Bir Ritmi Yok Kalbimizin Ve Adımlarımızın!


23.11.2020

 

 

Bir Ritmi Yok Kalbimizin Ve Adımlarımızın!
 
Düşünüyorum da çocukluk yıllarımda kaldırımlar ve yollarda düzülmüş Arnavut taşlar yoktu, sadece topraktı, yağmur yağdığında toprak kokusu etrafı sarar o an toprağın bereketiyle kokusunu ciğerlerimize çeker, Rabbimin bereketine şükür ederken, ekinler boy verir bereketiyle depolar dolar sığmaz olurdu. Gel zaman git zaman aradan geçen yirmi yıl sonra, kaldırımlar çıktı yollarsa Arnavut taşları düzüldü veya sonrasında asfalt oldu her şeyin üzeri kapatıldı toprak kokusunu ciğerlerime çekemez oldum/olduk. İnsanlar değişti kaldırımda yürüyenlerin ayakları kaymaya çıkar ilişkisi insan dostluk ilişkisini alt ederek, ayakları kaydırtmaya başladı. Yollarda yürüyenler, mutsuz keder içinde dolmaya başladı. Toprak iken yollar insanlarda özünden kopmamış değerlerini dünya malı ile değişmemiş, olduğu gibi saf kalmıştı. Mahallede aç fakir yoktu herkesin durumu eşitti, eşit değilse anında mutfağı kileri dolar aynı seviyeye gelirdi. Evin kapıları hep açıktı, ihtiyacı olan mahallenin varlıklısının evine gider ihtiyacını alır söylemesine de gerek yoktu, zaten insanların ihtiyacı için oraya bırakılmıştı herkes gider alır, sonrasında gider tarlasında çalışır ödeşirlerdi. Gerçi fazlasıyla parasını alır fazla parayı alan ise ihtiyacı olanın, ihtiyacını karşılardı. Şimdilerde bunu ararken masallarda bile bulamıyorum nerede dünyada bir daha bulacağım ki?
 
O yükselişle öylesine bir düşüş yaşadık ki parçalandık, parçalara bölündük! O güzelim insanlar teker teker ahirete göçünce, peşinden yürüyemedik ayak izlerini takip edemedik kendimize dünyamıza yazık ettik! Şimdi de dostluklar var, lakin eskisi gibi değil, araya bir çıkar ilişkisi bir yardımda bulunsan kapılar suratına kapanır, bir daha açılmaz! Birbirimize yaklaşmamak hal hatır sormamak için ağır ve aksak yürüyoruz sokaklarda kaldırımlar da, bir ritmi yok kalbimizin ve adımlarımızın!
Nasıl olduysa aladandık dünyanın çirkin yüzüne, paranın sonsuz şans vereceğini sanarak sadece kendimize harcadık, hak edenin hakkını da çalarak kasalara yığarken, bir gün hesap vereceğimizi aklımızdan çıkardık! Neden çalışanlara Asgari ücret veriyorlar da, adına yüksek ücret diyerek yüksek vermiyorlar, alçaldık gönülden alçaldık ufaldık un ufak olduk hala o asgariyi vermemek için hile dümenler dönüyor, verilen bir lokma ekmek çok görülüyor! Neden fabrika sahibi iki Mersedes’i varken üçüncüsünü alıyor? İki villa üç apartmanı varken dördüncüsünü alıyor? Çalışan işçisi evin kirasını ödemekte zorlanırken nasıl rahat oturabiliyor vicdanı sızlamadan nasıl dolaşıyor anlamıyorum! Bunun hesabı ahirette çok zor olacak başına gelemeyecek diye unutmaya çalıştığı gelecek ve pişmanlıkta fazda vermeyecek çok yazık! Oysa yollar gidişat “Dikkatli olun” uyarısı veriyor duyan gören hisseden yok! Herkes kendisinden o kadar emin ki kazanacağından sanki haydi o hesap gününe kadar hoşça kal ben insanlığımdan vazgeçtim, bir hesap varsa veririm edepsizliği içinde yaşamaya hale devam ediyor. Şaire kardeşimde benim gibi dertli yaralı.
Konuşturma beni
Ölüme teslim ederken sen beni kendimi
Benim için dökme
Gözünde biriktirdiğin nemi
Pas tutmuş kirpiklerimi
Aralamam senin için
Ruhum döktü yapraklarını
Güneşi gördükçe dibime
Döktü durdu bulut
Acemice gözlerini
Geç kalmış bu beyazı
Ruhum istemez
Gecenin köründeyim
Kirpiğimde sarkık uzun yalnızlık cümleleri
Gece dondu gözümde
Güneş girmedi içeri
Sözümde upuzun acı cümleleri
Her şeyim var hiçbir şeyim yok gibiyim
Öyle karışık öyle yıkık dökük
Sanki kökünden kopmuş
Dibine su değmemiş
Biraz da zavallıca
Kökü boşlukta asılı ağaç gibiyim.
Özlem Baltacı
Sanki toprağın altında gömü bulmuş, istediğin kadar bul sakladığın değil dağıttığın senindir, gömü bulduğun o toprağın altına girerken ne götürüyorsun ki seni karşılayacak, az bunu da idrak ederek düşünelim desem bir ton dayak yerim herhalde. Dayak önemli değilde toplumun düzenini bozmaktan içeriye alırlar, seyredenler de sana mı kaldı hesap sormak diye söz söyleyerek, seni yerin dibine canlı canlı gömerler! Hak yiyenler çılgınca yaşarken ölüm anında varacağı çetin azaplı yeri görünce binlerce kez ah pişmanım diyecek, aç gezenler sabırla dayandıkları hatta ellerinden bir şey gelmediğinden dolayı gideceği cenneti görünce sevinçten gözyaşı dökecekler… Değer miydi bunca zulme, bunca zulmü kendin için kazanmana? Dünya zenginler cehennemine dönmüş her yerde zulüm gözyaşı kan akıyor, kendileri boğulacak az kaldı yoldayız, mazlumların yanındayız Türkiye’m olarak başımızdaki yöneticiler olarak çıktı yola az kaldı, siz zalimlerin saltanatı yıkılacak altında kalacaksınız ve bir daha sömüremeyeceksiniz… Duyarlı insanlar olarak sabır edemiyoruz dayanamıyoruz bunca zulme. Kendimi koyuverdim yollara öne geçtim ise kusuruma bakmayın… Bizi sınıflara ayırarak sınıflandırmaya zengin fakir yoksul diye ayıranlar sizler aramızdan artık ayrılacaksınız aramıza izoleden geçilmez duvarlar siz geçince, geçmenize izin vermeyecek duvarlar, kardeşlik köprüleri kuracağız, Tek Millet Tek Yürek olup siz zalimleri ezeceğiz sizleri, biz kimseyi ezmeyiz hak edene de yok demeyiz hakkını veririz.
ÖZLEYEN
 
Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde,
Sen nerdesin, ey sevgili, yaz günleri nerde!
Dağlar ağarırken konuşurduk tepelerde,
Sen nerde o fecrin ağaran dağları nerde!
 
Akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi,
Hulyâ gibi yalnız gezinenler köye indi,
Ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi,
Gönlümle, hayâlet gibi, ben kaldım o yerde.
 
Yahya Kemal Beyatlı
 
 
Uzmanlık alanımız mazlumun yanında zalimin karşısında olmaktır, bu konuda ey batı ve uşakları bizi geçemezsiniz nefesinizden öte sizi diri tutacak kardeşlik bağınız yok, iman yok yıkılmaz kaleniz yok. Sesimin tonundaki vakar sizin altınıza kaçırmaya yeter, bedenen fikren yavşaksınız bu anda üç yüz altmış derece dönseniz de yavşaklığınızı gizleyemezsiniz. İçten duygunuz yok bunu sergileyemezsiniz bizler duygu his tüccarı değilsek te mimarıyız, iyi anlarız duygu ve histen ve bunun yansımasından o kadar yani sizin en iyi günleriniz bu gün başkada bir gününüzde yok artık. Bir koli yumurta 9 TL iken nasıl 24 TL oluyor?35 TL Ayçiçek yağı nasıl 55 TL oluyor? Çalmak çırpma elde etmek için iştahı kabaran iştahsızlar küçümseme bu milleti, sana öyle bir tokat atar ki bir asır unutamazsın kendine de gelemezsin… İmrenilecek bir halde değilsiniz gideceğiniz yer suçlular kampı orada beraatta yok, dışarıya çıkmak için içine dökeceğiniz korona morona mikropta olamayacak zaten sizler birer asalak mikropsunuz o kadar! Üstat ne güzel anlatmış.
Akar Su
Görünce bir kuvvetin bükülmiyen kolunu,
Ne var, değiştirse de ayaklarım yolunu?
Gözümün önünde değişmiyen hedefim.

Yatıyor can evimde hep o sonsuz emeller...
Gönlüme dokunmadı göğsümü yırtan eller.
İncimi kaybetmedim kırılsa da sedefim.

Ben bir akarsuyum ki ondaki tatlı rengi
Yaratan, yaprakların, salkımların hevengi…
Bunlar sizin duygunuz, sizin düşüncenizdir

Geçtiği yerler onun yatağını çevirse,
Ovalarda, bellerde bin türlü şekle girse
Yine akarsuların tek hedefi denizdir!
Faruk Nafiz Çamlıbel
 
Rüzgâr tersine esiyor... Niçin?
Eski günler geri mi gelecek?
Kımıldıyor kozasında böcek
Bildiği hayata doğmak için.

Neden içimize doldu vehim?
Ah ümit, ümit yollar boyunca
Düşünmez miydi akşam olunca
Hacer'in kollarında İbrahim

Ve gemisinde Kleopatra?
Neden yine kaynaştı havalar?
Saadet mi getiriyor rüzgâr
Dolarak erguvan atlaslara?

Elimize değen kimin eli?
Kimdir bu muammalarla gelen?
O mu helezonlara yükselen,
Saba ellerinin en güzeli?

Sesler mi çözülüyor derinde,
Nedir durup dinlediklerimiz,
Şarkı mı söylüyor Semiramis
Babil'in asma bahçelerinde?

Omzundan örtüler kaydı yere.
Kim bu, kim? alnımızdaki yazı:
Gözlerinde günahının hazzı
Gülüyor saz benizli bakire.
Orhan Veli Kanık


Fazla kazancı depolamak ne zaman kazanç oldu? Tamamen ziyan! Bunca çaba güç emek boşa, ateş taşıma koşa koşa! Yararına olan tamam, ya fazladan fazlası ne oluyor? Mezara mı sığıyor? Yaşanıla bilir hayat için bunlar fazla yer kaplıyor, alanlar daralıyor sığamıyoruz gönüllere âleme… Konuşun evdeki eşya ile ne işi var amacı nedir? Size amaçsız boş olduğunu bir değere değer katmadan durduğunu söyleyecek o kadar ihtiyaç sahibi olmasına rağmen, kusura bakmayın yaram derin uzun konuştum başınızı ağrıttım, vesselam. Selamlarıma.
 
Mehmet Aluç

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış