini işitti.
- İşte bunu alacağım, çok güzel!
İki üniformalı uşak onu büyük bir salona götürdü. Duvarlara resimler asılmıştı. Büyük çini bir sobanın yanında kapakları aslanlı, değerli vazolar duruyordu. Salonda sallanan sandalyeler, ipeklerle süslü divanlar, üstü resim dolu uzun masalar, yüzlerce, binlerce oyuncak vardı. Çam, kum dolu bir fıçının içine dikildi. Ama kimse bunun fıçı olduğuna inanmazdı. Etrafı yeşil bir kumaşla kaplanmış ve renkli halı üzerine yerleştirilmişti. Ağaç tir tir titriyordu. Şimdi başına ne gelecekti acaba? Adamlar, kadınlar gelip onu süslemeye koyuldular. Dallarına içi şeker dolu pırıl pırıl fileler bağlandı. Sarkan yaldızlı elmalar ve cevizler sanki ağaçta yetişmiş gibiydiler. Dallarına kırmızı, mavi, beyaz yüzlerce mum dikilmişti. İnsana benzeyen bebekler yeşillikler içinde sallanıyordu. Çam ağacı böylesini ömründe görmemişti. En tepede de yanardöner bir yıldız, renkli ışınlar saçıyordu. Bu akşam ne kadar güzel olacaktı. Herkes neşe içinde bağırıyordu.
- Bu gece ne kadar güzel olacak! Diye düşünüyordu Çam. Ah! Bir akşam olsa da ışıklar yansa! Ne zaman akşam olacak acaba? Ormanın diğer ağaçları beni görmeğe gelecekler mi? Serçeler pencereye üşüşecek mi? Acaba yaz-kış bu güzellik içinde kalıp kök salabilecek miyim?
Akşam olunca ışıkları yaktılar. Bu ne parıltı! Bu ne ihtişam! Dallar titriyordu. Küçük bir mum yere düştü ve ağaç tutuştu.
- Tanrı bizi korusun! diye bağrıştı salondakiler ve çarçabuk ateşi söndürdüler.
Çam, etrafım kaplayan bu güzellikten gözleri kamaşmış, süsüm bozulur kokusuyla yerinden kımıldamıyordu. Birden salonun kapıları ardına dek açıldı. Bir sürü çocuk ağaca doğru atıldılar. Sanki onu devirmek istiyorlardı. Çocuklar bir an sessiz durdular. Sonra neşe içinde hediyeleri ağaçtan alarak etrafında dans etmeye başladılar.
- Bunlar ne yapıyorlar böyle? Bu çılgınlıklar neden? Diye düşünüyordu Çam. Mumlar diplerine kadar yanıyor, sonra onları söndürüyorlardı. Sonunda çocuklara ağacın süslerini de yağma etmelerine izin verildi. Çocuklar dalları çatırdatarak ağacın üzerine saldırdılar. Eğer iyi tutturulmamış olsaydı, devrilmesi işten bile değildi.
Çocuklar güzel oyuncakları ile dans ediyorlardı. Artık ağaca aldırış eden yoktu. Yalnız ihtiyar dadı, bir elma veya bir incir unutulmuş mu, diye dallara dikkatle bakıyordu. Çocuklar, kısa boylu tombul bir adamı ağaca doğru çekerek:
- Ne olur bize bir masal anlat, diye bağrışıyorlardı.
Tombul adam:
- Eğer dikkat ederse anlatacağım masaldan sizin çam ağacı da faydalanabilir dedi. Ama sadece bir tek masal anlatacağım. İvde-Avdm masalını mı, yoksa merdivenden düşen Kulump-Dump'un kini mi?
Bazı çocuklar:
- İvde-Avdm diye bağrıştılar. Bir kısmı ise Klump-Dump diye direniyorlardı.
- Aman ne gürültü! Yalnız çam ağacı düşünceli bir şekilde susuyordu. Artık yapacak bir işi kalmamış, görevi sona mı ermişti?
Sonra adam, merdivenden yuvarlanan ve ünlü kişi olup prensesle evlenen Kulmp-Dump'un masalını anlatmaya koyuldu. Çocuklar el çırpıyorlar ve:
- Anlatın! Anlatın! Diye bağırıyorlardı. Çünkü İvde-Avdm'm masalını da dinlemek istiyorlardı... Ama sadece bir masal anlatıldı. Çam ağacı düşüncelere dalmış, sessiz duruyordu. Ertesi gün mumlar, oyuncaklar ve yaldızlı meyvelerle süslenmiş olacağını düşlüyordu.
- Yarın hiç korkmayacağım, güzelliğimin tadını çıkartacağım, gene Klump-Dump masalını belki de İvde-Avdm'm masalını dinleyeceğim, diye düşünüyordu.
Ertesi gün, uşak ile hizmetçi kız onun yanma geldi. Çam ağacı her şeye yeniden başlayacağını umuyordu. Onu salonun ışığının uğramadığı kapkaranlık bir köşeye atı verdi ler...
- Bu da ne demek oluyor? Diye söylendi çam. Buraya ne yapmaya getirildim? Şimdi masalları nasıl işiteceğim?
Duvara dayandı ve öylece düşünceli kaldı. Bol bol zamanı vardı. Geceler ve günler geçiyor, kimse tavan arasına çıkmıyordu. Biri yukarı çıksa bile, köşeye büyük sandıkları getirmek içindi. Şimdilik, saklanmıştı ve unutulduğunu sanıyordu. Kendi kendine:
- Şimdi kış, toprak dondu, karla örtülü beni toprağa dikemezler, diye söylendi. Bu sığmakta baharı beklemekten başka çarem yok. Her şey ne kadar iyi yoluna konmuş! Şu insanlar ne iyi! Ne olurdu şu köşe bu kadar ıssız ve karanlık olmasa. Küçük bir tavşan bile yok. Kar olunca orman ne kadar neşeli olurdu. Tavşan sıçraya sıç-raya gelir üstümden bile atlardı. O zaman hiç hoşuma gitmezdi ama burada da korkunç bir sessizlik var.
Küçük bir fare deliğinden çıkarak vik, vik, diye bağırdı. Onu bir başkası izledi. Gelip çam ağacını kokladılar ve dallan arasına girdiler.
- Oh! Hava ne soğuk! dedi küçük fareler. Ama burası sıcak değil mi, ihtiyar çam?
- Hiç de ihtiyar değilim anladınız mı? Benden daha ihtiyarlar var, dedi çam ağacı.
Bu fareler de pek meraklıydılar,
- Nereden geliyorsun? Ne biliyorsun? Diye sordular.
Yeryüzünün en güzel yerlerini anlat. En güzel yere hiç gittin mi? Kilerde bulundunmu hiç? Kilere zayıf girer, şişman çıkarsın... Orada peynirler ve sucuklar tavanda asılı olur, hiç gördün mü?
- Ama ben ihtiyar değilim, diyorum size. Daha bu kış en güzel çağımdayım. Doğrusunu isterseniz çok boy attım. Ertesi gece, çam ağacının anlattıklarını duysunlar diye yanlarında dört küçük fareyle geldiler. Çam ağacı konuştukça anıları canlanıyor ve heyecanlanıyordu.
- Güzel günlerdi. Ama geri gelebilirler. Klump-Dump da merdivenlerden düşmüştü. Âmâ sonunda bir prensesle evlendi. Belki ben de bir prensesle evlenebilirim bir gün. Sonra ormandaki güzel kayın ağacını hatırladı. Bir çam için ne güzel bir prenses olurdu o.
- Bu Klump-Dump da kim? diye sordu, fareler. Çam ağacı onlara bütün masalı anlattı. Her kelimeyi hatırlıyordu. Farelerin hepsi zevkten neredeyse ağacın tepesine çıkacaklardı. Gece daha da kalabalık geldiler. Ertesi Pazar da iki büyük fare kendini gösterdi. Onlar masalı hiç beğenmediler. Bu küçük fareleri adamakıllı kızdırdı, bu yüzden masalı ilgiyle dinleyemediler.
- Başka masal bilmiyor musunuz? Diye sordu iki büyük fare.
- Bu bildiğim tek masal, diye cevapladı çam. Bunu hayatımın en güzel gecesinde dinledim. O zaman ne kadar mutlu olduğumun farkında değildim.
