Tarık Buğra Hayatı Romancılığı ve Öykücülüğü


 




Tarık Buğra
 
Yazıda  Tarık Buğra’nın  hayatı, doğumu, ölümü, çocukluğu, gençliği, evliliği, öğrenimi, eğitim yılları, ailesi, çalıştığı işler, mahkûmiyeti,  yazarlığı, eserleri,  romanları,  TARIK BUĞRA edebi kişiliği,  etkilendiği yazarlar, siyasi kişiler ve düşünceler,   Tarık Buğra etkilediği yazarlar, işlediği konular, Türk edebiyatındaki yeri, Tarık Buğra eserlerinden alıntılar, anekdotlar,  anlatım tekniği, bakış açısı, romanların  tekniği, romanlarının  türü, eserleri, eserlerinin basım yılı ,basım hikâyesi, eserleri ile biyografisi arasındaki alakalar, aldığı ödüller  vb incelenmiştir.
 
Tarık Buğra, (d. 2 Eylül 1918 – ö. 26 Şubat 1994). Roman,Hikâye , Tiyatro ve Gazete Fıkrası yazarı ve  Gazeteci.

Akşehir’de dünyaya gelen Tarık Buğra’nın babası Akşehir’de Ağır Ceza Reisi olarak görev yapan Erzurumlu Mehmet Nazım Bey, annesi ise Tâhiroğulları sülalesinden Akşehirli Nazike Hanım’dı.  Yazarın çocukluk yılları Akşehir’de geçti.  İlk ve ortaokulu da Akşehir'de okudu. [1]

HAYATI

Ortaokulda Rıfkı Melül Meriç'in, yatılı okuduğu İstanbul Lisesi’nde ise Hakkı Süha Gezgin’in [2] ve Pertev Naili Boratav’un öğrencisi oldu.  İstanbul Lisesi’nin yatılı kısmında okurken, (1933-1935) bu lisenin yatılı kısmının kapatılması üzerine, kaydını Konya Lisesi'ne aldırdı ve 1936 yılında liseyi burada bitirdi.[3]  

Yazar olmaya Konya Lisesinde okurken  onuncu sınıfta karar verdi. Lise yıllarında Tarık Nazım müstear ismiyle  hikâye ve şiirler yazmaya başladı. [4]1936’da Konya Lisesinden mezun olarak İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydoldu. Tıp Fakültesindeki  Fizik-Kimya-Biyoloji sınıfında eğitimini yarım bırakarak, İki yıl sonra Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Fakat bu okulu da bitiremeden bu defa Edebiyat Fakültesine gitmeye karar verdi. Böylece Hukuk Fakültesini de terk etti. Askerlik döneminin (1942-1945) sonrasında Edebiyat Fakültesi’ne geçti. Bir yandan da Şişli Terakki Lisesi'nde muallim muavinliği yapıyor diğer yandan da fakülte de okuyordu. Edebiyat Fakültesinde öğrenci iken  Ahmet Hamdi Tanpınar  ve Prof. Dr. Mehmet Kaplan  'ın öğrencisi oldu. Fakat Edebiyat Fakültesinin son sınıfına kadar geldiği halde mezuniyet tezini veremedi.  Mezuniyet tezini vermediği için de son sınıfta  Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden de ayrıldı.

Daha sonraki yıllarda Küçük Ağa adlı romanı Mehmet Kaplan tarafından mezuniyet tezi olarak kabul edilerek ve Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü'nden mezun olmuş kabul edildi.[5]

Okul hayatından sonra iş hayatına atıldı. Cumhuriyet gazetesinin açtığı yarışmada  Oğlumuz adlı öyküsüyle ikincilik ödülüne layık görüldü(1948). Bu ödül neticesinde aldığı yoğun iş teklifleriyle, basın hayatına atılma konusunda cesareti arttı. Akşehir'e dönerek, babası Erzurumlu Mehmet Nâzım Bey’le birlikte Nasrettin Hoca, gazetesini çıkardı. 1948- 1952. Akşehir’de kalarak bu dergi üzerinde çalıştı. Bu deneyimden sonra hem yazar, hem de gazeteci olarak hayata atılmak istiyordu. 1949'da ilk kitabı olan ve içinde 13 öykü bulunan “ Oğlumuz ”' adlı eserini yayımladı. Bu arada

Yusuf Ziya Ortaç’ın Çınaraltı adlı dergisinde  “Sanat Hareketleri” başlıklı sütunda her hafta bir öyküsü yayımlanmaya başladı. [6] İlk romanı olan Yalnızların Romanı adlı eseri henüz 22 yaşında iken Çınaraltı dergisinde yayımlanmıştı.[7] 1948 yılından sonra hem yazar, hem gazeteci hem de yayımcı olarak boy göstermeye başladı. 1950'de Jale Baysal ile evlendi, on sekiz yıl sonra boşanma ile sonlanan bu evlilikten 1951’de kızları Ayşe dünyaya geldi. [8]1952'de babasını kaybeden Buğra, gazeteyi elden çıkararak Akşehir’den ayrılıp, İstanbul'a döndü. Aynı yıl, ikinci hikâye kitabı oln  “Yarın Diye Bir Şey Yoktur” adlı eseri yayımlandı. 1951’den sonra Milliyet, Vatan, Yenigün, Yeni İstanbul gazeteleri ile haftalık Yol dergisinde yazdı. .  

 

İstanbul’a geldikten sonra basın hayatına giren Tarık Buğra gazeteciliğe başladığı ilk yıllarda Abdi İpekçi, Reşat Ekrem Koçu ve  Peyami Safa ile çalışma ve onlarla tanışma imkanı buldu.[9]

İstanbul’da Milliyet, ( 1952- 1956), Yeni İstanbul ( 1960- 1966) Yol haftalık dergi 1968, Tercüman 1970- 1976 gazetelerinde sanat sayfaları düzenledi. [10] Üçüncü öykü kitabı İki Uyku Arasında (1954)' yayımlandı.  1955’te çıkan "Siyah Kehribar"la romana geçti.
Siyah Kehribar adındaki ilk romanı Faşist İtalya'da geçen olayları ele alıyordu. Bu romanı pek çok eleştirmen tarafından beğenilmemiş ve eleştirilmişti. Bu darbeden sonra uzun bir bekleme ve suskunluk dönemine girdi ve uzun süre roman yayımlamamıştı. [11]

Gazetecilik yaptı fıkra yazarlığı yaptığı gibi bu gazete ve dergilerin bazılarında yazı işleri müdürlüğü yaptı. Tercüman gazetesinde  başladığı köşe yazarlığı ve sanat sayfalarını yönetme işinden de kısa sürede bıkmaya  başlamıştı. Tercüman Gazetesi'ndeki köşe yazarlığından 1976’da ayrıldı, zamanını bütünüyle edebiyata verdi. Devlet Tiyatroları’nda Edebi Kurul Başkanlığı’nda Edebi Kurul üyeliği yaptı.

Başladığı işleri bitirmek hususunda pek de iradeli ve istikrarlı olmadığı anlaşılan Tarık Buğra Edebi eserleri bitirme konusunda aynı tutumu izlemediği, edebi eserlerini ustaca bitip sonuçlandırdığı görülmektedir. İşlerinde ve tahsil hayatında pek sebatkâr bir kişi izlenim bırakmıyor olmasına rağmen, çok sevdiği gazetecilik işinden uzun müddet kopamamıştır. 1950 yıllarında başladığı gazeteciliği 1983 yıllarına kadar sürdürdüğü görülür. Onun gazete yazılarında kendine has bir tutum izlemiş  basmakalıp düşünce ve ideolojilerin takipçisi olmamıştır. Zaman zaman dil, edebiyat ve sanat konularına da yer verdiği bu yazılarında hür, bağımsız ve meseleler karşısında tarafsız bir yazar olma vasfını kaybetmemiştir. [12] Son dönemlerinde Türk Edebiyatı ve Hisar dergileri ile Türkiye gazetesinde [13] gazete yazarlığına köşe yazılarına devam etmiştir. 

Tarık Buğra, ilk piyeslerini ve "Yalnızların Romanı"nı askerliği sırasında yazmıştı. 1940’da tamamladığı roman, 1948’de Çınaraltı dergisinde tefrika edilmişti. Ama adı, İlk Hikâyesi "Kekik Kokusu’ nun beğenilmemesi üzerine bilenerek bir iddia ile üç saatte yazdığı “Oğlumuz” adlı hikâyesinin 1948’de Cumhuriyet Gazetesi'nin açtığı yarışmada ikincilik kazanmasıyla duyuldu. Bu yarışmada birinci yapılan ve Yunus Nadi'nin oğlunun askerde komutanı olan kişinin daha sonra tek satırı görülmedi. 1949’da yayımladığı ilk Hikâye kitabı Oğlumuz’u, 1952’de Yarın Diye Bir Şey Yoktur, 1954’te İki Uyku Arasında, 1964’te Hikâyeler izledi. Kasaba yaşantısından, orta sınıf insanların ev ve aile ortamlarından kesitler verdiği hikâyelerinde, yoğun, şiirli bir dille Aşk, yalnızlık, uyumsuzluk gibi temaları işledi. Olay örgüsünden çok iç gerçekliğe ağırlık verdi. 

Kurtuluş Savaşı’na merkezden değil, bir kasabadan baktığı Küçük Ağa’da (1963) yakın tarihe resmi tarih anlayışının dışına çıkan bir yorum getirdi. Bu romanın devamını 1967’de KÜÇÜK AĞA, Ankara’da adıyla yayımladı. Firavun İmanı (1976), Dönemeçte (1978), Gençliğim Eyvah (1979), Yağmur Beklerken (1981) adlı romanlarında da Cumhuriyet’in çeşitli evrelerini, demokrasiye geçiş sürecindeki çalkantıları konu edindi. Orta oyuncusu “Komik-i şehir” Naşit’in hayatından yola çıkarak yazdığı İbiş'in ’in Rüyası ile 1970 TRT Sanat  Ödülleri Yarışması’nda başarı ödülü, Osmanlı İmparatorluğu ’nun kuruluş yıllarını anlattığı Osmancık’la (1985) Milli Kültür Vakfı Edebiyat Armağanı’nı, Yağmur Beklerken’le Türkiye İş Bankası Büyük Ödülü’nü aldı. [14] 1991’de Devlet Sanatçısı unvanını aldı. Birey özgürlüğünü savunduğu Ayakta Durmak İstiyorum (1966) ve Üç Oyun (1981) adıyla kitaplaştırdığı piyeslerinin hemen hepsi sahnelendi, romanları TV dizisi haline getirildi. Fıkralarından seçmeleri Gençlik Türküsü (1964), gezi notlarını Gagaringrad (1962), dil ve edebiyat üzerine yazılarını Düşman Kazanmak Sanatı (1979), denemelerini Bu Çağın Adı (1979) başlıklarıyla yayımladı.[15]

Ölümünden sonra hakkında birçok çalışma yapıldı. Dr. Hüseyin Tuncer, Tarık Buğra’nın Hikâyeleri Üzerinde Bir İnceleme, 1992, Beşir Ayvazoğlu, Tarık Buğra, Güneş Rengi Bir Yığın Yaprak, 1995, Dr. M. Fatih Andı, Tarık Buğra, 2000


EDEBİ KİŞİLİĞİ ROMAN VE ÖYKÜCÜLÜĞÜ 

 ilk öykülerinden başlayarak başlıca üç konu üzerinde durmuştur. Hikâyenin bir bölüğünde taşra yaşayışına eğilen Buğra, sorunları ele alış yönünden gerçekçi yazarlardan ayrılır. Sorunları gözlem yoluyla aktarmak yerine, değişen yaşam koşullarını, toplum düzenindeki değişikliğin bireyi etkileyişinden hareket ederek, sorunu bireyin ahlakındaki değişme yönünden ele alır. Bir başka konu orta halli ailelerin yaşayışı, aşkı tatmak isteyen geçlerin düş kırıklıklarıdır. Bir kısım öykülerinin konuları da günlük yaşamdan alınmıştır. Öykülerinde daha çok toplunda yerini bulamamış, duygu, düşünce ve yaşayışına belli bir yön verememiş aydın insanla, Aşk ve yalnızlık içinde yaşayan kişilerle karşılaşırlar. Yeni bir teknik denemesine girişmediği öykülerinin bir kaçında da gözlemci gerçekçiliğin izleri görülür. [16] Hikâyelerinde daha çok yakın çevre, aile hayatı, sevda ilişkileri, küçük kasaba intibaları gibi ferdî ve dar çerçeveli konular göze çarpar. Tarık Buğra olay değil, atmosfer hikâyecisidir. Hikâyelerinden, onun "hüzn"ü bilen bir yazar olduğu anlaşılmaktadır. Onun hikâye ve romanlarında çocukluğun, ilk Aşkın, vefasızlıkların, kısılmışlıkların ve yarıda kalmış şeylerin hüznü vardır. Kimi hikâyelerinde İstanbul'un erdemli insanlarının ideal karakterlerinin, hayranlık uyandıracak insancıl yönlerinin ele alındığı görülür.  Hikâyeleri kısa ama etkili bir duygunun üzerinde kurulmuştur. Yumruklarını vurarak cam  bardakları ezen bıçkın delikanlılar, trenlerde ve istasyonlarda hem duygularını hem de yollarını kaybeden insanlar, küçük kavgalar, küçük olaylarda ortaya çıkan ve yaşanan büyük duygular öykülerindeki dikkat çeken konular, olaylar ve insani duygulardı. Etkili sıcak ve içten bir dille yazdığı hikâyelerinde kısa etkili ve vurucu olmayı seven bir öykücüdür. Denilebilir ki onur eserlerinin atmosferini hep bir hüzün bulutu idare eder. 

Tarihten aldığı  esinlenmeler ve tarihsel olaylarla birlikte yaptığı kurgusal olaylarla örülü romanları ile geniş beğeni topladı. Bireye ve tarihe yönelen bir yazar olarak Tarık Buğra,  ilk romanı Siyah Kehribar'da aydın ve sanatçı insanın, yaşamda umduğunu bulamamak yüzünden içine düştüğü çıkmazı ve başkaldırışını verir. Küçük Ağa, KÜÇÜK AĞA Ankara'da romanlarıyla da Kurtuluş Savaşı'nı yazan yazarlar arasına katılır. Bu iki romanı tamamlayan Firavun İmanı Sakarya Savaşı'ndan yararlanan çıkarcılarla yiğitlik gösterenlerin ele alındığı romanıdır. Osmancık'ta ise Osmanlı devletinin kuruluşuna döner. Gençliğim Eyvah ve İbiş'in Rüyası daha değişik konulu romanlarıdır. İbiş'in Rüyası'nda ünlü tiyatro sanatçımız Naşit'in yaşamından bir kesit buluyoruz.[17]Tarık Buğra, Osmancık romanı ile de, Osmanlı devletinin kuruluş yıllarını anlatmıştır. Bu eserde de cihan devletini kuran irade, şuur ve karakterin tahlili vardır. Tarık Buğra, roman kahramanlarını idealize etmez. Onun romanlarındaki bütün tipler tabiidir. İnsanı, en gerçek ve inkâr edilemez yanından -mizacından- ve insanın en soylu duygusundan -hüzünlerinden- ele almıştır. [18]

Yayınlanmış dört tiyatro eserinden İbişin Rüyasında ünlü komik Naşit'in hayatından bir bölümü, son derece duygulu, iki kişi arasında geçen fırtınalı bir aşk atmosferi içinde anlattı. İlk adı Dört Yumruk olan, daha sonra Akümülatörlü Radyo adıyla yayınlanan ve Devlet Tiyatroları'nda sahnelenen eserinde ise yarıda kalmış saadetlerin hikâyesini anlatmıştır. Ayakta Durmak İstiyorum ve Yüzlerce Çiçek Birden Açtı oyunları ise daha beşerî planda, hürriyete ve bağımsızlığa hasret insanın dramı hikâye edilmiştir. 

1955'te yayınlanan Siyah Kehri-bar'da, İtalya'da Mussolini devrinde geçen olaylar anlatılmış, dikta rejimlerinin hür ve zora gelmez mizaçlar üzerinde yarattığı olumsuz tesirler belirtilmiştir. İbişin Rüyası, daha sonra oyun haline getirilmiş olan romanıdır. Yalnızlar ise, Akümülatörlü Radyo oyununun romanlaştırılmıştır

Tarık buğra yalın ama edebi bir dil arasında yol alan bir öykücüdür. Açık, anlaşılır olmayı tercih ederken edebi kaliteden ödün vermek istemeyen bir yazardır. Cümlelerini kısa ve etkili tutmaya çalışır. Anlatımında hâkim anlatıcı ile resmi Türkçeyi tercih ederken kahramanlarını mahalli ve yöresel Şive Ve Ağız özellikleri ile konuşturmayı tercih eder.  Roman ve öykülerindeki kahramanlar, Şive Ve Ağız özellikleri ile bulundukları sosyal konumu ve yöresel özelliklerini sergilemiş olmaktadır. Roman ve öykülerinde canlı Dilin olanaklarını kullanırken, akıcı ve sıkmayan bir ifade özelliği kullanmıştır. 

Kahramanlarına ve kişiliklerine ön yargısız bir tutumla ve Realist bir tarafsızlıkla yaklaşır. Onun bu tutumu Mustafa Memduh Şevket Esendal'ı hatırlatır. Olaylardan zilyede duyguya ve atmosfere yönelmiş olması bir ölçüde Sait Faik'in durum öykücülüğüne giden çığırın öncüsü olmaktadır. Hikâyelerinde yaşamdan kesitler verirken olaydan ziyade şiirsel bir anlatıma yaklaşan bir tutumla kişilerin o anki duyguları ve tepkileri üzerinde yoğunlaşmayı sevmiştir. "Fakat kişilerini derinleştiren, ustaca çözümleyen ve dış ayrıntılardan çok iç-gözlem’e yönelmiş olan tutumuyla Tarık Buğra, ayrı bir hikâye tarzı bulabilmişti. Bu hikâyelerde asıl göze çarpan ise biraz öfkeli, bağırgan hitaplar ve azarlamayı andıran sıfatlarla dolu anlatımdır." [19]

Çağdaşları olan sosyal Gerçekçi denilen hikâye ve roman yazıcılarını “Sosyalist Toplumcu” denilen meslektaşlarını: “Alınteri ve sefalet komisyoncuları”, “Foto şipşakçılar ve röportajcılar” sıfatlarıyla yermiştir. "Sanat alelâde  gerçeklerin gözlenip kaydedilmesinden ibarettir. Sanatta güzellik değil fayda esastır. Sanatçı ferdi değil, toplumu anlatmalıdır. Kişi Bayağı ihtiyaçlarının eseridir.” diye eleştirmiştir.   Ona göre,Orhan Kemal , Samim Kocagöz gibi yazarların tezleri, sanat eserlerinden daha çok gazete makalelerine, ihtilâl bildirilerine yakışır. Sanat sanatçının amacı insanı yükseltmek olduğu halde, bazılarının onu bütün değerlerinden soyarak, aşktan, ahlaktan, Tanrıdan uzaklaştırarak alçalttıklarını ileri sürer. [20]

Tarık Buğra, toplumdaki çatışmaları, zıtlıkları, haksızlıkları sosyetik açıdan ele almaz. Bunu psikolojik alanda yapmak ister. Bu sebeple, dostlar, sevgililer, düşünceler, hayat manzaraları, iklimler ve olaylar karşısında, bazen alaycı, bazen acıklı, tedirginlikleri, sıkıntı ve bunalımları yansıtır. Bu hikâyelerindeki kişiler, toplum karşısında yalnız ve çaresizdirler. Onların gerçek kişilikleri ve içlerinden geçenlerle davranış ve sözleri arasında başkalıklar, çekişmeler bile vardır. Bundan ötürü işkence, azap içindedirler. Dostluğa, aşka, iyiliğe yüceliğe susamışlardır ama bozulmuş kalabalık içinde bunları bulmaları zordur.[21]

Tarık Buğra, Realizmin Türk Romancılığındaki  en usta yazarlarından birisidir. Tarık Buğra'da belli ve kalıplaşmış bir fikri ispatlama, yorumlama ve propagandasını yapma endişesi yoktur. O, romanı, roman olarak düşünür. Tarık Buğra'yı bugün ve gelecekte sarsılmaz yapan özellik onun bu tutumudur. Ona göre roman, hatta sanat "kâinatı ve insanları bir mizaca göre yeniden yaratmaktır." Bu açıdan bakılınca Tarık Buğra, bir tahlil ustası olarak göze çarpar. Onun bazı romanlarında insan, bazılarında mesele ön plândadır, fakat ikisi de her zaman dengelidir. Tarık Buğra “roman ve tiyatro gibi yarına kalıcı eserlerin mükemmel kültür Türkçesi ile yazılacağını savunmuştur.” Sanat Eserleri için her türlü basmakalıbı reddeden bağımsız bir Sanat  anlayışını benimsemiş olan Tarık Buğra, güzel Türkçesi, canlı ve yoğun üslûbu, derin tipleri ile Türk hikâye, tiyatro ve roman yazarlarının başında yer almıştır. [22]

Tarık Buğra, 26 Şubat 1994'de kanser tedavisi gördüğü Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde öldü, Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Tarık Buğra, öğretim üyesi Ayşe Buğra'nın babasıdır.
2004 yılında Akşehir'e Tarık Buğra'nın bir  heykeli dikilmiştir.


BAZI ESERLERİNİN ÖZETLERİ VE KONULARI 

BU ÇAĞIN ADI 

Tarık Buğra'nın makalelerinden bir kısmıdır. Aydınlarımız, idarecilerimizi ve bütün akıl sahiplerini düşünmeye sevk eden konuları içine almaktadır. Politik şarlatanlıklara karşı gerçekleri ve bağımsız kafayı savunan; kısacası şahsiyetli insanlara yakışan bir tavır ve üslûpla millet ve memleket meselelerine bakmayı gündeme getiren bu makalelerin, okuyanlara çok şey ifade edeceği inancındayız.


DÖNEMEÇTE ( bkz Dönemeçte Hakkında Konu Özet )

Türkiye'de çok partili döneme geçiş yıllarını anlatır. Konuya bir Anadolu kasabasından, o çevredeki halkın ve aydınların canlı ilişkileri içerisinde bakar. "Dönemeç" adıyla TV'de dizi filmi yapılmıştır.


OSMANCIK  (Osmancık Özeti Tarık Buğra )

"Cihan devletini kuran irade; şuur ve karakter". Tarık Buğra, esere ikinci bir başlık tarzında bunları yazmıştır. Konu, Osmancık'ın (yahut Kara Osman’ın) Osman Gazi olarak tarih sahnesine çıkışını ve Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu anlatmaktadır. Osmanlı’yı cihan çapında büyük" yapan bir devlet ve insan anlayışının ilk tohumlarının roman çerçevesinde ele alınışını okuyacağınız bu eser, TV'de "Kuruluş" adıyla dizi film olarak da defalarca yayınlanmıştır. 


Gençliğim Eyvah

Türkiye'deki anarşinin otopsisidir. Romanda, yalnız boşa giden gençliklerin hikâyesini değil, içine düşürüldüğümüz kaosun çarpıcı grafiğini de bulacaksınız. Yıllardan beri Türkiye'de bütün görevleri, ödevleri ve sorumlulukları, dolayısı ile de toplum hayatımızı paslandıran kalleş demagojileri sergilemektedir.


KÜÇÜK AĞA  (Küçük Ağa Romanı Hakkında ve Analizi Tarık Buğra )

Küçük Ağa, Tarık Buğra'nın en büyük ve en tanınmış eseridir. Kurtuluş Savaşı'nın, küçük bir Anadolu kasabasından görünüşüdür. Konuya ilk d efa resmî olmayan bir gözle, aydın bir Türk'ün hür bakışlarıyla ve değerlendirmeleriyle bakılmıştır. İnsanımızın ve kültürümüzün tanıdık simalarını ve hususiyetlerini yazarın üstâdâne zevkle okuyacağınız bu eser, Millî Mücâdele'nin gerçekten millî bir romanıdır.


İBiŞiN RÜYASI ( bkz  İbiş’in Rüyası Hakkında Konu Özet İnceleme )
Tarık Buğra'nın bu eseri, onun dil, üslûp ve teknik özelliklerini en iyi belirten romanlarından birisidir. Eser, konu bakımından da tiyatro ve sinemanın ilgisin çekmiş, Devlet Tiyatroları'nda sahneye başarıyla uygulanmış, TRT tarafından da -yazarın söyleyişi ile- "akıl almaz şekilde yozlaştırılarak" dizi film yapılmıştır. Biz, romanı okuyanların, bu TV filmi konusunda yazara hak vereceklerine inanıyoruz.

FİRAVUN iMANI ( bkz  Firavun İmanı Hakkında Konu Özet İnceleme)

Kurtuluş Savaşı'nın Kuvâ-yı Milliye ve Çerkez Ethem dönemlerini anlatan Küçük Ağa'dan sonra, Sakarya Savaşı öncelerini ve sonralarını ele aldığı bu eserde, tarık Buğra, çıkarcıları, üç kâğıtçıları, vurguncuları, satılmışları ve bunlara karşı eşsiz yiğitleri ile, yeni bir devletin kuruluş günlerini anlatmaktadır.


YARIN DiYE BİR ŞEY YOKTUR  ( bkz Yarın Diye Bir Şey Yoktur )

Yazarın 1948-49, 1950-52, 1954-64 yılları arasındaki hikâyelerini içine alır. Bu hikâyelerde insanın değişmeyen yanlarını ve eskimeyen bir Türkçe ile duyguları ve düşünceleri zenginleştiren bir anlatım bulacaksınız.


SiYAH KEHRiBAR (Siyah Kehribar Konu Özet Analiz )

Tarık Buğra'nın ilk romanı. Rahmetli Mümtaz Turan bu eser için "Tarık Buğra'nın burada iddiasız görünüşüne rağmen büyük bir tezi, "Yirminci asrın hüznü" dediğimiz hastalığı ele aldığını sanıyorum. Günümüzün trajedisi romandaki maceralara bir fon müziği gibi baştan sona refakat ediyor." diyor.

POLİTİKA DIŞI 

Tarık Buğra'nın bu kitabı, siyaset dışı yazılarından oluşmaktadır. Muhtelif tarihlerde ve değişik yerlerde yayınlanmış yazıları ve yazarla yapılmış bazı röportajlar kitaba alınmıştır. Böylelikle, genel olarak edebiyatımızla ve özellikle yazarımızın edebî kişiliği ve görüşleriyle ilgilenenler için lüzumlu bir derleme meydana getirilmiştir.

YAĞMUR BEKLERKEN ( bkz  Yağmur Beklerken

Cumhuriyet döneminin muhtelif kesitlerini romanlarına konu yapan yazar, bu eserinde de Serbest Fırka dönemini ele alıyor ve aynı dönemde Türkiye'deki büyük kuraklıkla siyaset arasında parelellikler kurarak, yine bir Anadolu kasabasından, meseleleri ortaya koyuyor.

YALNIZLAR ( bkz  Yalnızlar )

İnsan ilişkilerinin romanıdır. [23]

Roman 

Hikâye 

Tiyatro

  • Ayakta Durmak İstiyorum
  • Akümülatörlü Radyo
  • Yüzlerce Çiçek Birden Açtı – 1979)
  • Gezi Yazıları [değiştir]
  • Gagaringrad (Moskova Notları) (1962)
  • Fıkra ve Deneme [değiştir]
  • Gençlik Türküsü (1964)
  • Düşman Kazanmak Sanatı (1979)
  • Politika Dışı (1992).
  • Bu Çağın Adı (1990)

         İlgili Sayfalar

ROMANCILAR İLE İLGİLİ BAŞLIKLAR VE LİNKLERİ

KAYNAKÇA

  • [1] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları Anka. 2005, shf127
  • [2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Tar%C4%B1k_Bu%C4%9Fra
  • [3] https://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=792
  • [4] Ebru Burcu Yılmaz, Tarık Buğra: İnsan ve Eser (doktora tezi, 2005),
  • [5]  https://tr.wikipedia.org/wiki/Tar%C4%B1k_Bu%C4%9Fra
  • [6] Tarık Buğrayı Tanımak, LiteraTurkiye sitesi, 01.12.2012 Erişim tarihi:19.04.2013
  • [7] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları Anka. 2005, shf127
  • [8] https://tr.wikipedia.org/wiki/Tar%C4%B1k_Bu%C4%9Fra
  • [9] Tarık Buğra, Yazarmezar.com sitesi, Erişim tarihi:19.04.2013
  • [10] Ebru Burcu Yılmaz, Tarık Buğra: İnsan ve Eser (doktora tezi, 2005),
  • [11] Tarık Buğrayı Tanımak, LiteraTurkiye sitesi, 01.12.2012 Erişim tarihi:19.04.2013
  • [12] https://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=3380
  • [13] FERİDUN ALPER, https://islamansiklopedisi.org.tr/bugra-tarik
  • [14] https://azgittikuzgittik.blogcu.com/tarik-bugra-nin-hayati-eserleri-edebi-kisiligi/3611622
  • [15]  https://tr.wikipedia.org/wiki/Tar%C4%B1k_Bu%C4%9Fra
  • [16] FERİDUN ALPER, https://islamansiklopedisi.org.tr/bugra-tarik
  • [17] Prof.Dr. Olcay ÖNERTOY, CUMHURİYET DÖNEMİ ROMAN, https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/Edebiyat.aspx?id=208
  • [18] Hüseyin Tuncer, Tarık Buğra, Ankara 1988
  • [19] Feridun Alper, Tarık Buğra: Hayatı, Sanatı, Eserleri (doktora tezi, 1993),
  • [20] https://www.mevlana1.dostweb.com/siir/tarik%20bugra.htm
  • [21] https://www.mevlana1.dostweb.com/siir/tarik%20bugra.htm
  • [22] Feridun Alper, Tarık Buğra: Hayatı, Sanatı, Eserleri (doktora tezi, 1993),
  • [23] https://azgittikuzgittik.blogcu.com/tarik-bugra-nin-hayati-eserleri-edebi-kisiligi/3611622
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış