ADALET

Günün Yazısı
Ekleyen : Tahir EKER , 18 Şubat 2020 Salı aaa Beğen 1
    Yerlerde ve göklerde ne varsa hepsini kendi katından bir lütuf olmak üzere size musahhar kılmıştır.(Sizin kullanmanız için emrinize vermiştir.) Elbette burada düşünen toplumlar için ibretler vardır.( Kuran /Cesiye Suresi 13. ayet)
    Allah O,dur ki Arzı (yeryüzü) size duracak yer, Göğü de bina yaptı. Sizi şekillendirdi, şeklinizi de güzel yaptı ve sizi güzel rızklarla besledi. İşte Rabbiniz Allah budur. Bütün alemleri yaratan Allah ne yücedir. (Kuran / Mü’min sresi 64. ayet)
    Bu ayetleri nasıl okumalı?
    Bu ayetlerde ne devlet, ne de belirlenmiş sınırlar vardır. Ne köşk ne de saray vardır. Ne de kişiye özel mallar, zenginlikler vardır. Nasıl ki; Güneşin aydınlığı’na Ay’ın şavkına, hava’nın kullanımına sınır çizilmemiş, Hiç kimseye hiçbir zümreye mülkiyet hakkı verilmemişse, Yeryüzüne ve yerin altındakilere de hiçbir sınır, hiçbir kısıtlama, hiçbir engel konmaması lazım gelir.
    Bana göre Allah: (mealen) “Eğer bu ayetlerimi doğru okumayıp, başkalarının zararına mal ediniyorsanız. Ben sizleri doğumda eşit yarattım. Öldüğünüzde de eşitleyeceğim.” 
Bu anlamda; Allah,"İhtiyacınızdan fazlasını ihtiyacı olanlara verin". (Kuran /ilgili ayetler) demektedir.
    Öyle ise; ilahi adalet neden gerçekleşmez?
    Bunu da Giordano Bruno (İtalyan filozof 1548- 1600) "Allah, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır. Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Allah'ı kullanırlar.” diyerek ne doğru bir tespit yapmıştır.
   Bruno; yukarıda ki sözleri ve benzeri düşünceleri, özellikle sonsuz evren gerçeğini açıkladığı için kilise tarafından Roma’da yakılarak katledilmiştir.
    Bruno’nun söylediği kötü insanlar, (Feodalizm’de kölelerin ve toprağı işleyenlerin iradesi olamayacağına göre) kendi iradesini dayatanlar, toprak sahipleri yani egemenler ve onların belirlediği yöneticilerdir ki; bunlar, kendi çıkarlarının ve kurdukları düzenin bekası için Allah’ı da kullanarak kendi adaletsizliklerini İlahi adalet diye dayatırlar. Bu amaçla yasalar yaparlar. Kendi yaptıkları yasalar da kendileri içindir. Herhalde toprak sahiplerinin topraklarını işleyen çiftçiler ve atlarından ve itlerinden daha aşağı görülen köleler için değildir.
    1789 Fransız devrimiyle başlayan Feodalizmin tavsiyesi ve burjuva devletlerinin kurulma süreci, birinci paylaşım savaşı (1918) sonrasına kadar sürmüştür. Burjuva ulus devletler de yurttaşlık bilinci oluşmaya başlamış, yurttaşlar da yasalar önünde görece eşitlik hakkı elde etmişler, gerek yurttaşların kendi arasında ki, gerekse devleti temsil edenlerle hatta bizzat devletle sorunlar yaşadıklarında, sorunlarına Burjuvazinin Mahkemelerinde çözüm aranmışlardır. Bu uzun süreçte insanlık ayıbı olan kölelik de farklı devletlerde farklı zamanlarda kaldırılmıştır.
    Örneğin: Osmanlı da kölelik, 1847 Tanzimat Fermanıyla kaldırılmış olmasına rağmen köle ticareti devam ediyordu. Köle ticareti Cumhuriyet’ten sonra tamamen sona ermiş, 1949’da Birleşmiş Milletler kararıyla da tüm dünyada yasaklanmıştır.
    Ulus devletlerde yurttaşların yasalar karşısında eşit sayılması, köleler ve toprağı işleyenler için büyük bir kazanımdır. Geriye dönülmez bir devrimdir. Aşağıdaki yaşanmış öykü, neden geriye dönülmez olduğunu anlatmaktadır bize.
    Olay, Prusya (Almanya) Kralı 2. Frederick ile Değirmenci Sans-Souci arasında yaşanır. 1750 yılında (Almanya) Prusya kralı 2. Frederick Berlin yakınlarında Potsdam ormanlarında gezinirken, bir değirmenin bulunduğu alanda durur. Orayı çok beğenir ve yazlık sarayını orada yapmaya karar verir. Yanındaki görevlilere değirmenin de olduğu alanı satın almak istediğini söyler.
    Kralın adamları değirmenci ile görüşür. kralın toprağını satın almak istediğini söyler. Değirmenci:”toprağım satılık değil” der. Kralın adamları durumu krala anlatırlar. Kral “değirmenciyi bana getirin, ben görüşeceğim” der.
    Değirmenciyi getirirler. Kral ile aralarında şöyle bir diyalog gelişir
    Kral 2. Frederick: “Beyefendi yanlış anladınız herhalde, ben satın almak istiyorum orayı kaça satarsınız” der.
    Değirmenci: “Yanlış anlamadım efendim. Adamlarınıza da söyledim. Değirmenim satılık değil,” der.
     Kral 2. Frederick: “beyefendi inat etmeyin. Paranızı fazlasıyla vereceğim” der. Değirmenci direnir “ Sen koskoca kralsın. Paran çok. Sarayını başka bir yere yap. Değirmen bizim aile ocağımız.”
    Frederick ayağa fırlar, “sen benim kral olduğumu bilmiyor musun?”
    Değirmenci: “Sizin Kral olduğunuzu biliyorum ama ben de bu değirmenin sahibi Sans-Souci'yim” diye karşılık verir.
    Kral Öfke ile “zorla alırım, bakalım ne yapacaksın” der?
    Değirmenci Sans-Souci: sakin bir dille. O herkesin bildiği, tarihi sözü söyler.
        “ Sen Kralsın ama… Berlin’de hâkimler var.”  Değirmencinin bu sözü üzerine Kral, değirmenciye sözünü geçiremeyeceğini anlar. Değirmenci gönderilir. Değirmenci gittikten sonra Kral Frederick: (adamlarına) "Hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar, kral bile olsa adaletten üstün değildir” demiştir.
    Kral, değirmeni alamaz ama sarayını, Sans-Souci Sarayı adı ile değirmene komşu yaptırır.
    Tabi ki bu olayı var eden sebepler: sanayi devrimi ve sanayi devrimini yaratan toplumsal dinamikler (Aydınlar, işçiler köylülük vs.) ile Feodalizmi tasfiye etme sürecine giren Burjuvazi arasındaki çatışmalar ve uzlaşmalar sonrasında elde edilen haklardır, diyerek konumuza dönelim.
    Adalet zaten İlahidir ama dünya içindir ve mekânı dünya'dır. Ne var ki adalet günümüzde egemenlerin hukukuyla ifade edilmektedir. Bu yanlıştır. Hukukla uğraşanlar adaleti, Egemenlerin çıkardığı yasalar çöplüğünde boşuna aramaktadır. Yasaların çöplüğünde bulabilirlerse, ancak egemenlerin adaletini bulabilirler. Oysa asıl adalet İnsanın vicdanındadır. Vicdansızın, zalimin, hırsızın adaleti belki kendi hayrınadır, Ama hem dünyanın hem de insan olanın zararınadır.
    “İnsanın, İnsanlaşma yolunda rehberi vicdandır.”
    Eğer dini vaazlar, öğretiler, ibadetler yol gösterici olsaydı; bu kadar sapık bu kadar hırsız, bu kadar iki ayaklı mahlûk arasında utançla yaşamak zorunda olmazdık.
     Eğer insanoğlu yukarıdaki ayetleri doğru okusaydı ve adaleti egemen kılsaydı Ortadoğu’da insanlar birbirini boğazlar mıydı ve Afrika açlıktan kırılır mıydı? Ve Allah İnsanoğlunu cehennemle korkutur muydu? Sapkınlık ve sapıklık yapmasınlar diye cennetinde Huriler, Kılmanlar vaat eder miydi?   
    Günümüzde; bizim gibi sözde Parlamenter Demokrasi ile yönetilen ülkelerde, adaleti, Adalet Saraylarına, demokrasiyi de parlamento binalarında söz düellosuna indirgeyerek, Parlamentodaki partiler günü kurtarırken, egemenler, yani sermaye ülkenin yer altı yer üstü zenginliklerini, hatta bin yıllardan gelen insani ve toplumsal değerleri de hızla tüketmektedirler.
    Toplumlar; insani değerler açısından hızlı bir çöküşün, çürümenin şaşkınlığını yaşamaktadır,
    Faşizmin egemen olduğu korku İmparatorluklarında ise adalet, güçlünün elinde tutsaktır.
    “Adalet sarayda tutsaktır şimdi
    Kılıcı kırılmış, aksaktır şimdi
    Hak hukuk beklemek, yasaktır şimdi
    Hakkı derdest edip, bağlayan kimdir?”
    İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır.” Victor Hugo (Fransız yazar)
    “Adalet mülkün temelidir.” Hz. Ömer (Arap İslam halifesi)
    “Adalet, tabiat düzenine uymaktır.” Hilmi Ziya Ülken (Türk sosyolog yazar)
    “Adaletin olmadığı yerde ahlak da yoktur. Montaigne (Fransız yazar)
    “Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.” B.Pascal (Fransız matematikçi düşünür)
     Önemsediğim bu sözleri de paylaştıktan sonra, yazımı şöyle sonlandırayım.
    “Faşizm yalan ile kandıramadıklarını, korku ile sindirir.
    Korkularını yenemeyen toplumlar Faşizm’in kurbanlarıdır.”

 ---------------------------------------------------------- Tahir Eker 17.2. 2020


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...