- Doğrusu çok tatsız bir masal. Sen sucukları, peynirleri anlatan bir masal bilmiyormuşsun?
- Hayır, dedi çam.
- Öyleyse bize allahısmarladık, dedi fareler ve evlerine döndüler.
Uzun zaman küçük fareler de görünmediler. Ağacı bir düşüncedir aldı: Etrafımda masalımı dinleyen minik fareleri görmek ne de hoştu! Şimdi bu da bitti.Adamlar beni buradan almaya geldikleri zaman şüphesiz onları hoşlukla anacağım.Ama bu iş ne zaman olacak?Bir sabah adamlar tavan arasını yerleştirmeye girdiler. Sandıklar aralanarak ağaç, köşesinden çıkarıldı. Onu yere atıp, gün ışığıyla aydınlanan merdivenlere kadar sürüklediler.
- İşte yeniden hayat başlıyor, dedi kendi kendine... Temiz havayı ve güneşin ilk ışınlarını duyuyordu. Her şey öyle çabuk olup bitti ki çam ağacı kendisine bakmayı unuttu. Etrafında görülecek o kadar çok şey vardı ki, avlu tüm çiçeklerin açtığı birbahçeye bitişikti.
Güzel kokulu güller, bölmelerden sarkıyordu. Ihlamur ağaçları çiçeklenmişti, kırlangıçlar cıvıldaşarak uçuşuyorlardı.
- Yaşayacağım, diyordu ağaç mutlulukla dallarını sağa, sola uzatarak. Ama onlar kuru ve sapsarıydılar. Tepesindeki altın yaldızlı kâğıttan yıldız, güneş ışığında parlıyordu.
Avluda noel gecesi etrafında neşeyle dans etmiş çocuklardan bazıları oynuyorlardı. Küçük ayakkabıların altında çıtırdayan dallar arasında parıldayan yıldızı gören bir çocuk:
- Bakın hele, dedi. Şu pis ihtiyar çamın üstünde ne kalmış.
Çam ağacı, çiçeklerin güzelliğini ve bahçenin ilkbahar tazeliğini hayranlıkla seyrediyordu. Sonra bir de kendine baktı:
- Keşke tavan arasındaki karanlık köşemden hiç ayrıl-masaydım, diye düşündü.
 
Ormandaki güzel gençliğini, parlak Noel gecesini ve Klump-Dump masalını şaşkın şaşkın dinleyen küçük fareleri acı acı andı.
- Her şey bitti, her şey bitti, diye inliyordu zavallı çam. Mutluluk elimdeyken, onun değerini bilseydim. Ama şimdi çok geç, her şey bitti. Uşak ağacı parça parça kesti. Kocaman bir demet yaparak kazanın altına attı. Çam ağacının dalları parlak alevle yanıyordu. Odunlar sanki inliyordu ve her inilti küçük bir patlamayı andırıyordu. Çocuklar neşeyle ocağın başına gelip oturdular. “Pat! Pat!" diye bağırıyorlardı. Ama her çatırdayış derin bir iç çekişti... Ağaç, ormanda bir yaz sabahını ve sonra yıldızların pırıl pırıl yandığı kış gecesini düşünüyordu. Sonra Noel gecesini ve Klump-Dump masalını anımsadı.
Bu duyduğu ve anlatabildiği tek masaldı. Sonra kül oldu ve düştü. Çocuklar tekrar oyunlarına döndüler. Hayatının en mutlu gecesinde çam ağacını süsleyen altın yaldızı, küçük oğlan göğsünde taşıyordu..
 
 
 
[1] https://edebiyatvesanatakademisi.com/cocuk-edebiyati/andersen-masallari/4731
[2] https://www.dersimiz.com/masal/Andersen-Masallari-Hakkinda-Bilgi-Masal-Oku-13078.html#.VTPUitLtmko
[3] https://www.idefix.com/kitap/andersen-masallari-cilt-1-hans-christian-andersen/tanim.asp?sid=R93WHZRXEM0MHO6B2JVN
[4] https://www.idefix.com/kitap/andersen-masallari-cilt-1-hans-christian-andersen/tanim.asp?sid=R93WHZRXEM0MHO6B2JVN

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış