Abdülhak Şinasi Hisar Hayatı Edebi Kişiliği


 

Abdülhak Şinasi Hisar

Abdülhak Şinasi Hisar 14 Mart 1887’ İstanbul Rumelihisar’ı - 1963) romancı ve yazar.

AİLESİ ÇOCUKLUK GÜNLERİ EĞİTİMİ 

Abdülhak Şinasi Hisar14 Mart 1887’ de anne tarafından dedesi olanTophâne-i Âmire kâtiplerinden Muhtar Bey'in Rumelihisarı'ndaki yalısında doğdu. tophâne-i Âmire kâtiplerinden Muhtar Bey' in torunu olan annesi Osmanlı’nın son Belgrat muhafızı olan Selim Paşa’nın torunu Neyyir Hanım’dır. [1]

 Babası ise 1882-1883'te Türkiye'nin ilk edebiyat dergilerinden olan ve Münevver, Hazine-i Evrak  İnsâniyet ve Cerîde  adlı dergilerin yayıncısı, öykü ve eleştiri yazarı Mahmud Celaleddin Bey'dir.[2] Babası Mahmud Celâleddin Bey, oğlunun adını hayranı olduğu, Abdülhak Hamit ve Şinasi’nin adlarını birleştirerek koymuştur. Mahmud Celâleddin Bey,  diğer oğlu olan Selim Nuzhet Gerçek’i de iyi düzeyde yetiştirmiş, Abdülhak Şinasi Hisar'ın kardeşi olan Selim Nuzhet Gerçek yazar, araştırmacı ve Basma Yazı ve Resimleri Derleme Müdürlüğü'nün kurucusu olmuştur.

Abdülhak Şinasi Hisar'ın çocukluğu, Rumelihisarı, Büyükada ve Çamlıca’daki en güzel yerlerde, en güzel  konaklarda ve yalılarda geçer. [3] Onun mutlu ve müreffeh günleri ile gördüğü bu güzel manzaralar, mürebbiyeler, paşalar, konaklardaki hanımlar ve cariyeler eserlerinin belli başlı konuları olacak, bu izlenimleri eserlerine yansıyacaktır.  İlköğrenimini özel dersler alarak görmeye başlamıştır. Mürebbiyelerinden Fransızca öğrenen[4] Abdülhak Şinasi Hisar,  doğup büyüdüğü Rumelihisarı, Kadırga semtinde çocukluğundan itibaren yalıya komşu olan Tevfik Fikret 'ten[5] Türkçe ve edebiyat dersleri, bir Fransız mürebbiyeden Fransızca[6] özel dersleri alarak büyümüştü.

GALATASARAY LİSESİ YILLARI 

Çocukluğu  Servet-i Fünun  , gençliği ise Meşrutiyet yıllarında geçmişti. Bu yüzden de yetişme çağlarında bu dönemin fikri ve edebi muhitlerinin tesirinde kalmıştı. 1898’de Galatasaray Sultanisi’ne girdi. Bu okulda iken  Recaizade Mahmut Ekrem,  Ahmet Hikmet Müftüoğlu ,  Tevfik Fikret , Abdurrahman Şeref sultanîdeki hocaları;  Ahmet Haşim, Refik Halit Karay ,  Hamdullah Suphi Tanrıöver , İzzet Melih (Devrim), Tahsin Nahit  onun okul arkadaşlarıydı. [7]

Bu kadar edebiyatçı öğretmen ve arkadaş çevresi içinde ve Tevfik Fikret’ten edebiyat dersleri alarak büyüyen Abdülhak Şinasi Hisar’ın şiire ve edebiyata yönelmesi kaçınılmazdı. Bu nedenle Galatasaray Sultanisi’nin daha ilk günlerinde edebiyata merak sararak edebiyatla ilgilenmeye başladı.  Bu günlerinde şiirler yazıyordu.

PARİS YILLARI 

 Ailesine haber vermeden 1905’te Galatasaray Sultanisi'nden ayrılarak Paris'e gitti. 1908'e kadar Paris’te École Libre des Sciences Politiques’e girerek öğrenim görmeye başlamıştı.

Paris'te Prens Sebahattin, Dr. Nihat Reşat Belger, Ahmet Rıza Bey ve  Yahya Kemal ile sık sık görüşen yazar; 1905–1908 arasında üç yıl sürecek olan Paris'teki Siyasal Bilgiler Yüksekokulu'nda devam eden öğrenim sürecinde siyasî çevrelerden çok edebiyat çevresine yönelmiş, sanat ve edebiyat adamlarının toplandığı Quarter Latin'e devam etmişti. Hatta Paris’te iken Jön Türklerin toplantılarına da katılmıştı. Hatta 1907’de Paris’te toplanan II. Jön Türk Kongresi’ne dahi katıldı. Buna rağmen mizacı gereği ateşli bir siyasetçi olmaktan uzak durmuştu.

Paris’te iken Maurice Barrès, Jean Moréas, Emile Faguet, Henri de Régnier, Jean Cocteau, Anatole France ile tanışma fırsatı bulmuştu. [8]  Hatta bu edebiyatçıların yaptığı toplantılara dahi katılma fırsatını buluyordu. [9]  Mürebbiyesi ve yetiştiği ortamdaki Paris ve Fransa sevdasını Paris’te iken kanıksayan yazar, Paris École Libre des Sciences Politiques okulunda üç yıl öğrenim görmesine rağmen bu okulu bitiremeden[10] ayrılıp II. Meşrutiyet’in ilânından (1908) sonra Türkiye’ye döndü. Fakat daha çocukken mürebbiyesinden öğrenmeye başladığı Fransızcasını oldukça ilerletmiş Fransız edebiyatı hakkında da yeterli düzeyde bilgi sahibi olmuştu.

TÜRKİYE YILLARI 

Ülkeye döndükten sonra bir Fransız inşaat şirketinde çalışmaya başladı. Bu inşaat şirketindeki görevi toplam dört yıl sürmüş 1909 ve 1913 yılları arasında bu şirkette çalışmıştı.[11] Daha sonra Kozlu Kilimli, Kandilli, Madenlerini işleten Stines Şirketinde 1913-1920 yılları arasında çalışmıştı. 1920-1924 yılları arasında ise Osmanlı Bankasında çalışmış olan yazar, 1924-1925 yılları arasında ise Reji İdaresinde işe başladı. [12]

Bu yıllarda iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakkî’ye karşı muhalefet güçleniyordu. İttihat ve Terakkî’ye karşı kurulan Millî Ahrar Fırkası’nın kuruluş beyannâmesine imza atan on iki kişiden birisi oldu.  Böylece Millî Ahrar Fırkası’nın kurucuları arasında yer almıştı. (4 Mayıs 1919 ) [13]

1931’den sonra ise Ankara’ya yerleşerek Dışişleri Bakanlığı’nda çalıştı. Yazarın Fahim Bey ve Biz adlı romanı 1941yılında CHP roman yarışmasında üçüncülük ödülü aldı. Aynı yarışmada birinciliği Sinekli Bakkal ’la Halide Edip Adıvar, ikinciliği Yaban ’la Yakup Kadri Karaosmanoğlu kazanmıştı. [14]  Romanın kahramanı olan Fahim Bey, adeta kendisiydi. Fahim Bey’in hayatı ile kendi biyografisi arasında çok dikkat çekici benzerlikler bulunuyordu.   Fahim Bey de, kendisi gibi eşraftan bir ailenin oğludur.  Fahim Bey de yalılarda büyümüş, kendisi gibi  Galatasaray Sultanisinde eğitim görmüş ve yurt dışına gitmiştir.

SON YILLARI 

1945'te Uluslararası Barış Kongresi'ne katılmak üzere ABD'ye gitti. San Fransisco’daki  Birleşmiş Milletler genel kuruluna katıldı. Fakat 1948’de hastalanmış görevinden istifa edip İstanbul’a geri dönmüştü.

1948’de İstanbul’a döndükten sonra Ayaspaşa’da Boğaz’a nazır olan bir apartmana yerleşti. Hariciye Bakanlığı’nda Balkan Birliği Cemiyeti Genel Sekreterliğinde, Merkez İdaresi’nde görev yaptı. Bazı bankaların yönetim kurulu üyeliğinde bulundu. 1948′den sonra kendini tamamen yazı hayatına verdi. Bir süre Türk Yurdu dergisinin genel yayın müdürlüğünü üstlendi (1954–57). “Türk ocakları, Türk Fransız Kültür Cemiyeti, Turing Klüp, Pierre Loti Cemiyeti, Türk Edebiyatçılar Birliği, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul Enstitüsü, Yahya Kemal Enstitüsü gibi dernek ve kuruluşlarda kurucu üye olarak faaliyet gösterdi.”[15]

1963'te Cihangir’deki evinde beyin kanamasından öldü. Kabri Merkezefendl Mezarlığı’ndadır.

EDEBİ KİŞİLİĞİ VE HAYATI

Edebı tenkid, şiir, mensur şiir ve hatıra türündedir. Bu yazılar Dergâh ve Yarın dergilerinde çıkmıştır (1921). CHP Hikâye ve Roman Yarışması’nda Fehim Bey ve Biz ro­manı ile üçüncülük kazanınca tanındı (1941). Romanların­da, mutluluk içinde geçen çocuktuk ve gençlik yıllarına ait hatıralarını anlattı. Kahramanları daima aile içinde yakın­dan tanıdığı tiplerdir. Onların huylarını, düşünce ve duygu­larını başarılı olarak canlandırır. Üslupçu bir yazardır.

1942 CHP Hikâye ve Roman Mükâfatı’nda üçüncülük alan Fahim Bey ve Biz adlı eseri, Almancaya da çevrilmiştir. (Unser Guter Fahim Bey, Çev.: Friedrich Von Rummel, 1956). Sermet Sami Uysal (Varlık Yayınları, 1961) ve Necmettin Türinay’ın (M.E.B., 1988) Abdülhak Şinasi Hisar adlı birer kitabı vardır.[16]  Ölümünden sonra Abdülhak Şinasi Hisar: Seçmeler (Haz.: S. İleri, YK7Y, 1992), Geçmiş Zaman Edipleri (Haz.: T. Yıldırım, Selis, 2005) ve Kelime Kavgası: “Edebiyata ve Romana Dair” (Selis, 2005) adlı üç kitabı daha çıkmıştır. Emre Aracı Boğaziçi Mehtapları'ndan esinlenerek aynı adlı bir keman konçertosu (1997) bestelemiştir. [17]

Edebi hayatının başlangıcı 1921'den sonra "Dergâh" dergisinde "Kitaplar ve Muharrirler" başlığıyla yazdığı eleştirilere dayanmaktadır. Yarın, İleri ve Medeniyet dergilerinde şiirleri, eleştirileri yayınlanmaya başlamış,  Cumhuriyet'ten sonra Ağaç, Türk Yurdu, Ülkü ve Varlık dergileriyle, Milliyet ve Dünya gazetelerinde yazıların çıkmıştır. Eldeki verilere göre edebiyat dünyasına adım atmakta bir hayli geç kalmıştır.

İlk romanı "Fahim Bey ve Biz" 1942 Cumhuriyet Halk Partisi yarışmasında üçüncülük ödülünü alır.  Bu eser eleştirmenler tarafından "akıcı bir dil ve yetkin bir üslupla kaleme alınmış " diye değerlendirilir. Bu ödül onun edebiyat dünyasında adının duyulmasına yol açacaktır.  Bu tarihten sonra daha çok romancı olarak tanınacak romanlarında çocukluk yıllarının geçtiği Rumelihisarı, Büyükada, Çamlıca semtlerindeki varlıklı insanların hayatlarını anlatacaktır.

Fransız edebiyatçılarından etkilenen yazarın kahramanları dengesiz, içine kapanık, başarısız ve hayalleriyle avunan garip insanlar olarak karşımıza çıkar. Olaylardan çok kahramanların duygu ve düşüncelerine öncelik vermiş kendine özgü anı – romanlar yazmıştır.

Hisar, yazdığı eserleri ile Türk edebiyatının en önemli romancıları arasında kabul edilmiştir. Oysa roman kabul edilen eserlerini kendisi bir roman olarak kabul etmemektedir. Sermet Sami Uysal ile yaptığı bir söyleşide bu eserlerini roman olarak kabul etmemektedir. " Bütün yazdıklarım hatıradır. Hatıralarımı yazarken roman aklıma gelmiyor. Samimî hatıralarımı, “hikâye” adı ile ifade daha kolay geliyor. Roman, herkes tarafından bütün nüansları ile anlaşılsaydı belki roman diyebilirdim. " Bu ifadesinden anlaşılacağı gibi yazarın romanları a kendi hayatından alınmış anılardır.  

Osmanlı devrinin yaşamına özlem duyan, o hayatın izlerini arayan nostaljik romanlar özelliği taşıyan romanlarındaki kişiler de yalılarda konaklarda gördüğü birlikte yaşadığı özleminin duyduğu tipler ve karakterlerdir.

Hisar’a göre her yazarın yaşamında ve anılarında çocukluğundan beri çok iyi tanıdığı, sevdiği ve hikâye edip yaşatmak gereği duyduğu birçok insan vardır. Bir yazar ancak içten gelenleri yazabilir ve yalnız onu yazmalıdır. Bu bağlamda Hisar’ın çoğu eleştiride “roman” olarak tanımlanan Ali Nizamî Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği, Çamlıcadaki Eniştemiz ile Fahim Bey ve Biz adlı yapıtları konusunda kendi söylediklerine bakılırsa yazarın bunları kurmaca eser olarak değerlendirmemektedir. Hisar’ın yapıtlarındaki olayların ne zaman olduğu sorusu yanıtsız kalmaktadır. Buna rağmen eserlerinde anlattığı kişiler, olaylar ve sosyal yaşantılar çoğunlukla başkalarından duyulan, belirsiz geçmiş zamanda aktarılan, zamanı bilinmeyen, olaylardır. Hisar, Sami Uysal’ın yaptığı söyleşide yapıtların başkarakterleriyle ilişkisini şöyle açıklamaktadır:"Fakat bunlar hayatımda görmüş olduğum adamlardır. Bunları hikâye şeklinde anlatırken, isimlerini, hatta hayatlarının bazı kısımlarını, hatta yaşadıkları mahalleleri istediğim şekilde değiştirmişimdir." (Uysal 13) [18]

Hisar’ın eserleri anı- roman türünde eserlerdir. Ve bu eserlerinde anlattığı şeyler çocukluk günlerinde gördüğü kişiler, olaylar, sosyal hayat ve etrafındaki insanlardan duyduğu anılarıdır.  “ Aslında kurmaca-gerçek ayrımı, Hisar’ın önem verdiği bir konu olmamıştır. Özellikle  “ hayal ürünü” olarak tanımlanan roman türünü hiç düşünmediğini söyleyen yazarın modern edebiyatın vazgeçilmez öğesi olan kurmacaya pek yer vermediği anlaşılır” [19]

Hisar’ın cümleleri uzun, süslü, üzerinde düşünülmüş ve dikkatle yazılmış cümlelerdir. Onun cümle yapılarındaki bu özelliği Leyla Çamlıbel’in “Çamlıca’daki Eniştemiz” adlı eseri üzerinde yaptığı eleştiriden de anlaşılır. Leyla Çamlıbel, Hisar’ın eserlerindeki üslubu ve dil anlayışı hakkında şu tespitlerde bulunmuştur. “ Bir elmas nasıl yontuluyor, bir heykel nasıl bir çekiç vuruşlarıyla şeklini alıyor, iğne kanaviçeye nasıl saplanarak, muhteşem bir goblen örüyorsa, Abdülhak Şinasi Hisar da eserinin üzerinde öyle işlemiştir. Le style, c’est l ‘ homme!  “ [20]

Buna rağmen yazarın dil ve üslubu hakkında olumsuz eleştiriler de yapılmıştır. Turgut Uyar, Forum dergisinde “Bir-Seçmeler-Kitabı” başlıklı makalesinde Hisar’ın kullandığı yoğun ve uzun cümleleri anlamsızlıkla suçlamıştır. Şiirde anlama karşı çıkan ve anlama değer vermeyen II. Yeni şair olan Turgut Uyar’ın bu eleştirisi oldukça manidardır.  Buna rağmen yazarın dil ve üslubu hakkında detaylı çalışmalara ve tespitlere ihtiyaç olduğu ortadadır. Yazarın anlatım biçimini incelemek için söz konusu eserlerinin irdelenmesi faydalı olacaktır.

Geleneksel bir edebiyat anlayışına sahip olan Hisar’ın yapıtlarını nitelikli bir üslûpla ortaya koymaya çalışmıştır. Hisar’ın yapıtlarındaki yineleme, sıfat kullanımı, eklemeli anlatım gibi özellikler, yazarın eski edebiyatın ve sözlü kültürün etkisinde kalmış olduğunu gösterir. İstanbul’un eski semtlerinde ve Adalarda geçirdiği çocukluk günlerinden aldığı anı niteliği taşıyan Boğaziçi Mehtapları, Boğaziçi Yalıları ve Geçmiş Zaman Köşkleri adlı eserleri geleneksel üslûbun özelliklerini taşır.  Hisar’ın anı yazılarında Divan edebiyatın etkisi de görülmektedir. Hisar’ın anılarında çizdiği idealleştirilmiş, kişileştirilmiş, betimlemeleri modern edebiyata değil Divan şiiri tasvirlerine benzemektedir.  

Hisar’ın üzerinde yapılan eleştirilerin bazılarında eserlerinin biçimsel özellikleri ve teknik özeliklerinde kusurlar olduğu vurgulanmaktadır.  Hisar ise zaten bunu kabullenmekte eserlerini roman tekniğine uysun diye yazmadığını söylemekte ve eserlerinin kurmaca olmadığını dile getirmektedir

Onun eserleri üzerinde bir inceleme yapan Dr Özgür İldeş Hisar’ın romanları ve romancılığı hakkında şu tespitlerde bulunmuştur. “ Hisar’ın adı geçen eserleriyle, döneminin roman tarzı ve zevkinin dışında bir edebi anlayışı tercih ettiği genel bir kabuldür. O, eserlerini hayal dünyasından ziyade hatıralarına dayandırmıştır. Çocukluğunda yoğun bir şekilde içinde yaşadığı sözlü kültürün çokça etkisinde kalan Hisar, üç eserini de bir hatıra türü tarzında kaleme almıştır “ [21]

Abdülhak Şinasi Hisar’ın edebî anlayışı ve geleneksel estetik kalıpları kullanmayı tercih eden modern edebiyata karşı de direniş içinde olan bir yaklaşım şeklindedir. Hisar’ın sanat anlayışı gelenekçidir. “ Onun yapıtlarında görülen tür konusundaki belirsizliğin yarattığı sorunlar ise, çocukluğundan beri edindiği ve beslendiği edebî ve sözlü kültür kaynaklı edebiyat anlayışından kaynaklanmaktadır.”  [22]

Abdülhak Şinasi Hisar ise Fahim Bey ve Biz, Çamlıca'daki Eniştemiz, Ali Niyazi Bey'in Alafrangalığı Ve Şeyhliği romanlarında, kendisinin de tad alarak yaşadığı, geçmişte kalan yaşayışa duyduğu özlemi dile getirir.

Roman

  • Fahim Bey ve Biz (1941; 1942 CHP Hikâye ve Roman Ödülü üçüncülüğü)
  • Çamlıca’daki Eniştemiz (1944)
  • Ali Nizami Bey’in Alafrangalığı ve Şeyhliği (1952)


DENEME/ FIKRA

  • Boğaziçi Mehtapları (1942)
  • Boğaziçi Yalıları (1954)
  • Geçmiş Zaman Köşkleri (1956)
  • Geçmiş Zaman Fıkraları (1958)

Antoloji

  • Aşk imiş her ne var alemde (1955)

Biyografi

  • İstanbul ve Pierre Loti (1958)
  • Yahya Kemal’e Veda (1959)
  • Ahmet Haşim : Şiiri ve Hayatı (1963)

ROMANCILAR İLE İLGİLİ BAŞLIKLAR VE LİNKLERİ

KAYNAKÇA 

 
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış