Küçük Deniz Kızı ve Dünyanın En Güzel Gülü ( Andersen Masalları)


Esa
19.4.2015
 

Yazıda “Andersen’nin  Küçük Deniz Kızı“ hakkında bilgiler, masalın ,   konusu, ana fikri, masalın  kahramanları,  “ ’ Andersen nin   Küçük Deniz Kızı “olay örgüsü,  romanın yazarı, “’nin  “hayatı, “, “şahıs kadrosu  yazarın diğer  masalları , eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  Andersen ’nin  Küçük Deniz Kızı  anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, , çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
 
Küçük Deniz Kızı ve Dünyanın En Güzel Gülü adlı masallar, [1]Dünya çocuk edebiyatının sayılı ve en tanınmış yazarlarından olan Andersen’in yazmış olduğu 156 adet olan bu masal ve hikâyeler içerisinde  en sevilen Andersen Masalları  arasındadır.
 
 Andersen’in  yazmış olduğu masalların içerisinde ilk masallar olan.  Çam Ağacı Üç Zıpzıp Kara Buğday Kumbara Su Damlası Kurşun Asker , Ot Yiyen Kaplan,  Claus ve Büyük Claus" ve "Güzel Prenses ve Bezelye" gibi masalları  Andersen’in bir masalcı olarak tanınmasına yol açan masallar olmuşlardır.[2]  (1835) te yayınlanan bu masalları ile  Andersen  tüm dünyada tanınan bir masalcı olmuştu.
 
Küçük Deniz Kızı
 
Bir zamanlar altı güzel kızı olan bir kral varmış. Ama bu kral insanların kralı değilmiş. Ülkesi dalgaların altında balıkların değerli taşlar gibi parıldadığı bir ülkeymiş. Genç prenseslerin anneleri çoktan ölmüş ve onları büyükanneleri büyütmüş. İçlerinde en güzelleri en küçük olanıymış. Saçları altın bukleler halinde omuzlarına dökülüyormuş. Kızlar büyükannelerinin anlattığı yeryüzüyle ilgili masalları çok seviyorlarmış. Bu masallarda bacak adlı iki şeyin üzerinde yürüyen garip insanlar varmış. Küçük denizkızı da bu anlatılanları görmek istiyormuş. “Onbeş yaşını beklemen gerekir,” demiş büyükanneleri. “O zaman gidip görebilirsin.”
 
En büyük denizkızı yaşı geldiğinde yüzeye çıkmış ve gördüğü ilginç şeyleri kardeşlerine anlatmış. Yıllar geçmiş ve sonunda küçük denizkızının da yüzeye, insanların dünyasına çıkabileceği gün gelmiş. Şimdiye kadar hep merak ettiği dünyayı artık kendi gözleriyle görebilecekmiş. Yüzeye doğru yüzerken güneş batıyormuş. Yakınlarda bir gemi demir atmış. Küçük denizkızı yüzeye çıktığında güvertedeki yakışıklı prensi görmüş. Prens kendisini birisinin gözlediğini de, prensesin ondan gözlerini ayıramadığını da bilmiyormuş tabii. Birden hava kararmış, gemi çıkan fırtınayla sallanmaya başlamış. Çok geçmeden yelkenleri parçalanmış, direği kırılmış ve gemi sulara gömülmüş. Küçük denizkızı sularda çırpınan prensi son anda görüp kurtarmış. Onu kucaklayıp kıyıya götürmüş ve sahile bırakmış. Sabah olduğunda prens hala yattığı yerde uyuyor, denizkızı da başucunda onu bekliyormuş. Az sonra birkaç kız koşarak gelmiş. Prens gözlerini açmış ve kalkıp yürümüş. Küçük denizkızı oracıkta üzüntüsüyle baş başa kalmış.
 
O günden sonra küçük denizkızı prensi görebilmek umuduyla birçok kez yüzeye çıkmış. Artık dayanamıyormuş. Su cadısına gidip akıl almaya karar vermiş. Cadı onu görünce bir kahkaha atmış: “Niçin geldiğini biliyorum denizkızı,” demiş. “İnsana dönüşüp karaya çıkmak istiyorsun. Böylece prensle daha yakın olacağını düşünüyorsun. Ama bunun bir bedeli var, biliyor musun?” “Bilmiyordum,” demiş küçük denizkızı, “ama insan olabilmek için neyse öderim.” “Sesini istiyorum,” demiş cadı, “şu şarkılar söyleyen güzel sesini. Bana sesini verirsen ben de seni iki ayaklı güzel bir genç kıza çeviririm. Ama unutma, prens seni bütün kalbiyle sevmeli ve evlenmeli. Yoksa bir deniz köpüğüne dönüşüp sonsuza dek yok olursun.” ” Çabuk,” demiş küçük denizkızı. “Ben kararımı çoktan verdim zaten.” Bunun üzerine su cadısı küçük denizkızına içmesi için büyülü bir ilaç vermiş. Küçük denizkızı prensin karşısına dikildiği an prens bu hiç konuşmayan kızdan çok hoşlanmış ve onsuz yapamayacağına karar vermiş. Küçük denizkızı da prensi her geçen gün daha çok sevmiş, ama prens ona bir türlü evlenme teklif etmiyormuş. Prensin annesi ve babası, kendine eş bulması için baskı yapıyorlarmış. Prens sonunda yakındaki bir ülkenin prensesiyle tanışmaya karar vermiş. Yanında küçük denizkızını da götürmüş. Zavallı kız çok acı çekiyormuş.
 
Prens komşu ülkeye gidip prensesle karşılaşınca aklı başından gitmiş ve hemen evlenmek istemiş. Düğünleri muhteşem olmuş. Her yer çiçek, ipek ve mücevherle kaplıymış. Mutlu çifti görmeye gelen herkes coşku içindeymiş. Yalnızca küçük denizkızı sessizmiş. Gözyaşları sessizce süzülüyormuş yanaklarından. O gece küçük denizkızı güvertede dikilmiş karanlık sulara bakıyormuş. Gün doğarken bir deniz köpüğü olup o sulara karışacakmış. Birden suların dibinden denizkızının kardeşleri çıkmışlar. Saçları kısa kısa kesilmiş. “Saçlarımızı su cadısına verdik, karşılığında da bu bıçağı aldık. Eğer bu gece bu bıçağı prensin kalbine saplarsan büyü bozulacak.” Küçük denizkızı bıçağı almış ama prense asla zarar veremeyeceğini biliyormuş. Güneş doğduğunda kendini ağlayarak denize atmış. Ama denize düşmemiş. Kendini havada uçarken bulmuş. Çevresinde altın renkli ışıklar dans ediyormuş. “Biz havanın kızlarıyız ” demişler. “Artık bizimle mutlu olursun.”Küçük deniz kızı" gökyüzüne doğru yükselirken aşağıya, prensin gemisine bakmış ve gülümsemiş.
 
Dünyanın En Güzel Gülü
 
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde yaşlı bir kraliçe varmış. Kraliçe güçlü ve inatçı birisiymiş. Herkes korkarmış ve emirlerinden çıkamazmış. Kraliçe, tüm dünyada yetişen güllerin en güzelini ve en nadidelerini yetiştirirmiş. Ama sarayda, korku ve hüzün kol gezermiş. Çünkü kraliçe çok nadir bir hastalığa yakalanmış, doktorlar ise yakın bir zamanda öleceğini söylüyorlarmış. Sadece bir tane umut var kraliçenin kurtulması için demiş bir doktor. Eğer ki dünyanın en nadide en güzel gülünü getirebilirseniz kraliçemiz yaşar demiş. Kraliçenin iyileşmesi için dünyanın her yerine en nadide ve güzel gülü aramaya gidilse de bulunamamış. Sonunda Kraliçenin ufak oğlu kraliçeye seslenerek beni dinle demiş ve başlamış okumaya. Okudugu kitapta, cennetin köşesinde yetişen nadide ve bir o kadarda güzel olan ama yalnız açan bir gülden bahsediyormuş. Bu cennette açan gül kendisini kalbinin en derinlerinden görmek isteyenlere görünürmüş. Bembeyaz bir gülmüş fakat güneş batarken pembeleşirmiş, güneşin batarken yaydığı kızıllıkla büyüleyici bir renge bürünen bu gül gerçek sevginin ve güzelliğin simgesi imiş. Birden kraliçenin odasında bir pembelik yayılmış. Kraliçenin yanakları kızarmış, gözleri büyümüş ve bir güneş gibi parlamış ve kitabın sayfaları arasında pembe bir gül, dünyanın en nadide ve güzel gülü belirivermiş.” Onu görebiliyorum! ” diye bağırmış kraliçe. Kraliçenin oğlu okumayı sürdürmüş ve kitap da aynen şöyle yazıyormuş “Bu gülü kim görürse bir daha hiç mutsuz olmaz ve ölümsüzleşir..”
 
 
DİĞER ANDERSEN MASALLARI İÇİN LİNKLERİ TIKLAYIN
 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış