Yıldızlaşan Yürekler


25.3.2017
          Bir zaman önce, aydınlık yürekli insanların dirlik ve barış içinde yaşadığı bir yurt varmış. Bilge kişilerce yönetiliyormuş bu yurt.
 
          Sarı buğday başakları boy verirmiş tarlalarında. Değirmenler buğday öğütürken, tatlı bir un kokusu sararmış, bayırları düzlükleri. Siyah, beyaz ve sarı üzüm bağlarıyla bezeliymiş yamaçlar. Elmanın, kirazın, ahududunun, domatesin, karpuzun en kırmızısını; portakalın, şeftalinin, kavunun, ananasın, kayısının, mısırın, en sarılarını, en turuncularını yetiştirmişler bu yurdun üretken insanları.    
  
Her yanda kuzular oğlaklar meleşir; keçilerin, koyunların, ineklerin memelerinden süt akarmış çeşme misali. Kara kovanları şifalı balla doldururmuş arılar. Karıncalar, ceylanlar, kana kana su içermiş mavi göllerinde, berrak pınarlarında.
 
Bu yurdun mimarları, mühendisleri ve hünerli ustaları öyle konutlar imar etmişler ki; duvarları yazın güneşi içlerine depolar; kışın evin içine salıp sıcacık eylermiş. Yazın ise bu evler, yüce dağlardaki yaylalar kadar serinceymiş. Her sokak başında çeşmelerden buz gibi soğuk sular akarmış.
 
Bu yurdun üretken insanları, hep beraber çalışır, ihtiyaçları kadar üretir, adaletlice bölüşür ve ihtiyaçlarınca tüketirlermiş.  Aralarında asla üstünlük yarışına girmez; işbirliği, kardeşlik ve dayanışma içinde yaşarlarmış. Birbirlerine karşı kin ve düşmanlık yerine sevgi ve saygı beslerlermiş. Kendi çıkarları uğruna bir şeyler kapmak yerine, başkalarına yardım ederlermiş. Hiç kimse zenginlik tutkusuna kapılmazmış. Bu yurdun toprakları, ağaçları, taşları özetçe tüm varlıkları bütün insanların yararı için kullanılırmış. 
 
          Sözün özü, insanın insan tarafından ezilmediği, sömürülmediği,  horlanmadığı; gücün ve paranın yerine emeğin, sevginin, özgürlük ve yardımlaşmanın egemen olduğu; hayvanların, yeşilin, suların, göllerin, taşın ve toprağın güven içinde olduğu bir öz yaşam varmış bu diyarda.
 
Ne yazık ki bir zaman sonra, beklemedikleri bir sırada, kara aygırların üzerinde, yüzleri kara çaputlarla örtülü adam azmanların saldırısına uğramışlar. Bu adam azmanları hayatlarında hiçbir şey üretmemişlerdi. Yaşamlarını başkalarının ürettiklerine el koyarak sürdürüyorlarmış. Şiddetten ve kaba kuvvetten başka bildikleri hiçbir şey yokmuş.
 
Özgür ülkenin aydınlık yürekli insanları bu adam azmanlara boyun eğmemişler; yiğitçe karşı koymuşlar. Ancak adam azmanlar çekirge sürülerini andırıyorlarmış. Çok gelişmiş silahlara sahiplermiş. Özgür insanlar bu sebeple çok kayıp vermiş. Sonunda kalan sağlarla, çocuk, yaşlı ve kadınlarla yollara düşmüşler.
 
          Çok uzun ve kahırlı bir yolculuktan sonra zirvesi karlarla kaplı uçurumlarla dolu bir dağın önüne varmışlar. Adam azmanlardan kurtulmanın tek yolu bu dağı aşmakmış. Ne var ki çocuklar, yaşlılar ve kadınlarla bu olanaksızmış.
 
Dağın önünde kurtuluşun çarelerini ararken bir geçit görmüşler. Geçidin kapısında bulunan bir taşın üstünde şunlar yazılıymış: “Ey Yolcu! Bu geçit, tuzaklar, karanlık kuyular, sivri kayaların olduğu uçurumlarla doludur. Bu geçidin karanlığını hiçbir meşale, hiçbir ateş aydınlatamaz. Yeryüzünde bu geçide giren ışıklar o anda kararmıştır.  Bu sebeptendir ki,  geçitten sadece temiz ve cesur yürekli insanlar geçebilir. Eğer böyle yürekleriniz varsa geçide ayak bastığınız anda yürekleriniz dışarı fırlayacak ve ışıl ışıl yanarak size yol gösterecektir. Ancak unutmayın ki özgürlüğün bir bedeli var. Geçidin toprağına ayak basan her insan dışarı çıktığında bedeni kül olup toprağa düşecek göğüsleri gökyüzüne çıkıp yıldız olacaktır.
 
          Bu yazıyı okuyan cesur yürekli insanlar gözlerini kırpmadan geçide yürümek istediler. Peşlerinde gelen adam azmanlara esir düşmektense onurluca kül olmayı yeğlediler. Ancak halkın öncüleri bilge kişiler “Şimdi aklımızı kullanma zamanıdır!” diyerek bir öneri getirdiler ve bu öneriyi hemen uyguladılar. Gençler ve güçlü kuvvetli insanlar, çocukları, kadınları ve yaşlıları, ayakları toprağa değmesin diye sırtlayıp geçide yürüdüler. O anda yüzlerce yürek dışarı fırlayıp ışıl ışıl yanmaya başlamış. Cesur yürekli özgür insanlar bütün tuzakları bütün engelleri aşıp dağın ardına ulaşmışlar, Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar kurtulmuş onları sırtlayanlar kül olup toprağa karışmış, yürekleri gökyüzüne uçup yıldız olmuş!
 
Bu özgür ve cesur yürekli bir avuç kadın, yaşlı insan geldikleri aşılmaz dağın ardında eski yurtları kadar güzel yeni bir yurt kurmuşlar.  Yıldız olan gökyüzündeki yürekler onlara hep yol göstermiş, rehber olmuşlar.
 
          Karanlık adam azmanlar, işgal ettikleri özgür insanların yurtlarındaki tarlaları, üzüm bağlarını, bahçelerini, meyve ağaçlarını tüketip kurutmuşlar. Kara kovanlarındaki bütün balları yiyip, arıları aç bırakmışlar. Sürülerce arı açlıktan kırılınca kalanlar, küsüp göç edip gitmişler. Bu bencil açgözlü adam azmanlar; bütün hayvanları tüketmişler. Ve bir zaman sonra yiyebilecekleri bir şey kalmamış. 
 
           Artık tüketebilecek zorla el koyacak hiçbir şey kalmamış. Asalakça dolaşıp dururken; buradan ayrılıp gitmek zorunda kalan insanların yeni bir yurt kurduklarının kokusunu almışlar. Varıp orayı da talan etmek için yola koyulmuşlar. Bindikleri iri kara aygırlarıyla aşılmaz dağın altındaki geçidin önüne gelmişler. Geçidin kapısındaki yazıya bir süre bakmışlar. Ancak hiçbir şey anlamamışlar. Çünkü bu adam azmanlarının topu birden kara cahilmiş. Ardından;  heybelerindeki meşaleleri çıkarıp ateşlemişler.  Kara aygırlarını geçidin içine hızla sürmüşler. Tabi ki bunlar, hem kara cahil hem de yüreksiz oldukları için kısa süre içinde yüzlerindeki kara çaputlar, altlarındaki kara aygırlarla ve ellerinde kararan meşaleleriyle karanlık uçurumlarda yitip gitmişler. Darısı, bütün sömürgenlerin, asalakların ve emeğe güçle el koyanların başına olsun.
       

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


2 Yorum
26.03.2017 - 00:21
Gönlünüze sağlık... Kötülerin kaybettiği, iyilerin kazandığı, "sonsuza kadar mutlu yaşadılar" la biten masallara alışmışız. Gerçek hayatta da üreteni cezalandıran, bütün kaynaklara el koyan, en iyi döveni, bağıranı kahraman ilan eden kötülerin kaybetmesini diliyoruz. Gönülden tebrikler...

26.03.2017 - 17:11
Çok çok teşekkürler Nurcan Hanım! Saygılar selamlar.