1940 Kuşağı Romancılarımız Prof.Dr. Olcay ÖNERTOY


Esa
25.8.2016

1940 Yılları Romancılarımız

 

Daha ziyade 1940 ile 1950 yılları arasında özellikle roman türünde önem kazanmış belli başlı romancılarımız Cevdet Kudret Solok,Kemal Bilbaşar,Samim Kocagöz ,Faik Baysal ,Ahmet Hamdi Tanpınar ve Abdülhak Şinasi Hisar'dır.


Cevdet Kudret Solok (1907–1992),

7 Şubat 1907’de İstanbul’da doğdu. Tam adı Cevdet Kudret Solok'tır. Birinci Dünya Savaşı'nda babasını kaybetti. Annesi tarafından büyütüldü.  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra Kayseri Lisesi, Ankara Atatürk Lisesi ve Ankara Devlet Konservatuvarı’nda edebiyat öğretmenliği yaptı. Türk Ansiklopedisi bürosunda edebiyat sekreterliği yaptı, Türk Dil Kurumu'nda görev aldı. Bir süre Bilgi Yayınevi'nde çalıştı.  Öğretim görevlisi olarak girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu'ndan emekli oldu. İstanbul ve Ankara'da avukatlık yaptı.  10 Temmuz 1992'de İstanbul'da öldü.

Yazın dünyasına 1927’de Servet-i Fünun dergisinde yayımladığı şiirlerle giriş yaptı. Meşale Dergisi çevresinde toplanan 'Yedi Meşaleciler grubuna katıldı. Oyun, hikaye, roman türlerinde de eserler verdi. Abdurrahman Nisari, Suat Hisarcı gibi takma adlarla edebiyat ders kitapları yazdı.  Daha sonraki yıllarda edebiyat ve tiyatro tarihine ilişkin incelemler yaptı, yazınsal sorunlara ilişkin eleştirel denemeler yazdı. 1945’de hazırladığı Türk Hikaye ve Roman Antolojisi’ni daha sonra Türk Edebiyatı’nda Hikaye ve Roman adıyla genişletti. Anısını yaşatmak için eşi ve kızı tarafından 1993 yılından bu yana her yıl beş ayrı dalda (roman, öykü, şiir, deneme-inceleme-araştırma ve tiyatro dalları) dönüşümlü olarak verilen 'Cevdet Kudret Edebiyat Ödülleri' düzenlenmektedir.

 Sınıf Arkadaşları, Havada Bulut Yok, Karıncayı Tanırsınız adlarını taşıyan üç romanında, romanın başkişisini eksen olarak, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı ve izleyen yılların bir pamaromasını çizer. 


 

Kemal Bilbaşar (1910-1983),

1910 yılında Çanakkale'de doğan Bilbaşar, orta öğretimini 1929 yılında Edirne Öğretmen Okulu'nda tamamlamış, iki yıl ilkokul öğretmenliği yapmıştır.  Yüksek öğretimini Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih-Coğrafya Bölümünde tamamlamış, 1935 yılında mezun olmuştur.Aynı yılın resim-iş bölümü mezunlarından Bedia Bilge ile evlenmiş, İzmir'e yerleşmiştir.  Hayatları boyunca birbirlerinden bir gün olsun ayrılmayan çiftin iki çocuğu olmuştur. Nazilli ve İzmir Karataş Ortaokullarında öğretmenlik yapan Bilbaşar 1961 yılında emekliye ayrılmış, bir süre siyasetle uğraştıktan sonra 1966'da İstanbul'a yerleşmiş, kendini tümüyle yazmaya vermiştir.  Yazar 21 Ocak 1983'te ölmüştür.

Kemal Bilbaşar edebiyatla ilgilenmeye Gazi Eğitim Enstitüsü'nde başlamış, ilk öykülerini İzmir'de Cahit Tanyol ve İlhan İleri ile birlikte çıkardıkları Aramak dergisinde yayımlamıştır (1939).  Bu dönemde Halkevlerinin açtığı öykü yarışmasında ilk ödülü kazanan yazar, 1945-1952 yılları hariç, sürekli öykü yayımlamış, radyo oyunları yazmış, pek çok gazete ve dergide öykü, roman ve makaleleri çıkmıştır. Tiyatro, senaryo ve ders kitapları da yazan Bilbaşar, 1961 den sonra daha çok roman türüne ağırlık vermiştir.

Aldığı Ödüller

Bilbaşar 1939 yılında Budakoğlu öyküsüyle Ankara Halkevi Öykü yarışmasını, Cemo adlı romanıyla 1967 yılı Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü, 1970 yılında da Yeşil Gölge adlı romanıyla May Roman Ödülü'nü kazanmıştır

Cumhuriyet'in ilk yıllarında ve hemen bu yılları izleyen Şeyh Sait isyanı sırasında Doğu Anadolu'yu ele alan Cemo (1966) ve Memo (1968) romanlarıyla tanınan Kemal Bilbaşar, Kölelik Dönemeci'nde Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasındaki Kaynarca Antlaşması'ndan sonraki yıllara döner. Bedoş, II. Meşrutiyet'in ilanı, Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı, İstanbul'un işgali, arkasından Kurtuluş Savaşı'nın kazanılışı yıllarını kapsar. İlk romanı “Denizin Çağrısı'”nda da yoksul bir öğretmenin yaşamı anlatılır. Değişik toplumsal konuları ele aldığı öteki romanları, Yeşil Gölge, Başka Olur Ağaların Düğünü ve Zühre Ninem'dir.


 

Samim Kocagöz (1916-1993)

1942'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 1942–1945 arasında Lozan Üniversitesi'nde sanat tarihi eğitimi aldı. Türkiye'ye döndükten sonra bir süre İzmir Ticaret Okulu'nda edebiyat, Devlet Konservatuarı’nda sanat tarihi dersleri verdi. Söke'de çiftçilikle uğraştı.

1950'den sonra İzmir'e yerleşti. İlk romanı İkinci Dünya 1938'de yayınlandı. Servet-i Fünun Uyanış, Ses, Hep, Bu Topraktan, Vatan, Fikirler, Yenilikler, Yeditepe gibi dergilerle Demokrat İzmir gazetesinde yayınlanan öyküleriyle bilinir.

1950'de Yeni İstanbul gazetesi ve New York Herald Tribune gazetesinin ortaklaşa düzenlediği Dünya Hikâye Yarışması'nda "Sam Amca" öyküsüyle birincilik kazandı.

Gözlemlere dayanarak köy ve kasaba insanlarının sorunlarını, günlük yaşamlarını ve duygularını yalın bir dil ve gerçekçi tutumla yansıttı. Ölümünden sonra adına bir öykü ödülü kondu.

2006–2007 tiyatro sezonunda 50. Yılını yaşayan İzmir Devlet Tiyatrosu, yazarın hemen hiç bilinemeyen "Islak Ekmek" adlı oyununu repertuarına aldı.

Samim Kocagöz, daha çok kendi memleketi olan Söke yöresini ele aldığı romanlarıyla dikkati çeker. Bir Şehrin İki Kapısı, Yılan Hikâyesi, Bir Karış Toprak, Bir Çift Öküz bu özelliği taşıyan romanlarıdır. Kalpaklılar ve Doludizgin, Kurtuluş Savaşı'nın ponoromasını çizen romanlar olarak dikkati çekerler. İzmir'in İçinde ve Tartışma ise 27 Mayıs 1960'a 12 Mart 1971'e geliş nedenlerini ele alışlarıyla bu konulara değinmede ilklik taşırlar.


 

Faik Baysal (1918) 

1922 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. İlk ve orta öğrenimini Saint Joseph Lisesi’nde tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bö­lümü’nü bitirmiştir. Bundan sonra çevirmenlik ve öğretmen­lik yapmıştır.

İlk şiirleri Gündüz dergisinde yayınlanmıştır. Faik Baysal, 1943′ten sonra Varlık dergisinde yazmış, romanlarını tefrika hâlinde yayınlamıştır. Eserlerinin konularını büyük babasının yanında geçirdiği çocukluk yıllarından almıştır. Roman kahramanları çoğu zaman Adapazarı ve çevresinde, İstanbul’un kenar semt­lerinde sefalet içinde yaşayan insanlardır.

Faik Baysal’ın eserleri: İlk Defa(şiir), Ayın Ucunda (şiir), Kava­nozdaki Adam (roman), Rezil Dünya (roman), Voli (roman), Drinada Son Gün (roman), Perşembe Adası (hikâye), Güller Kanıyordu (hikâye), İlgaz Teyze Öldü (hikâye

Faik Baysal, ilk romanı Sarduvan' da bir köy romanı yazarı gürünümündedir. Onu izleyen Rezil Dünya ve Drina'da Son Gün ise II. Dünya Savaşı yıllarını kapsayan romanlarıdır. Bu romanlarına Ateşi Yakanlar eklenmiştir.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar (1901–1962)

23 Haziran 1901'de İstanbul'da doğdu.1923 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Liselerde ve yüksek okullarda çeşitli dersler okuttu. 1939 yılında İstanbul Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı profesörlüğüne atandı. 1942-1946 yılları arasında Maraş Milletvekili olarak görev yaptı. Bir süre Milli Eğitim müfettişliği yaptı. Sonra 1949 yılında Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ndeki görevine döndü. Gençlik yıllarında Yahya Kemal ve Ahmet Haşim'in talebesi ve dostu olmuş, Batı edebiyatından Paul Valéry ile Marcel Proust'u kendisine üstad olarak seçmiştir. Bu yazarlar edebiyatta güzellik ve mükemmeliyete önplanda yer verirler. Onlara göre edebiyat, tıpkı resim ve musiki gibi "güzel sanat"tır. Onlardan farkı, boya ve ses yerine, insanı ve hayatı anlatmada bu iki vasıtadan çok daha zengin olan dili kullanmasıdır.

Tanpınar şiiri hayatının en büyük ihtirası haline getirmiş, fakat asıl kabiliyetini şiir estetiğine göre yazdığı mensur eserlerde göstermiştir. İlk şiiri 1920’de yayımlanmıştır. Geniş okuyucu kitlesi onu umumiyetle lise kitaplarına ve antolojilere giren "Bursa'da Zaman" şiiri ile tanır. Altmış kadar şiirinden ancak otuz yedisi ile, tek şiir kitabını ölümüne yakın çıkardı: Şiirler (1961; Bütün Şiirleri adıyla genişletilmiş olarak 1976). Şiirlerinde bir imaj ve müzik kaygısı taşıdığı, hikâye ve romanlarında da, başta zaman teması olmak üzere, psikolojik anları, bilinçaltını aradığı, yansıttığı görülür. Çeşitli baskıları olan eserleri Dergah Yayınları’ nda toplanmaktadır. Enis Batur 1992 yılında Ahmet Hamdi Tanpınar'dan “Seçmeler” adlı bir kitap hazırladı. Yazar ile ilgili yayınlanmış en son eser 2007 yılının sonunda çıkan "Günlüklerin Işığında Tanpınar'la Başbaşa"dır. Eser Tanpınar'ın 1953 yılında yazmaya başladığı ve 1962 yılında vefatına kadar tuttuğu notlardan oluşmaktadır. Hayatı boyunca sağlığından şikâyetçi olan Tanpınar, 23 Ocak 1962 günü geçirdiği kalp krizi ile Haseki Hastanesi'ne kaldırıldı. Ertesi sabah, ikinci bir krizle hayata veda etti. Namazı Süleymaniye Camii'nde kılınan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın cenazesi Rumeli Hisarı Kabristanı'nda, hocası ve dostu Yahya Kemal'in yanı başına defnedildi.

 Roman yazma yönteminde değişiklik yapmaya başlayan ilk yazarımız olan Ahmet Hamdi Tanpınardır. Huzur” adlı eseri, yer yer özel yaşamına ait izler taşıması, İstanbul’un doğal ve tarihi zenginliğini yansıtması açısından önemlidir. Mümtaz ve Nuran arasındaki ilişki psikolojik yönüyle anlatılır. “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” adlı eser ise psikolojik niteliklerinin yanı sıra Türk modernleşmesine getirdiği ironik eleştirisiyle Türk romanının kilometre taşlarındandır. Romanlarında insana ve zamana önem vermiştir. Mahur Beste, Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Sahnenin Dışındakiler, bireyden hareketle, hemen hemen Tanzimat döneminden başlayarak, Milli Mücadele yıllarını da içine alan romanlardır. Huzur romanı yöntem bakımından bilinç akışının ilk uygulanış özelliğini taşır. Tanpınar için önemli olan geçmişte sahip olduğumuz kültür ve sanat değerleridir




Abdülhak Şinasi Hisar 1888-1963)

Anne tarafından dedesi Muhtar Bey'in Rumelihisarı'ndaki yalısında doğdu. Abdülhak Şinasi Hisar'ın çocukluğu, Rumelihisarı, Büyükada ve Çamlıca’da geçti. 1898’de Galatasaray Sultanisi’ne girdi. Ailesine haber vermeden 1905’te Galatasaray Sultanisi'nden ayrılarak Paris'e gitti. 1908'e kadar Paris’te École Libre des Sciences Politiques’e devam etti.

Paris'te Prens Sebahattin, Dr. Nihat Reşat Belger, Ahmet Rıza Bey ve Yahya Kemal ile sık sık görüşür.

II. Meşrutiyet’in ilânından (1908) sonra Türkiye’ye döndü. Fransız ve Alman şirketlerinde, Osmanlı Bankası’nda, Reji İdaresi’nde, 1931’den sonra ise Ankara’ya yerleşerek Dışişleri Bakanlığı’nda çalıştı. 1948’de İstanbul’a döndü ve Ayaspaşa’da Boğazı gören bir apartmana yerleşti. Bir süre Türk Yurdu dergisinin genel yayın müdürlüğünü üstlendi (1954-57). 1963'te Cihangir’deki evinde beyin kanamasından öldü.

Edebiyata Mütareke yıllarında Dergâh ve Yarın dergilerindeki şiir, kitap tanıtma ve eleştiri yazılarıyla başladı. 1921’den itibaren İleri ve Medeniyet gazetelerindeki yazılarıyla tanındı; 7Ağaç, Varlık, Ülkü ve Türk Yurdu dergileri ile Milliyet, Hâkimiyet-i Milliye ve Dünya gazetelerinde yazdı. Cumhuriyet dönemi yazarı olmasına rağmen dil ve üslup açısından Meşrutiyet kuşağına bağlı kalan[kaynak belirtilmeli] Hisar’ın bütün yapıtları esas olarak “hatıra”ya dayalıdır. Romanlarında Maurice Barrés, Anatole France ve Marcel Proust gibi yazarların edebiyat anlayışlarını benimsemiştir.

1942 CHP Hikâye ve Roman Mükâfatı’nda üçüncülük alan Fahim Bey ve Biz, Almancaya çevrildi (Unser Guter Fahim Bey, Çev.: Friedrich Von Rummel, 1956). Sermet Sami Uysal (Varlık Yayınları, 1961) ve Necmettin Türinay’ın (M.E.B., 1988) Abdülhak Şinasi Hisar adlı birer kitabı vardır. Ölümünden sonra Abdülhak Şinasi Hisar: Seçmeler (Haz.: S. İleri, YK7Y, 1992), Geçmiş Zaman Edipleri (Haz.: T. Yıldırım, Selis, 2005) ve Kelime Kavgası: “Edebiyata ve Romana Dair” (Selis, 2005) adlı üç kitabı daha çıkmıştır. Emre Aracı Boğaziçi Mehtapları'ndan esinlenerek aynı adlı bir keman konçertosu (1997) bestelemiştir.

Abdülhak Şinasi Hisar ise Fahim Bey ve Biz, Çamlıca'daki Eniştemiz, Ali Niyazi Bey'in Alafrangalığı Ve Şeyhliği romanlarında, kendisinin de tad alarak yaşadığı, geçmişte kalan yaşayışa duyduğu özlemi dile getirir.

 

 

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez,

 yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 
 
 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış