Kardan Adam Masalı- Andersen Masalları-


Esa
21.5.2015
 
 
Yazıda “ Kardan Adam -Hans Christian Andersen “romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı, “Kardan Adam -Hans Christian Andersen “ romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları,  Kardan Adam -Hans Christian Andersen adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
Kardan Adam Masalı  Andersen Masalları
 
Dünyaca tanınmış  olan  Andersen Masalları, Danimarkalı masal, oyun, roman, şiir, gezi kitabı ve biyografi yazarı Hans Christian Andersen tarafından yazılmış masallar serisine verilen addır.
Yazdığı masalları yüzden fazla dile çevrilmiş olan [1] tiyatroya, müzikal komedilere, çizgi filmlere uyarlanan Andersen 4 Ağustos 1875 te Kopenhag'da hayata veda etmiştir.
 
Dünya çocuk edebiyatının sayılı ve en tanınmış yazarlarından olan Andersen’in yazmış olduğu masallar pek çok dünya diline çevrilmiş masallarının  elliden fazlası Türkçeye de çevrilmiş [2] ve tüm dünyada olduğu gibi bu masalları  ülkemizde de  çok sevilmiştir. [3] Kardan adam adlı masal en çok sevilen Andersen Masallarından biridir.
 
 
Kardan Adam Masalı ( Andersen Masalları )
 
 Nasıl da çatırdıyordum soğuktan! Şu buz gibi rüzgâr yaşamı ne denli sevdiriyor! Fakat yüksekte yanan ateş bana çok dikkatli bakıyor.
Sizin de anlayacağınız gibi, kardan adam, baş düşmanı güneşten söz ediyordu.
- Fakat diye ekliyordu, boşuna gözlerimi kırpmayacağım.
Kardan adamın gözleri küçük iki tuğladan ve üçgen biçiminde yapılmıştı. Ağız olarak da bir tırmık parçası koymuşlardı. Tırmık diş yerine de geçiyordu. Doğrusu sevimli bir kardan adamdı ve bunu kendisi de biliyordu.
Doğumu, çocukların neşeli çığlıklarıyla, kamçı sesleri ve kızakların canlarıyla kutlanmıştı. Gün battı ve dolunay bütün güzelliğiyle gökyüzünde göründü.
- İşte yanan şey öbür tarafa gitti, dedi kardan adam.. Daha bir günlüktü, uzun boylu bilgisi yoktu.
- Bana dikkatle bakmaktan vazgeçirdim onu. Olduğu yerde kalsın. Ah! Bir kımıldayabilsem ne kadar sevinirim! Ben de çocuklar gibi patinaj alanında kayardım. Ama ne yazık ki koşamıyorum.
"Hav! Hav!" diye çoban köpeği havladı. Soba arkasında yattığından beri sesi kısılmıştı.
- Biraz bekle, güneş sana koşmayı öğretir, dedi. Geçen yıl, senden öncekini ve diğerlerinin koştuğunu gördüm. Hepsi de gittiler.

- Seni anlamıyorum, dedi kardan adam. Bu tepedeki soluk yüz mü bana koşmayı öğretecek? Kardan adam Ay'ı kastediyordu.
Yüzüne dikkatli bakınca o gitti, öbür tarafa kaydı.
- Senin dünyadan haberin yok, dedi çoban köpeği, sen bir günlüksün. Orada gördüğün şey Ay'dır. Güneş yarın çıkacak ve sana tekme atacak. Hava değişiyor, sol arka ayağımdan anlıyorum.
- Ne söylemek istediğini anlayamıyorum bir türlü, diye düşünüyordu kardan adam.
Ama pek de iye şeyler söylemediğini hissediyorum. Bana gözünü dikip bakan ve güneş dediği, benim dostum değil, içime öyle geliyor.

"Hav! Hav!" diye havladı çoban köpeği ve kulübesine girmeden önce üç defa kendi etrafında döndü.
Gerçekten, hava değişti. Sabaha karşı bütün gölgeyi soğuk ve kalın bir sis kapladı.
Buz gibi rüzgâr esmeye başladı, sonra her taraf buz tuttu. Ama güneş doğunca etraf bir güzel oldu! Kırağı ile örtülü ağaçlar ve çalılıklar beyaz mercandan ormanı andırıyordu. Bütün dalları sanki parlak çiçekler bürümüştü. Yazın yaprakların altında görünmeyen ince dallar, gökte fark edilir bir şekilde ortaya çıkmış, örümcek ağları gibi bir ağaçtan öbürüne uzanıyordu. Rüzgârla sallanan salkım söğüt, tatlı tatlı gıcırdıyordu. Bu görülmemiş bir güzellikti!

Sonra elmas tozu gibi ateş saçarak güneş doğdu. Sanki toprağa iri elmas taneleri serpilmişti. Kardan daha beyaz bir parlaklıkta sayısız küçük ışık yığınları pır pır yamıyormuş gibiydi.
- Aman ne güzel! diye genç bir adamla evden dışarı çıkan kız bağırdı. Kırağı ila kaplı ağaçları seyrederek kardan adamın yanında durdular.
- Yazın bile böyle güzel bir manzara görülmez, dedi genç kız, gözleri ışıldayarak. Genç adam, kardan adamı göstererek:
- Bunun gibi çapkına da rastlanılmaz, dedi ve kardan adama selâm verdi. Katıla katıla güldüler. Sonra elele tutup ayakları altında çıtırdayan ve çatlayan karda dans etmeye koyuldular.
- Bunlar da kimdi? diye çoban köpeğine sordu kardan adam. Sen benden eskisin, buradaydın, onları tanıyor musun?
- Tanıyorum elbet. Genç kız beni okşadı, adam da bana kemik verdi.
- Ama, kim bunlar? Onu söyle bana.
- İki sevgili, dedi köpek. Aynı eve, aynı yemeği yemeğe gidiyorlar.
- Onlar da senin, benim kadar önemli kişiler mi?
- Onlar efendiler sınıfından. İnsan bir günlük olunca pek az şey biliyor. Seni duyunca insan bunu anlıyor. Ben ihtiyarım ve çok tecrübem var. Ayrıca burada herkesi tanırım. Bir zamanlar beni soğuğa çıkarmazlardı, zincirli de değildim; "hav hav!"
- Soğuk harika bir şey, dedi kardan adam. Anlat bana, ama ne olur şu zinciri şıkırdatma, bu benim sinirlerimi bozuyor.

- Hav! Hav! Bir zamanlar ben de bir köpektim. Acayip, minik bir köpek. Efendilerinin gözdesi, diyorlardı bana. Evde kadife koltukta yatıyordum. Hep bur- ? numdan öpüyorlar, işlemeli mendillerle ayaklarımı kuruluyorlardı... Bana "Küçük Tutu" diyorlar ve öyle sesleniyorlardı. Büyüyünce dadıya verildim ve bodrum katmda oturmaya başladım. Bak, bulunduğun yerden içeriyi görebilirsin. Orada evin efendisi bendim. Karışanım yoktu. Dadmm yanında yerim iyiydi. Ayrıca yukarıdan daha da rahattım. Artık çocuklar beni sağa sola çekiştirmiyorlardı. Burada da çok iyi besleniyordum. Bir minderim, bir de sobam vardı o zamanlar. Bu dünyanın en güzel şeyiydi benim için... Hâlâ sobanın hayâlini kurarım.
- Soba mı? Nasıl bir şey bu? Bana benziyor mu?

- Kardan adamın tam aksi olduğunu herkes bilir. O da karga gibi kapkaradır. Uzun boynunun ucunda bakır alevler çıkar. Onu olduğun yerde pencereden görebilirsin. Kardan adam, bodrum katının penceresine baktı. Evi
Andersen’den Masallar ve sobayı gördü. Soba iyice parlatılmıştı, uzun boynu ve tam ucunda bakırdan bir çember vardı. Altında ateşi gördü ve bilmediği tuhaf bir duygu kıpırdadı içinde...
Kardan adam olmayan insanlar o duyguyu iyi biliyorlardı.
- Nasıl onu bırakabildin? Diye sordu kardan adam. Sobayı kadın sanıyordu. Nasıl bu iyi yerden ayrıldın?
Onu zorla dışarı atmışlardı. Çünkü evin küçük oğlunun bacağını ısırmıştı, hem kovulmuş, hem de zincire vurulmuştu.

- Küçük yaramaz, kemiğimi almıştı. O zaman şöyle düşündüm! Diş dişe, kemik kemiğe. Bu hakaretten sonra sesim kısıldı.
Ama kardan adam onu artık dinlemiyor. Bodrumda bulunan onun gibi iri yuvarlak
sobaya gözlerini dikmişti:
- Çok garip, çıtırdadığım hissediyorum. Ah! Bir pencereden girip onun yanma gidebilsem! Bu pek olmayacak bir şey değil ki, neden gerçekleşmesin? Ne yapıp yapıp oraya gitmeli, ona yaslanmalıyım.
- Sen, hiçbir zaman oraya giremeyeceksin, dedi köpek. Eğer ona yaklaşırsan bu
senin sonun olur.

Bütün gün, kardan adam pencereden baktı. Gün batarken odanın içi daha da çekiciydi. Soba tatlı bir ışık saçıyordu. Bu ışığı ancak bir soba verebilirdi. Güneş ve ay bunun yanında hiç kalırdı. Kapısını açtıkları zaman dışarı fışkıran bir alev, kardan
adamın beyaz yüzünü pembeye boğuyor ve göğsüne yayılıyordu.
- Artık dayanamayacağım, dedi kardan adam. Ona dilini çıkarmak ne kadar da yakışıyor!
Gece uzundu, ama ona kısa gibi geldi, çünkü tatlı düşüncelere dalmıştı. Ertesi gün pencereler kırağı ile örtülmüş ve bir kardan adamın düşünde görebileceği en güzel çiçeklerle süslenmişlerdi. Yazık ki çiçekler sobayı saklıyorlardı. Bütün gün camların buzu çözülmedi. Kardan adam da kadın olarak kabul ettiği sobayı göremedi. Her şey içinde çatlıyor, çatırdıyordu, tıpkı dışarıdaki gibi... Bu kardan adam için çok güzel bir gündü. Ama o hüzünlüydü, çünkü sobayı göremiyordu.
- Bir kardan adam için acıklı bir hastalık dedi köpek. Ben de.o derdi çektim, ama şimdi iyileştim, "Hav! Hav!"
Buzların çözülme zamanı geldi. Kardan adam da eriyordu. Ve bir sabah eriyip gitti. Ardından sadece desteği olan bir kazık kaldı...

- Kaderini anlıyorum, dedi köpek. Vücudunun içinde hareket eden ucu yanmış birkazık vardı. Şimdi kurtuldu zavallı. Yakında kıştan da kurtulacağız... Herkes çoktan kardan adamı unutmuştu...
 
 
 
 
[1] https://www.idefix.com/kitap/andersen-masallari-cilt-1-hans-christian-andersen/tanim.asp?sid=R93WHZRXEM0MHO6B2JVN
[2]  https://alisveris.iskulturyayinlari.com.tr/tanim.asp?sid=ECRYYJOEUM7MAJUNUFXM

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış