ABDÜLKADİR USLU'NUN "KIRKITATI" HİKAYESİ ÜZERİNE BİR DENEME

Ekleyen : Musa Serin , 17 Şubat 2019 Pazar aaa Beğen 2
 
ABDÜLKADİR USLU’NUN “KIRKITATI” HİKÂYESİ ÜZERİNE BİR DENEME
“Hüsnüyusuf”: Abdülkadir USLU’nun hikâye kitabının adı. “Hüsnüyusuf” benim okuduğum ikinci hikâye kitabı Abdülkadir Bey’in. Daha önce “Aydınlık Sineması” hikâye kitabını okumuştum bir solukta ama Hüsnüyusuf daha akıcı geldi bana. Bir gecede okuyuverdim.
Kitabın içinde on hikâye mevcut. Hepside birbirinden güzel, birbirinden akıcı bir dille kaleme alınıp anlatılmış.
Abdülkadir USLU’yu uzun uzun tanıtmaya gerek yok sanırım. Onun artık Türkiye’de okuma sevdalısı herkes tanıyor. Kısaca diyecek olursak Abdülkadir Bey için:” Yazar, şair, hikâyeci, fotoğrafçı, karikatürist, ressam, vs” tanıtmaya yeterde artar bile.
“Hüsnüyusuf” kitabının içinde on hikâye olduğunu söylemiştim. Bunlardan birincisi: “Kırkıtatı” adını taşıyor. Hikâyede mahalli ağız o kadar güzel kullanılmış ki, tadına doyumsuz cümleler var. İşte birkaç örnek:
 “Delikden dışarı çıkıyo, yine miyavleyo, susmeyo. Delikten içeri girmeyo. Gapıyı açıyom, gapıdan giriyo. Ben, daha gelip otumadan delikten yine çıkıyo.”
“Sonra miyavleyo, yine miyavleyo, susmeyo. Galkıp gapıyı tekrar açıyom. İçeriye giriyo. Gıcık, ben daha otumadan delikten çıkıyo. Miyavleyo: “Al beni içeriye” diye. Aç gapa, aç gapa bıktım valla. Ben de gapıyı aralık bıraktım. N’olcek, sevildiğini bilmeyo meymenetsiz.”
Bunlar ve bunlara benzer cümleleri okurken sanki kendimi hikâyenin kahramanının yanında onunla sohbet ediyor gibi bir hal oldu bende. Hikâyede mahalli ağız ustaca kullanıldığı için mahalli ağızdaki kelimeler de hikâyenin kahramanlarının ağzından verilmiş. Sayfa sonlarında da anlam kolaylığı sağlamak için mahalli ağızdaki kelimelerin karşılıkları da verilmiş.
Hikâyenin asıl kahramanı Müftü Efendi’nin karısı Sultan Hanım ve torunu İbrahim. Müftü Efendi bir “CUMHURİYET BAYRAMI” günü vefat etmiş. İlahi sır ki; Sultan Hanım da bir CUMHURİYET BAYRAMI günü vefat ediyor.
Cumhuriyet Bayram kutlanırken Sultan Hanım torunu şiir okuyacak. Sultan Hanım, torunuyla beraber şiire çalışıyor. Torun şiiri okuyup, Sultan Hanım takip ediyor, İbrahim’e nasıl hareket etmesi gerektiğini gösteriyor. Mimikler, el kol hareketleri vs….
Bayram sabahı, Sultan Hanım erkenden kalkar bahçeden topladığı çiçeklerden bir demet yapar ve torununa verir. “Rahmetli deden Müftü Efendi de her bayram bir demet çiçekle gider öğretmen Efendi’ye verirdi. Sen de şiiri okuduktan sonra öğretmenine vereceksin” diye tembih eder.
Çocuk şiiri Sultan Hanım’ın dediği gibi okur. Okurken de gözleri ninesini arar ama bir türlü göremez. Şiir okunduktan sonra hemen öğretmeninin önüne varır, başıyla selam verip KIRKITATI demetini öğretmenine verip, öğretmeninin elini öper.
Şiiri güzel okuduğu için çok sevinçlidir ama ninesini bir türlü göremez.
Bir müddet sonra tören alanında ayrılıp ninesinin evine doğru gider. Eve yaklaştığında evin önünde kalabalık olduğunu görür ama bir anlam veremez. Evin önüne vardığında etrafa bakınır öylece. Annesinin elini omzunda görünce sevinir ama annesinin:
“Anneannen öldü”deyişiyle annesine sarılır ve ağlar bir müddet. İnanamaz bir türlü bu ölüme. Çünkü daha birkaç saat önce kendisini okula göndermişti. Birkaç gün okula gidemez. Okula gittiği günün dönüşünde anneannesinin evine uğrar. Kapıyı açıp içeri girer. Anneannesi gözünde canlanır. Onun söylediği “okuyup büyük adam olacaksın” sözleri yankılanır kulaklarında.
Her gün okul dönüşü uğrar anneannesinin evine. Bir gün dayısının:
 “İbram, bu evi yıkcez yerine yeni bir ev yapcez” demesiyle dünyası altüst olur.
“Evi yıktılar, bahçeyi de İbrahim’in iç dünyasını da” yıktıklarının farkında değillerdi. Evin yıkılması üzerine “İbrahim dayısına da küstü, sokağa da. Bir daha uğramaz oralara.”
Ev yıkılırken evin bahçesinde dedesinin çok sevdiği, anneannesinin gözü gibi baktığı çiçeklerde yok olur gider.
İbrahim, bir Cumhuriyet Bayramı günü anneannesinin mezarına gitmek için komşularının bahçesinden KIRKITATI toplamak için gizlice girer ama komşular gece vakti İbrahim’i hırsız sanırlar. Durumu anlayan komşuları kendi elleriyle yaptıkları çiçek demetini İbrahim’e verirler ve:
“Haydi, şimdi git. Seneye yirmi dokuz Ekim sabahı erkenden gel. Birlikte KIRKITATI hazırlayalım anneannene hediye” diye de tembihlerler.
İbrahim, adamın elini öper ve adamın bir şey demesine fırsat vermeden hemen fırlar ve gözden kaybolur.
….
Aslında ben HÜSNÜYUSUF kitabında bulunan hikâyeler hakkında bilgi verecektim ama hikâye o kadar güzel anlatılmış ki; sadece KIRKITATI hikâyesi üzerine duygularımı dile getirdim. Bunda benim de ortaokul ve lise yıllarını dedem ve ninemin bir oda bir mutfak evlerinde amcam, ninem, dedem ve benim aynı odayı paylaşmamın hafızamda canlanmasından ileri geldi diyebilirim. Yani hikâyede ben bir bakıma aynı olmasa da kendimi buldum. Sanki hikâyenin kahramanı benmişim gibi bir his uyanmasından ileri geldi diyebilirim.
Bu vesileyle rahmetli olan dedem ve nineme de Allah rahmet eylesin. Haklarını helal etsinler.
Bu hikâyeyi yazan Abdülkadir USLU Bey’e çok teşekkür ediyorum. Rabbim kalemine kuvvet versin.
Musa SERİN, 17.02.2019, ERZURUM


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...