SÖZ


31.10.2017
 
    Şehrin arka sokaklarından son evlere doğru uzanıyordu küçük Orhan’ın yolu. Evlerinin bulunduğu alan ağaçlarla kaplıydı. Ağaçların arasından küçük tepeciklere doğru yürümek ne de güzeldi. Keyif verirdi öyle! Sıcak yaz akşamlarına doğru arkadaşlarıyla bu yoldan yürürdü. Kıvrıla kıvrıla tepeciklere çıkan yolda. Ağaçların gölgelediği, serinlik veren bu yolda ne kadar da anıları olmuştu.
     Babası işte çalıştığından bazen annesinin sözünü kulak ardı ederdi. Çünkü Orhan için uçan kırlangıçları seyretmek, yoruluncaya kadar oynadıktan sonra bir ağacın altında oturmak çok iyi olurdu. Hafif de olsa esintilerde iğde ağaçlarının kokusunu duymak güzeldi. Ya bir de şu dersler olmasa ne olurdu sanki? Hadi ilkokul neyse de onca yolu yürüyerek liseye gitmek yorucu geliyordu.
      Annesi, “Oğlum şimdi derslerine çok çalışırsan ileride sen rahat edersin. Fazla yorulmazsın”,  dese de oğlu söz dinlemiyordu.  Arkadaşlarının çoğu okula okul servis aracıyla gelip gidiyorlardı.
     Ağaçların henüz yaprak açmaya başladığı günlerdi. Dağın etekleri hafiften yeşillenmeye başlamıştı bile. Güneş de bir çıkıp bir kayboluyordu. Havalar da kış ayından gelen soğuklar da kalmamıştı. Orhan ise kitap ve defterlerini masanın üzerine bıraktığı gibi kapıya yöneldi. Ancak karşısında annesini buldu.
     Annesi:
     -Oğlum seninle biraz konuşalım.
     -Anne dışarı çıkacağım, gelince ne konuşacaksan konuşuruz.
     -Demek benim sana ne söyleyeceğimi merak etmiyorsun.
    -Dedim ya anne…
    -Yine de konuşmamız gerek, diyerek annesi oğlunun kolundan tuttu. Kanepeye çöktüler.
   -Biliyorum oğlum okumak zor. Gayret ister, çalışmak ister, dikkat ister… Derslerine düzenli çalışabildiğin müddetçe başarılı olabilirsin. Biliyorsun baban işten geç geliyor. Yoruluyor tabi. Seninle ancak izinli olduğu ve hafta sonlarında ilgilenebiliyor.
    Kadın biraz soluklandı. Konuşmasına devam etti.
    -Baban geç saatlerde geldiğinde hep seni soruyor. Hergün geç saatlerde yatak odana giriyor. Sana bakıyor. Uyandırmaya da kıyamıyor. İyi uyumanı ve dinlenmeni istiyor. Baban diyor ki, “Oğlum sabah derse başladığında oğlumun bedeni dinç olsun. Derslerinde başarılı olsun…” Fakat bu söylediklerinden daha da önemli bir şey var. Baban diyor ki, “Oğlumuz bizim biricik varlığımız. Onu en iyi şekilde okutmalıyız. İyi okusun ki büyüdüğü vakit benim kadar yorulmasın. Yıpranmasın.” Ben de, oğlumuz derslerine çok çalışıyor, diyorum. Ama sen okuldan gelir gelmez dışarı fırlıyorsun. Derslerine yeterince de çalışmıyorsun.
    -Ama anne…
   -Sözümü dinlersen iyi olacak…
    Oğlum sana bir şeyi hatırlatmak isterim. O da şu, babanla birlikte oturup da konuştuğumuzda baban demişti ki yalan söylemek çok fena bir şeydir. Yalanın çoğu kez telafisi olmaz. İnsanın başını derde koyar. Onun için kesinlikle yalan söylemeyeceğiz. Doğru konuşacağız. Söylediğimiz şey bizi güç durumda bıraksa da doğru olanı yapacağız.
   Orhan itiraz etmeye kalkışarak:
  -Anne ben yalan söylemiyorum ki…
   -Evet oğlum, doğru ama ben güç durumda kalıyorum. Baban derse çalışıp çalışmadığını sorduğunda ne demem gerekir?
   -Haklısın anne. Benim yüzümden hep. Ben çalışmayınca sen de…
  Orhan ayağa kalktı. Annesine:
   -Anne bugün de dışarı çıkayım söz bak kısa süre içinde geri döneceğim.
  -Peki, oğlum ben sana güveniyorum. Sen de bu güveni boşa çıkarma!
   Orhan zıplayarak evden çıktı. Türküler söyleyerek ağaçlık alanı geçti. Tepenin eteklerine geldiğinde arkadaşları gördü. Bir saat içinde eve dönecekti. Fakat zaman ne de çabuk tükeniyordu böyle.  Zaman çabuk geçiyor fakat oyun bitmiyordu.
    Aniden annesinin söylediklerini hatırladı. Arkadaşı Ali ile Murat’a baktı ve seslendi:
   -Haydi, gidelim artık. Anneme söz verdim eve erken döneceğime dair.
    Arkadaşları:
   -Orhan biraz geciksek ne olur sanki? Gel biraz daha oyun oynayalım!
   Bir şey olur muydu gerçekten? Annesi kızar mıydı? Eve geç varırsa ne diyecekti? Daha pek çok soru geldi aklına. 
    Ali bağırdı:
   -Arkadaşlar burada bir kaplumbağa buldum!...
   Orhan da koştu. Bu küçük yavru denebilecek bir kaplumbağa idi. Murat Kaplumbağayı eline aldığı bir ince değnekle ters çevirdi. Heyecanla dedi ki:
  -Arkadaşlar gördünüz mü kaplumbağa bizi görünce kafasını hemencecik içeri çekti.
   Orhan arkadaşlarına bu küçük hayvanla oynamalarını engellemek istediyse de başaramadı. Arkadaşlarına:
      -Ben eve dönüyorum. Geç bile kaldım. Bugün anneme söz vermiştim erken döneceğim diye. Dersime çalışmam gerek.
       Arkadaşları kaplumbağaya daldıklarından kendisini duymuyorlardı.
      Orhan eve geldiğine annesini kapını önünde buldu. Annesinin gözleri gülüyordu. Çünkü oğlu biraz gecikmeyle de olsa eve dönmüştü.
    Orhan o gün annesine verdiği söze hep sadık kaldı. Derslerine çok çalıştı. Derslerinde de başarılı biri oldu. Aradan yıllar geçti. İyi bir devlet memuruydu. Çevrede de tanınıp sevilen biriydi artık.
     Bir gün arkadaşlarından Murat ile karşılaştı. Arkadaşı kendisine imrenerek bakıyor ve içinden muhtemelen şöyle geçiriyordu: “Şu Orhan’a bak! Okulda derslerine az çalışan biriydi. Okulu nasıl bitirdi. Yüksek okula nasıl girdi. Bu seviyelere nasıl geldi anlayabilmiş değilim.”
    Orhan arkadaşına şöyle diyordu:
    -İnsanlar isterlerse başarılı olurlar. Benim ileriye dönük bir planım yoktu. Derslerime çalışmayı da gözüm yemiyordu. Ama bir gün anneme söz verdim. Hani hatırlar mısınız sizin şu kaplumbağayı ters çevirdiğiniz günü… İşte o gün anneme verdiğim sözü tutmak için eve zamanında varmaya gayret ettim. Derslerime de düzenli çalıştım ve başarılı oldum. Şimdi şu ütülü elbiseyi temizinden giyiyorsam işte bu o gün anneme verdiğin sözün bir sonucudur. Çalışan kazanır; sözünde duran daha çok kazanır sevgili arkadaşım!
(ÜÇ ARKADAŞ isimli öykü kitabımdan)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış