Ahmet Hamdi Tanpınar Hayatı ve Edebi Kişiliği


 
 
Yazıda  Ahmet Hamdi Tanpınar  hayatı, doğumu, ölümü, çocukluğu, gençliği, evliliği, öğrenimi, eğitim yılları, ailesi, çalıştığı işler, mahkûmiyeti,  yazarlığı, eserleri,  romanları,  AHMET HAMDİ TANPINAR,   edebi kişiliği,  etkilendiği yazarlar, siyasi kişiler ve düşünceler, Orhan Kemal ‘in etkilediği yazarlar, işlediği konular, Türk edebiyatındaki yeri, Ahmet Hamdi Tanpınar eserlerinden alıntılar, anekdotlar,  anlatım tekniği, bakış açısı, romanların  tekniği, romanlarının  türü, eserleri, eserlerinin basım yılı ,basım hikâyesi, eserleri ile biyografisi arasındaki alakalar, aldığı ödüller  vb incelenmiştir.
 

Hayatı

23 Haziran 1901'de İstanbul'da doğan şair Artvin/ Borçka kökenlidir. Ömer Faruk Akün’ün verdiği bilgilere göre 23 Haziran 1901’de İstanbul Şehzadebaşı’nda dünyaya gelmiştir.[1] Babası, Abdülhamit ve İkinci Meşrutiyet dönemlerinde kadı olarak değişik yerlerde görevde bulunmuş bir kişidir. Babası aslen Batumlu’dur. Baba adı Hüseyin Fikri Efendidir. Annesi ise Trabzonlu Kansızzadeler ailesinden Nesime Bahriye Hanım’dır. [2]Tanpınar, bu ailenin üç çocuğundan en küçüğü olarak dünyaya gelmiştir.

Kadı olan babasının görevleri sebebi ile ilkokul ve ortaöğretimini yurdun değiişik yerlerinde yapmıştır. Öğretimle ilgili ilk bilgileri babasından aldığını düşündüğümüz Tanpınar’ın ilköğrenimine İstanbul’da Ravaz-i Maarif İptidaisi’nde, başladığı, babasının tayinleri sebebi ile Sinop ve Siirt rüştiyelerinde,  devam ettirdiği Vefa, Kerkük ve Antalya sultanilerinde öğrenim gördü.[3]  Anlaşılmaktadır.

Babasının mesleğinden ötürü Ahmet Hamdi Tanpınar, Anadolu’nun birçok yerinde bulunmuştur. Eğitimini de bu şekilde başka şehirlerde sürdüren Tanpınar’ın annesi lise öğrenimine başladığı sıralarda Musul Kerkük’te  tifüse yakalana annesini tifüsten kaybeder.[4] Bu sırada henüz 13 -14 yaşındadır. Tanpınar annesinin ölümünü eserlerine de yansıtmıştır. Annesinin ölümünden sonra Tanpınar ve babası Antalya’ya yerleşir. Ahmet Hamdi Tanpınar, lise eğitimini Antalya Sultanisinde tamamlar.

Liseden sonra Darulfunun’a kaydolur. İlk şiiri 1920’de İstanbul Üniversitesinde öğrenci iken yayımlanır. 1923 yılında  İstanbul   Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirir.[5] Gençlik ve öğrencilik yıllarında   Yahya Kemal  ve   Ahmet Haşim  'in talebesi ve dostu olmuş, okullarda onların derslerine girmiştir. Bu sıralarda Batı edebiyatından Paul Valéry ile Marcel Proust’u okumuş bu yerli ve yabancı yazarları kendisine üstat olarak seçmiştir.

Liselerde ve yüksek okullarda çeşitli dersler okutur. 1939 yılında İstanbul Üniversitesinde Yeni Türk Edebiyatı profesörlüğüne atanır. Daha sonra CHP den aday olarak Tek Parti döneminde siyasete atılarak 1942-1946 yılları arasında Maraş Milletvekili olarak görev yapar. Milletvekilliğinden sonra.  Bir süre Milli Eğitim müfettişi olarak görev yapmıştır.  Üç yıl süren müfettişlik döneminden sonra 1949 yılında  Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümündeki görevine dönmüş hocalığına başlamıştır.[6]

1953 yılında Avrupa’ya gitme fırsatı bulmuş bu sayede Fransa’nın yanı sıra Belçika, Hollanda, İngiltere, İspanya ve İtalya’yı gezmiştir. İkinci defa çıktığı Avrupa gezisinde1959’da Paris, İngiltere, İsviçre ve Portekiz’i dolaşır. Bütün bu Avrupa seyahatlerini eserlerinde malzeme olarak kullanacaktır. Bu gezi kitaplardan bildiği Avrupa’yı çıplak gözle görmesini Batı’yı, Batılı yazar ve şairleri yakından tanımasına imkân vermiş olur. [7]

Çeşitli baskıları olan eserleri Dergâh Yayınlarında toplanmaktadır. Enis Batur, 1992 yılında Ahmet Hamdi Tanpınar’dan “Seçmeler” adlı bir kitap hazırladı. Yazar ile ilgili yayınlanmış en son eser 2007 yılının sonunda çıkan "Günlüklerin Işığında Tanpınar'la Başbaşa"dır. Eser Tanpınar'ın 1953 yılında yazmaya başladığı ve 1962 yılında vefatına kadar tuttuğu notlardan oluşmaktadır. İlk şiir kitabını ölümüne yakın yıllarda yayımlamıştır. Altmışa yakın şiirinden oluşan şiirlerinden müteşekkil olan bu eserini  “Şiirler “ adı altında (1961) yılında bastırır.

Hayatı boyunca sağlığından sürekli şikâyetçi olmak zorunda kalan Tanpınar, 23 Ocak 1962 günü geçirdiği kalp krizi ile Haseki Hastanesine kaldırılır. Ertesi sabah, ikinci bir krizle hayata veda eder. Namazı Süleymaniye Camiinde kılınan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın cenazesi Rumeli Hisarı Kabristanına, hocası ve yakın dostu Yahya Kemal'in yanı başına defnedilir. [8]Mezar taşı üzerinde çok bilinen şiirinin iki mısrası kazınmıştır."Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında".

 

A.H. TANPINAR’IN EDEBİ KİŞİLİĞİ:

 Yahya Kemal , Ahmet Haşim , Valéry ile Marcel Proust’u kendine üstat kabul etmiş olan Tanpınar bu yazarların izinden yürütmüş onların sanat anlayışına sahip olmuş onların tarzında eserler vermiş Şiiler ve yazılarını bu şair ve yazarların anlayışına uygun olarak yazmıştır. Bu yazarlar edebiyatta güzellik ve mükemmeliyeti ön planda tutan yazarlardır. Sanat sanat içindir ilkesi ile özetlenebilecek bir anlayışı benimsemiş olur.  Bu sanatçılar ve Tanpınar’a göre edebiyat, tıpkı resim ve musiki gibi "güzel sanat"tır. Bu sanat dalları güzelliği boya, renk ve sesleri kullanırken edebiyat çok daha etkilisi olan ve bu iki sanat dalının kullandığı malzemelerden ve vasıtalardan çok daha zengin olan insan dilini kullanmaktadır görüşündedir.  Eserlerini bu ilkeler etrafında yazan “Tanpınar şiiri hayatının en büyük ihtirası haline getirmiş, fakat asıl kabiliyetini  şiir estetiğine göre yazdığı mensur eserlerde göstermiştir.

İlk şiiri 1920’de yayımlanmış, tek şiir kitabını da ölümüne yakın bir zamanda çıkarmıştır Şiirler (1961) Bu kitabı Bütün Şiirleri adıyla genişletilmiş olarak 1976 yılında ve ölümünden sonra yeniden basılmıştır.

Tanpınar’ın  şiirlerinde bir imaj ve müzik kaygısı ön plandadır. Bu anlayışı Halim ve Yahya Kemal gelmektedir. Hikâye ve romanlarında da, başta zaman teması olmak üzere, psikolojik anları, bilinçaltını aradığı, yansıttığı görülür.

Tanpınar’ın edebi kişiliği hakkında Mehmet Kaplan’ın bir tahlili vardır. Bu tahlili şu şekildedir:

Tanpınar, mensur eserlerini olgunluk yaşına ulaştıktan sonra yazmıştır. Abdullah Efendi’nin Rüyaları (1943), Beş Şehir (1946), Huzur (1949), Yaz Yağmuru (1953), Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1962) yılında basılmışlardır. Uzun yıllar kendi şahsiyetini geliştiren Tanpınar’ın otuz beş yaşından sonra kaleme aldığı bu eserlerde, derin kültüre sahip, olgun bir sanatkârın varlığı kendisini gösterir.

Eroine alıştırılan gibi kolay, hafif, sudan yazılara alıştırılmış okuyucu kütlesi için bu yazıların okunması ve anlaşılması bir hayli güçtür. Fakat insan ve hayat son derece karışık ve en büyük filozof ve âlimlerin sırlarını çözemediği karanlık muammalarla doludur. Tanpınar gibi çok yüklü bir hayat tecrübesi geçiren -Evin Sahibi- adlı hikâyenin kahramanı yanlarında oturmak mecburiyetinde kaldığı aileden bahsederken: -Hayır, der, burada her şeye bu kadar basit bir gözle bakan insanların arasında yaşamak bana güç gelecek. Bunlar için ölüm, hayat, günün her hadisesi, saadetler ve felaketler o kadar tabii şeylerdi ki… Hâlbuki ben bir masalı olan adamdım-."

Bu cümle Tanpınar’ın insan ve hayat karşısında aldığı tavrı aydınlatır. O hayatı, derinliğine ele alan, onu bir masal kadar esrarlı ve -ilave edelim- güzel hale getiren bir yazardır. Onun eserleri ancak yazarın sahip olduğu dikkat ve kültür ile okundukları zaman anlaşılabilir ve zevkine varılabilir.

Dünyada koşarak hiçbir şey görülmez. Alain -düşünmek için durmak lazımdır- der. İlim adamı, filozof ve sanatkâr durur. Derinleştirir. Uzun uzun yoklar. Bize basit gibi görünen cümlelerin arkasında çalışma ile dolu günler ve uyanık geçmiş geceler vardır. Tanpınar bir sanatkâr olduğu için, duygu ve düşüncelerinin teferruatını bütün girinti ve çıkıntıları ile verir. O yazılarında sık sık cümlelerini uzatmakla beraber, onları bir resim veya musiki parçasına yaklaştıran hayallere başvurur. Tanpınar’ın edebiyattan sonra en çok uğraştığı sanatlar -bir seyirci ve dinleyici olarak-   resim ve musikidir. Yazılarında bu iki güzel sanatın tesirleri açıkça görülür. Tanpınar son çağ Türk edebiyatında ’Halit Ziya’dan sonra gelen en büyük -üslupçu-dur. Halit Ziyanın nesirleri gibi onun nesirleri de -sanatkârane-dir, şiir kutbuna yaklaşır. Denemelerinde bile bu özellik kuvvetle his solunur.

Tanpınar’ı sanatkârane üsluba götüren başlıca amillerden biri onun dünyaya bir ressam gözü ile bakmasıdır. Bir ressam için olduğu gibi, Tanpınar için de dünya bir ışık, şekil ve renk cümbüşüdür. Fakat Tanpınar tabiat ve insanın sadece dış görünüşüne bakmaz. Onların derinliğine de iner. Halit Ziya , büyük bir yazar olmakla beraber, umumiyetle hayatın sathında kalmıştır. Onda Tanpınar’ın eserlerindeki baş döndürücü derinlik yoktur. Çok geniş kültüre sahip olan Tanpınar, tarih, psikoloji ve felsefeye de meraklı idi. Diyebilirim ki, son çağ Türk edebiyatında beşeri kültür ile güzel sanatlara Tanpınar kadar ihtiras ile sarılan, onlarla ruhunu besleyen başka bir Türk yazarı yoktur. Hayatı bir sanat eseri kadar güzel bulan Tanpınar’ın içinde onun sırlarını araştıran bir filozof, psikolog ve sosyolog tecessüsü de vardı. O, bu cephesiyle Halit Ziya’dan ve diğer - üslup çu- yazarlardan ayrılır, onların çok üstüne çıkar.

Değerli bir şair, büyük bir hikâyeci ve romancı olan Tanpınar derin görüşlerle dolu denemeler de yazmıştır. Beş Şehir, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyata Dair Makaleler ve Yaşadığım Gibi adlı kitaplarında sanatkâr Tanpınar’ın yanı sıra çok okumuş, çok düşünmüş bir fikir adamını da buluruz. Üstatları olan Yahya Kemal  ve  Ahmet Haşim  fikre büyük önem vermemişlerdir. Tanpınar’ın sanat eserlerinde bile fikir, arka planda insan hayatını gizliden gizliye idare eden esrarlı kâinat gibi derinleşir.”

Mehmet Kaplan’ın bu analizleri üzerine çok da fazla bir şey koyamayacak olsak da: “Şiir söylemekten ziyade bir susma işidir. Sustuğum şeyleri roman ve hikâyelerimde anlatırım” [9] diyen Tanpınar, romanlarında ve hikâyelerinde ferdin iç dünyasıyla beraber hayata ve hayatın içindeki insana yöneldiği görülmüştür. Tanpınar ferdi konuşlara ve insana eğilmeyi seven bir şair ve yazardır. Bunu kendisi de kabul etmiş konu ile ilgili olarak şunları belirtmiştir.  “Şiirde dolayısıyla kendimin, hikâye ve romanlarımda kendimle beraber mümkün olduğu kadar hayatın ve insanların –benden başkalarının- peşindeyim. Yahut başkalarına ait zamanın peşinde, Abdullah Efendi’nin Rüyaları’nda, Huzur’da sanatımın –eğer üzerinde durulacak böyle bir şey varsa- iki kolumun birleştiği yerler vardır.”.12

Tanpınar’ın şiirleri, hikâyeleri, romanları Valery’in ‘ sanat eserinde fikir, meyvenin içindeki besleyici gıda gibi erimiş olmalıdır’ görüşüne tamamen uyan bir anlayış içindedir. Tamamıyla uygundur. Onun eserlerinde  işlediği düşünceler ve fikirler eserlerinde  “erimiş bir gıda gibi yedirilmiş ve içine sindirilmiş fikirlerdir. Bu fikirler eserin içinde gizlenmiş olarak durur.

Hikâyelerinde görüldüğü üzere Tanpınar, rüya ve masala önem vermiş ve bunları malzeme olarak kullanmıştır. Eserlerinde güzelliğe ve estetiğe önem veren yazar “ Güzellik kâinatın altın anahtarıdır “ ilkesiyle eserler vermeye çalışmıştır.

Eserlerinde gizlenmiş bir felsefe sindiren Tanpınar’ın şiirlerinde ve nesirlerinde ölüm teması da başlıca bir yer tutar. Felsefî alanda birçok farklı tanımı bulunan ölüm, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerinde derinlemesine işlediği konuların başında gelmektedir. Tanpınar’ın yaşamının son yıllarında ölüm karşısında belirgin bir kaygı duyduğu anlaşılmaktadır. Tanpınar’ın, yaşadığı dönem ve tanık olduğu olaylara ilişkin gözlemleri ve mistik bir anlayışa yaklaşan Doğu sentezi, onun gözünde ölümü farklı bir noktaya taşımıştır [10]

 Tanpınar yazılarını Hayat, Görüş, Varlık, Oluş, Ülkü, Aile dergilerinde ve Tan, Cumhuriyet gazetelerinde yayımlamıştır. Batılı edebiyatçılardan ise en çok Fransız sembolist şairleri; Anatole France, E.T. Hoffmann’ı, Dostoyevski’yi, Edgar Allan Poe’ yu beğenmiş ve onların sanat anlayışlarından ilham almıştır. Şiirlerinde Ahmet Haşim’i, Yahya Kemal’i,  Baudlaıre’i, Mallarme'’yi, Valery’yi, hikâye ve romanda ise Dostoyevski’yi, Edgar Allan Poe’yu, Nerval’i, Marcel Proust’u beğenmiş ve etkilerinde kalmıştır.[11]

Tanpınar’ı en iyi anlatan paragraflardan birisi yine Prof. Dr. Mehmet KAPLAN’a aittir.  “Tanpınar’ı dura dura, içlerine sindire sindire okuyanlar, onu sevecekler, yalnız ona karşı değil, bütün sanata, insana ve kâinata başka bir gözle bakacaklar, kendilerini ebediyete götüren esrarlı ışıklarla dolu bir yolda bulacaklardır.”

ESERLERİ:

Roman :

Huzur, 1949; Dergâh Yay. 2004;Saatleri Ayarlama Enstitüsü, 1962, Dergâh Yay. 2004,Sahnenin Dışındakiler, 1973;Mahur Beste, (1975), Dergâh Yay. 2003;Aydaki Kadın, (1986)Ayna,(1950) 

Deneme 

Beş Şehir, 1946; Dergâh Yay. (2004)Yahya Kemal, (1962),Edebiyat Üzerine Makaleler, (1969),(ölümünden sonra derlenmiştir),Yaşadığım Gibi, (1970)

 Ahmet Hamdi Tanpınar Hakkındaki Yazılarımız

Ahmet Hamdi Tanpınar Şiirleri  

 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com      

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış