Orhan Kemal Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri


Orhan Kemal.jpg


ORHAN KEMAL’ İN  HAYATI

Yazıda Orhan Kemal  ’in hayatı, doğumu, ölümü, çocukluğu, gençliği, evliliği, öğrenimi, eğitim yılları, ailesi, çalıştığı işler, mahkûmiyeti,  yazarlığı, eserleri,  romanları,  Orhan Kemal ‘in edebi kişiliği,  etkilendiği yazarlar, siyasi kişiler ve düşünceler, Orhan Kemal ‘in etkilediği yazarlar, işlediği konular, Türk edebiyatındaki yeri, Orhan Kemal ‘in eserlerinden alıntılar, anektodlar,  anlatım tekniği, bakış açısı, romanların  tekniği, romanlarının  türü, eserleri, eserlerinin basım yılı ,basım hikâyesi, eserleri ile i biyografisi arasındaki alakalar  vb incelenmiştir.
 

ORHAN KEMAL

D.T. Adana, Ceyhan 15.09.1914 –Ö.T. Sofya, 02.06.1970

 DOĞUMU AİLESİ

Orhan Kemal 15 Eylül 1914 tarihinde Adana, Ceyhan, doğmuş ve  2 Haziran 1970 tarihinde Bulgaristan Sofya kentinde beyin kanması teşhisiyle ölmüştür. Ölümünden sonra Türkiye'ye getirilerek Zincirlikuyu Mezarlığı, İstanbul’a defnedilmiştir.

Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü olan Orhan Kemal’in babası, 1920–1923 döneminde birinci TBMM’de milletvekilliği, 3 Mayıs 1920’de Vekiller Heyeti’nde Adliye Bakanlığı yapan ve 26 Eylül 1930’da Adana’da Ahali Cumhuriyet Fırkasını kuran Abdülkadir Kemali Bey’dir.  Ailesi Bulgaristan göçmenlerinden olan Abdülkadir Kemali Bey, kaymakamlık, savcı yardımcılığı, I. Büyük Millet Meclisi’nde Kastamonu milletvekilliği, bir süre Adliye nâzırlığı yapmış, Toksöz gazetesini çıkarmış mücadeleci ve eğitimli bir adamdı.  Abdülkadir Kemali Bey,  Adana Ahali Cumhuriyet Fırkasını kurmuş, Tokgöz ve Ahali gazeteleriyle İktidara dolayısı ile Atatürk ve İnönü’ye muhalif bir çizgiye yönelmişti. [1] 

Orhan Kemal, o günlere ait izlenimlerini “Baba Evi” adlı eserinde şöyle anlatmaktadır. “Babamı ‘fırka’ mücadelelerinde tanıdım. Yine böyle günlerdi... Nutuk söyleyenleri niçin alkışladıklarını bilmeyen sokaklar dolusu insanın kinle, küfür şimşekleriyle yüklü kalabalığı... Aynı parkelere basan iskarpinli, çarıklı veya yalınayakların mahşeri hatırlatan, insanı coşturan müthiş kalabalığı. Dar bir sokakta, karşılıklı iki konak hatırlıyorum. Becerikli ilkokul öğrencilerinin yaptıkları mukavva konakları hatırlatan bu cumbalı, kafesli, çıkıntılı, tahta saçakları dantela gibi işlemeli konaklardan birisi bizim. Burası aynı zamanda babamın ‘Fırka’ binasıydı. Alt kat ağır, beyaz taşlarla döşeliydi. Ben bu alt kattan çok korkardım.” [2] Bu durum Atatürk ve İnönü’nün tepkisiyle karşılaşınca Babası Suriye’ye kaçmak zorunda kalmış daha sonra da ailesini yanına getirtmişti.

Orhan Kemal’in annesi ise Azime Hanım’dır. Annesi Azime Hanım bir süre öğretmenlik yapmış, 1930’da Adana’da Ahali Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılması sonrasında ise  eşi ile birlikte önce  Suriye’ye, oradan Lübnan’a kaçmışlardı. Karı koca Suriye’ye kaçarlarken oğulları Orhan’ı ise Adana’da yakınlarına bırakmışlardı.

İlkokula Ceyhan da başlayan yazar, ortaokula da Ceyhan da devam etmeye başlar. Fakat 1931’de babasının kurduğu Partinin kapatılması ve babasının takip edilmeye başlanması üzerine babası ve annesi Suriye’ye kaçmış, Küçük Raşit ‘te bir müddet sonra orta son sınıftaki öğrenimini yarım bırakarak ailesinin yanına ve Lübnan’a gitmişti.

O yıllarda ailece Beyrut’ta yaşamaya başlamışlardır. Yazar o günlerini şu şekilde dile getirmiştir: “Beyrut’ta Fıstıklı tarafında oturuyorduk. Lübnan teb’ası olmadığımız için, babama avukatlık yaptırmıyorlardı. Babam da annemin bileziklerini bozdurdu, on altın lira sermayeyle, Burç Meydanına çıkan aralıklardan birisinde, yüksek bir apartmanın altında, küçük bir lokanta açtı. Babam lokantaya pek uğramazdı. Yemekleri Süreyya adında bir Türk mültecisi pişirir, Niyazi’yle ben de lokantanın garsonluğuyla bulaşıkçılığını yapardık. On yedi yaşındaydım ve hayatımın bu tarzından çok memnundum. Memleket, futbol, Cin Memet ve ötekiler silinmişti. Ortalık yeni yeni ağarmaya başlarken, Niyazi’yle birlikte evden çıkardık. O saatte Beyrut’un yeşil tramvayları bile seyrek işlerdi.[3]

Daha sonra Beyrut’ta bir basımevine işçi olarak girmiş çalışmaya başlamıştır. “Vazifem, kâğıt kesme makinesinde kol çevirmekti. Vişne  çürüğü fesini daima sol kaşına doğru yıkan ustamsa, zayıf, uzun boylu, dehşetli şakacıydı. Herkese takılır, sık sık kahkahalar atardı. (...) Herkesten evvel işbaşı yapıyor, makinenin bir kenarına ilişiyor, evden getirdiğim esmer somunumu birkaç zeytinle yiyordum. Çok geçmeden öteki işçilerle mürettipler de geliyorlardı ve derhal iş başlıyordu.” İki yıl kadar Suriye ve Lübnan’da babası ile sürgünde yaşadıktan sonra 1932 yılında kendi başına oradan kaçarak ülkeye döndü. Türkiye’ye dönünce, birkaç hafta başıboş dolaşmış, Giritli’nin kahvesiyle Nadir’in kahvesinde vakit geçirir hale gelmişti.

Çalışmadan edemezdi ve Adana’da çırçır fabrikalarında işçilik, dokumacılık, kâtiplik, ambar memurluğu gibi işler bulup çalışmıştı. Bu yıllar arasında futbol da oynuyordu. 1932- 1937.[4] 1935’te Mensucat Fabrikası’nda kâtip olarak çalışmaya başlamış aynı fabrikada işçi olarak çalışan bir Boşnak kızı olan Nuriye ile aralarında bir gönül ilişkisi kurmuştu.

5 Mayıs 1937’de Milli Mensucat Çırçır Fabrikasında işçi olarak çalışan Nuriye Hanım ile evlendi.  Nisan 1938’de kızı Yıldız doğdu. Kızı Yıldız’ın doğduğu günlerin akabinde askerlik görevi gelmişti.  Niğde’de askerlik görevine başladı. 1938'de Niğde'de askerlik görevi sırasında "Maksim Gorki ve Nazım Hikmet ’in kitaplarını okumak, [5]TCK nın 94. Maddesine göre ve “yabancı rejimler lehine propaganda ve isyana muharrik, yabancı yazarları ve rejimleri övmek suçlamalarıyla ”  yargılanarak, 27 Ocak 1939’da “ceza kanununun 94'üncü maddesine aykırı davranıştan “ dolayı beş yıla hüküm giydi.  Hapse atıldığında Niğde’de askerdi ve tezkeresine henüz kırk gün kalmıştı.  Böylece  Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde [6] sürecek olan hapis hayatı başlamış oldu.

 MAHMKUMİYET YILLARI VE YAZARLIĞA ADIM

Kayseri Cezaevi'nden yazıp gönderdiği ilk şiiri "Duvarlar" 1939'da Yedigen dergisinde "Reşat Kemal" imzasıyla yayınlandı. "Raşit Kemali" takma adıyla yazdığı şiirler Yedigün ve Yeni Mecmua'da çıktı. İlk romanı "Babaevi"nin bir bölümünü oluşturan "Balık" öyküsü Yeni Edebiyat dergisinde 1940'ta yayınlandı.

1940 yılı kışında Bursa Cezaevi’ne nakledilmişti. Kitaplarını okuduğundan dolayı hapsi cezası aldığı Nazım Hikmet de bu yıllarda bu hapishanede yatıyordu. Bursa Cezaevinde Nazım Hikmet’le tanıştı. Bu tanışma, onun sanat hayatında bir dönüm noktası olmuştu. Nazım Hikmet’in telkini ile “ sen şiir yazma hikaye yaz Orhan “ tavsiyesine de uyarak ceza evinde iken roman ve hikâye yazmaya başlamıştı. Nazım Hikmet ile yattığı günlerde düşüncesi ve hayatı tamamen değişmeye başlamıştı. Bu yıllarda uğruna hapse düştüğü Nazım Hikmet’ten Fransızca, felsefe ve siyaset dersleri görmüş edebiyata atılması hususunda ondan telkinler almıştı. Hapishanede iken ilk öykülerini yazmaya ve yayımlamaya başlamıştı. 1940 yılında  Yeni Edebiyat’ta “ Balık “ adlı öyküsü yayımlandı.[7]

"Orhan Kemal" adını ilk kez 1942'de "Yürüyüş" dergisinde yayınlanan şiir ve öykülerinde kullandı. Öyküleri Varlık, Seçilmiş Hikâyeler, Yeditepe, İkdam dergileri başta olmak üzere dönemin tüm dergilerinde yer aldı. Gazetelere tefrika romanlar ve film senaryoları yazdı.[8] İlk öykülerini “Bacaksız Orhan” takma adıyla yayımlamış Orhan Kemal adını ise ilk kez 1943'te İkdam Gazetesi'nde "Asma Çubuğu" adlı öyküsünde kullanmıştı.

 26 Eylül 1943’te tahliye olarak Adana’ya döndü. Bu yıllarda Karataş’ta toprak taşıma işlerinde amelelik, 1944 yılında demiryollarında işçi ve “muvakkat hamal” ,  Güzel İzmir nakliyat ambarlarında taşıyıcı hamal olarak hayatını kazanmaya gayret etti.  Adana Verem Savaş Derneğinde kâtiplik gibi işlerde çalıştı. 13 Temmuz 1944’te bir oğlu dünyaya gelmişti. İsmini ise Nazım koydu.

1945 yılı yazında Kilis’e giderek, askerlik görevini tamamladı. Bu defa yeniden Çorum’a sürgüne gönderilmiş babasının, dönemin başbakanı Recep Peker’e telgraf çekmesi üzerine, 1946’da bırakılmıştı. Adana’ya dönünce sebze nakliyeciliği, Verem Savaş Derneği’nde kâtiplik yaptıktan sonra bir süre sonra işsiz kalmıştı. 1949 yılında 3. çocuğu oldu.  Üçüncü çocuğuna da kemali adını koydu.  

Bu günleri Orhan Kemal’in anılarında şöyle anlatılmaktadır. “Verem Savaş Derneği, Bağ ve Bahçeler derneği, bir de o zaman ki adıyla Etibba Odası’ndan aldığım paraların toplamı, vergiler çıktıktan sonra ya 160 ya da 180 liraydı…Bu paradan da olmuştum..Bir de beni bir türlü İstanbul’a salıvermek istemeyen babam ölmüştü.”1951 yılında İstanbul'a taşındı. Artık onun hayatında bir dönem başlamış oldu.

17 Nisan 1951’de ailesini de alarak İstanbul’a yerleşmişti. İstanbul’da geçimini yazarlıkla sağladı. Kasım 1957 de 4.çocuğu Işık dünyaya gelmişti. Bundan sonra çalışmalarını öyküde yoğunlaştırdı. 1958'de Sait Faik Hikâye Armağanı'nı “Kardeş Payı “adlı öyküsü ile almış ünü perçinlenmişti. Bu yıllar arsında Sol çevreler ile irtibatı yoğunlaşmış faaliyetleri artmıştı. Edebiyat faaliyetleri de yoğunlaşmıştı. Artık peş peşe romanlar, öyküler ve senaryolar yazıyordu.

7 Mart 1966’da bir lokantada kominizim propagandası yaptığına dair bir ihbar üzerine iki arkadaşıyla birlikte tutuklandı. 7 Nisan’da Türk Edebiyatçılar Birliği, Gen-Ar Tiyatrosu’nda 30. sanat yılı nedeniyle bir jübile düzenledi. Toplantıda Melih Cevdet Anday, Yaşar Kemal ve James Baldwin birer konuşma yapmıştı. Bu konuşmalar da   “Hücre çalışması ve komünizm propagandası “ yaptıkları gerekçesiyle tevkif edilerek Sultanahmet Cezaevi’ne gönderildi.  Komünist propagandacısı olmak ve bir hücre oluşturmak" suçlamalarıyla 1966 yılında tekrar tutuklandı ancak suçlamaları ispat edilemedi ve iki ay sonra serbest bırakıldı.

Bilirkişice verilen; “ suç teşkil eden bir cihet bulunmadığı hususundaki rapor üzerine 13 Nisan 1966’de serbest bırakıldı. 17 Temmuz 1968’de “Hücre çalışması ve komünizm propagandası “ konulu davadan beraat etti. Bulgar Yazarlar Birliği’nin çağırısı üzerine gittiği Sofya’da, tedavi edilmekte olduğu hastanede 2 Haziran 1970’te öldü. Cenazesi Sofya’dan getirilerek İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığına defnedildi.

Ölümünden sonra  hayatının ve romancılığının hatırasını yaşatmak amacıyla İstanbul'un Beyoğlu ilçesi Cihangir semtinde Orhan Kemal Müzesi açıldı. Ayrıca 1972'den bu yana her yıl düzenlenen Orhan Kemal Roman Ödülü (1972)  verilmektedir.

Edebi Yaşamı,  Edebi Kişiliği, Romancılığı

Yazarın edebi yönünü izaha geçmeden önce edebi yönü hakkında izahatlar yapan bir kaç farklı görüşü aktarmakla başlayalım:

"Orhan Kemal’in kahramanları, içinde bulundukları zor koşullara, yokluklara, çaresizliklere rağmen, her yeni doğan gün ile birlikte taze umutları yüreklerinde yeşertip büyüten insanlardı. Hayat sahnesinde figüran olmayı reddederek, başrole oynamak için mücadele edenlerin hikâyesiydi onun anlattıkları."  [9]

İyi bir yazardır. Ama kitaplarını okurken onun aynı zamanda çok iyi bir insan olduğunu anlarsınız. Hattâ apaçık görürsünüz. O kimsesiz sokak çocuklarını anlatırken onlara kıyamaz, sevgisiyle onları kayırır. Onun kanadı kırık küçük melekleri sadece düşlere sığınarak yağmur-çamura, soğuğa, açlığa karşı koyar. Vahşi ve yırtıcı değildirler. Ruhları soyludur. Öldüklerinde masumiyetin ölümüne ağlarsınız."[10]

Hikmet Altınkaynak'ın 'Hikâye Yazarı Orhan Kemal' (Yazko, 1983) adlı inceleme kitabından, Orhan Kemal'in birkaç cümlesi: "Bana bak Hadi, biliyor musun elime şöyle biraz para geçse, kira, tencere derdi olmasa, bir de çocuklar okuyup kendilerini kurtarsalar, ilk işim bütün yazdıklarımı yeniden yazmak olacak.[11]

"Yaşadığı dönem itibariyle Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Sadri Ertem, Sabahattin Ali, Sait Faik Abasıyanık gibi tecrübeleri hazır bulan Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir ve Samim Kocagöz çizgisinin bir devamı niteliğindedir.  Biçim olarak Ömer Seyfettin, konu olarak Sabahattin Ali geleneğini romanlarında sürdüren ve geliştiren Orhan Kemal’in 1949-1970 yılları arasında yazdığı eserleri, sosyal gerçekçi ve eleştirel sosyal gerçekçi nitelikler taşır."  [12]

Orhan Kemal, 1949-1970 yılları arasındaki 21 yıllık sürede; sosyal gerçekçilikten, eleştirel sosyal gerçekçiliğe aşamalı olarak dönüşüm yapmıştı. “Yaşadığı mekânları, tanıdığı kişileri ve bizzat duyumsadığı olayları zamansal düzeyde  metne taşırken, üslubunun belirleyicisi, gerçekçilik duygusu olur. Eserlerinde sosyal gerçekçilik ve eleştirel sosyal  gerçekçilikle, romantik-psikolojik gerçekçilik unsurları iç içedir. Bu tavır, bütün sanat hayatını kapsayan sürekli ve belirgin bir çizgi halinde devam eder.” ( Bkz, Ülkü Eliuz, ag.e.)

Orhan Kemal'in 93 şiir, 265 öykü, 24 roman ve 5 tiyatro eseri vardır. Yazın yaşamına askerdeyken şiirle başladı. İlk şiirleri Raşit Kemali imzasıyla “Yedigün” ve “Yeni Mecmua”da  çıktı. Bunları, hapisteyken “Yeni Ses”, “Ses”, “Yürüyüş” dergilerinde yayımladıkları izledi. Nazım Hikmet’in etkisiyle düzyazıya yöneldi. İlk düzyazısı, Baba Evi romanının bir bölümü olan “Balık” 1940’ta “Yeni Edebiyat” gazetesinde yayımlandı. " Baba Evi "nde çocukluk yıllarını " Avare Yıllar "da gençliğini anlattı. İlk öykülerini ise Raşit Kemali ve Orhan Raşit imzalarıyla yine aynı gazetede yayımladı. Bunları, 1942’de ve 1943’lerde, Orhan Kemal imzasıyla “Yürüyüş” ve “İkdam” gazeteleri ile “Yurt ve Dünya” dergisinde çıkan öyküleri izledi. Bu yıllarda şiirlerini de yayımlamakla birlikte, asıl çalışmalarını öyküye yöneltti. Öyküleri “Varlık”, “Gün”, “Yığın”, “Seçilmiş Hikayeler”, “Yaprak”, “Yeni Başdan”, “Yeditepe”, “Beraber” gibi dergilerde yayımlanırken; birçok romanı da “Vatan”, “Dünya”, “Ulus”, “Son Havadis” ve “Cumhuriyet” gazetelerinde tefrika edildi.

İlk ürünleri kendi yaşam öyküsünden çizgilere dayanan bir çerçeve içinde geçmektedir. Çukurova'da yaşayan tarım ve fabrika işçilerinin sorunlarını işlemiş, daha sonra İstanbul'daki gurbetçilerin, kenar mahalle insanlarının, işçilerin dünyasını yansıtmaya çalışan eserler yazmıştır. Kimi eserlerinde hayatının bir bölümünü geçirdiği cezaevlerinden aldığı izlenimleri aktarır. Bu insanların yaşamlarını sorunlarını iç dünyalarını yansıtırken kinsiz sevecen umutlu bir yaklaşım benimsedi. Orhan Kemal yapıtlarında, kendi yaşam deneyimlerinden ve yakın çevresinden yararlanarak, ekmek peşinde koşan küçük insanları anlattı. Öykülerinde kişilerinin ruhsal durumlarını, uzun anlatımlar yerine, konuşmalarla vermeyi tercih etmiştir. Orhan Kemal ayrıca kadınları ve çalışan çocukları da yapıtlarına konu etmiştir. Yapıtlarındaki kadınları  olumlu bir tavırla ele alır. Çocuk kahramanlarını ise çocukluklarını yasayamadan çalışmaya başlamış olanlardan seçmeye özen göstermiştir.

Çukurova'nın toplumsal ve ekonomik yapısını  Bereketli Topraklar Üzerinde  (1984) Vukuat Var (1958) Hanımın Çiftliği (1961) Eskici ve Oğullar (1962) Kanlı Topraklar (1963) adlı romanlarında ele almıştır. Büyük kent yaşamının tedirginliklerini karmaşasını yoksul insanların ekmek kavgasını ise  Murtaza (1952) Suçlu (1957) Devlet Kuşu (1958) Gurbet Kuşları (1962) Bir Filiz Vardı (1965) Müfettişler Müfettişi (1966) Üç Kâğıtçı (1969) romanlarında dile getirir. Filme alınan romanlarının çoğunu kendisi senaryolaştırmıştır.

Vukuat Var (1959), Hanımın Çiftliği (1961), Kanlı Topraklar (1963), Kaçak (1970) adlı romanları Konularını Çukurova çevresinden alan toprak sahipleriyle tarım işçilerinin ilişkilerini, tarım kesiminde meydana gelen değişmelerin etkilerini, yoksul fabrika işçilerinin dünyasını ele alan sosyal, realist, toplumsal gerçekçi romanlardır.  Köyden kente nüfus göçü, gurbetçi-işçilerin Adana'daki güç yaşamı Bereketli Topraklar Üzerinde(1954) romanının eksenini oluşturur.

Gurbet Kuşları (1962) bu konuyu işlemeyi gurbetçilerin İstanbul'daki yaşamından kesitler vererek sürdürür. Köylülerin, ırgatların, küçük el sanatlarıyla uğraşanların, küçük memurların vb. kaynaştığı bu yapıtlar yanında, kadınlarla genç kızlar ve çocukların serüvenlerini ele alan romanlar da özel bir yer tutar. Kenar mahallede yaşayan, kendi toplumsal konumundan daha geriye itilmiş ailedeki kadınlara ilgili El Kızı (1960), sinema ve eğlence dünyasında sömürülen kadınlarla ilgili Yalancı Dünya (1966), Sokaklardan Bir Kız (1968) bu çerçevedeki romanlarındandır. Suçlu (1957), Küçücük (1960), Sokakların Çocuğu (1963), gibi romanlarında, İstanbul'un yoksul çevrelerinde, çözülmüş aile yaşamlarının, eğitim bozukluklarının suça ittiği çocuklar ve onların ayakta kalabilme çabaları canlandırılır. Müfettişler Müfettişi (1966) ile onu izleyen Üç Kâğıtçı (1969) taşradaki yönetici, memur çevresinin taşlamasıdır.

 Murtaza  adlı romanında budala bir vatansever  bekçi portresi çizmiştir. Önce gece bekçisi, sonra fabrika gece kontrolörü olan Murtaza, kraldan çok kralcı yaşamların anlatıldığı bir oyundur. Oyun, 1940’larda geçer.  Murtaza  ’ bir budala olduğu kadar imparatorluk geleneğinin son temsilcisidir ve devleti kendi benliğinde erittiğine inanır. Balkan Savaşı’nda şehit düşen dayısı Kol Ağası Hasan gibi kahraman olmak, sonunda onun gibi şehit düşmek istemektedir. Ancak artık Türkiye Cumhuriyeti’nde bu tür hikâyeler komiktir. “Bekçilik yaptığı yıllarda mahallenin, fabrikaya geçtiğinde de bütün işçilerin alaylarına maruz kalan bu vazifeşinas insan, kendi oğulları için de başkaları için de bir rol model olabilme şansına sahip değildir.” Ancak Orhan Kemal’in Murtaza karakteri bütün olumsuz yönlerine rağmen Türk romanın en sevilen kişiliklerinden biridir. Murtaza, " Yaşadığı çatışmaların ve ruhsal parçalanışın trajikomik öyküsüdür. Eserde, yaşama “görev anlayışı” doğrultusunda tek boyutlu bakan bir ‘küçük adam’ olan başkişi, evrensel bir kimlik kazanır."  [13]

 Kardeş Payı ile 1958, Önce Ekmek’ le de 1969 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı; yine Önce Ekmek kitabıyla 1969 Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü’nü kazandı Öykü ve romanlarının yanı sıra film senaryoları yazdı. 72. Koğuş, Murtaza, Eskici Dükkânı, Kardeş Payı adlı yapıtlarını oyunlaştırdı. İspinozlar oyununu yazdı. Bu oyunları çeşitli tiyatrolar tarafından sahnelendi. 72. Koğuş oyunuyla 1967’de Ankara Sanat Severler Derneği’nce en iyi oyun yazarı seçildi.

Öykü ve romanlarında günlük yaşamın değişik yönlerini işledi. Güçlü gözlem gücüyle özgün ve yalın anlatımıyla realist bir yaklaşımla, hâlâ çok okunan ve sevilen eserler yazmayı başaran yazarın eserlerindeki olayların akışı çok hızlı ve diyaloglarıyla bu akışı destekleyen bir tutum içinde olmuştur. Eserlerinde "diyaloglara" ağırlık verdiği dikkat çeker. Sanatının olgun döneminde daha çok Adana yöresindeki toprak ve fabrika işçilerinin hayatını konu alan romanlarında  Çukurova'nın toplumsal ekonomik yapısındaki değişimin yöre halkı üzerindeki etkilerini gerçekçi bir yaklaşımla ve başarıyla aktarmıştır.  Aynı konuları işlediği Hanımın Çiftliği adlı romanı  dizi haline getirilerek  TV  lerde izlettirilmiştir. Orhan Kemal, varlık Dergisinin 1970 yılı Ağustos ayı sayısındaki yazısında seçtiği konularla ilgili olarak şunları anlatmaktadır: "Halk “la hiç ilintisi olmayan konuları belki fantezi olarak işlemişimdir. O halde konularımın kaynağı ne? Bunu şöyle mi belirtsem acaba? Sanatçı olarak, herkes gibi yaşadım, herkes kadar düşündüm yurdumu ve evreni. Herkes gibi bazı genellemeler vardım. Daha doğrusu birtakım "doğru"lara demek daha yerindedir.. Bir açım oldu. Bu açıdan çevreme baktım, konularımı seçtim. Evet, evet bu "seçtim" sözcüğü yerinde. Sanatçı her önüne çıkan konuyu alıp işlemez, bir seçme yapar. Bu konuyu neden aldım? Niçin işleyeceğim? İşlemekten amacım ne? Daha açık bir deyimle, yurttaşlarımla, insanlığa ne demek istiyorum? Ne demek isteyeceğim, diye sorar. Bunu her sefer sormaz şüphesiz. Onda bu bir huy haline gelmiştir. Konusunu alır, işler. Yani sanatçı, konusunu ister halktan ister fantezilerden alsın, insanlara güldürmek ve düşündürmek yoluyla bir şey, ya da bir şeyler söylemek amacıyla hareket eder. Yukarıdakiler göz önünde tutulmak şartıyla diyebilirim ki, konularımın genel kaynağı İNSAN’DIR. (Varlık / Ağustos 1970)

Sade, yalın açık ve anlaşılır duru bir Türkçe kullanan yazarın eserlerinde yabancı asıllı sözcüklere hemen hiç rastlanılmaz. kolay anlaşılır olmayı gerekli gören yazar, gündelik  tipleri gündelik ve doğal dil ortamlarındaki halleriyle aktarmaya özen göstermiştir. Eserlerinde hareket ve devinime önem verirken seçtiği insanların mahalli ağızlarıyla konuşmalarına, yöresel ağız ve şive özellikleriyle yansıtmaya da dikkat etmiştir. Gerektiğinde  eserlerindeki tiplemelerin arasında geçen konuşmalarını  yerel ağız özellikleriyle yansıtmayı da bilmiştir.

İlki 1972’de verilen (Yılmaz Güney, Boynu Bükük Öldüler ), her yıl yazarın ölüm yıldönümünde verilmek üzere, konulan “Orhan Kemal Roman Armağanı” ailesi tarafından düzenlenmektedir.

ALDIĞI ÖDÜLLLER

1945'te Varlık dergisinin okuyucuları arasında açtığı anketli öykü yarışmasında birinci oldu. Ardından Babaevi (1949) ve Ekmek Kavgası (1949) adlı yapıtla­rının yayımlanmasıyla ünü arttı. 1958'de Kar­deş Payı, 1969'da Önce Ekmek adlı yapıtları Sait Faik Hikâye Armağanfnı aldı. Önce Ekmek yapıtı ayrıca 1969 Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü'nü de kazandı. Aynı adı taşıyan öyküsünden oyunlaştırdığı 72. Koğuşla 1967'de Ankara Sanat Sevenler Derneği'nce en iyi oyun yazarı seçildi. 72. Koğuş daha sonra filme de alındı.[14]


Orhan Kemal Müzesi

Orhan Kemal Müzesi Yazar Orhan Kemal'in anısını yaşatmak üzere İstanbul Beyoğlu'nda, üç katlı bir binada kurulmuş, ücretsiz ziyaret edilebilen bir müzedir.

Müzede yazarın çoğu Ara Güler tarafından çekilmiş 70 kadar fotoğrafı, aile fotoğrafları, kitaplarının orijinal ilk baskıları, özel mektuplar, hakkında yazılan tez ve makaleler, kullandığı daktilo, özel eşyaları, öldüğünde yüzünden alınan maske gibi nesneler sergilenir. Müze binasında ayrıca bir kitaplık ve İkbal Kahvesi adlı bir kahve de bulunur.

Müze, Orhan Kemal Kültür Sanat Merkezi tarafından 2000 yılında kurulmuştur. [15]

Eserleri 

Öykü: Ekmek Kavgası, 1949; Sarhoşlar, 1951; Çamaşırcının kızı, 1952; 72.Koğuş, 1954; Grev, 1954; Arka Sokak, 1956; Kardeş Payı, 1957; Babil Kulesi, 1957; Dünyada Harp Vardı, 1963; Mahalle Kavgası, 1963; İşsiz, 1966; Önce Ekmek, 1968; Küçükler ve Büyükler, (ö.s.), 1971. Ayrıca öykülerinden yapılan derlemeler Bilgi Yayınevi’nce dört cilt olarak yayınlandı: I. Yağmur Yüklü Bulutlar, 1974; II. Kırmızı Küpeler, 1974; III. Oyuncu Kadın, 1975; IV. Serseri Milyoner/İki Damla Gözyaşı, 1976. Arslan Tomson, (ö.s.), 1976; İnci’nin Maceraları, (ö.s.), 1979.

Roman: Baba Evi, 1949; Avare Yıllar, 1950; Murtaza, 1952; Cemile, 1952; Bereketli Topraklar Üzerinde,  1954; Suçlu, 1957; Devlet kuşu, 1958; Vukuat Var, 1958; Gavurun kızı, 1959; Küçücük, 1960; Dünya Evi, 1960; El Kızı, 1960; Hanımın Çiftliği, 1961; Eskici ve Oğulları, 1962 ( Eskici Dükkanı adıyla 1970); Gurbet Kuşları, 1962; Sokakların Çocuğu, 1963; Kanlı Topraklar, 1963; Bir Filiz Vardı, 1965; Müfettişler Müfettişi, 1966; Yalancı Dünya, 1966; Evlerden Biri, 1966; Arkadaş Islıkları, 1968; Sokaklardan Bir Kız, 1968; Üç Kağıtçı, 1969; Kötü Yol, 1969; Kaçak, (ö.s.) 1970; Tersine Dünya, (ö.s.) 1986.

Oyun: İspinozlar, 1965; 72. Koğuş, 1967. Anı: Nazım Hikmet’le Üç buçuk Yıl, 1965. İnceleme: Senaryo Tekniği ve Senaryoculuğumuzla İlgili Notlar, 1963. Röportaj: İstanbul’dan Çizgiler, (ö.s.) 1971.

ESA DA İLGİLİ YAZILAR


Kaynakça 

  • [1] MEHMET NARLI, https://islamansiklopedisi.org.tr/orhan-kemal
  • [2] https://www.orhankemal.org/
  • [3] https://www.orhankemal.org/
  • [4] Dr Aslan Tekin, Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf. 412
  • [5] https://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Kemal
  • [6]  https://www.orhankemal.org/
  • [7] Dr Aslan Tekin, Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf. 412
  • [8] https://www.orhankemal.org/
  • [9] Işık Öğütçü - Sultan Sansarcı - SergistanbuAralık 2008, https://orhankemal.org/v05/
  • [10] Özdemir İnce[https://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp1075]
  • [11] [https://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp1075]
  • [12] Ülkü ELİUZ, ORHAN KEMAL’?N MURTAZA ROMANINDA YAPI,  https://www.turkishstudies.net/sayilar/sayi10/ )
  • [13] Ülkü ELİUZ, ORHAN KEMAL’?N MURTAZA ROMANINDA YAPI,  https://www.turkishstudies.net/sayilar/sayi10/ )
  • [14] msxlabs.org/forum/edebiyat-tr/13526-orhan-kemal-
  • [15]  https://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Kemal_M%C3%BCzesi

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez,  yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış