Dünden bugüne fuhuş

Ekleyen : Mete Han , 21 Ocak 2019 Pazartesi aaa Beğen 1

~~İnsanlığın, kültürün olduğu her dönemde ve her medeniyette fuhuş izlerine rastlanıyor. Fuhuşun, bilinen ilk izlerine Mezopotamya'da rastlanıyor. Şaşırdık mı? Eh, insanlık tarihine dair iyi ve kötü kabul edilen ne varsa neredeyse tamamına yakını Mezopotamya'dan çıktığı için pek şaşırmadık herhalde. İşin ilginç kısmı, Mezopotamya'nın bilinen ilk büyük uygarlığı Sümerler'de fuhuş, dini bir pratik olarak ortaya çıkıyor. Sümer toplumunda fuhuşun, Göğün Fahişesi şeklinde de adlandırılan Aşk ve Savaş Tanrıçası Inanna (o zamanlar tabii “savaşma seviş” yok, “savaş ve seviş” varmış)'ya adanan ve Cennet Evleri denilen tapınaklarda başladığı öne sürülüyor. Inanna aynı zamanda bereket tanrıçası olduğu için bu tapınakların büyük bölümü Fırat ve Dicle nehirleri arasında bulunuyor. Bunu da tarihin ilk bilinen tarihçisi Herodot'tan öğreniyoruz. Bu tapınaklarda barınan ve kutsal bedenlerinin sahip olduğu güçle Inanna'yla doğrudan iletişime geçerek onun bereketinden faydalanmak istiyorlardı. Yani para karşılığı rahibelerle sevişiyorlardı tanrıçaya hizmet eden fahişeler aynı zamanda Inanna rahibeleriydi. Inanna'nın hizmetkarlarının ziyaretçileri ise genellikle çiftçilerdi. Çiftçiler rahibelerle belli bir bedel karşılığında, rahibelerin.
Günümüzde dünyanın kimi bölgelerinde tabu ve yasadışı, kimilerinde ise denetime tabi ve yasal. Peki fahişelik nasıl ortaya çıktı ve tarih boyunca nasıl bir dönüşüm yaşadı? Hangi faktörler fahişeliği kutsal bir meslek olmaktan ahlaksız bir pratiğe evriltti?
Fakat bu pratikler zamanla tapınakların doğum, doğum kontrol ve cinsellikle ilgili önemli eğitim merkezleri olmasını sağladı. Rahibeler cinsellikle ilgili uzman hemşire ve seks terapisti işlevi görüyordu. Bunun yanında hasat ve ekim zamanları, tanrıçanın bereketini kutsamak için kralların baş rahibelerle seviştiği ritüeller de düzenleniyordu. Bir anlamda örgütlenmiş cinsellik toplumsal hayatın her yerindeydi ve toplum düzenini sağlamanın faydalı bir aracıydı.
Antik dönemde fahişeliğin izine Gılgamış Destanı gibi edebi eserlerde de rastlamak mümkün. Destanda bahsi geçen harimtular hem tapınaklarda hem de sokaklarda çalışan alt-sınıf fahişelerdi. Ayrıca destanda Gılgamış'ın hasmı Enkidu'yu alt etmesinde de önemli rol oynarlar. Fakat harimtunun Enkidu'yu aşk ve bedeni hakkında eğiterek alt-etmesi, tabiri caizse, gerçekten destansıdır. Bazı tarihçiler, vahşi Enkidu'yu ehlilleştiren harimtuyu medeniyetin bir sembolü şeklinde yorumlar.
Tüm bu batıl ve mitolojik hikayesinden soyutlandığında ise, Antik Ortadoğu kültüründe fahişeliğin ve fuhuşun, toplumsal hayatta çok önemli düzen kurucu/koruyucu bir yeri olduğu söylenebilir. Babil kralı, insanlık tarihinin ilk yasa koyucusu olarak tanıdığımız Hammurabi, fahişeleri dul kadınlarla aynı toplumsal statüde sınıflandırdı.
Ortadoğu'da durum böyleyken Batı medeniyetinin beşiği Antik Yunan'da da benzer pratiklere rastlanıyordu. Herodot, Fırat ve Dicle arasındaki Cennet Evleri'ni ne kadar garipsediğini not tutmuş olsa da aynı dönemde Yunanistan'daki Afrodit tapınaklarında hieroduli adı verilen kutsal köleler bulunuyordu. Antik Yunan medeniyetinde fahişeliğin ve fuhuşun devlet tarafından örgütlenmesi ise Solon ile başladı. Atina'da fahişelerin artmasıyla şehirde düzenli bir ordu kuracak ekonomik gelir, fuhuş sektörüne -bilindiği kadarıyla- tarihte ilk kez vergi koyan Solon sayesinde sağlandı.
Uzun lafın kısası, yakın coğrafyamız antik kültüründe toplumsal hayatı ve sınıfsal ilişkileri düzenlemede fuhuşun önemli bir rolü vardı denilebilir. Peki   bizde fuhuş olayı nasıl bir seyir izliyor.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) İlahiyat Fakültesi Dekanlığı, ÇOMÜ TV ve Radyosu'nda konuk olduğu bir programdaki "1924'te Çanakkale ve Bursa'da genelev olarak, ahır olarak kullanılan camiler var" diyen Yrd. Doç. Dr. Abdullah Akın'a bir tepki de Sözcü yazarı Soner Yalçın'dan geldi. Yalçın, "Cahiller, Cumhuriyet'i 'genelev açan rejim' olarak göstermek istiyor" diyerek, "Fuhuş ve zührevi hasta¬lıklar Osmanlı'dan Cumhuriyet'e 'miras' kaldı. İlk yerleşik genelevler Osmanlı'da 1812 yılında II. Mahmut döneminde açıldı" ifadesini kullandı.
Yalçın'ın "Fuhuş mirası" başlığıyla (1 Mart 2018) yayımlanan yazısı şöyle:
İlahiyatçı Abdullah Akın diyor ki:
“1924 yılında Çanakkale ve Bursa'da genelev olarak kullanılan camiler vardı!”
Tarihe hayallerinin istediği oranında nitelik veriyor!
Üniversitelerde duygula¬rıyla hareket eden böyle ne çok cahil var artık…
Oysa. Gerçekler bakın ne diyor:
Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıktı. (Ki savaş Osmanlı için, Balkan Savaşı'yla 1912'de başladı. İzmir'e girilen 1922'de bit¬ti. 10 yıl sürdü.)
Nüfus 20 milyondan 12 milyona düştü.
Savaşlar; ve acı sonuçla¬rı toplumsal travmala¬ra yol açtı. İmparatorluk çökerken insanını da yı-kıma uğrattı. Bir millet ruhen de ölüyordu.
Sorunlar çığ gibiydi. Örneğin, 1916-1922 yılları arasında intihar vakalarında büyük artış oldu!
Sağlıksız ortamlar sonu¬cu çocuk ölümleri yüzde 90'a ulaştı. Yoksulluk nede¬niyle kadınlar -suç olmasına rağmen- bebek düşürme¬yi alışkanlık haline getirdi. Yaşam süreci 30 yaşa kadar indi…


Kumar o kadar yaygın¬laştı ki, “milli afet” sayıldı. Uyuşturucu kullanımı arttı.
Ve geçim derdi fuhuşu patlattı! Yaşam mücadelesi veren kadınlar seks işçi¬liğine yöneldi. Mütareke döneminde İstanbul'da 5 bin hayat kadını sokaklardaydı.
Evet. Savaşın yıkımı toplumsal yapıyı alt üst etti. Ekonomik yetersizlik ahlak gibi geleneksel normları yıktı. Fuhuş, fakir Müslüman kadınlara da sirayet etti. Keza…
Frengi, bel soğuklu¬ğu hızla Anadolu'nun dört yanına yayıldı.
Fuhuş ve zührevi hasta¬lıklar Osmanlı'dan Cumhuriyet'e “miras” kaldı!
II. Abdülhamit
Cahiller, Cumhuriyet'i “genelev açan rejim” olarak göstermek istiyor. Oysa…
İlk yerleşik genelevler Osmanlı'da 1812 yılında II. Mahmut döneminde açıldı.
Resmi ilk umumha¬neler ise, 1884 yılında II. Abdülhamit'in izniyle (“ker¬hane yönetmeliğiyle”) Galata ve Pera'da açıldı. Arkası geldi; ardı ardına genelevler faaliyete başladı. Anadolu'ya yayıldı…
Evet, I. Dünya Savaşı yıkı¬mı fuhuş ticaretini büyüttü. Seks geçim aracı, kadın¬lar “sermaye” oldu. Polis raporlarına göre, İstanbul'da -804'ü Müslüman- 3 bin 104 vesikalı ve binin üzerinde kaçak çalışan kadın vardı.
1915 yılında genelev sayısı 359'a ulaştı! Artık kadına “çalışma vesika¬sı” verilmeye başlandı.
Meselenin bir diğer acı yanı şuydu; denetimsizlik hat safhadaydı. Zührevi hasta¬lıklar çok arttı. Evet… Kur¬tuluş Savaşı tek cephede verilmedi…
Ankara Hükümeti, önce Anadolu ve sonra İstanbul'a hakim olmasıyla vahim bir soruna dönüşen fuhuşa karşı savaşa başladı.
Başta İstanbul olmak üzere ülkedeki genelev sayısı¬nı 110'a düşürdü. Gizli fuhuş odaklarıyla ciddi mücadeleye başlandı.
Sadece İstanbul Emraz-ı Zühreviyye Müdüriyeti'ne kayıtlı 513 hasta kadın vardı. Hemen tedavilerine başlandı.
Ama bu zorlu mücadele hiç kolay olmadı.
Şöyle…
Dinci mebuslar karşıydı
Ah bu kafalar!
TBMM'nin 30 Aralık 1920 tarihinde kısa¬ca “frengi kanunu” adıyla bilinen yasa tasarısı çıkarma¬sına kimi milletvekilleri karşı çıktı. “Kadınların muayene edilmesi bölümü tamamen çıkarılsın” istediler; Müslü¬man kadına dokunmak günahtı! Fuhuş ve zührevi hastalıkların artması umurla¬rında bile değildi.Dr. Emin (Erkul) Bey kürsüde, “Köhnemiş be¬yinler istiyor diye, halkımızın ölmesine, bir insan olarak ve bir hekim olarak seyirci kalamam” deyince meclis karıştı. Milletvekilleri; Hoca Tevfik, Şeyh Şemseddin, Yoz¬gatlı Hasan, Hoca Feh¬mi, Hacı Mustafa kürsüye yürüdü.
Yani… Yasalar bile güçlükle çıkarıldı. Fuhuşla mücadele hiç kolay olmadı.
“Cürm-i meşhudu”nda yakalanan kadınlar muayneye götürüldü. İşi bırakma¬ları için yardımlarda bulunul¬du. Sonuçta…
1925 yılı itibarıyla hayat ka¬dını sayısında azalmalar baş¬ladı. Örneğin… İstanbul'da fahişe sayısı 1926'da 869, 1927'de 793'e kadar düştü.
Ne yazık ki… Demokrat Parti iktidarı döneminde -gazino, pavyon gibi- eğlence sektörünün gelişmesiyle ge¬nelev ve hayat kadını sa¬yısı arttı. 1960'lar sonunda Amerikan askerleri için İstanbul genelevlerine beyaz badana yapıldı! 

Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu'nun araştırmasına göre…
2002'de -resmi ve gayri¬resmi- hayat kadını sayısı 25 bin idi. Ankara Ticaret Odası'nın 2004 tarihli raporuna göre, hayat kadını sayısı100 bindi.
A.Ü.Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Ayşegül Akbay'ın 2016 yılı çalışmasına göre sayı 150 bine ulaştı!
Vesika alabilmek için 40 bin kadın genelevlerin kapı¬sında bekliyordu!

  FUHUŞ MUTLAKA Kİ BİR İNSANLIK AYIBI. GÜN GELİR ORTADAN KALDIRILABİLİRMİ? SANMAM. İNSAN VE ÇIKAR OLDUĞU SÜRECE FUHUŞ AZDA OLSA OLACAKTIR.

 






Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Seferi (Nurcan Bedir Ören)
22 Ocak 2019 Salı 02:08:00
Hassas bir konuda işin sosyolojik boyutunu ele alarak, neden-sonuç ilişkisi dahilinde güzel bir çalışma yapmışsınız. Ellerinize sağlık.

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...