EĞİTİM-ÖĞRETİM ÜZERİNE BİR DENEME

Günün Yazısı
Ekleyen : Musa Serin , 07 Şubat 2019 Perşembe aaa Beğen 2
EĞİTİM ÖĞRETİM ÜZERİNE BİR DENEME
 
“Eskiden bizim hocalarımız, öğrencilere dışarıda bile yanlış şey yaptıklarında müdahale ettiklerini söylerlerdi. Böylece bir sosyal kontrol da sağlanıyordu. Bazıları öğretmeni sadece bilgi öğreten bir makine olarak görüyor. Halbuki öğretmenin örneklik, öğrencileri yanlış alışkanlıklardan uzaklaştırma ve hayata hazırlama gibi esas misyonlarıyla hatırlanması gerekiyor. Maalesef şikayet ettiklerimiz, hep vazgeçtiklerimizden kaynaklanıyor.”(Mustafa Tekin MİLAT, 30.01.2019)
Mustafa Tekin’in yazısında aldığım bu alıntı bana maziyi hatırlattı. İlkokul yıllarında öğretmenlerimiz mezra mezra, ev ev gezer bizlerin ders çalışıp çalışmadığımızı kontrol ederlerdi. Kontroller habersiz ve aniden olurdu. Habersizdim diyorum çünkü bizim hiç haberimiz olmazdı. Babamların haberi var mı bilemiyorum. Sonradan ziyaretlerine gittiğim öğretmenlerimden rahmetli Hüseyin KARAMOLA ve Allah uzun ömürler versin Sami KUYGUN öğretmenlerime de soramadım. Soramadım; çünkü edebe mugayir bir hareket olarak düşünmüşümdür bu tip hareketleri. Öğretmenlerimin bu hareketleri sayesinde önce Yüce Tanrının izni, sonra da onların emeğiyle ben de öğretmen olduğumu söylemeliyim.
Bizim köy(Adana Karaisalı DÖŞEKEVİ) altı mezradan oluşuyor. Köy okulu da Turunçlu adı verilen orta mezrada bulunuyor. Turunçlunun dışında okula uzaklık yaklaşık yarım saat ile bir saat arasında bir mesafe. Hemen her gün yağmur, çamur demeden okula giderdik. Şimdi siz düşünün öğretmenlerimiz bizleri kontrol etmek için yaya olarak mezra mezra dolaşıp kendilerine görev addettikleri vazifeyi icra ediyorlar. Bugün akliselim olarak düşündüğümde idealist geçinen bizlerin hangisi bu şartlarda bu hareketi kendisine vazife addedip yerine getirir. Ne dersiniz kaç öğretmen yapabilir bu yiğitliği söyleyebilir misiniz?
Aslında yazmak istediğim bu ve buna benzer hareketlerden aklımda kalan ve öğretmenliğimin son günlerine de denk gelen bir hadiseden bahsetmek istiyorum.
Okulumuzun en çalışkan, sözünü her zaman senet olarak kabul ettiğim, verdiği söz için “demir eğilir ama kendisinin eğilmeyeceğine inandığım” bir arkadaşım son dersin zili çalıp evlere gidilirken etrafını saran öğrencileriyle sohbet ede ede yol alırken, bir öğrencinin ulu orta arkadaşlarına küfürlü sözlerle bağırıp çağırdığını duyup, onu ikaz mahiyetinde kulağından tutup “yaptığın ayıp değil mi? diyerek kulağını kıvırması öğrencinin eve varıp ağayla ağlaya anlatması sonucu annesinin konuyu araştırmadan hemen telefona sarılıp ağız gelmeyecek laflarla bağırıp çağırması sonucu bende oluşan ruh halini anlatamam. Telefonu idarecilerden veya başka görevlilerden kimse o anda olmadıkları için bütün fırçayı ben yemiştim. Hanımefendi bütün öfkesini aldıktan sonra aklına gelmiş olacak ki, “kiminle görüşüyorum” diyebildi. Ben de Musa SERİN deyince, binbir özür faslı sonunda telefon kapandı. Bu hadiseyi arkadaşıma dahi anlatmadım ve kimse de haberdar olmadı. Bilmem ki anne gelip öğrencisinin öğretmeniyle konuştu mu bilemiyorum. Ta ki yıllar sonra öğrencimiz üniversiteyi bitirmiş, mühendis olmuştu. Bir gün, "Türkiye genelinde kamu yararına çalışan bir dernekte" karşılaştık. Ben de bu derneğin  yönetiminde olduğum için epeyce sohbet ettik ve dernekte görev almak istemesine sevindik. Öğrencimiz gittikten sonra benim hareketlerimde bir değişiklik olduğunu fark eden dernek başkanımız: “Hayırdır biraz durgunlaştın, bir şey mi var?” demesi üzerine bu hadiseyi anlatmıştım. Ondan sonrada başka kimseye anlatmadım ve isim vermeden siz okuyuculara anlatıyorum.
Eskiden çocuk okula yazılır öğretmene teslim edilirken: “Eti senin kemiği benim” denirdi. Şimdi öğrencinin kulağından tutulup hafifçe çekilmesi büyük bir hadise oluyor. “Siz benim çocuğumun kulağını nasıl çekersiniz” diye fırça atılıp, öğretmenin dövülmesine kadar giden hadiseleri de duyuyoruz. Ben şuna inanıyorum ki; hiçbir öğretmen(istisnalar çıkabilir) isteyerek öğrencisini incitecek bir söz söylemez. Sözden öte dövme gibi bir hadise de isteyerek olmaz. Olmamalıdır da. Durum bu olunca bazı münferit vakıalar büyütülüp devletin en üst makamlarına kadar şikâyet etmeleri sonucu öğretmenim moral( sevgili Nazım GÜNAY moral sözcüğüne gülme sakın) değeri sıfıra indirilmesi eğitimin kalitesinin düşmesi, kalite düşünce de öğrencisini iyi yetişmesi için milyonları gözden çıkarıp özel okul, dershane veya özel ders almak için sıkıntıya katlanılması bu ve buna benzer hadiselerin sonucunu payı vardır diye düşünüyorum.
Ne dersiniz eğitimin kalitesinin düşmesinde “öğretmenin” saygınlığını yitirmiş olmasının sebebi var mı? Yoksa öğretmenlerin de saygınlıklarını kaybetmelerine sebep olan hareketleri de var mı dersiniz. Onları da bir başka zaman düşünüp yazalım isterseniz. Konu uzamasın ki okuyucu sıkılmada bir solukta yazıyı okuyabilsin. Okuma alışkanlığımızı, güncel magazin haberleri ve siyasi haberleri dışında bir haber okuma alışkanlığı kazanamadığımızdan yazarın yazıyı okunması açısından kısa tutmasında fayda görüyorum. Mesaj kısa ve öz olunca zihinde kalıcılığı da öz ve güzel oluyor. Ne dersiniz yanılıyor muyum*
Allah’a emanet olasınız.
Musa SERİN, 30.01.2019, ERZURUM





Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...